Dök İçini Rahatla

Türkiye kadar saçma bir ülke yok.
Doğru diyorsun en büyük işveren Devlet… Her şey acayip…
Sol partiler var ama en büyük destekçisi köylü veya işçi değil, baya baya orta kesim beyaz yaka.

Sorsan hepsi Sosyalizme karşı, şuan Türkiye’nin Stalin dönemi rüyasından farkı yok. Kayyum, komiser, tek parti vs…

Hastane ücretli olsun, camilere ödenek olmasın, devlet yardımı olmasın, millet bahçesi, devlet yurdu, belediye tesisi olmasın desen linç yersin ama azından sosyal kelimesi çıksa teröristsin.

Abd en kapitalisttir derler sen 4 kere motorlu tasit vergisi odersin.

Serbest piyasa derler soğan depon basilir.
Tarim cennetiyken savastaki suriyeden ukraynadan patates alirsin.

En cok iman , orta dogunun en musluman ulkesi derler, bir tane sarhosu alkoligini goremezsin sarkintiligi tecavuzu imanlisi yapar. cocuklar kucaktan kucaga gezer bir bakarsin tarikat cemaat.

Dogunun ve batinin ne kadar kotu yani varsa alanbir yer burasi.

6 Beğeni

Yani konuşmayayım diyorum, dayanamıyorum. E, Erce sen niye şu anki Türkiye’ye karşısın o zaman? Geçmişte kaç kere sosyalist olduğunu söyledin, “Sosyalist adama da serbest ekonomiyi savunduruyorsunuz,” dedin. Al işte Türkiye’de olabilecek sosyalizm bu, neden mutlu değilsin?

Doğru, kapitalist ülkede bu kadar vergi olmaz. Sosyalist ülkede bu kadar vergi olur. Daha doğrusu sola kaydıkça vergiler artar.

Bugün AKP gitsin yerine X bir solcu veya sosyalist parti gelsin o da aynı veya daha fazla vergi alacak. O da kayyum, komiser, tek parti yapacak.
Ülke insanını ikiyüzlü olmakla suçluyorsun ama dön sen de bir günah çıkar, kendinle yüzleş. Neye karşısın, neyi savunuyorsun? Tek partiye karşısın ve sosyalizmi mi savunuyorsun? Yoksa bunları yapan insanların kimliği, neci veya kimlerden olduğu mu önemli senin için?

Dipnot: Tarım cenneti falan da değiliz. Dağlık, yarı çöl bir ülkeyiz biz, tarım cenneti de nereden çıktı? Uydurma, ezber laflar bunlar. Ukrayna, Polonya, Fransa gibi dümdüz ve sulak ovaların olduğu ülkeler tarım cenneti.

7 Beğeni

Nefis,gayet yerinde bir soru ve eleştiri abi teşekkür ederim. Sana saygımdan cevap vermek için pc ye geçtim. Umarım kendimi net anlatabilirim.

Konulara direk cevap yazınca bazı şeyler gözden kaçıyor farkındayım.
Ben her şeyden evvel sistem ve kurallar adamıyım. Bir şey bana uymak , etik olmak zorunda değil, ancak o şey uygulamadaysa kuralı neyse o şekilde olmalı. En dayanamadığım şey sistemi kendine göre işletmek. Bırakalım sosyalizmi kapitalizmi. Misal ben şeriata karşıyım. Ama şeriatla mı yönetileceğiz, kabul, o zaman hırsız bakanın oğlu bile olsa eli kesilecek. İşine geldi mi o işine gelmedi mi bu yok. İçinde bulunduğum sistemin kuralları uygulansın isterim.

Türkiye’de ise bir sistem yok. Her sistemin en kötü yanı ve azınlık bir grubun çıkarına yönelik işletilmesi var. Eleştirileceksem de korkmuyorum ama halkında bu konuda ciddi ciddi iki yüzlü ve cahil olduğunu düşünüyorum. Kendisi kuru ekmek yiyip Allaha şükür deyip, yöneticisi etli ıstakozlu sofralar kurdurunca ama o hak ediyor diyorsa bunu doğru ve dürüst bulmuyorum. En çok da iş yerimde ve çevremde bunu yaşıyorum. Dindar, alkole karşı oğlum içmeyin şunu diyen adam çatır çatır çalıyor abi.

