Öncelikle geçmiş olsun.Babam çocukluktan beri tembihler arabada açıkta bozuk para bile bırakılmamalı müptezelin biri camı kırar 2 3 lira için camlar gider diye.
Anime-Manga izleme ve okuma işine ara verdim neredeyse istisna olarak güncel takip ettiğim üç tane eser.Ana sebebi anaakım haline gelmeleri eskiden daha niş iken daha fazla keyif alıyordum.İşte ayırt etmezdim hikaye,çizim,türü…Şuan popüler olmayan serileri önermişliğim,daha önce manga-anime izlememiş yada okumamış kişileri başlatmam çoktur kitap gibi biraz ilgi alanına zevklerine göre çeşit çeşit var herneyse.Bu hoşnutsuzluğumun sebebi insanlar ve ürettikleri içerikler ve yazdıkları yorumlar o kadar saçma ve salak hale geldiki tahammül edemiyorum.İnsan memnun olmalı üzerine sohbet edecek insan bulmaya ama iş nicelikte değil nitelikte.Özelikle sosyal medyada karşıma içerik çıksın direk tetikleniyorum.
İyi dilekler için teşekkürler dostlar, dün canımız çok sıkkındı bugün daha iyiyiz
.
Geçmiş olsun. (2020)
Bu bölümün çıktığı günü çok iyi hatırlıyorum. Okuldan yeni gelmiştim. Dersleri falan çok sallamadığımdan gelir gelmez yemek yeyip bilgisayarda takılmaya başlamıştım.
O sıralar anime kültürüm de pek olmadığından ve şimdinin aksine anime-manga Türkiye’de çok fazla bilinmediğinden Türk Anime’de ne görürsem onu izliyordum. ^^
Shingeki no Kyojin ilk bölüm yüklenir yüklenmez izlemiş ve çok sevmiştim. Tabii 15 yaşında bir liseli olduğumdan serinin derinliğinin farkında değildim çok yüzeysel biçimde takip etmiştim. Sonradan dönüp tekrar izleyip okuduğumda o zamanlar fark etmediğim pek çok şeyi fark ettim.
Tuhaf hisettirdi bu görseli görmek. Bir yandan iyi, bir yandan kötü ve de tuhaf.
İnsan zamanın kıymetini bilmeli.
İlerleyen saatlerde ya mutlu olucam ya mutsuz umarım mutlu tarafta olurum.
Sonucu yazmayı unutma
Mutsuz tarafayım ilerleyen zamanda ne olur bilemem kısmet.
Görev yerim değişti istediğim bir yere gitmiyorum şuan hayırlısı.
Haber sitelerine göz atarken kendimi bayağı, distopik bir kurgunun figüranı gibi hissediyorum.
Her şey* çok berbat. Kabuğuma çekilsem dahi henüz dışarıdaki tüm berbatlıklara dayanacak kadar kalın bir kabuğum yok.
*Aslında her şey değil ama ondan çok da uzak sayılmaz.
Hayırlısı olsun. Bazı durumlar bizi aşıyor.
Beceriksiz diyerek yaptığım her şeye karışılarak büyütüldüğüm için içimde daima bir yetersizlik var. Son 1 yıldır bu yetersizlik, beden algı bozukluğuna dönmüş durumda. Sanki anksiyete ve depresyonu yenebilmişim gibi bir de bu çıktı başıma. Spor veya cilt bakımı bile kendimi çirkin hissetmeme engel olamıyor. Kendimde sürekli bir kusur bulup saatlerce kendi kendimi yiyip bitiriyorum. Bir şeyi başaramayınca motivasyonum tükeniyor ve kendimi cezalandırasım geliyor. Başkalarına karşı nazik ve içten davranırken kendime karşı zalim biriyim. İşin en kötü yanı ise mükemmele ulaşma arzum, pes etmeme huyumla birleşince cehennem ızdırabı çekiyormuş gibi hissediyorum. Çünkü hedeflerime ulaşmak için pes etmek istemiyorum ve düşe kalka sürekli devam etmek istiyorum. Fakat hayallerime yürüdüğüm yollar ‘‘mükemmelliyetçi’’ düşüncelerin yer aldığı cam kırıklarıyla dolu ve ben inat edip pes etmedikçe bu cam kırıklarına basa basa yürüyorum. Bu da bana zarar veriyor ama istediğim kişi olmaktan vazgeçip geriye gidersem ve pes edersem bu sefer cam kırıkları değil hayatımda yaşadığım bir sürü hayal kırıklığı bekliyor beni. Bir yenisini daha ekleyerek kendimi geriye savurmak istemiyorum. Hangisi daha kötü bilmiyorum. Cam kırıkları mı yoksa hayal kırıklıkları mı? Bildiğim tek şey artık tükendiğim ve yorulduğum. İlaç,terapi,hastane yatışı falan işe yaramıyor ne yazık ki. Hala içimde bir yerlerde umut taşıdığım için aptal gibi hissediyorum sadece. Pes etmeye niyetim yok ama hedefime ulaştığımda bu kırıklar beni o kadar yaralamış olacak ki hedefime ulaştığıma değecek mi emin değilim.
