Dök İçini Rahatla

Kendimi yaşlanmış gibi hissediyorum. Var ile yok arası bir kimse gibiyim. O kadar boşluktayım ki, sanki asla mutlu olamayacakmış gibi davranıyorum. Hayatım boyunca hep tüm sorunlarıma karşı Polyanna gibi olmaya çalıştım ama artık olmuyor… Sınav stresi, ailevi durumum, kendime çok yüklenmem beni fazlasıyla yıpratıyor. Her şeyi fazla düşünüp kurcalıyorum. Bir hata yapınca 40 kere düşünüp o hatayı kendime sanki bir leke gibi görüyorum. Hep tüm sorunları kendimle bağlıyorum. Yaşıtlarım gülüp eğlenirken ben eğlenemiyorum. Hatta iş o noktaya geldi ki, doğum günüm olmasına rağmen tam 1 saat ağladım. Her şeyin bitmesini ve hiçbir şey düşünmeden mutlu olmak istiyorum artık. Ama böyle bir şeyin mümkün olamayacağını çok iyi biliyorum.

Bunu buraya yazdım, çünkü bunları anlatabileceğim biri yok.Saçma gelebilir ama en azından içimi döksem belki rahatlarım diye düşündüm…

9 Beğeni

İnsanların bir konuda yalnız olmadığını bilmesi güzel bir şey. :blush:

1 Beğeni

Ay dolunay, aklım seninle uçuyor
parlak ışığına doğru
telepatiyle sevişiyorum ruhunla, dokunmadan çıkıyoruz baştan
zihnin kelebeklerini yakaladığında
yüzüne yazılıyor düşlerin :revolving_hearts:

3 Beğeni

Snobun biri beni engellemiş. Bir de, bunu forumda duyurma ihtiyacı hissetmiş. Birisinin beni engellemek isteyeceği, inanın aklımın ucundan bile geçmezdi. Mesajlarımın öyle engellenmek isteyecek kadar rahatsız edici olabileceği zerre kadar aklıma gelmemişti. Üstelik konuya girip bakıyormuş ama bilhassa benim mesajları görmek istemiyormuş. Bir yaşıma daha girdim!! “Ne cins tipler var şu dünyada” diye söylenip duruyorum kendi kendime…

Ben de hiç iyimser değilim Türkiye’nin geleceği konusunda. İyimser olmak çok çok zor da ondan… “Batıcılar” dediğin o kesim, eninde sonunda kaybedecek. Öyle görünüyor.

Üst katımızda yaşayan vatandaş gece gündüz oyun oynuyor ve bağıra çağıra sinkaflı küfür ediyor. O kadar bağırıyor ki sanki bizim salondan geliyor ses. Gidip uyarsam laftan anlamayacak, laftan anlayacak olsa zaten 12 dairenin olduğu apartmanda bağırarak küfretmez. Kavga çıksa al başına belayı.

Kendisi istemedikten sonra insanları değiştirmenin bir yolu yok bence.

Karşı apartmanımızdaki en üst kattaki vatandaş her gün (istisnasız her gün) halı, yolluk, yorgan silkiyor altında 5 daire var, en alt bahçe katında bahçeye çamaşır asılı oluyor ve defalarca üstlerine halı silkti. Benim gördüğüm 3 kere küfür kıyamet kavga ettiler ama umrunda değil. Halen devam ediyor.

Ben de bu ülke insanından aşırı derecede soğudum, bunlarla uğraşarak kendimizi strese sokmak dışında bir şey elde edemeyiz. Tek çare ne yapıp edip çok para kazanıp, daha kültürlü insanların yaşadığı semtlere ve sitelere taşınmak bence.

Eskiden uğraşırdım bunlarla ama artık fark ettim ki zaman çok kıymetli ve görgüsüz insanlarla uğraşıp stres olmaya değmez.

Bence siz de gündem, siyaset, çevrenizdeki insanlarla vs uğraşmak yerine kendinizi geliştirmeye çok daha fazla vakit ayırın. Bunlarla uğraşmak ömrünüzü tüketmekten başka bir işe yaramaz. Çare meslek sahibi olup ilerlemek ve yaşadığınız ortamı değiştirmek.