Stalin bir diktatör ve faşist bir sovyetler birliği yönetti. Ben hem faşizme karşıyım hem de o zamanki gibi devlet egemen bir sömürü modeline karşıyım. Bu şey Sosyalizm bile olsa kusurlu bir modeldi. Bu yazıdaki vurgum bunaydı. Ama daha açık söylemek gerekirse babası milliyetçi olup “koministler moskovaya” diye bağıran, solu bir düşman gören kitle bugün ekmek, süt, sağlık, eğitim, her şey devletten gelsin diyor. Bu ikiyüzlü bulduğum şey. Ben kendim liberal sitemi savunmuyorum ama o sistemin uygulanışında yapılan bir hamleyi savunurken bunu iki yüzlülük görmüyorum. Kayyuma, komisere, akılcı olmayan, çoğulcu olmayan yönetime bunu kim yaparsa yapsın isim ve sistemden bağımsız adaletsizliğe karşıyım.

Türkiye’de uygulanabilecek sosyalizmin de liberalizmin de maalesef bu olduğuna inanmıyorum. İnançtan öte Yerel Yönetimler üzerine yüksek lisans yapan biri olarak farklı modellerini de gördüm. 20 den fazla ülkeyi turist olarak, ABD yi de bir süre yaşayarak tecrübe ettim. Sosyalist Brezilya yada Liberal bir Güney Kore (hatta başkanlık sitemi) örneği de önümüzde var. Bunlar bize uzak değil. Finlandiya, İsveç, Norveç modelleri var. Almanya var… Haklısın bunlarda vergi tavan. Bizde de öyle olsun. Ama misal bunlardan hangisinde deprem için vergi alınınca Somali’ye yardım gönderiliyor. Hangisinde devlet dini kurumları vatandaştan aldığı vergiyle bizim gibi finanse ediyor. Bunlara karşıyım. Benden o vergiyi alsın ama ulaşım ücretsiz olsun, et-süt-yumurta-yakıt temel ihtiyaç olsun. Eğitim sadece parasız değil - kaliteli ve parasız olsun. O Stalin diktatörlüğü bile dünyanın en iyi sporcularını çıkardı. Bizde tek bir ailenin hem hakem-hem sporcu-hem federasyon başkanı olduğu dövüş sanatları sporu var.
Bunlara karşıyım. Sosyal düşüncem bunlar. Uçabilsem… Devlet 100 temel eseri her çocuğun evine en iyi çeviri ile set halinde yollasın isterim. İyidir sosyalist hayaller… Ama uçmasam bile Türkiye’de uygulanabilecek sosyalizm bu değildi Hala değil. Devlet Suriyeli yerine kendi vatandaşına ücretsiz bakabilir en basiti. Toki vatandaşa çalışabilir, stad yapmak yerine… Atanamayan öğretmene maaş verilir, diyanete bu kadar para basmazsan… Dahası bu tip işler her şeye rağmen bu ülkede sadece kanunlar ve anayasa ile sağlanabilir. Yeter ki halk bunun bilincinde olsun.

Türkiye’nin tarım konusunu tartışmaktan ziyade, Hollanda kadar Konya’nın şimdiki halini kabul etmiyorum. Patatesi , soğanı, domatesi bu halde yemeyi ve bu fiyatları kabullenemiyorum. Tarım cenneti olmasa bile bu ülkede yol kenara fırlatsan soğan yetişir.
Ben çocukken bir grup elit tarafından sucuk fakir yemeği idi. Kokardı. Sucuk kokmak kötü bir şeydi. Tavuktan mangal filan olmazdı. Şimdi sucuğu geçtim, yol kenarında kiloyla kanat yapan mangalcı dayılar bile kalmadı. Abi hormon basılmış şişkin tavuk da mı yetiştirilip fiyatlar düşürülemez? Türkiye ister liberal ister sosyalist olsun her modelde kendine yetecek eti üretebilirken Urugay’dan et alacak duruma geldik. Senin çocukluğunda benden farklı değildir.

Umarım görüşümü anlatabilmişimdir.

