Komik ve geçersiz bir argüman, insan verdiği emeğin karşılığını almak ister. Yukarıda yazdım zaten, herhalde unuttunuz, kimse her ay sabit bir gelir elde edip ev geçindirmek mülk almaktan basetmiyor burada. H. Potter serisini harıç tutarsanız bu tür şeyler nadırdır zaten.
Ama Verilen emeğin bir karşılığı olmalı. Yüzde 15 o da maksimum telif nedir? Sömürü sistemini savunmayın isterseniz. Ha siz bedava yaparsınız kimseyi ilgilendirmez. Tabii size kalsa edebi zevk için yazıldığından kitaplar bedava dağıtılmalı. O zaman yayınevlerine de söyleyin basım masrafı dışında para almasın. Sonuçta edebi zevk SÖMÜRÜ DEĞİL.
İsminşn duyulması konusuna gelince bu daha gülünç kimse muhafazakar çevrelerdeki cici turbanlılar gibi edebiyat dergilerinde adının çıkması, isim yapma (bilen bilir geçmiş bir tartışmaya atıftır) kaygısından ziyade İNSAN ONURUNA yakışan teşviklerden bahsediyorum.
Not: sizin bu zihniyetle paralı edebiyat ödülleri hiç olmazdı. Ama asırlardır var, her ne kadar gayesini herkes anlamasa da.
Bazı bölümleri okudum ve bayadır emek verdi. Korku türünde çok okuma yapmadımç koyaslama yapamıyorum ama anlatım kesinlikle kaliteli. Basım listesine almışlar, tarih netleşince burada yazarım.
Bu ülkede gündemi ve bu tür haksızlıkları gördükçe tahammül seviyem çok düşüyor. Ülkecek delirmenin eşiğindeyiz de neyse kalan akıllılar idare etsin bizi.
Sistemin herkesce kabul edilmesi doğru olduğunu göstermez. Adaleti bırak resmen yazarı sömüren bir sisteme “herkeste böyle, her yayınevi böyle şartlar sunuyor” diye doğru diyecek değilim. Ortada bir yanlış varsa herkesin ona doğru demesi onu doğru yapmıyor maalesef.
Arkadaşınız sosyal medya hesabına, sosyal medya fenomenlerinin yetiştirdiği, koreli görünce dizinin bağı çözülen 40-50 bin kimliksiz ergeni veya yetişkin gerisini doldursun bir de öyle gitsin yayınevine ki gitmesine bile gerek kalmaz yayınevleri arkadaşınızın kapısında biter zaten.
Yayınevlerinin veya kitapevlerinin yıllarca ulvi sanat türbeleri ve ilahi edebiyat tapınakları olarak lanse edilmesinin arkasında yatan gerçeğin farkına malesef yayınevlerine işiniz düştüğünde varılabiliyor.
Bu yayınevi konusunu okuyunca kendi gördüğüm bir rüya dizisi aklıma geldi. Yazmak istedim.
Bir gün bir rüya gördüm ve uyandığımdaki hissiyatım aynen şöyleydi “ Bu nasıl bir rüyaymış böyle yahu. Filmini çeksen oscar rekoru kırar. Hem özgündü hem çok aksiyonluydu hem şöyleydi böyleydi” derken nasıl başlamıştı rüya diye düşündüm uçtu gitti bir anda her şey. “Yahu uzayda geçiyordu” “bir sürü değişik cins yaratık vardı” filan diye hatırlamaya çalışıyorum. Yok uçtu gitti.
Hani konuya dair okumadığım izlemediğim içerikte yok bilim kurgu, fantastik kurgu, ama özgün, ama hiçbir detayı hatırlamıyorum.
Sonra ben bu rüyanın kitabını yazdığım dünyaca ünlü bir yazar olduğum başka rüyalar görmeye başladım.
Rüyalarda yayınevleri çok ciciydi. Burada bahsi geçen bir durumları yoktu. Milyonlarca doları götürdüm durdum rüyalar boyu.
