Dök İçini Rahatla


(Hiçliğin bekçisi…) #1117

Sanırım bir çeşit sendrom geçiriyorum ama tam olarak karar veremedim hangisi? :thinking:


(Pelin ) #1118

Türkiye’de ya gençler yaygın olarak istemediği bölümleri okumaya zorlanıyor, ya da ülkenin şartları ve vadetiği şeyler hiçbir meslek için yeterli değil.

Ben de istemediği bölümü zorla okuyanlardan biriyim (tabi kimse bana silah zoruyla tercih yaptırmadı, o ayrı). Malesef size “İstemiyorsan bırak” deme yetkisine de sahip değilim, çünkü bende o cesaret hiç olmadı. Pişmanım diyemem, ama bugün olsa bambaşka bir bölüm yazardım.

Eğer okumayı bırakamıyorsanız mesleğe en az bulaşacağınız, en az “doktor gibi” hissedeceğiniz bir dalı/ünvanı/iş ortamını bulmaya çalışın derim.

Ha bir de şu var, insan hafızası gerçekten nankör. Ben tünelin ucunu gördüğüm 4. sınıfta dahi okulu bitiremeyeceğimi, bunun bir tür hayal olduğunu ve bölüm binalarında çürüyeceğimi düşünürken mezun olduktan ve işe girip o kadar çektiğim çilenin karşılığını aldıktan sonra her şeyi unuttum gitti :slight_smile: “Ben öğrenmeye devam edeceğim, profesör olacağım, Nobel alacağım” gibi bir düşünceniz yoksa -ki sanırım yok- bulabileceğiniz en basit ve sakin iş ortamıyla her şeyi unutup okuduğunuz yılların ödülünü alabilirsiniz.

Tabi şimdi bunlar size çok boş gelebilir, neticede okul hala bitmiş değil. Belki birkaç yıl sonra bu dediklerim biraz daha anlam kazanır.


#1119

Aksine sürekli düşündüğüm şeyler. Aslında özellikle bu bölümde sürekli yaşanan şeyler. Bıktım mezun olup masabaşı iş yapacağım diyenler bi anda cerrahi falan seçiyorlar. Ya da çok hevesle doktor olmak isteyenler akademik kariyere yöneliyor falan filan. Bakalım, aslında ben de sizin dediğiniz gibi düşünüyorum. Şu an çok bunaldığım için sağlıklı düşünceler değil bu yazdıklarım. Mezun olana kadar da ve olduktan sonra da ne seçmek istediğimi bulacağım zaman var en azından. Aslında enfeksiyon hastalıkları falan düşünüyorum. En çok tatmin sağlanan dallardan olduğu için. Uygun tedaviyi verdiğinde hastanın iyileştiğini en kolay gördüğün bölüm ve her branştan hasta senin konsültasyonuna geldiği için de eğlenceli ama okuyanlara göre zor değilmiş. Beni cezbeden kısmıysa herkesin “kendine ayıracak vaktin ve enerjin oluyor” demesi. Bu kriterlere göre seçim yapacağım da daha çook var dediğiniz gibi. Bölümü bırakacak cesaretim de yok, okunur napalım. Herkes istediği şeyi yapmıyor gerçekten de. Teşekkür ederim yorumunuz için. :slight_smile:


#1120

Güneşin tenime değen tatlı sıcaklığı, ılık kumun ürpertisi, denizden esen tatlı meltem ve bazende denizin ılık suyu. Bunları geçelim, esen rüzgarın eşliğinde kitap okumak. İnzivaya çekilmişlik. Saçın, sakalın dağılmışlığı. Bunlar artık rahatlatamıyor, arayışım sürüyor.


(Buyici) #1121

Bir insan daha ne ister ki şu güzel mevsimde.


#1122

Hiç sorma. Şükürsüzlük kuyusunun dip noktasındayım. Belkide Yusufumda kimleri bekliyorum kuyunun dibinde .


(Hiçliğin bekçisi…) #1123

Üniversite süreci bir noktadan sonra bezdiriyor. Özellikle ikinci sınıfta bir daral geliyor öğrenciye. Hayattan soğur gibi oluyor. Cesaret konusunu bir kenara koyarsak bence çok fazla okuyoruz ondan oluyor. Ortalama 5.5 yaşından beri okula gidildiği varsayılırsa bu süreç tam da bu noktada patlak veriyor. Ben de kendimi çok zorlamıştım. Yani o noktada bir yüklenme oluyor. Nitekim sevdiğim iş değildi ve çalıştığımda da memnun olmadım. Dünya para verseler yine yapmam. Mutlu olmadıktan sonra her gün okumanın verdiği rutinden çıkıp iş rutinine girmek da aynı hesap. En azından parasal özgürlük oluyor fakat işi yaparken mutsuzsanız ite kaka bir-iki sene daha gidiyor. Tabii ben gibiler için geçerli bu. Benim gibi rest çekip “Yok kardeşim ben bu işi yapamam. Kendimi istemediğim bir işte çürütemem.” diyebilirseniz alternatifleri değerlendirebilirsiniz. Bu sizin hayatınız aslında. Kararları sizin almanız lazım. Bu da bir noktadan sonra başlamalı. Aileler biraz fazla duygusal yaklaşıyor bu olaya.