4 Beğeni

Seni çok iyi anlıyorum ve bu noktada canıgönülden katılıyorum. Ancak insanoğlu çiğ süt emmiş derler ya… Hakkıyla, adaletiyle, teoride istenen amaçları doğrultusunda uygulanan herhangi bir sistem olduğunu düşünmüyorum. Bir algoritma yazabiliyoruz ama bilgisayarların ve yapay zekânın aksine bir algoritmayı sınırlarının dışına çıkmadan uygulayamıyoruz. Sosyalizm, liberalizm, şeriat, sosyal demokrasi, welfare state… Hepsi için geçerli bu. Hepsini uygulayan ülkelerde sıkıntılar var. İşine geldiği gibi yontma, yozlaşma, kuralsızlık var. Kimisinde az, kimisinde çok. Bizdekinde çok ve maalesef tarih boyunca böyleydi. Değil Cumhuriyet ve Osmanlı, Bizans zamanında bile böyleydi. Her türlü sistem daima azınlık bir grubun yararına işletildi.

Haklısın ama bak şimdi can sıkıcı bir soru soracağım: Atatürk’ü ve tek parti dönemini savunup şimdiki tek particiliğe karşı çıkmak ikiyüzlülük değil mi? “Zamanın şartları öyleydi” savunmasını yapacaksan baştan söyleyeyim: Bu savunma, Atatürk’ün ve yönetiminin şu anki zamanımıza uygun olmadığını, Atatürkçülük’ün de geçmişteki monarşistlik, vs. gibi atıl bir ideoloji olduğunu itiraf eder.

Müreffeh devletlerle aramızdaki en büyük fark şu: Hesap verebilirlik. Norveç’te, Japonya’da veya Almanya’da bir devlet görevlisi rüşvet yerse işi biter. Adaletsizlik yaptığı halde görevine devam etmeye çalışırsa onu o görevde tutanlarla birlikte yerin dibine gömülür. Peki bizde neden böyle bir şey olmuyor? Çünkü bizde hâlâ klancılık, aşiretçilik, kabilecilik var. Bu maalesef sol için de sağ için de geçerli. Kimlerdensin? Kimin tarafındasın? Kimse adaletin tarafında değil, herkes kendisi ve kendi gibiler yolunu bulsun istiyor. Bak mesela mevcut İBB başkanı baştan aşağıya liberal bir adamdır. Ankara’daki mevkidaşı ülkücü. Neden savunuluyor? Çünkü “bizim adamımız”. “Biz yolumuzu buluyoruz.” Başkası ötekini neden savunuyor? Çünkü o da onların adamı, onlar yolunu buluyor.
Geçmişte devlet zulmü görmeyen var mı? Müslümanlar, Aleviler, gayrimüslimler, liberaller, sosyalistler, homoseksüeller, Kürtler, köylüler, şehirliler hepsi bir yerde, bir şekilde zulüm gördü. Herkesin derdi de devletin o sopasını bir şekilde ele geçirmek. Başkasının eline bırakmamak. Kimse de şu sopanın ucunu kıralım, yetkisi, gücü azalsın demiyor. O sopa bende olsa kimseye zulmetmem diyen de yalan söylüyor.

Diyanete gelince… Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurucusu Atatürk’tür. Türkiye’de dini kontrol etmek amacıyla kurulmuştur. 90’larda sağ partiler DİB’in lağvedilmesini savunmuştur ama onlar da iktidara gelince hemen vazgeçtiler. Çünkü kim elindeki gücü gönüllü bir şekilde bırakır? Ben ilkesel olarak, laik bir ülkede devletin herhangi bir kurumunun din işleriyle ilgilenmesine karşıyım ama Türkiye’de DİB’in kaldırılmasının ve camilere, cemaatlere, kuran kurslarına tam özerklik verilmesinin nasıl sonuçları olur tahmin edemiyorum. Ve evet, laik bir ülkede insanlar ister en yobaz şeylere inanır, ister çubuk krakere tapar, devlet buna karışamaz. Bu insanların örgütlenip kendi topluluklarını, derneklerini vs. kurması dahil.

