17 yaşımdan bu yana kronik rahatsızlıklar yakamı bırakmıyor ve her geçen gün yenisi ekleniyor. Mental, fizyolojik pek çok kronik rahatsızlığım var. Hayatım boyunca bırakamayacağım, bırakınca tüm dengemin şaştığı ilaçlar ve her 15 günde bir vurulmam gereken iğneler var ok.
İktidara geldiği gün eleştirdiği, azından çıkan ne varsa hepsini yaşadı - yaşattı. Deprem, darbe, ekonomik kriz, uyuşturucu, faili meçhuller, pkk, tarikat, savaş…
Önünde dünya kadar yaşanılmış tecrübe , teknolojik tonla imkan vardı.
Tek bir alanda dahi eleştirdiğinin bir adım ötesine geçemedi…
Selamlar. Gaziantep’ten bildiriyorum.
Gece depremle birlikte uyandım. İzmir’de depremlere alıştığım için 15-20 sn sürer geçer diye düşünerek yatakta oturarak beklemeye başladım. Fakat süre uzayıp odamdaki tv, gardrop, bilgisayar yere düşmeye başladıkça bunun alışkın olduğum depremlerden olmadığını anladım. Yatağa uzanıp sadece ölmeyi bekledim. O bitmek bilmeyen dakikalar boyunca hayatımı hayallerimi düşündüm. Deprem durunca sırt çantamı hazırlayıp aşağıya inecektim. Tabii ben hazırlanana kadar o 6 büyüklüğündeki artçıların hepsini karşıladım tekrar. Artık bitsin nolur çökecekse çöksün bina yeterki bitsin diye düşünüyordum. Çökmedi bina. Bina hasarlı olduğu için girişleri kapattılar ve o soğukta artık gidecek yerimiz yoktu.
Kabus bitti diye düşündüm ama daha yeni başladığından haberim yoktu. Öğlene kadar artçılarla sürekli sallandık. 2. Depremden sonra sıksıklar artmaya başladı. Hatta bir ara 5dk da bir sallanıyorduk. Sallanmayı o kadar kanıksadık ki herkesin gözü yukarıdaydı. Acaba sallanıyor muyuz diye avizelere bakıyorduk. Deprem olmadığı halde sallanıyor gibi hissediyoruzki bence burada insanların psikolojisini mahveden bu. Bir yerde yatmayı geçtim ufak bir otursam bile sallanıyor gibi hissediyorum. Biz çocukken 8d sinemalar vardı hani koltukları sallardı sürekli. O sallanma hissini sürekli yaşadığınızı düşünün. Berbat bir his ve asla geçmiyor. Bu satırları yazarken bile 2 kere sallandık. Hiç bitmeyecek bir kabus döngüsünün içine hapsolmuş gibiyiz. Çaresizlik… Belki bu günleri atlatacağız ama bu çaresizlik hissini hiçbir zaman atlatamayacağız ve çıkışsızlık hissini asla unutamayacağım…
Arkadaşlarımı arayıp iyi misiniz diye sormaya korkuyorum. Çünkü kendi ilimde çevre illerde hangi arkadaşımı ararsam bir kaybı var. Enkaz altında kalmış bir sevdiği var ve o enkazın başında tek kalmışlığı var. Sevdiği insanlara seslenip cevap alamayışı var. Kimse gelmiyor ne yapacağız diye sana soruşu ve ses çıkaramaman var. Ağlamak sana haram çünkü yanında harap olmuş biri var. Suskunluk terkedilmişlik ve yalnızlık var sana sadece. Kendimi kendimizi hiç bu kadar terkedilmiş hissetmemiştik galiba devlet tarafından. Halkımıza ise bir kere daha aşık oldum bu dayanışmadan dolayı. Haberlerde söylenenlerden çok daha vahim burası. Özellikle Hatay, antep ve maraşta. Sadece gaziantepteki can kaybı sayısı tvde söylenen toplam can kaybı sayısından fazladır. Umarım burada bölgede olan arkadaşların hepsi güvendedir. Bu satırları arkadaşımı beklerken içimi hislerimi dökmek için yazdım.