(Buyici) #1124

:slight_smile: Anamın ve tüm anaların ortak sözü yanlış anlama ama mizahsel olarak " Rahat batmış biraz." :sweat_smile: Bu durum için biraz ana haber bültenini izle çivi çiviyi söksün. :slight_smile:


(Hiçliğin bekçisi…) #1125

Biraz yeşil yerlere gidin. Farklı şeyler deneyin. Kamp yapın. Doğa insanın ilacıdır.


#1126

Hayır dostum. Ben rahatın ne olduğunu bilmem, rahatlık bir karşılaştırmadır. Düz tahtaya oturup da koltuğa geçince rahatlığı hissedersin. Ömrü boyunca hiç kuru tahtaya oturmamış bir kişiye rahatlığı anlatamazsın. O koltuk onun için artık bir konfor değil ihtiyaçtır.


#1127

İlginç. Hastalığı veren de doğa halbuki. Çamlığın ortasındayım ağaçlardan selam taşıyorum :slight_smile:


(Halil Oğulcan Karamağara) #1128

Sanırım bu işte;


(Hiçliğin bekçisi…) #1129

Yahu tamam Tanrı yerine Allah kullanıyorsunuz bari onu da doğru yapın arkadaş. Birinde Tanrı öteki sayfada Allah yazıyor. :smiley: Sonra “Hah, düzeldi. Demek ki gözden kaçmış.” diyorsun hop yine bir karmaşa. Böyle olunca çıldırmamak elde değil.


#1130

Bu söylenenleri yapsam bulunduğum ortamda 1 hafta hayatta kalamam. Teoride güzel ama pratikte fazla idealist.


(Buyici) #1131

Adam sonunda kan ter içinde kaldı.


(Hiçliğin bekçisi…) #1132

Aklıma bu şarkı geldi.


(Kadir) #1133

Bilgisayarımda olan bir sorunun nedeni olarak bilgisayarın virüs kapmış olabileceğini düşündüm. Bunun içinde antivirüs programı kurdum. Program bilgisayarda virüs bulamadı ama bana 2 yıllık lisans satmaya çalışıyor. Alacağımdan değil ama hiç olmazsa yalandan bir virüs bulsaydı lisans almayı belki düşünebilirdim.


#1134

Ben bir çılgın nezleyim
Hapşura hapşura gezmedeyim
Verin bana mendillerimi
Fork fork çekmeyeyim.

Suratımdan ateş çıkıyor. :slight_smile:


(Mustafa Güngören) #1135

Ya hu bugün niye uyku tutmuyor? 6 saat yol çektim. Akdeniz’den Güneydoğu’ya geldim. Bir damla uyumadım yolda. Ve hâlâ uykum yok. Ne yaparsam yapayım gelmiyor meret.


(Hiçliğin bekçisi…) #1136

Hatırladığım kadarıyla tam beş kere ölümden döndüm… Üçünde ameliyat oldum. Birisinde komaya girip kısmı felç geçirdim. Hepsinden de garip bir biçimde yakayı sıyırdım. Kendimi Benjamin Button’ın tuhaf hikayesindeki “Bana yedi kere yıldırım çarptı.” diyen adama benzetiyorum iyice. :joy:Bir aydır ne uyku ne yemek ne bir şey… Belirsizlik beynimi kemiriyor. Hastaneye gitmek bir dert neyle karşılaşacağını kestirmek ayrı dert. Bunları konuşmaktan da bıktım artık. Ne kadar yorulsan da, ne kadar bezsen de, korksan da gidip yüzleşecek olan sensin. En kötüsü de bu. Her türlü yalnızsın. Herkes seni anlar, senin için üzülür ama sıkıntı senindir. Senin içinde doğar, büyür, konuşmaya başlar ve hiç susmaz. Ya böyleyse yine? Ya şuysa? Ya, ya, ya… Mecbur gidip kendin göğüslersin başına geleceği fakat artık gücüm kalmadı… Çok yoruldum artık lütfen biraz sus…