Dök İçini Rahatla

Ücretsiz stajyerlik bile bulamadım ya. Mezun olunca galiba evden çıkamayacağım.

2 Beğeni

Bayadır yazmıyorum herhalde foruma sınavlardır tek derstir derken kafamın yoğun olduğu bir süreç bugün sonlandı ve artık MEZUNUM.

17 Beğeni

Esas mücadele simdi geliyor hocam sıkı dur :v::face_with_peeking_eye:

5 Beğeni

Hamam böcekleri ölsün!

Huzurlu gecemi zehir etti şerefsiz yaratık. Tamam, tiksinç varlığını varoluş boyutundan sildim ama elime ne geçti? Kaldırılmayı bekleyen bir necaset peltesi, böcek ilacıyla sırılsıklam olmuş bir yatak.

Gerçekte savaşı kim kazandı? Onun kaybettiğinden eminim, kendimin de kaybettiğinden emin olduğum kadar.

Bu olaydan çıkarılan ders: Rahatının kaçırılmasına izin verme.

Yemin: Bundan sonra -çok uğraş gerektirmeyecekse- gördüğüm tüm hamam böceklerini öldürmeye ant içiyorum.

4 Beğeni

Benim beynimde yaz; demek böcek/sinek/arı ve cehennem sıcağı işkencesi demektir.

3 Beğeni

Çok şükür 2 yıldır yaşadığım saçmalıkların yanına ;
İngilizce yayınlanan iş ilanına yaptığım ingilizce başvuru için ilan sahibi tarafından aranıp, “ingilizce bilmiyorum bana kendinizi türkçe anlatır mısınız” da dendi…

10 Beğeni

Dünyanın en sinir bozucu işi iş aramak. Birde çağırıyorlar jilet gibi giyinip gidiyorsun, stresli oluyorsun, hobileriden, kendinden vs bahsediyorsun umurlarında bile olmuyor. Peki deyip yolluyorlar. Çok hayal kırıklığı yaşadıydım, özgüvenim çöktüydü şimdi tekrar hatırladım. Umarım en kısa sürede istediğin bir işe kavuşursun dostum, Allah yardımcın olsun.

8 Beğeni

Çok saol inşallah buluruz ama 2 yıldır gittiğim görüsmelerdeki saçmalikları ve bulduğum işleri bir görsen.

3 Beğeni

Abi iyice manyak olduk. Düne kadar laptop’ın sürekli ısınıp kapanmasından, çıkardığı sesten, yavaşlamasından ve kronik sorunlarından şikayet ediyordum. Zar zor günümüz teknolojisini destekleyen yeni nesil bir kasa aldık, daha ürün gelmeden başladım kusur aramaya. Benim şu an kullandığımla gelecek olan arasında galaksiler var, parçaları gayet iyi. Ama ikidebir şu şöyle mi bu böyle mi bakar oldum. Ya öyle çok hardcore bir oyuncu ya da tasarımcı ne bileyim içerik üreticisi olsam yanmayacağım. Beni hayli hayli idare eder bu alacağım.

Ama işte Aliy Baba’nın dişine kan değmeye görsün, hemen gözünü 2.el araba parası sistemlere dikiyor… Sanki düne kadar 5 yıllık kronik sorunlu zırt pırt ısınıp yavaşlayan bir garabeti kullanmıyormuş gibi.

3 Beğeni

Benzer bir durumu telefon alacakken yaşamıştım. Ona bakıyorum bir sorunu var buna bakıyorum bir kusuru var diye diye 10.000-15.000’ den 30.000 lere kadar çıktım…

3 Beğeni

Ben bu sorunun bize has olduğunu düşünüyorum. Çok yaşarım. Hatta benzer süreç içerisindeyim. Gözlük aldım. Adam siparişler biraz geç geliyor ithal cam olduğu için dedi. 10 günü bulabilir dedi. Artık feleğin çemberinden geçmişiz. 10 güne gelmezse iptal edip paramı geri veriyormusunuz dedim. Yani 15 günü geçmez dedi. Daha o an anladım. Bugün 22 gün oldu hala ses yok. Güyya gelmiş de cam kırıkmış da ( halbuki cam seçerken kırılmaz cam seçtik) işte inceltme sırasında şöyle olmuşta…