@berzah1
Bu hikayede uyuşmayan bir şeyler var.
Arkadaşının kitabı olması tamam ama sen bu tarzda okuma yapmadın.
Belki vasat bir romana, sırf yeni yazar teşviki olsun diye basım + yüzde 15 önerdi bu bilindik yayın evi? Bir risk alalım deyip… Karşı tarafta ne var, ne kadar biliyoruz?
Ve 28 bin asgari ücret düşününce, piyasada da ve hatta burada bile insanların üzerine para verip kitap bastırdığını düşününce….
Ama dediğim gibi sorun bunlar değil de burada verdiğin cevapları -tepkileri okumak… Sanki hikayenin gerisi var gibi geliyor. Sanki bu arkadaş senmişsin ve başka beklentilere girmişsin gibi bir izlenim veriyor.
JS’ nin yorumlarına karşı can hıraş savunman ve “ Ah evet arkadaşını bitirmişler, çok ayıp, söyle bu sömürü düzenini boykot edelim ” gibi bir tepki bekliyorsun gibi.
Bence bu bir haksızlık mı o bile tartışılır.
Millet başkasının eserine telifsiz çöküp, ondan para kazanıyor. Sonuçta arkadaşınıza bir teklif yapılmış. Kabul edip etmemek ona kalmış.
Ben yine de korku tarzında , ilk defa eser vermiş ve yüzde 15 ile bilindik bir yayın evinden teklif almış birinin , sömürülüp sömürülmediğini bu işlerde olan birinden de duymak isterim ( @Everfever)
İşte ben de üstüne para veren yazarlardan olmamak için çok uzun zaman bekledim hayatımın büyük bölümünü blok halinde feda ettim şu an 41 oldum kendimi geç kaldım hissediyorum ama bir 10 yıl önce gerçekleşeydi bazı kitaplarım belki de iyi olmayacaktı yaşayacaklarım.
Yayınevleri ilk baskıda yazara para vermez diye biliyorum ikinci baskıya geçerse alır payını bize hep söyleyen buydu.
Arkadaşlar maalesef %15 gayet iyi ve yüksek bir oran. Evet 15-20 bin lira o kadar emek için çok düşük ama piyasanın gerçekleri bu.
Neden? Kitap kaç adet basılacak? Etiket fiyatı ne olacak? Kaç adet satılacak? Yayınevi burada ciddi bir risk alıyor. Daha önce hiç kitabı basılmamış, tanınmayan, ne kadar satacağı bellisiz bir yazar için hatırı sayılır bir yatırım yapacak. Matbaa, kâğıt, depolama, nakliye, dağıtım masrafları günümüzde az buz değil. Bu masrafları da kitap satsa da satmasa da yapacak. 500 sayfa kitabın etiket fiyatı ne olacak? En iyi ihtimalle 450 TL. Kaç kişi bu fiyata daha önce hiç adını duymadığı bir yazarın kitabını alıp okur? Siz okur musunuz? Tahminim ilk baskının yıllar içinde zar zor biteceği yönünde. O da kitap gerçekten iyiyse.
Yayınevi telifi, editörü, düzeltiyi, grafiği, vergisini, matbaasını, kâğıdını, depolamasını, nakliyesini, dağıtımını bugün ödeyecek. Bugün sattığı kitabın parasını en az altı ay sonra alacak. O da kim bilir kaç aylık çekle.
Yayınevleri kâr etmiyor mu? Ediyor ama ilk baskılardan neredeyse hiç kâr edilmiyor. Kitap yıllar içinde satmaya devam ederse yayınevi de yazar da para kazanmaya başlıyor.
Şimdi bir hesap yaptım. 450 TL etiket fiyatı (minimum), 1000 adet baskı desek, %15’ten yazara telif (vergileri de çıkarak) yaklaşık 50 bin TL olması lazım. 500 adet baskı yapılacaksa 25 bin yazar telifi olur. 500 adet baskı da yayınevine kesinlikle hiç kâr bırakmaz.