Hastanede nöbette depremi hissetmemle başlayan bir kabus yaşıyorum. Kendim şoku atlamamışken hem kendine hem de gelen hastaya mukayyet olmaya çalışmak, en ağır hastayı bile kendi aracıyla tam teşekküllü hastaneye yollamak çünkü 112 ye ulaşılamıyor. Üstüne nöbetten çıkıp dinlenme zamanında güvenli düşündüğün evin neredeyse başıma geçmesi. Kedilerimi kaybettim sanmam, ve şimdi az benzinle 2 kedi 3 insan bir arabada yaşam mücadelesi vermek. Belki bir daha asla evime giremeyeceğim. Burada gururla paylaştığım kitaplarım yok olacak. Ama yinede minnettar olmak, hayatta olduğumuz için. Yarın hastaneye geri dönmem gerekiyor ama hastaneye giremiyoruz çünkü ciddi hasar almış hastane bahçesinde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama hastaneye nasıl ulaşacağımı bile bilmiyorum. Arkadaşlarımı bırakmak istemiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum
Allah yardımcınız olsun. Umutlarımız, dualarımız sizlerle…
Amin, dualarınız için teşekkür ederim herkes adına
Zor günlerden geçiyoruz. Bunu kilometrelerce öteden rahatça söylediğimi düşünebilirsiniz ama elimizden bir şey gelmiyor. Sadece orada mağdur olan kişiler için sizler için dua ediyoruz. Allah kolaylık versin…
Aynı duygularla size de geçmiş olsun diyorum.
Teşekkür ediyorum size
Ortada çok büyük bir bilgi ve haber kirliliği var yine. İnsanlar kendileri bizzat şahit olmadığı yada akla bilme yatkın olmayan şeylere hep şüpheyle yaklaşmalı.
Bu gibi büyük olaylarda uğraşması en zor şey bu haberlerden hangisinin gerçek ve doğru olduğunu tespit etmek.
Arkadaşlar,Adanayım herkese geçmis olsun iki depremede evde yakalandım. Adana’da ençok çukurova bölgesini etkilemiş T.Özal S.Demirel bulvarları çevresi .Eğer aşağı tarafta olsaydı Adana için büyük bir yıkim olurdu.Etratimizdaki binaların yarısı kullanılamaz hale gelmiş.Çok zor durum …Arkadaşlarım Hatay,Maraş,Antep ve Osmaniye tarafında oturan okuyan akraba çoktu. Yakın çevreme bir şey olmasada malesef onların yakınları enkaz altinda kaldı. İlk gunden haberleri almıştım haberler maalesef boş yapıyordu o zaman durum çok kötüydü ilk günden. Normalde böyle şeyleri haberden görürdüm sıcak evimden izlerdim başına gelince anlıyor insan.Adana soğuk diger illeri düşünemiyorum donuyordur.iki depremde çok fenaydı ilk deprem resmen sallamadı hoplattı hani ipe kuvvet uygunlarınsında dalga hareket eder öyleydi. Yataktan hoplattı. Umarım her şey iyi olur yakınlarını kaybeden forumdaşların başı sağolsun .
Hafta başından beri içimde tutuyorum ama artık şiştim. Ara ara gelen ağlama krizleri.
Yediğimden, içtiğimden, evimin huzurundan utanma duygusu.
Ama hepsinden daha beteri…
35 neredeyse 36 yaşındayım 1.90’a 130 goril kasa bir insan irisiyim. Hayatım boyunca örümcek hariç neredeyse hiç bir şeyden korkmadım.
Mesela geçen hafta ailemle kar yağışından dolayı dağda mahsur kaldım ama korkmadım, bir şekilde kurtulduk hatta daha sonra çok güldük.
Gece mezarlıklarda çoook dolaşmışımdır.
Bunlar sadece ufak tefek olanlar, çıtır çerezler.
Bu depremden sonra ise gerçekten korkar oldum, hemde çok korkuyorum.
Tabiri caiz mi bilmem ama it gibi korkuyorum.
Çünkü bu depremde gördüğüm şeyler bir baba olarak çok canımı yaktı, iliklerimi bırakın ruhumun derinliklerine işledi.
Sadece canımı yakmakla kalmadı kalbime deli gibi bir korku saldı.
Kendime, bana bir şey olmasından korkum yok evladım için korkuyorum.
Terk edilmekten korkuyorum çünkü bu üç günde öyle terk edilmişlikler gördüm ve duydum ki artık it gibi korkuyorum.
@Korgi, bunda tuhaf bir şey yok. deprem görmüş herkes seni az çok anladı ve daha önce benzer durumları yaşadı. Ben de deprem gördüm, çocuktum ama gördüm. Babamın evi iş yeri hep yıkıldı, sonrası ise yoksulluk. Asla eskisi gibi toparlanamadık.
Çocukken gece sıcrayarak uyanırdık. Yetişkin olduğumda en ufak sarsıntıda uzun süre tedirgin tedirgin saatlerce tavana bakar olduk. Bıraksalar ilk be gidecektim afet bölgesine. Şu an samsundayım, depremde burası da sallandı hafifce. Ama bala avizelere bakıyorum.