Aynı dok hep…

Ama işte dedim ya ülkeden ülkeye fark var. ABD mesela bir örnek de bura için veriyim.
Zamanında 1000 USD lik bir laptop aldım ülkeye dönmeden. Alırken adam sigorta istiyor musun dedi. Hayır dedim. Çok şaşırdı ve uyardı. Dedi ki bu pahalı bir ürün. Sigorta 100 usd 2 yıl için her ne olursa olsun kayıtsız şartsız kullanıcı hatasız yenileme. Marketin adı BEST BUY bu arada bilenler için. Yine hayır dedim. Adam çok şaşırdı, eğer sorun olmayacaksa sebebini söyler misin dedi (adam alışmamış bu duruma)

TR ye döneceğim ve bir şey olsa dahi aleti getirme şansım yok. Elemanda güldü dediki bizim tüm dünyada garantimiz geçerli kargolayabilirsiniz dedi. Babanın TR gümrüğünden, kargo ücretlerinden yana bir derdi yok New York’da tabi.

Dedim öyle bir şey yaparsam aletin fiyatından fazla param gider.
Sonra fiyatlardan bahsedince hak verdi ama bana başka bir şey öğretti. Meğer ABD liler böyle sıfır ürün çok almazmış. İpad vs genelde kutusu açılmış veya onarımdan geçmiş yahut direk ikinci el satışta ürünler var. Adam benim laptopun teşhir olarak kullanılanı gösterdi. Teşhir 800 Usd gibi bir fiyataydı. Bir de SD kartı sıkıntılı olduğu için iade edilmiş, SD kartı değişmiş bir model gösterdi. Buda benimkinin aynısı ama SD değişirken 500 lük değil 1 TB lık takmışlar o da 700 usd.

Adam dedi ki bunu alıp 100 usd lik sigorta yaptırırsan sana söylediğim herşey geçerli. Yani ABD de yaşasam. 1000 usd lik laptopu aslında 500 lük deil 1 tb lik olarak 700 usd +100 usd ile rahat rahat alıp 2 yıl tam koruma garanti ile kullanabileceğim. İstediği kadar 2. el olsun.

Ekonomi, hukuk sistemi iyi olunca sorgusuz sualsiz rahat rahat alıyorsun. Fiyat da uygun. Burada para çok değerli, sahtekar çok fazla. Haliyle bu paranoyayı yaşamak zorundayız.

PC, gözlük vs ne ki. Eve su söylerken bile kim bilir kaç saate gelecek, delik mi gelecek bir ton şey…

6 Beğeni

Akademik olarak iyi ilerliyorum, meslek hayatımda da başarılı olacağımı düşünüyorum, maddi bir sıkıntım yok. Ama acı çekmeyi seven bilinç dışı bir yanımın olduğuna kendimi ikna ettim. İşin kötü tarafı bu farkındalığa rağmen değiştirmeye ne gücüm ne de cesaretim yetmez. Galiba bu noktada biraz öğrenilmiş çaresizlik söz konusu…
Yaşadıklarım birçoğu için fındık kabuğunu doldurmayacak düzeyde olabilir. Galiba hiç sahip olamadığım birinin yasını bugün itibariyle tam 1 yıldır tutuyorum. Yastan kastım vefat değil ve bu bile benim için bir şükür sebebi. Ama iletişimin kesilmesi, ne yaptığını bilmemek çok üzüyor.
Kolay bağlanan biri olduğumu düşünmüyorum ama istisnai bir şekilde yüz yüze olarak bile görmediğim biriyle kurduğum bağ artık zarar veriyor. Başlarda takıntı olabilir diyerek kendimi meşgul etmeye çalıştım, olmayınca başkalarıyla tanışmayı denedim, bir noktada unuttuğuma dair kendimi ikna da etmiştim.
Dün bir tanıdığım, ne oldu senin iş deyince başladı gözüm dolmaya. Hayır beni mutlu edebilecek birisi de değil ama çevremden ismini duyunca bile gözlerin parlıyor diye dönüt alınca ister istemez yaşanabilecek ihtimaller tekrar gün yüzüne çıktı ve kendi kendime umut bağlamaya başladım. Kalpte evet akılda hayır olunca gerçekten çok zorlanıyorum.
Artık çevremi de sıkmak istemediğim için başlığı görünce buraya içimi dökmek istedim. Bugünün bu konuyu gerçekten bir daha açmamak üzere hafızamda en kuytu köşelere göndermek için çabalayacağım ilk gün olacağına söz veriyorum.

