Netflix ana sayfasında görünce ilgimi çekti, izliyim dedim.
Below, 2. Dünya Savaşı sırasında, bir Amerikan savaş denizaltısında geçen korku/gizem filmi. Beklentim çok yüksek değildi ama yine de beğendiğim bir film oldu. Benim için potansiyelini boşa harcamış filmler sırasında ilk 10’a girer. Biraz daha yüksek bütçe ile üzerinde daha çok kafa yorulsaymış çok çok daha güzel bir yapım olabilirmiş. Özellikle filmin ilk yarısından sonra çoğu şey fazla oldu bittiye getirilmiş. CGI dönemine göre biraz geride kalıyor. Yine de kendini izlettiriyor. Bu tür filmleri sevip izlememiş olanlar bir bakabilirler.
Amerikan yapımı Dram/Bilimkurgu(?). Stephen King in kısa hikayesinden uyarlanmış. Daha önce, Oculus-2013, Hush-2016, Doctor Sleep-2019, filmlerini ve Midnight Mass-2021, Midnight Club-2022, The Fall of the House of Usher-2023 dizilerini izlediğim yönetmen Mike Flanagan’ın filmi. Konu, chuck’ın hayatı, Konu kısa, senaryo iyi sayılır, çekim kalitesi olması gerektiği gibi, oyunculuklar normal. King korku yazarı olarak bilinir ancak buna benzer birçok hikaye veya roman bölümü yazmışlığı da var. Tek bir gizemli an etrafına inşa edilmiş bir hikaye. Kısa bir hikaye olduğu da anlaşılıyor filmden. Filme “Kötü” diyemem ama afişinde yazdığı gibi “Magical” veya “The best Stephen King film ever made” falan da değil. Nitekim ilk zamanlardaki yüksek puanı da hak ettiği seviyeye düşmüş. Seyredilmez değil, baya da seyredilir, keyif te alınır. Beğendim ama ayılıp bayılmadan.
Tatilde tanıştıkları ailenin çiftlik evine misafirliğe giden ailenin başına gelen olayları anlatıyor. Gerilim filmi ama çok basit kalmış daha yaratıcı olabilirdi.
Amerikan yapımı Kurgubilim/Komedi. Konusu; Gelecekten geldiğini söyleyen bir adam lokantaya girer, gelecekte her şeyin kakaya saracağını söyleyerek düzeltmesine yardımcı olacak gönüllüleri toplamaya çalışır. Konu iyi, senaryo iyi, oyunculuklar iyi, bilhassa Sam Rockwell. Çekim kalitesi olması gerektiği gibi. Kurgubilim dozu orta karar, komedi gülümsetecek kadar.
Ben seyredeceğim filmin konusuna, hikayesine daha çok dikkat ederim. Çoğu zaman yönetmenine bakmam bile, özellikle bir “Yapımcı Sineması” ürünü olan amerikan gişe filmi ise. Her şey belirlenmiş, planlanmış hatta kitabı bile yazılmış bir düzende, kendini kanıtlamış, yapımcıya istediğini dikte ettirebilen belli başlı yönetmenler dışında, filmi kimin çektiğinin pek önemi kalmıyor. Neyse bu filmde de yönetmene bakmadım. Ancak filmin yarısında “Bu filmi “Biri” çekmiş olmalı” dedim. Yanılmamışım. Yönetmeni, Mousehunt-1997, The Mexican-2001, The Ring-2002 ve tabi ki Karayip Korsanları serisi filmlerini seyretmiş olduğum Gore Verbinski imiş. İzlediğiniz filmin ilk dakikalarında tarzından tanıdığınız yönetmenlerden biri olmasa da “Filmi önemli biri çekmiş” dedirtebilen bir yönetmen. Ana konu da, ana konuya eklemlenmiş kısa hikayeler de güzel. Çağımızın eleştirisini yapan güzel ve üzerine düşünülmüş derli toplu bir senaryo. Ben beğendim.
Az önce Finch filmini izledim.
Sımsıcak bir arkadaşlık ve yol hikayesi olmuş.