6 Beğeni

Biraz düşündüm de aslında bu noktada hiç canıgönülden katılmıyormuşum, onu fark ettim. :smiley: Kusuruma bakma. Bir şey uygulamadaysa kuralı neyse ona göre uygulanması çok büyük problemler açabilir. Mesela Türkiye’nin vergi politikasını düşünelim. Türkiye’nin vergi politikasını harfiyen kuralına göre uygularsak ve kimseye göz açtırmazsak Türkiye’de vergi toplayabileceğimiz ne bir şirket, ne bir holding ne de bir insan kalır. Komple batarız.
Türkiye’den çıkan ve adını tıp tarihine yazdıran Gazi Yaşargil mesela hayatının 40 yılını Türk değil, İsviçre vatandaşı olarak geçirmiştir. Neden biliyor musun? Atıl ve eski bir kanun neyse ona göre uygulandığı için. İsviçre’de beyin cerrahisi uzmanlığını tamamladıktan sonra Gazi Yaşargil’i askerlik görevi için vatana çağırmışlar. Normalde üniversite mezunu olduğu için bir yıl yedek subaylık yapması gerekiyor ama İsviçreli bir kadınla evli olduğu için subay olmasına izin verilmiyor. Casusluk riski var deniyor. Geleceksin, üç yıl boyunca er olarak askerlik yaparak bu vatana hizmet edeceksin deniyor. Gazi Yaşargil bunu kabul etmeyince de vatandaşlıktan çıkarılıyor. Ta ki 90’larda mı ne, Özal araya giriyor da vatandaşlığı geri veriliyor.

3 Beğeni

Yine haklısın ama sen böyle yazınca bir yerlerde gerçekten ifadem hatalımı diye düşünüyorum. O görüşümü de yazıyım.
Tamamen benim düşüncelerimdir:
Diktatörlük; padişahlık, kral yada başkan gibi bir pozisyon. Atatürk benim görüşüme göre diktatördü. Ancak bir ülkenin başına gelebilecek en iyi diktatördü. Öyle ki kendisi bizzat bu rolü bırakacak sistemin yolunu açmıştır. Üstelik tek adama rağmen bazı konularda ortak akıl uygulamaları var. Köy Enstitüleri konusunu mesela ortaya atmış ama bu yapının oluşumunda yönetiminde karışmıyor kimseye. İki parti olsun diye ciddi ciddi denemeleri var bu yadırganamaz. Çok partili bir yapıyı düşünüyor. Bu Stalin ile aynı bakış değil. (Birde ben tek partiyi, yapısal olarak bu iyidir sistem böyle gitsin diye savunmadım hiç. Sıfır partili bir meclis veya çok partili bir yapı bana daha çok hitap eder. Ayrıca bana göre yerel yönetim modeli tamamen partisiz olmalıdır. Liberal örneği ABD. Sosyalist örnek pek var diyemem)

Dahası Atatürk “Eğer bir gün, benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin.” diyor. Ben bundan şunu anlarım. Ben Cumhuriyeti kurdum ama velev ki yarın bir gün X bulundu bu X Cumhuriyetten, ne biliyim belki Laiklikten öte bir şey ona geçin.

Zamanında şartlar öyleydi ben zaten diyemem. Asıl bunu dersem sosyalist fikirlerim çöpe gider. Çünkü zamanında sosyalizm görece başarılı haliyle var. Lenin var. Troçki var. Fikirsel çatışmalar var. Tam kuzeyinde, sana savaşta yardım eden bir Rusya var. Misal Atatürk benimsememiş sosyalizmi. Kendi döneminde liberal uygulamaların önünü açmaya başlamış. Muhtemelen Marks’ı biliyor. Lan bu devrim niye İngiltere’de olmadı da Rusya’da oldu diye alt metini sorgulamış. Bizde solcuların yarısı bu öngörünün odağını bile bilmez mesela. O yüzden çarpık sol ve haklısın bir bakıma ülkeyi devralsa aynı şey olacak.

Yeri gelmişken her dediğine tek tek girmiyorum, uzun yazılar sıkıcı olabiliyor ama İmamoğluna’da değiniyim. Bana göre kendisi sosyal-demokrat bir Erdoğan’dır. Onun içki içen, daha elit, ne biliyim giyinmesini bilen bir halidir.