İnsanın içine yerleşen bir korku bu. tabiat karşısındaki acizliğimizi görüyoruz, zamanla unutsak da en ufak bir sarsıntıda geri geliyor.
Çok teşekkür ederim ama benim anlatmak istediğim korku deprem korkusu değil işte.
İzmirliyim kendimi bildim bileli çok yıkıcı olmasa da hep deprem olurdu.
En son depremde morgda çalıştım. O çalışma beni biraz sarsmıştı ama dedim ya bu sefer başka. Bu terk edilmişlik hissinin verdiği, insanlara yardım gidemeyişinin korkusu. , insanların bütünleşmesine karşı çok büyük bir mutluluk ve umut var içimde ama insan bazen umutsuzluğa kapılıyor işte.
Çok fazla empati yapıyorum, orada olan insanların yerine kendimi koyup çok düşünüyorum ama ne yapabilirim ki?
Bu belki bir gün aciz kalmanın, bir şeyler yapmamanın korkusu galiba.
Tabiat karşısında ki acizliğimizi unutur ve kendimizi üstün görürsek zaten kendisi bize bir şekilde hatırlatıyor, bizim yapmamız gereken onunla uyum içinde olmak. Tabi bu coğrafya için biraz ütopik bir şey sanırım.
İçimizi döktük ağlaştık bitti hadi içimizi karartmayalım. Daha ayağa kaldıracağımız insanlarımız ve ülkemiz var.
Her şey daha güzel olacak.
Size bir sır vereyim mi? Babalar kokusuzdur ve hiç bir şeyden kokmazlar. (Örümcekler hariç.) ![]()
Ben 96’da doğdum, Marmara depremi henüz olmamışken. Ben 5 yaşında Türkiye gelmeme rağmen babam deprem sonrası; insanlar için endişe edişini, sahada oluşunu, çaresizliği anlatırdı bana.O küçük yaşıma rağmen hatırlarım. İnsanlara yardım etmekle doldum taştım. Büyüdüm bir şekilde, hastanede bir sürü acılar gördüm bazen yardım edemedim, bazen çok dua aldım yaşama dönenler oldu çünkü. Mutlu olduğum da oldu. Ama ben hayatımda bu hafta kadar hiç üzülmedim. Çaresiz kaldım, uyuyamadım düşündüm. Gidemedim de sahaya elimde ciddi bir kırık var, gönlümü bıraktım ama. Gerçekten dedim gelemez miyim, aklım gönlüm orada dedim. Gidemedim. Biriyle iletişime geçebildim, kanser hastası bir anneymiş şu an kemoterapi alıyormuş ama henüz çok genç. Sevki için uğraştım durdum. Şimdi gerçekten iyi, buruk bir şekilde mutlu oldum.
Evime gidemedim ben, oturdum fayansa hastanede bekledim. Nasıl gideyim ki ben evime.
Her sabah soğuk diye söylendiğim için kızdım kendime, sürekli kızdım. Bu soğuk kış zamanlarında zor durumda olan her ailenin, her insanın ellerini tutmak istedim ben. Oraya gidip yardım etmek, iyileştirmek istedim. Ama elimden gelen ilaç, battaniye ve başka yardımlardan başka bir şey değil.
Kalbim kırık, öfkeliyim, kızgınım en çok da üzgünüm.
Keşke hepsine yetebilseydim.
Olayın diğer boyutu beni daha çok öfkelendiriyor. İçimdeki kin, nefretin nasıl bir boyuta ulaştığını bile hesaplayamıyorum ama şu an biraz umutlu olmayı istiyorum iyileşenler veya saatlerdir direnen depremzedeler için. Onların hepsi canımızdan can.
Gördüğüm her şey zihnimde benim. Ölsem de unutmam.
Tekrar hepimize geçmiş olsun. Çok üzgünüm.
İnanilmaz bir organizasyon sorunu var. Yani bu her alanda var maalesef. Bilet alacaksin alamiyorsun. Alsan almanin anlami yok. Belediyeyi ariyorsun depremzedeler icin barinak vs. icin kaymakamlik ara diyor. Orayi ariyorsun bizle ne alaka diyor. Geri donuyorsun belediyeye bize kesin talimat var kaymakamlik bakacak diyor. Bolgeden jandarma kaydiyla cikmasi lazim diyor. Ya da burada polise kayit diyor. Orayj ariyorsun polisin hicbir seyden haberi yok ama iclerinde tek yardimci olmaya calisan da polis. Butun bilgilerimi alip her bilgi geldiginde alip ariyor. İnsan insansa kendisini belli ediyor. Oteller ayarlandi diyorlar, ariyorsun otel diyor 1 gun ancak listeye not ediyoruz filan.