6 Beğeni

Bir süredir kendimden sıkılmış bir durumdaydım ve bu nedenle biraz kilo verip kendimi değiştirmeye karar vermiştim. 78 kilodan 66,5’ a kadar indim. Kilo vermeye devam edeceğim. Bugün bir değişiklik olsun diye sakallarımı kestim komple, saçımı epeyce kısalttım. Yani insanlara baktığımda kısa saçlı olarak tanımlayabileceğim kadar kısalttım :sweat_smile:

Yine de yeni kendimi çok beğenemedim, olmadı sanki, belki bir süre alışmam lazımdır. Saçların götürdüğü bir boşluk da var. Bakalım insanların tepkisi nasıl olacak :cowboy_hat_face:

4 Beğeni

Bugün kendime bi’söz verdim. Japonyaya gitmek istiyorum, o yüzden elimden gelenin ardına koymayacağım.

2 Beğeni

Annemi her şeyden çok seviyorum ancak kendisinin benden beklentileriyle benim yapmak istediklerim arasında çok fark var. Kendisine hiçbir zaman dürüst olamadım. Sürekli babam gibi yalanlar söyledim. Kendisini çok üzdüm. Benden beklentisini gerçekleştirmeye çalıştım. Başarısız oldum. Daha fazla yalan söyledim. Biliyorum ki beni ne olursa olsun destekleyecek. Bir noktada bu yüzden asla bağımsız olamayacakmış gibi hissediyorum. Beni anlayacak sadece bir arkadaşım oldu. Hiç sevgilim olmadı. İnsanlara iyi davrandım. Karşılığını alamadım. e yapacağımı bilmiyorum. Türkiye’de yaşamak istemiyorum. Ancak beni hangi ülke ister ki. Korkağın, pısırığın tekiyim. Tembel bir insan oldum. Okuduğum bölümü bile bitiremedim. İstememiştim zaten. Memur olup sıradan bir hayat yaşamamı isterdi. Artık dayanamıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Ağlama krizlerinden kurtulmak istiyorum. Güçlü olmak istiyorum. Kendi başımın çaresine bakmak istiyorum. Daha önce hiç yapmadığım halde. Sahte umutlar yeşertip ne yapacağım sanki. Özgür olmak istedim, kendim olmak istedim, yalan söylemek istemedim. Başaramadım. Hâlâ gencim ancak yaşlanmış hissediyorum.Hiç neşe kalmadı. Artık eğlenemiyorum. Yapmayı sevdiğim şeyleri yapamıyorum. Çok anlamsız her şey çok anlamsız. Ortadan kaybolmak istiyorum. Sanki hiç doğmamış gibi.

1 Beğeni

Yeşil pasaportu var, iş güvencesi var, özlük hakları, tatilleri… Ne bileyim, burjuva bir aileden gelmiyorsaniz memurluk Türkiye’de sıradan bir hayatın oldukça üstünde ama yine de siz bilirsiniz :slight_smile:

3 Beğeni

Size tavsiyem, önce kafanızda bir terazi edinin: Kötünün kötüsü olduğuna dair. Misal, annenize çok kızgınsınız. Hayatta en korku çekindiğiniz insan olsun. Sonra bir işe başladınız, haydaa, bu sefer hiç tanımadığınız patron, yıllardır tanıdığınız kanınız canınızın üstüne çıktı çektirmekte. Mumla aradınız. Bu sefer “düşmanımın düşmanı dostumdur” misali, destek arayacaksınız ve kapısına gideceğiniz insan anneniz olacak. Gibi gibi. Veya ona sevdiğinizi söyleyin, kaybetme korkusu da vicdan yapar. Ama size şunu diyeyim: Kimin kimden önce gideceği yaşa bakmaz. Lisede sıra arkadaşımı lösemiden, 20’lerinde de kuzenimi doktorun bir şey olmaz diye saldığı taşikardiden kaybettim. Memuriyete dair söylediğinizi “tekdüzelik” olarak alıyorum ve zaten katıldığım için bu yazıyı kotarıyorum. Emir-komuta zincirinin yetkinlikle paralel gitmesi gerektiği inancındayım. Olmuyorsa zaten mobbing işin doğalında var. Zira yetkinliğin olmadığı yerde kibir başgösterir. Kibir de hükmetmeyi getirir. Diğer yandan, yaşadığınız buhranların size özel olmadığını da bilin. Tüm ülke, uzun bir süredir, baştan ayağa yayılan bir mutsuzluğun, huzursuzluğun pençesinde. Her bir bireyin ruhunda derin yaralar açması beklenir bir şey, herkeste farklı tezahür edecek. Daha geçen gün eşimin üniversiteden şen şakrak bir arkadaşı 5. kattan atlamış, şizofreni sonucu. Sesler duyuyormuş. Ben bizzat hayatımda ilk kez (aşılar da sağolsun) kalp krizi geçirdim yıl başında. Böyle durumlarda daha kıymete biniyorsunuz. Tabii bu yaşanmasını tavsiye ettiğim bir şey değil. Lakin simüle etmek için illa yaşamak da gerekmiyor. Filmler vb. zaten bu yüzden deneyimleniyor.