7 Beğeni

Son zamanlarda kendimde çok büyük bir bakış açısı yanlışlığı fark ettim. Ben kötü/faydasız gördüğüm bir bütünün ya da paketin içerisinde güzel/faydalı parçaların da var olabileceğini kavram olarak kabul ettiğimi düşünsem de pratikte bunu es geçiyormuşum.

Biraz soyut oldu muhtemelen, açayım. Mesela new age gerizekalılığı, budizm baharatlı zengin silkeleme senaryoları olarak gördüğüm sistemlerin/kişilerin sattığı nefes egzersizleri. Okey bu kişiler gerçekten şarlatan olabilirler, sattıkları şeyler de uydurma olabilir. Ama nefes egzersizleri bana fayda sağlayabilecek bir şey olabilir gayet. Hanım zorla yaptırttığında mesela, oldu da.

Ya da nerdeyse bütün örgütlü dinlerin -teşvik ettiği diyelim- “şükür etmek” olgusu. Ezelden beridir eline 2 gram güç geçen lider, sistem, her neyse artık düz insanlara “haline şükret, işçisin sen işçi kal, şimdilik sabret ölünce kralsın” diyor olabilir. Ama insanın halihazırda sahip olduğu güzel şeylerin farkında olması ve bunu takdir etmesi her türlü çok iyi ve hayat kalitesini artıran bir şey.

Tabi bunlar özetle “önyargılı olmamak” kapsamında da olabilir, ama biraz daha spesifik bir çeşit önyargıdan bahsediyorum sanırım :thinking:

Hahah hocam “dünyayı değiştirmeye kendinden başla” sözüne değişik bir bakış açısı getirmişsiniz. Ama bence daha gerçekçi ve de pragmatik bir bakış açısı.

7 Beğeni

Nefes egzersizleri hayatın her yerindedir. Uzakdoğu ve Hint spiritüelliklerinde de vardır ama sadece onların alanında olan bir şey değil. Eşim müzikle ilgilenir (şan), ben sporla (kendo ve yüzme) ve ikimize de ilk söylenen şey: Diyafram nefesi egzersizleri!

2 Beğeni

Size katılıyorum. Tavsiyeleriniz için de teşekkür ederim :pray:

1 Beğeni

Hocam birkaç sene önce bizim apartmana fiber internet geldi. Kabloyu döşeyenler dairelere giden kabloları duvarın üzerinden plastik kablo kanalıyla geçirdiler. Yani olur ya kabloyu fare falan kemirse daire sahibi hem birkaç gün internetsiz kalacak hem de can sıkıcı bir miktar tamir ücreti ödemek zorunda kalacak.

Eğer sizde de buna benzer bir sistem varsa, komşunuzun sesini kesmek veya kulağa daha hoş gelen küfür tınıları duymak isteyebilirsiniz diye gözlemlerimi paylaşmak istedim.

Ayrıca toplumsal sorunlara; cahilliğe, kabalığa, saygısızlığa vb. karşı mücadele düsturum şu şekilde: Sorunlar herkesi bir miktar rahatsız ediyor ama hiç kimse sorunu düzeltmek için aksiyon almıyorsa sorunu körükle ve büyüt ki çoğunluk veya bir güç odağı sorunu çözmek zorunda kalsın. Zira tek bir insan toplumun sorununu çözemez ama orada bir sorun olduğunu herkesin gözüne sokabilir. Zaten bir sorunu çözmenin ilk adımı o sorunun farkında olmak değil midir? Bence öyledir.

1 Beğeni

Ya, yine aynı şeyleri yazmaya geldim ama ne yapabilirim ay? Yok ki konuşabileceğim, ona diyebileceğim biri. Yani konuşuyorum da konuşuyorum. Kimseyi de beğenmiyorum. Niye beğenmiyorum? Çünkü ilk (muhtemelen de tek) arkadaşımı bu forumda tanıdım. Kendisinin kişiliğine, iyiliğine aşıktım. Ama aptalca şeyler yüzünden engelledi beni.