Şu utancı içimde yaşarım ülkemin koşulları gereği daha kötü ilerlemesin diye kötü olana oy verdim ve destekledim. İşçi partisinin, TKP nin parti programlarını okumadan meydanlarda sosyalist aşkı yaşamadım. TİP i desteklerken, programlarında yer alan başta Ermeni konusu olmak üzere karşıyım.

Benim bir sistemi benimsemem salt onu savunmam anlamına gelmiyor. Bana göre doğruda değil, değişim ve gelişim için sorgulanmalı. Ama ben bizim gibi ülkeler için Sosyalist, mümkünse biraz tepeden gelme ama faşist olmayan bir yapıyı daha uygun buluyorum. Bu yapı da anayasal bir düzen korumasında olmalı. Bu yapının ana amacı temel ihtiyaçlardan ziyade mülkiyete sahip, haklarını bilen,sorgulayan, gelişime açık, eğitimli bir sınıf yaratmak olmalı.

Kusuruma bakma. Bir şey uygulamadaysa kuralı neyse ona göre uygulanması çok büyük problemler açabilir dediğin kısım da bu noktada cevap buluyor. Bu yapılar her zaman sorgulanabilir , geliştirilebilir olmalı. Kanunda ismi Ever olanı asın derse bu böyle diye Everi asın diyemem. Bunu savunamam. Bu düzeltilmeli. Ama sen beni anladın. Eğer sen Ever olarak asılacaksan o zaman tüm Everler asılacak kardeşim. Bu başka birşey.

2 Beğeni

Yaşadığım yerde yıkılan bir okulun bahçesinde bulunan bir yazıyı sizinle paylaşayım istedim. Bilmem söze ve verilen mesaja katılır mısınız?

Atatürk, bu sözü ne zaman ve hangi şartlarda söylemiş bilmiyorum ama bir okul bahçesinde olduğuna göre sağlam bir kaynağı olmasaydı dikmezlerdi diye düşünüyorum.

5 Beğeni

Arapça tabelalardan sonra gıda vb ürünlerin üzerinde Arapça yazılar yazılması bir tek beni mi rahatsız ediyor? Üstelik bunu yerli markaların yapması :scream: :scream:

Bu ürün Suriyede, ırakta satılmıyor. Bu ülkenin en çok satış yapan mağazalarında satılıyor. X’te vb sosyal medyada kuruma ilettim ama daha ciddi bir adım atılmalı.

6 Beğeni

Muhtemelen Arap ülkelerine ihraç edilen ürünlerdendir. Arapçaya özgü bir durum değil, Türkiye de üretilen başka ürünlerde de İngilizce, Rusça hatta çoğu Avrupa dili vs olanlarla karşılaşabilirsiniz.

2 Beğeni

Ülke içinde bir mağazada satılmamalı o zaman. Ayrıca arapların ağırlıklı gittiği Bim gibi mağazalarda satılıyor bu ürün.

1 Beğeni

Aslında yeni bir durum değil. Muhtemelen bu iki dilli ambalajlar (yani üretilen ülkenin dili, satış yapılan ülkenin dili) Türkiye’ye özgü bir durum olduğunu da zannetmiyorum.

Birden fazla nedenle olabiliyor, ihraç fazlası olabilir, ambalaj fazla basılmıştır, fabrikada bant değiştirmek yerine aynı bant ile devam etmek avantajlı gelmiştir vs vs.

Özellikle BİM , A101 gibi mağazalarda bu tarz ihraç fazlası ürünler çok görülebilir. Yine örneğin Milka gibi yabancı markalarda da eğer ithal ise iki dilden Türkçe olanı yeni ambalaj yapmak yerine ambalaja etiket olarak yapıştırılır.

Sadece gıda gibi ürünlerde değil, birçok üründe var iki ve daha fazla dil olayı. Örneğin Türkiye de üretilen elektronik, beyaz eşya vs satın aldığınızda kullanım kılavuzlarına bakarsanız 4-5 dil görebilirsiniz.

2 Beğeni

Can yayınları kapaklarına hiç o yönden bakmamıştım. Ama Yerdeniz büyücüsüne Harry Potter kadar önem verilmemesi gerçekten çok üzücü .