Farkındalığınızın olması güzel bir şey ama içgörünün belirli bir seviyeden yüksek olması insanın omuzlarına yük oluyor. İçinde bulunduğunuz durum çıkmazda gibi hissetiriyor olabilir, benzer bir süreçten geçmiş biri olarak BDT önerebilirim. Ebeveynlerimiz tarafından koşullu olumlu kabul görüşüyle büyütüldüğümüz için asla kendimizi yeterli göremiyoruz, sürekli bir şeyleri başarma arayışındayız. Terapi ile “mükemmeliyet” yerine “yeterlilik” görüşü kazanınca ana odaklanmak ve hayatın akışına bırakmak çok daha kolay oldu benim açımdan. Çünkü düşünce sistemimdeki bozuklukları ve kendime yaptığım atıf ve otomatik etiketlerin çok acımasızca olduğunu fark ettim.
Umarım içinizdeki o umut hiç tükenmez ve bu çıkmazın üstesinden gelebilirsiniz…
O kadar haklısınız ki… Teşekkürler. Umarım bir gün başarırım.
Sürekli kabul görme durumu ile yaşayınca kabul görebilmek için kendi istediklerin yerine çevrenin isteklerine, kararlarına göre yaşamaya başlıyorsun. Bu süreç bir süre sonra kendin için bir şeyler yapmak yetisini elinden alıyor. Bu kabul görme çevrenden kalktığı zaman ne yapacağını bilmez bir duruma geliyorsun. Hayatı akışına göre yaşamaya çalışıyorsun ama bir yandan da bir şeyler yapabilmek istiyorsun ama sürekli kabul görme dürtüsüyle yetiştiğin için yapamıyorsun. Eğer zamanında bu kabul görme durumu da bir kaç kere başarısızlıkla da sonuçlanmışsa hem kabul görmeyecek hem de başarısız olacağım niye uğraşıyorum ki durumu kişiyi kötü etkilemeye başlıyor.
Toplum tarafından onay almak veya kabul görmek için asgari düzeyde maske takmak hemen hemen herkesin yaptığı bir strateji. Ama sınırı aşınca kişinin kendine yabancılaşması ve edindiği personayı kişiliği hâline getirmesi kaçınılmaz maalesef. Kendimden örnek verecek olursam kabul görmek için “uyumlu bir kişiliği” benimsediğim için hiçbir konuda fikrimi belirtmiyor ve bana fark etmez diyordum. Durumun patolojik bir evreye vardığını fark ettiğimde aşamalı bir şekilde kendime hedefler koymaya başladım. Zor da olsa hayır demeyi, kimseye uymasa da fikrimi belirtmeyi bu şekilde aştım.
Ne kadar çabalarsak çabalayalım kimseyi tamamen memnun edemeyiz. Hayat dediğimiz şey kısa bir süreç, onu da başkalarının ne düşüneceği ile kaygılanarak geçirmek kendimize yaptığımız en büyük haksızlık.
Zaman yetmiyor; bir şeyleri yapabilmek için başka bir şeylerden vazgeçmem gerekiyor. Bu da hiç hoşuma gitmiyor.
Gelde bana sor
Bol şans…
Bence çok planlı olmak lazım. Başak burcunun hayatımdaki en pozitif yeri. Bir şekilde ben beceriyorum ama yaptıkça hayatıma daha çok şey eklenşiyor. 1 şey yapabilecekken 3 şey yapan adam ile 30 şey yapabilecekken 60 yapmaya çalışmak gibi…
Bu durumda daha çok kabul görmek için değil de çevrenin bana yapacağı eleştirilerden kaçmak için istemediğim halde uyumlu olmaya çalışıyordum. Bir süre sonra bu durum “İnsanlar neden beni eleştiriyor, hatalarım varsa ben kendimi de eleştirebilirim, hatalarımdan öğrenebilirim” durumuna evriliyor. Gittikçe kendine daha sert eleştirilerde bulunuyorsun. Sonuçta çevrenin sana davranacağından daha acımasız bir şekilde kendine davranmaya başlıyorsun. Çevreden etkilenmemeye çalışırken bu durumu içselleştirdiğini fark edemediğin için çevrenin etkilerini kendin, kendine yansıtmaya başlıyorsun. Bir “Groundhog Day” durumu içerisinde olduğunu fark edene kadar geçen zamanın farkına bile varamıyorsun.

