Hayata kara mizah bakmanın sebebi midir, getirisi midir, aklımda kalan birkaç örneğini paylaşayım dünküyle pekişen.
3 hafta kadar önce apartmanca ilaçlama yaptırdık. Bir haftada ikinci kez canlı HB (11 harfliler) yakaladı kedimiz. Kavanozladım, ilaçlamacıya attım. Annesinin vefat ettiğini yazdı. Başsağlığı dileyip başka bir ilaçlamacı aradım.
Yıllar yıllar önce, Marvel’in henüz parlamadığı dönem, Thor vizyona girecek iken, çizgi roman uyarlamalarının perdede zamanının geldiğine dair bir yazıyla, bir yayıncıyla anlaşmıştım. Gazete mi dergi mi, unuttum. Bir süre ses gelmedi. Aradım, söyledikleri nükseden bir hastalığının olduğu ve hiç beklemedikleri şekilde vefat ettiğiydi. Başsağlığı diledim.
Daha da önce, Açık Radyo patronuyla aynı apartmanda oturan bir kızcağızla radyo programı yapacaktık. Önce gelip benim konuşmamı istedi komşusuyla. Kendisinin sormasını salık verdim. Hipotalamusunda tümör çıktı. Acil şifalar diledim.
Aynı dönemlerde, Kars’tan bir rocker ile de temas halindeydik. O da o dönem yaşadığım Bakırköy’de bir kızla tanışıp evlenmiş, hayallerinden vazgeçti. Telini kopardığı gitarımı ona bıraktım, mutluluklar diledim.
Bir ara da Hıristiyan misyonerliğini neden yaptığını anlamadığım rock kanalı Müjde FM ile görüşecektim. Son 10 yılın en kötü kar fırtınası başgösterdi, gidemedim. Sonra aradığımda gitmemişim gibi ilgilenmediler. Sağlık olsun dedim.
Daha da evvel, Barbaros Devecioğlu ile hangisini işlettiğini hatırlamadığım bir radyoda rock programı yapmam üzere aylarca telefonlaşmıştık. Sonra Ecevit’in Sezer’e kitap fırlattığı Anayasa Krizi başgösterdi. “Kemer sıkacağız” dedi. Barbo olan ICQ şifresini kırdım, üstüne bir gecede 41 ICQ şifresi daha kırarak insanların âhını aldım. O dönem bir arkadaşımı yönlendirdiğim bir kızın kibriyle onu üzmesi sonucu onun da erkek arkadaşını başka bir kız ağzıyla tavlayıp logları kıza göndererek ikisini ayırdım. Gücün kötü tarafına geçmiştim.
2007 gibi deniz otobüsünden denize düştüm. Çalışanlar sürekli şikayetçi olup olmadığımı sordu. Ekmekleri elinden gitmesin diye olmadım. O ay vapurdan biri düşüp komaya girdi. Sonra da o liman bakıma alındı.
Rüyamda Cobain’i gördüm, öldü. Pet Shop Boys solisti Tennant’ı gördüm, AIDS olduğunu açıkladı. Daha ergenken kabadayının biri bakkala girerken baktım diye üstüme geldi, o hafta kaldırımdaki kanların ona ait olduğunu, bıçaklandığını öğrendim.
Yukarıda evlenen arkadaşımla buluşacaktık karlı bir gün. Beresiyle geldi, Bakırköy’de konuşmadan yan yana yürüyoruz. Karşıya geçtim baktım, o geride kalmış, ama yüzünde bir tik, kafasını yukarı atıp duruyor. Baktım deli, etrafta gören var mı diye panikledim, hemen uzaklaştım. Arkadaşım geldiğinde anlattım, yürürken deliye rastladık, deli beni görünce yolunu değiştirdi.
Daha evvelinde, mIRC ilk zamanlarında, dört kişi kurduğumuz bir kanalın dördüncü üyesi ile buluşacaktım. Bakırköy Meydanı. Çocuk ortada yok, ama lösemili hasta için kan verme çadırı kurmuşlar, bez pankart, çocuğun adı yazıyor. Emre Çelik. Ben dumur. Neden sonra çocuğun o gün geç kaldığını öğrendim.
O yıllarda, herkes takma adla çıkarken 90’lar pop dünyasına benim ad-soyadımla giren biri özgünlüğümü elimden almıştı. Hatta bir gazetede bu adla sinema yazan biri de vardı. Adana’dan şarkıcının bir fan-girl’ü aradı, birlikte adaşımı çekiştirdik. Bir de alacaklılarla uğraştım bu yüzden bir dönem.