3 Beğeni

Vay babom…
Hele gardaş sen elemanın teee 2019 da yaptığı, konu başlığında 12. olan mesaja şimdi cevap verdiysen vallaha biz yanmışık :laughing: :face_with_head_bandage: :face_with_peeking_eye:

5 Beğeni

Ben, internet ortamında eskiyle yeninin eşit derecede ulaşılabilir olmasını faydalı buluyorum. Hatta zaman zaman eski yazdıklarımı okuyup kendi değişimimi de gözlemliyorum.

Yani, eski iç dökmelerin de yenileri kadar değerli olduğunu düşünüyorum.

3 Beğeni

Şu bir gerçek ki ne kadar da iş yerinde rahat olduğunu düşünsen kitap kendi mekânının/evinin dışında okunamıyor ya da istediğin gibi olamıyor. Hâlâ aynı sıkıntıları yaşıyor musun bilmem ama kitap okuyabilmek ‘zaman ayırma’ işi. Bir de maalesef kamu kurumlarındaki üstadlar yok mu o üstadlar… keşke adil olabilseler…

4 Beğeni

Ayni sıkıntılardan fazlasını yaşıyorum. Son olarak secim öncesi kurum hatırı sayılır bicimde 2 yıllık fakülte mezunu atandı. Kurumun bütün çalışan sayisinin 1/4 u kadar…
Ellerinden gelse lise mezunu atayacaklar ama KPSS şartı var. KPSS dibin dibi bu arada öyle 80 90 li adamlar değil 70 ustunu mülakata cagrip akraba es dost…

Çok kaotik bir ortam oldu. Yeni gelen eleman çarpım tablosu bilmiyor. Bir ay çarpım tablosu calistik. :face_with_peeking_eye:

Edit: Çok ciddi denetim ve düzenleme lazım a / z tüm kurumlara. Tepeden başlayarak özellikle tepeden. Ama her şey göstermelik. Sadece tanık olduğum haram miktarı bir küçük Avrupa ülkesi kurdurur

6 Beğeni

Ne kadar çok sıfır çeken, en fazla 1 çeken haber varya. Gerçektende böyle mi olması gerekiyor?

Birbirinin aynı yüzde 90 ı dizi ve sinema haberleri. Sanki rıhtım yarışma yapıyormuşta zoraki haber içeriği üreiletiyormuş gibi, “Yeniz Zorro’da Necmettin olmayabilir” tarzı haber…

Ne biliyim bunların arasında ilgi çeken birşey var mı diye bakıyorum. Sadece Gündem-Dök İçini-Kamara ve Ne dinliyorum da dönüp duruyorum. Gündemi de kitledik… o da gitti elden.

2 Beğeni

Evet, belli başlıkların ön plana çıktıği doğru, yine de
“Ne okuyorum” (yüzeysel/ayrıntılı inceleme) başlığı bile kendi içinde çok çeşit barındırıyor aslında. Tanıtımları ve merak uyandırması açısından çok güzel. En güzeli de buradan fikir edinip sonra da alıp okuduğumuz bir kitaba dalıp bambaşka bir hayatı yaşamak, yazarı ölmüş ama kitapları aracılığıyla hâlâ
bizlerle konuşuyor olmaları muhteşem.

7 Beğeni

Evet ne okuyorum ile hatta kampayalar kismida var… Onlarda iyi alanlar gercekten. Ben genel su bir kac gunde karsilastigim artan duruma diyordum…

2 Beğeni

Ben artık forumda düşüncelerimi, görüşlerimi paylaşmayı düşünmüyorum. Çoğumuzu üzen, yıpratan birçok olay yaşanıyor ve tepkimizi gösterince de “bayrak” yiyoruz. Beni anlayan, ya da anlamak için çabalayan, ülkemizin içler acısı durumuna üzülen, bir şeyler yapmaya çalışan insanlarla konuşmak, paylaşmak daha sağlıklı bu durumda.

Burada okuduğunuz kitaplar üzerinden bile kişilik testiniz yapılıyor, emekli amca kahvesi muhabbeti dönüyor, seviyesiz tartışmalar yaşanıyor. Hiç gerek yok.

Forumda uzun süredir sessizliğini koruyan insanları çok daha iyi anlıyorum…

15 Beğeni