Mikro bir gurup olarak cok kisiye yardim ettik. Su uzak mesafeden yani nasil oluyor koca koca kurumlar bön bön davranabiliyor. İsbilmeyen insanlar bir yere gelince boyle oluyor. İnanilmaz bir isbilmezlik var. Dorr gundur inanin 5 saat uyudum her an birisine ulasirim faydam dokunur, iletişim kurabilirim diye cirpiniyoruz. Parmaklarim uyustu artık yazmakta gucluk cekiyorum. Dua ediyorum, iyi haber bekliyorum ama anlamsiz anlamsiz akil mantik disi kurumlar yuzunden bir arpa boyu yol almak icin 6 saat telefonda gecirmek zorunda kaliyorsun. Sonra bu bön insanlar gelip evime yardim kolisi getirip reklam konusu edecek şoktaki insanlari filan. Bakin hâlâ malatyadan izmire ulasim saglayamadim 4 gun oldu! Adanaya kadar kendi imaknlariyla ulastilar. Perisan oldular.
Havalimanina gidiyorlar ne bir liste tutan var ne bir sey. Millet kavga dovus gırtlak gırtlaga. Bir yandan yagma var. Polisler bir yandan itiiriyor. Ucak mucak yok. Bedava ucak varmis paralisi bile ortada yok. Bedava otobus varmis. Varmis da varmis.
Beynim arrik hamur gibi. Yardim topluyorum. İmkani var biliyorum. Depremzedesi yok, evinde ah ah vah vah ediyor da 5 lira bile vermek istemiyor. Lafa gelince ah ah cok uzuluyorum. Bu kaos bitince tum bu faydasiz insanliktan nasibjni almamis herkesi silecegim hayatimdan. En zor gunde faydası olmayanın hayatimda yer kaplamasina gerek yok. Ya biz burada depremzedesi olanlar olarak bile birbirimize hee seyi yapiyoruz. Hangimiz oncelikliyse oraya kosuyoruz. Ben anlamiyorum
Cok doluyum arkadaslae.
Kurtarma çalışmalarında rezillik diz boyu, az önce Mehmet Akif Ersoy’un haberine denk geldim. Şöyle ki;
Ya bu nasıl bir ahlaksızlıktır. İnsanlar donarak, yanarak, tonlarca ağırlığın altında kalarak can verirken siz nasıl reklam peşine düşebilirsiniz! Belanızı bulun, kahrolun.
Endişelendiğim insanlar iyi, hiç düşünmediğim bir kişi ölmüş.
![]()
Yazmayayım yazmayayım insanların dertleri zaten kendi başından aşkın diyorum ama yok tutamıyorum artık içimdekini çok doldum. Öğrenciyim kaç gündür elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum maddi manevi olarak. Montlarım ceketlerim vardı fazladan gönderdim hepsini. Bugün ilk defa kan vermeye gittim normalde iğne de beni rahatsız eder bir tüp kan verirken bile o tarafa bakamam çok rahatsız olurum ama gittim bir torba kan verdim. Sonrasında kötü oldum biraz yarım saat kadar orada bekletildim o an bile şunu düşündüm insanlar canlarıyla uğraşıyor benim burada bekleyip görevlileri yavaşlatmaya ne hakkım var… Yemek yerken, uyurken, ısınırken hatta dışarı çıktığımda üzerime aldığım atkı ve mont bile beni kendimden tiksindiriyor. Oraya yardıma gitmek istiyorum ama gidip insanları yavaşlatmayı göze alamıyorum. Ben kimya okuyorum hocamla, arkadaşlarımla vs. konuştuk bölgeye yollamak için hijyen malzemesi olarak sıvı sabun gibi şeyler yapabilir miyiz diye bakıyoruz. Elimden en fazla bunlar geliyor.
En çok koyan bu değil ama. Şu an bana en çok koyan o yıkılan binaları yapan iş bilmez mütahitler, bunları denetlemeyen devlet, depremi bas bas bağıran bilim insanlarının dinlenmeyişi, şu an reklam para pul peşinde koşan adi insanlar hepsinden nefret ediyorum. Omuzlarında nasıl bir yük taşıdığının farkında olmayan herkesten nefret ediyorum. Şu zor günlerde kendi çıkarı için, üç kuruş için yardım etmeyen herkesten nefret ediyorum. Yolda sokakta gördüğüm gülebilen herkesten nefret ediyorum tiksiniyorum. En çok da kendimden nefret ediyorum ama bu satırları yazabildiğim için…