Görev Yöneticisi’nden Başlangıç’ta açılan programları düzenleyebilirsiniz.
Ara ara kullandığım 7-8 yaşında Acer Laptop var ben de çok kısa sürede açılıyor. 1-2 takviye ve temiz kurulumla internet, ofis vb işler için uzun yıllar daha kullanırsınız bence.
İnternet, ofis vb işler içi fan vb sorunu olmayan 9-10 yaşında laptoplarda bile yaş önemli değil bence.
Size önerim yaşına bakmadan kullanmaya devam edecekseniz cihaza SSD takviyesi yapın, 4 GB aşağı RAM kullanmayın ve Windows kullanmak zorundaysanız temiz Windows 10 kurulumu yapın. (Fabrika yazılımlarından kurtulun zaten pek bir işe de yaramıyorlar)
Sonradan Ekleme::Nickten aklıma geldi @Pardus pardus
kullansanıza hocam, ben bir laptopumda kullanıyorum ve oldukça stabil .çalışıyor.
Hizmetlerde ve Başlangıç’ ta bir iki bir şey gördüm ama hangisi bilmiyorum. Kurcalarsam bozulabilir. 
Bir 128 GB lık bir ssd var. İyice çökene kadar idare edeceğim daha sonra Linux le devam edeceğim. 
@alper hocamızın Pardus tavsiyesine katılıyorum. Nickinizin hakkını verin ya da temiz Windows 7 tavsiye ederim. Ayrıca SSD kutsal bir hamledir, ölüyü diriltir genelde. Bu ikisi hayat kurtarabilir.
Pardus, Ubuntu, Mint, Elemantary birini seçeceğim ileride. 
Sanırım bir çeşit sendrom geçiriyorum ama tam olarak karar veremedim hangisi? 
Türkiye’de ya gençler yaygın olarak istemediği bölümleri okumaya zorlanıyor, ya da ülkenin şartları ve vadetiği şeyler hiçbir meslek için yeterli değil.
Ben de istemediği bölümü zorla okuyanlardan biriyim (tabi kimse bana silah zoruyla tercih yaptırmadı, o ayrı). Malesef size “İstemiyorsan bırak” deme yetkisine de sahip değilim, çünkü bende o cesaret hiç olmadı. Pişmanım diyemem, ama bugün olsa bambaşka bir bölüm yazardım.
Eğer okumayı bırakamıyorsanız mesleğe en az bulaşacağınız, en az “doktor gibi” hissedeceğiniz bir dalı/ünvanı/iş ortamını bulmaya çalışın derim.
Ha bir de şu var, insan hafızası gerçekten nankör. Ben tünelin ucunu gördüğüm 4. sınıfta dahi okulu bitiremeyeceğimi, bunun bir tür hayal olduğunu ve bölüm binalarında çürüyeceğimi düşünürken mezun olduktan ve işe girip o kadar çektiğim çilenin karşılığını aldıktan sonra her şeyi unuttum gitti
“Ben öğrenmeye devam edeceğim, profesör olacağım, Nobel alacağım” gibi bir düşünceniz yoksa -ki sanırım yok- bulabileceğiniz en basit ve sakin iş ortamıyla her şeyi unutup okuduğunuz yılların ödülünü alabilirsiniz.
Tabi şimdi bunlar size çok boş gelebilir, neticede okul hala bitmiş değil. Belki birkaç yıl sonra bu dediklerim biraz daha anlam kazanır.