“Kıyamet sonrası” diyebileceğimiz bir dünyada geçmesine rağmen şiddetten bu kadar uzak olması çok hoşuma gitti. Doya doya Tom Hanks izlemiş oldum. Güne on numara başlıyorum.
Dün Whistle’ı izledim. Liseli ergenlerin sevişmekten arta kalan zamanlarda sırayla öldüğü bir diğer korku/gerilim filmiydi. Filmde süpriz bozacak bir durum zaten yok çünkü bu tip filmlerde olan şeyler olup bitiyor. Daha ilk dakikadan kim ölecek kim yaşayacak anlayabiliyorsunuz ama yine de spoiler falan olmasın diyorsanız devamı okumayınız.
Aslında filmin konsepti çok hoşuma gitti. Azteklerin büyülü düdüğünün çıkardığı sesi duyan kişiler, kaderlerinde kendilerini bekleyen ölüm ile erkenden karışlaşıyorlar. Örneğin kaderinizde yanarak ölmek varsa, sizin yanmış hayaletiniz size musallat olup sizi yakarak öldürüyor. Dolayısı ile karakterler hem kaderlerinde olan ölüm şeklini görüyorlar hem de kendi hayaletleri tarafından öldürülüyorlar. Gayet güzel bir konsept. Öyle ki biraz daha doğru işlense yeni bir Final Destination kültüne dönüşebilirmiş ama malum ideolojilerin propogandasını yapmaya orijinal senaryo yazmaktan daha fazla önem verdikleri için o tren kaçmış.
Filmin konsepti her ne kadar ilgi çekici olsa da işlenişte genel bir ucuzluk, genel bir basitlik, genel bir idiotiklik söz konusu. Zaten film başlar başlamaz ağır bir LGBT propogandasına maruz kalıyorsunuz. Filmdeki karakteri bile göremeden “Bu hetero mu? değil mi?” muhabbetleri, sürekli göze sokulan LGBT bayrakları, ilk kez karşılaştıkları günün çok değil ertesi günü birbirleri için canını verecek kadar sevip, yakın arkadaşları ve akrabaları kıyma makinesinden geçip muhallebiye dönüşürken evde yiyişen lezbiyenler vs. filmin kalitesini olduğu gibi dibe vurdurmuş ki burada söz konusu olan karakterlerin lezbiyen olup olmaması değil. Velev ki karakterler erkek ve kadın olsun yine B sınıfı filmlerde bile olmayacak basitlikte işleniyor karakterler ve ikili ilişkiler.
Öte yandan “Ölüm bizi kovalıyor, azrailden kaçış yok. O zaman biz önden bir tur ölelim de eli boş dönsün it.” diye kendi kalbini geçici olarak durdurup Hüsnü Çoban gibi ölüp ölüp dirilme işlerini bu tip kaç filmde gördüm hatırlamıyorum. Onu geçtim öleyazan karakterin karanlık bir suyun içinde betimlenmesi, ölümün onu aşağıya doğru çekerken sevginin ışığa doğru çekip karnalık sudan çıkararak hayata döndürmesi analojisi falan bıkkınlık verdi artık. Midem bulanıyor bu tip şeyleri görmekten. “Kadraja gökkuşağı flamasını nasıl sokarız” a kafa yoracaklarına şu işler için mesai harcasalardı belki daha orijinal bir şeyler görebilirdik.
Filmde Logan’dan aşina olduğumuz Dafne Keen başrolde. Nick Frost ve Michelle Farley daha cameo olarak rol almışlar. Kalan oyuncular daha genç yeni yetme oyuncular ama oyunculuklarına kötü diyemem. Ortalama, böyle bir filmi kotaracak bir performans sergilemişler. Yanlız oyuncular nerdeyse 30 yaşına gelmişler. Haliyle liseli rolü oynamaları işi biraz hababam sınıfına çevirmiş. Böyle bir oyuncu seçimi yapılacak ise lise değilde bir üniversite ortamında geçseymiş daha iyi olurmuş.
Sonuç olarak konsepti orijinal olsa da işlenişi ile ortalamanın da altına düşen bir yapım.