Anladığım kadarıyla durum globalde de pek farklı değil. Bir dönem teknik konularda kitaplar yazıp yayınlayan bir kaç arkadaşım var. Harcadıkları zaman düşünülünce aldıkları gelirin Türkiye’deki saatlik asgari ücret civarında olduğunu söylüyorlardı. Üstelik kitapları İngilizce yazmışlardı, globalde satılıyor ve alanda çalışanlar tarafından makul ölçüde biliniyordu.
Gelirin Power Law’a göre dağıldığı işler bunlar hocalarım, beklentileri makul tutmak gerekir diye düşünüyorum.
İyi günler Emre bey forumda yeniyim. Size özel bir mesaj yazmak istedim ama başaramadım. Mesajımı okursanız, müsait olduğunuz bir zaman diliminde size bir soru sormak istiyorum. şimdiden teşekkür ederim.
Hocalarım selamlar. Benim gibi düşünen ve benzer süreçlerden geçmiş insanlara ruhsal serencamımı anlatmak iyi gelir belki diye düşünüyorum. 2020’nin başı gibi bir fantastik romana başladım Asurah’ın Ruhu isminde. Kendimce iyi bir evren kurguladım, her bir ipliği diğeriyle bağdaştırmaya gayret gösterdim. Her bir paragrafa günlerimi harcadım ve karakter tasarımı, betimleme ve özellikle savaş sahnelerinin kalitesine özen gösterdim. Nihayetinde 2025’in başında ilk cildi tamamladım. Yazar körlüğü mü dersiniz, kibir mi dersiniz yoksa cehalet mi dersiniz bilmiyorum fakat ben romanımın kolayca yayınlanacağını ve yayınlandıktan sonra da çok okunacağını düşünüyordum. Gerçek tokat gibi çarptı. Yayınevlerinin çoğu cevap bile vermedi mailime. Verenlerden birkaçı ödeyebileceğimin üstünde ücretler talep etti. Nihayetinde Patara Kitap aracılığıyla yayınlayabildim fakat bu kez de ikinci tokadı yedim. Bir türlü okurlara ulaşamadım. Kendim çalıp kendim söylüyor gibiyim Kitabımın çöp olup olmadığını bile bilmiyorum çünkü geri bildirim verecek okurum yok maalesef. Ben hâlâ yazdıklarımın okunmayı hakkettiğini, hatta okunursa insanı etkileyeceğini düşünüyorum. Benim yarın doğum günüm. 25’ime gireceğim. İkinci cildi yazıyorum. ALES, YDS, KPSS çalışmak, Arapça ve İngilizcemi geliştirme gayreti, yüksek lisans tezimi yazmaya çalışmak, romanımın ikinci cildini yazmanın yanında reklam için gayret sarfetmek beni ciddi ölçüde yıpratıyor. Bazen neye odaklanacağımı bile bilmiyorum. Bir yandan yaşımın geçtiğini hissediyorum bir yandan da “Henüz erken. Biraz sabretmen gerekiyor.” diye düşünüyorum. Valla ne yapacağımı da ne yapmam gerektiğini de pek bilmiyorum
Bence acele ediyorsunuz yaşınız daha 25 doğru anladıysam önünüzde çok zamanınız olacak moralinizi bozmayın yazmaya devam edin biri olmazsa İlla biri olacaktır
Çok sevdiğim bir kıssa vardır, birçoğunuz da bir yerde okumuştur bunu: Adamın biri ölmüş ve melekler onu ilk önce cehenneme götürmüş. Cehennemin ortasında muhteşem bir masa varmış. Üstünde ise dünyada var olan en güzel yemekler. Nar gibi kızarmış tavuklar, sıcacık çorbalar, damak çatlatacak tatlılar, envai çeşit et, meyve, sebze… Bir insanın dileyebileceği, arzulayabileceği her yemek o masada mevcutmuş. Ancak cehennemdeki bu masada oturan insanlar bir deri bir kemik haldeymiş. Sefaletten ve açlıktan kıvranıyorlarmış. Çünkü ellerine sapları üçer metre uzunlukta kaşıklar yapıştırmışlar ve hiçbiri ne yaparsa yapsın bir lokma yemek yiyemiyormuş. Karınları sırtlarına yapışmış, o güzel yemeklerden bir lokma yiyemeden sofraya bakmak açlık kadar büyük bir işkenceymiş o insanlar için.