Her neyse ya. Demek istiyorum ki sanırım ben her yeni insanı, O’na göre yargılıyorum. O’na ne kadar benziyor vs vs. Yani insanlar ona çok benzeseler de, benzemeyip muhteşem insanlar olsalar da, sevmiyorum yine kimseyi. Sadece onu seviyorum, sadece onu istiyorum. (arkadaş sevgisi)

Bugün doğumgünü mesela onun. Kutlamak, hediye almak istiyorum ama alamıyorum ya da kutlayamıyorum çünkü ona ulaşamıyorum. Kendisi bilerek etki etmedi ama, bütün insan ilişkilerimi bozdu, kimseyele konuşamıyorum. Delirmemek için saçma sapan insanlara yazıyorum, kimseye dertlerimi ya da düşündüğüm konuları anlatamıyorum, tartışamıyorum.

Çok yoruldum onun yüzünden böyle hissetmeye, kurtulamıyorum da bu histen. O’ da bana dönmüyor, konuşmuyor benimle. Ne yapsam olmuyor, ne denesem bir şey olduğu yok.

Artık dışarıdaki insanların NPC olduğunu düşünmeye başladım.

Her neyse.

Okuyor musun bilmiyorum ama “… aka the mükemmel” seni çok seviyorum. Yaptığım salaklıklardan ötürü özür dilerim. Doğum günün kutlu olsun, yeni yaşında istediğin şeyler olur umarım. Baiii.

1 Beğeni

TATLIMI YEMİŞLER! T A T L I M I YEMİŞLER… TÜM GÜN ONU BEKLEDİM… Vurulsam daha az üzülürdüm.

4 Beğeni

Altı aydır aktif gürültü önleyici kulaklık kullanıyorum herkese şiddetle tavsiye ediyorum.Hayat kalitenizi artırıp stres seviyenizi düşürüyor.Türkiye’de inanılmaz bir gürültü kirliliği var.Akşam yada gündüz hiç fark etmiyor metalik kirli bir sese sürekli mağruz kalıyoruz.Kulaklığı takıyorum otobüste,yürüyüşte veya kafa dinlemek istediğim zamanlarda şarkı çalmadan sesi kessin diye kullanıyorum gayet faydalı.Gerçekten tavsiye ederim yaşam kalitenizi artırıyor.

5 Beğeni

Bazen aklıma müthiş parlak bir düşünce geliyor. O düşünceyi yazmak, kayıt altına almak istiyorum ama yazarken düşünce anlamını yitirip kuru söz öbeklerine dönüşüyor. O düşüncenin akla ilk geldiği anında o parlak düşünceyi anlamlı kılan, henüz yapılandırılmamış altyapı düşünceler kağıt yüzü gördüğü anda silinip gidiyor.

Temel düşünceyi anlamlı kılan altyapı düşünceleri daha iyi anlamalıyım.

1 Beğeni

Gece gece lise zamanlarıma gittim. Güreş forumlarında moderatörlük yapardım o sıralar, gecenin 3’ünde şov izleyip aynı zamanda çevirisini ve incelemesini yapardım bir taraftan. Yeni yeni anime manga içerikleri tüketmeye başlamıştım ve gerçekten obsesyondur hastalıktır carttur curttur olmadan keyif alabiliyordum. Tükettiğimiz şeylerden keyif alabiliyorduk o dönem, şimdi tık yok. Adamlara kızıyoruz ediyoruz da, içeriğin kralını üretseler artık sarmıyor, keyif alamıyoruz. İçimiz ölmüş babo ok.

Kayra’nın da dediği gibi, “Ferahlatan bi’ eylem oluyo geriye dönmek, sorgusuz sualsiz en güzeldi dinlemek.”