Aksine sürekli düşündüğüm şeyler. Aslında özellikle bu bölümde sürekli yaşanan şeyler. Bıktım mezun olup masabaşı iş yapacağım diyenler bi anda cerrahi falan seçiyorlar. Ya da çok hevesle doktor olmak isteyenler akademik kariyere yöneliyor falan filan. Bakalım, aslında ben de sizin dediğiniz gibi düşünüyorum. Şu an çok bunaldığım için sağlıklı düşünceler değil bu yazdıklarım. Mezun olana kadar da ve olduktan sonra da ne seçmek istediğimi bulacağım zaman var en azından. Aslında enfeksiyon hastalıkları falan düşünüyorum. En çok tatmin sağlanan dallardan olduğu için. Uygun tedaviyi verdiğinde hastanın iyileştiğini en kolay gördüğün bölüm ve her branştan hasta senin konsültasyonuna geldiği için de eğlenceli ama okuyanlara göre zor değilmiş. Beni cezbeden kısmıysa herkesin “kendine ayıracak vaktin ve enerjin oluyor” demesi. Bu kriterlere göre seçim yapacağım da daha çook var dediğiniz gibi. Bölümü bırakacak cesaretim de yok, okunur napalım. Herkes istediği şeyi yapmıyor gerçekten de. Teşekkür ederim yorumunuz için. ![]()
Güneşin tenime değen tatlı sıcaklığı, ılık kumun ürpertisi, denizden esen tatlı meltem ve bazende denizin ılık suyu. Bunları geçelim, esen rüzgarın eşliğinde kitap okumak. İnzivaya çekilmişlik. Saçın, sakalın dağılmışlığı. Bunlar artık rahatlatamıyor, arayışım sürüyor.
Bir insan daha ne ister ki şu güzel mevsimde.
Hiç sorma. Şükürsüzlük kuyusunun dip noktasındayım. Belkide Yusufumda kimleri bekliyorum kuyunun dibinde .
Üniversite süreci bir noktadan sonra bezdiriyor. Özellikle ikinci sınıfta bir daral geliyor öğrenciye. Hayattan soğur gibi oluyor. Cesaret konusunu bir kenara koyarsak bence çok fazla okuyoruz ondan oluyor. Ortalama 5.5 yaşından beri okula gidildiği varsayılırsa bu süreç tam da bu noktada patlak veriyor. Ben de kendimi çok zorlamıştım. Yani o noktada bir yüklenme oluyor. Nitekim sevdiğim iş değildi ve çalıştığımda da memnun olmadım. Dünya para verseler yine yapmam. Mutlu olmadıktan sonra her gün okumanın verdiği rutinden çıkıp iş rutinine girmek da aynı hesap. En azından parasal özgürlük oluyor fakat işi yaparken mutsuzsanız ite kaka bir-iki sene daha gidiyor. Tabii ben gibiler için geçerli bu. Benim gibi rest çekip “Yok kardeşim ben bu işi yapamam. Kendimi istemediğim bir işte çürütemem.” diyebilirseniz alternatifleri değerlendirebilirsiniz. Bu sizin hayatınız aslında. Kararları sizin almanız lazım. Bu da bir noktadan sonra başlamalı. Aileler biraz fazla duygusal yaklaşıyor bu olaya.
Anamın ve tüm anaların ortak sözü yanlış anlama ama mizahsel olarak " Rahat batmış biraz."
Bu durum için biraz ana haber bültenini izle çivi çiviyi söksün. 
Biraz yeşil yerlere gidin. Farklı şeyler deneyin. Kamp yapın. Doğa insanın ilacıdır.
Hayır dostum. Ben rahatın ne olduğunu bilmem, rahatlık bir karşılaştırmadır. Düz tahtaya oturup da koltuğa geçince rahatlığı hissedersin. Ömrü boyunca hiç kuru tahtaya oturmamış bir kişiye rahatlığı anlatamazsın. O koltuk onun için artık bir konfor değil ihtiyaçtır.
İlginç. Hastalığı veren de doğa halbuki. Çamlığın ortasındayım ağaçlardan selam taşıyorum 
Sanırım bu işte;
Yahu tamam Tanrı yerine Allah kullanıyorsunuz bari onu da doğru yapın arkadaş. Birinde Tanrı öteki sayfada Allah yazıyor.
Sonra “Hah, düzeldi. Demek ki gözden kaçmış.” diyorsun hop yine bir karmaşa. Böyle olunca çıldırmamak elde değil.
Adam sonunda kan ter içinde kaldı.