Melekler ardından ziyaret etmesi için bu adamı cennete götürmüş. Adam aynı sofrayı cennette de görünce şaşırmış. Bu masada oturan insanların da ellerine üçer metrelik saplarıyla aynı kaşıkları yapıştırmışlar ama hepsi sağlıklı ve tokmuş. Neşeyle kahkaha atıyorlarmış.
Cehennemde herkes o kaşıklarla kendini beslemeye çalışıp yemekleri etrafa döküyormuş ama cennette herkes aynı kaşıklarla bir başkasını besliyormuş. Cennet ile cehennemin arasındaki fark buymuş.
Burada (ve başka yerlerde de) yazmaya başlayan insanların daima okunmadıklarından yakındıklarını görüyorum. Ama birinin ilk kitabını satın aldım, okudum, şunu iyi yazmış, şu konuda başarılı, şu konuda zayıf kalmış dediğine çok nadiren rastladım. Okunmak isteyen çok ama okumak isteyen çok az. Bunu da elimden geldiğince söylüyorum ben. “Kütüphanenizde kaç tane yerli yazarın bilimkurgu/fantastik/korku kitabı var? Diğer kitaplara oranı nedir? O oran yükseldiği zaman sizin de okunma şansınız ancak artabilir,” diyorum. Ben gerçekten buna da inanıyorum. Ancak galiba çok saçma bir şey söylüyorum çünkü bu fikrime katılan pek kimse yok gibi görünüyor.
Yazar olmak isteyen çok ama okur olmak isteyen az. Dünya yaratmak isteyen çok ama hikâye anlatmak isteyen az. Masada yemek çok ama ağzına bir lokma düşen az.
Bence de böyle, yerli kurgu edebiyatın sanayileşmesi lazım. Yayınevleri de belki alt alternatif yayınevcikleri açarak buna öncü olabilir ama dark romance, tiktokçu yazarlardan ona sıra gelmeyecek. Yapay zeka kitapları da sektörleşir devamında.
Aşırı duygusallaşmadığım zamanlarda ben de sizin gibi düşünüyorum Acele ediyorum genelde olayları, durumları yorumlarken. Kendimi en sonunda “Bu yıl olmazsa önümüzdeki yıl… Bu olmazsa bundan sonraki…” diye teskin ediyorum. Teşekkür ederim iyi sözleriniz için.
Genel olarak size katılıyorum hocam. Yalnızca bir itirazım olacak. Bir yazar ünsüzse ve yayınevinin reklam için yeterince bütçesi ve enerjisi yoksa romanlar kaybolup gidiyor. “Romanım neden okunmuyor?” diyen iki farklı yazar birbirinin eserlerini çoğu zaman hiç görmüyor. Ünsüz yazarlar üstelik bu işten para kazanamadığı için reklama, muhtemel okurlarıyla etkileşime geçmeye vakit ayıramıyor. Tanıtım için elinde kalan yegane seçenek kitabın kapağından ibaret olan sosyal medya paylaşımları yapmak oluyor. Bu da evrene dair hiçbir kırıntı içermediği için etkileyici olmuyor. Ben mesela ünlüleri bir kenara koyarsak herhangi bir yazarın evrenine, hikayesine dair tanıtım içeriklerine giriştiğini hiç görmedim. Bu forumun bu konuda yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Hem kendi evrenimi tanıtmayı hem de başka gayretli yazarların evrenlerini tanımamı mümkün kılacak diye düşünüyorum.