1 Beğeni


Sayende ben de eskiye gittim macho man ve hollywood hogan

image
scott hall

ve tabiki adamlarım Goldberg vs sting

sanat güneşi rick flayer ı da unutmamak lazım

seslendirende Balık Ayhan dı :smiley:

1 Beğeni

Çoğu zaman hayatı ciddiye almanın saçmalık olduğunu düşünüyorum, normalin de bu olması gerektiğine inanıyorum… Ama bazen her şeyi çok fazla kafaya takıyorum; bir karar almadan önce “nasıl yapsam, ne yapsam, öyle yaparsam böyle olur mu, şöyle olursa böyle olur mu?” gibi gibi sorularla kendimi boğup, olması gerekeni akışına bırakamıyorum. Genelde net bir insanımdır, bu bahsettiğim de her zaman olmuyor ama olunca da beynime kıymık gibi batıyor

1 Beğeni

Sizi sabah yoklayan kronik ağrılarınız var mı? Adını bile anmak istemediğiniz bir hastalıktan başınıza bela olmuş. Ağrı kesicilerin bile yalan olduğunu ve yalanı bünyenizin kaldırmadığını hissettiğiniz oldu mu?

Uyanınca ne için mücadele ettiğinizi, amacınızın ne olduğunu sorguluyor musunuz? Hani o amaçlarınızın bu kadar kavga gürültüye, mücadeleye değdiğini düşünüyor musunuz?

Sonra giyinip işyerine gitmek zorundasınız; çorap, kemer, saçlar. Kimsenin karakterinize giyiminizin onda biri kadar değer vermediğini hissettiniz mi?

Hepimiz yavaşlayıp kavrayamadığımız bir anın acelesindeyiz.

Kimsenin kimseye yol vermeye niyeti yok. Herkes yetişmeli bir yerlere. Trafikte yayaya yol verdiğiniz için arkanızdaki arabada korna çalıp, küfredenlerle durup kavga ettiğiniz oluyor mu?

İşyerinizde cahil/sığ insanlara maruz kalıyor musunuz mesela? Adamın tekinin bilmediği türkçeyle sinir sisteminize zımpara misali sürtündüğü oluyor mu? Cahilliğinin iştihamıyla övüne övüne konuşan birinin üstüne öğüre öğüre kusmak istediniz mi hiç?

İşe yaramayacağını, fizibilitesinin olmadığını bile bile projelere emek harcadınız mı sizde. Hiç kimsenin kullanamayacağı işlere ter döktünüz mü? Dolap beygiri gibi koşuldunuz mu hiç? Ve siz bütün bunlara koşuştururken eşinizi/dostunuzu ihmal ettiniz mi? Zamanın nasıl geçtiğini, kimleri göremeden kaybettiğinizi fark ettiniz mi?

Tüm bu saçmalığın uğradığı başınızın ağrılarına dehidrasyondandır deyip, bir bardak su içiyor musunuz siz de?

Camus misali yaşama nedenini bir bardak kahvede, akşam dinlenicek bir şarkıda mı aramalı insan?

Akşam geliyor apansız; bir nefes almalı insan, belki meditasyon yapmalı. Nefes almayı unutmamalı, çünkü ertesi rutin günün sıradanlığının acımasızlığında yeniden aynı mücadele başlayacak.

Nedenini bilmediğimiz, belki de çoktan kaybettiğimiz bir savaştayız.

Gidip bilmem kaçıncı kez The Revenant seyredeyim bu akşam da.

Ne diyordu orada?

“Nefes alabildiğin sürece savaş. Nefes al, sakın durma”

5 Beğeni

Bir süredir, bulunduğum yere çok kısa mesafede ufak ufak depremler oluyor. Adapazarı’nda yaşayan biri olarak depremlerden çok ürküyorum. Umarım daha şiddetli deprem olmaz.

Son cümlenin daha kısası vardır o da “umudunu kaybetme” dir. Tek kelime olsa adı umut olurdu.

@ivy Allah hepimizin yardımcısı olsun. Bazı şeyler elimizde iken, bazı şeyler elimizde değil maalesef. Sağlam bina yapmak elimizde ama kader diye de birşey var. Hayırlı yazılarımız olsun. Annem sık sık dua eder Tanrı ölümün bile hayırlısı versin diye. Yaş aldıkça daha çok hak veriyorum.

2 Beğeni