Okula dair, Boğaziçi, ODTÜ durumlar nedir bilmiyorum ama, YTÜ, Marmara, DEÜ falan okudum geçtim, hepsinde eğitim slayt kaydır, geç. Bir şey verdiği yok. İlle okumak istiyorsanız 2 senelik zanaat katacak bir şey yine okursunuz (elektrik vb.) fakat iş yaşamı pratik, tecrübe istiyor daha çok. Dış ticaret mesela. Elde bilezik. Yurt dışında neler geçer akçe araştırın, ona yönelik uğraşı kazanın, bir hedefiniz olsun. Net söylüyorum: Mutsuzluğunuzun %90’ı burada yaşamaktan geçiyor. Kalanı doğuştan gelen ruhsal yapınızdan kaynaklı, onu pasif tutmak veya aktif hale getirmek de çevresel etkenlerin sonucu.

Arkadaş yıllandırmak için yaşınızın çok geç olmadığını düşünüyorum. Sevgili işleri de oluruna bırakılacak şeyler. Zaman içinde daha olgunu yetişiyor deneyimlendikten ve hormonlar durulduktan sonra. Yapacak şeylerde öncelik, kaçtığınızda size huzur veren şeylere yönelin, sanat kollarından bilime, gezmekten harcamaya kadar. Ayda 100 lirayla yaşadığım dönemleri bilirim İstanbul’da. Hiçbir şey çözümsüz değil, yeter ki beden ve ruh sağlığınız yerinde olsun. Onun için de “ne düşünürsen onu yaşarsın” gereğince, beyninize hükmetmeyi, hükmedebileceğinizi öğrenmeniz lazım. “Aşık değilim” dediğinizde olmadığınızı fark etmeniz yahut “bu adamlar ölsem cesedimin üstünden geçer, onları niye takıyorum ki?” diye düşünebilmeniz için. Kara mizah bakın hayata, gerekirse kötümser, böylece küçük şeylerden mutlu olabilmek adına dolu bardağı ve insanlar başta olmak üzere çoğu şeyin berrak iç yüzünü daha iyi görüp analiz kabiliyetinizi de güçlendirmiş olursunuz. Kendinizi önce kendinize ifade etmek için kaleminizi sıcak tutup daha sonra dediğim gibi, ne düşünüyorsanız rahatça insanların yüzlerine söyleyerek, yükünüzü bırakın. Biriktirmeyin. Bırakın insanlar gerçekleri söyleyen birinin karşısında kendileri utansınlar. Toplum değil kendi ahlâkı esas olan bir sosyopata dönüşmenizi can-ı yürekten arzu ederim. Sevgiler.

2 Beğeni

Kaaaaaaç senelerdir sürekli aklımın bir köşesini kemiren “Kendi eserini yaz.” fikri aklımı o kadar kemirdi ki artık zihnimde davranışlarımı yönlendirebileceği bir yuvası var.

Hergele çok da hevesli, hemen yazmaya koyuldu. Bana sormadan plan falan da yapmış, klavyeyi eline alır almaz kelimeler parmaklarımdan dökülmeye başladı, yazmaya hazırmış anlaşılan. Yalnız “Backspace” tuşuyla rahatsız edici bir ilişkisi var, biliyorum yazdığı şey mükemmel olsun istiyor ama yazdığı her şeyi silerse ortaya bir şey çıkaramayacak diye korkuyorum.

İçimdekiler aşağı yukarı böyle. Bir de konuyu çok iyi bilen ama sınava hazırlanmamış öğrenci gibi hissediyorum; yazacağım şeyleri biliyorum ama henüz nasıl metne aktaracağım konusunda emin değilim. Yazarlık konusunda daha derin araştırmalar yapmalıyım.

Ya da benim gibi bodoslama dalacaksın. Çok düşününce insan bir yerden sonra kafayı yiyor.