Askere gitmeden evvel netten yazıştığım bir kız anne-babasının aşkının çok büyük olduğunu, bunun kendisinde bir kompleks yarattığını paylaşmıştı. Bir gün yerel gazetede araba kazasında üçünün araçta olup anne-babanın öldüğünü, kızın komaya girdiğini okudum. Bazı şeyleri kendi saklamanın daha doğru olduğuna kanaat getirdim. Hastaneyi arayıp doktordan da bilgi aldım. Sonra iyileşti, evlendi çok şükür.
Benim ilk kız arkadaşımın babası "mobilyacı cinayeti"nde son kurban olarak üniversite sınavımıza 3 hafta kala öldürüldü. Onu da evlendirdim.
Bir kız arkadaşımın da annesinin biz tanışıyor ama çıkmıyorken beyin kanamasından vefat ettiğini öğrendim. Babası vefat etmiş bir yakın arkadaşımla aldattı, şimdi Hollanda’da yaşıyor.
Askerdeyiz, karanlık bir yoldan ilerleyeceğiz, lambalar var, “şimdi bu sönecek” dediğim lambalar, dört-beş kere, sırayla söndü. Hâlâ geyiğini yaparlar.
Bir dönem de maji (magic) ile para kazanma umudu taşıyan bir dostum, bana da enerjimden ötürü daha yatkın olabileceğim hususuyla biraz kitap karıştırmamı rica etti. Kırmayıp okudum. Zaten apokaliptik rüyalar görürüm. Farkındalık artarsa ne olur bilmem, deyip tırsıyordum. Başka bir husus da var (unutmazsam aşağıda paylaşırım). Bir gün otobüse bindim, adamın biri geldi yanıma oturdu. “Ben seni tanıyorum, böyle biri değilsin, iyi yüreklisin, vazgeç” falan diyor. Neden sonra “karıştırdım” dedi ama yine iyi yürekli falanmışım. Neyden vazgeçmem gerektiğine dair de bilgisi yokmuş. Ben de aynı gün test edeyim diye kapıya doğru olan kalabalıkta birini seçip “şimdi bakacak” diye odaklandım, üç kez art arda gerçekleşince bunları da (kontrolsüz enerjimin odaklanınca ne olacağı) geride bıraktım.
Neler olduğunu hatırlamadığım, canımızı yakan birkaç işyeri daha sonra yıkıldı. İstanbul, İzmir fark etmedi. İflas dahil.
Evime hırsız girdi. Uyuşmuş biçimde salona gittiğimde “sen git yat” dediler, gidip yattım. Cüzdanımdan düşük meblağdaki kağıt paraları alıp eski telefonumu bırakmışlar. Birkaç gece tekrar gelirlerse nefsi müdafaadan rövanşı alırım diye ayakta bekledim, gelmediler.
İlk okuduğum bölümün 4 mü 2 yıllık mı olduğu sürekli sorulup duruyordu. Yıllar geçti, 4 yıllığını kapatıp 2 yıllığını açtılar.
Sene 99. Ataköy’de siyah tişörtümle arkadaşımın arabasında durdurulduk. Satanist şüphesiyle. Aynı sene eski okulumun kapısında sakalımı kesmem için berbere gönderildim. Köktendinci şüphesiyle. Ülkeme olan sevgim pekişti.
Bir dönem de sürmenaj geçirdim. Yakın dönem hafıza gitti, babamın 20 yıl önceki iş no.sunu falan hatırlıyorum. Sokakta bir çocuk durdurdu, aynı otobüsle okula gidip geliyormuşuz falan, adını hatırlamam için uzun süre ısrar etti. Durumu anlattım, inanmadı. Daha sonra Bakırköy’de bir kırtasiyede yine gördüm, kasaya bakıyordu. Evlenmiş, çocuğu varmış. Bana aynı okuldan bir kızla hâlâ görüşüp görüşmediğimi sordu. Çok yakınmışız. Onda aklı kalmış. Kızı da hatırlamadığımı söyledim… O dönem kendi kız arkadaşım da 6 aydır kendisiyle ilgilenmediğimi söylediğinde tepkim “o kadar oldu mu?” olmuştu. Sürmenaja sebep, netteki grubumuz için rock müzikten sonra, klasik müzik tarihi ile de ilgili bir CD hazırladığım için eserlere paralel bestecilerin hayat hikâyelerini okuyordum. Fazla ağır geldi. Beyne format atmak gibi, her türlü bilgi hızla girdi bir dönem, mizaha katkısı olmadığı için bu konuya girmeyeceğim.
Başka bir şey hatırlamıyor oluşum da bunun sonrasına sarkmış olsun. Daha başka hikâyeler çıkarsa buraya eklerim.