Hollywood’un oyuncu devlerinin rol aldığı Humprey Bogart ve Katharine Hepburn’un bu unutulmaz filmlerini seyretmeden ölmek istemeyeceksiniz.
Afrika Kraliçesi(1951), komedinin, serüvenin ve kişilik analizlerinin son derece başarılı bir biçimde harmanlandığı çok güzel bir filmdir.
Malta Şahini(1941), Parlak zeka ile mükemmellik arasındaki farkı gösteren, ustaca işlenmiş, oyuncuların rollerinde çok başarılı olduğu, harika bir filmnoir örneğidir.
Bu filmleri izlemeyen, sinemasever olduğunu iddia etmesin…
İzledim …o da güzel..sidney poitier in a patch of blue filmi de güzeldi..bir de a raisin in the sun..arsivim büyük..annem ve babam ben 3 yaşındayken ayrılmışlar..babam beni aldığında sinemaya götürürdü..parası varsa..oradan beridir harçlık alınca ya kitap ya sinema vardı benim için..sinema insanın kendini bulduğu yerdir..kitap ve müzik de.
Ah o eski filmler..yeniler de güzel…
Her zaman derim ki sevgili Dalgado, her eski film, o filmi ilk defa izleyecek olan için yepyeni bir filmdir.
Kameraların ve sahnelerin oradan oraya zıplamadığı,titremediği, karakterlerin biz izleyicilerin vekili oldukları o yıldız oyuncuların filmleri, bugün çekilen filmlerin çoğundan çok daha iyi ve daha etkili.
Yeniden çevrimler bile eskileri aşamıyor.
Forumda eski filmleri izleyen ve onların değerini bilen arkadaşların var olduğunu görmek hoşuma gidiyor ![]()
Aynen, ben o kadar ileri gitmek istemedim..yanlış anlaşılır diye..yine de bir çok yeni ama eski zamana göre değişiyor..
Mesela meryl streep..daha yeni onlara göre..ama tiyatrodan geliyor..böyle çok var..aslinda yetenek kaybolmuyor..sorun kolaya kaçmak hizli yap cok kazan..yetenek bir görünsün bir kaybolsun.gurultuye getirelim mantığı vs..eskiden filmler geç gelirdi memlekete..az film çekilirdi bu güne kıyasla..şimdi film dizi gırla..eh tadı kaçtı tabii..yine de enseyi karartmadan eski güzelleri daha yeni güzelleri harmanlayip izliyoruz iste..hayat böylece akıp gidecek…tiyatro çok önemli ama sanattan anlamayanlar sermaye koyunca işin tadı kaçıyor..tv dizilerine gıcık oluyorum memlekette..topluma dayatma devam ediyor..zengin fakir dindar laik mafya vs..eskiden aranjman diye bir şey vardı..
Bir dizi yapmışlar eski şarkıları koyup bir hava tutturma gayreti içindeler..eski Turk filmlerinde de aynı konular vardı..ama en azından orjinaldiler..simdi taklit modası var..neyse uzun hikaye..keşke tv de tiyatro yapsalar eski eserlerden ..o da kazandırır ama politika farklı tabii..uzun yıllardır böyle..80 de güzel ve umut veren ne varsa bogdular..öncesi de sorunluydu ama renklerimiz vardı..soldular..şimdi eskiden pek bişi kalmadı..son kalanlar da birer birer gidiyor..Dünya da da aynısı..uzattım kusura bakmayın..
Ellerine sağlık, her cümlen bir farkındalık, bir yaşanmışlık ve kıymet taşıyor.
Teşekkürler netflix de messiah diye bir dizi var 20 de bir sezon oynamış kaldırılmış yayindan tepkiler falan..orada insanların iki yuzlulugu çok güzel vurgulanmis..
Gerçekten de insanların inandığı karşısına gelse..onu inkar ederler..çünkü inandıkları ya da inanmadiklari onları onlar yapan şeyler..gerçek olunca o savanadaki ata ortaya çıkıyor..korkak ve zayif.
A Nightmare on Elm Street-1984
Friday the 13th-1980
Halloween-1978
Korku filmlerinin kral olduğu yetmişler ve seksenlerden, korku filmlerinin kralları. Konularını anlatmayacağım zira zilyon tane devam filmleri, yeniden çekimleri yapıldı. Ama ilk filmlerin yerini hiç biri tutmadı, tutamadı benim gözümde (Devam filmleri ilk filmden daha güzel tek seri var aklımda kalan “Mad Max” (Son iki film hariç)). Wes Craven, John Carpenter gibi ustaların elinden çıkmış filmler. 1 milyon sekiz yüz bin dolar a mal olup 25 milyon dolar gişe yapan Elm sokağı, 550 bin dolara mal olup neredeyse 40 milyon dolar kazandıran 13. Cuma veya 330 bin dolara sadece 20 günde çekilen ve 47 milyon getiren Cadılar Bayramı. Bazen (çoğu zaman) kızsak da, sövsek de sayılar devam filmlerinin sebebini açıklıyor zaten. Üstüne Johnny Depp, Kevin Bacon ve Jamie Lee Curtis gibi oyuncuların o yumurta gibi, tüyü bitmemiş hallerini seyretmek te cabası. (Ayrıca remastered yapıldı mı bilmem ama görüntü kaliteleri tahminimden daha güzel çıktı)
Bütün gece oturup izleyecek doğru düzgün bir şey bulamadığım için sinirden karnıma ağrılar girdiğinden ben de eskilere döndüm. Hem korktuğu için hiç korku filmi izlememiş
eşime meşhur korku filmlerini tanıtıyorum, hem o korkarken ben eğleniyorum ![]()
(Bu arada “Halloween” den bahsedip Mustafa Akkad dan bahsetmemek haksızlık olur. Hem Halloween filmlerinin yapımcısı, hem de benim şahsi “Gelmiş Geçmiş En İyi Filmler” listemde her zaman üst sıralarda olacak olan “Çağrı” filminin de yönetmeni olur. İronik bir şekilde el kaide nin Amman da düzenlediği bombalı saldırıda kızıyla beraber hayatını kaybetmesi çok acı)
Yeniden çevrim denilince aklıma geldi.
Sleuth (1972)
Sleuth (2007)
Bilenler bilir benim sevdiğim bir yeniden çevrim. 2 oyunculu tiyatro gibi bir filmdi. 72 de ki film ile 2007 deki film birebir aynı senaryo. Eski filmde Michael Caine 2 oyuncudan genç olanı oynuyor. Yeni filmde ise yine Michael Caine bu sefer yaşlı olanı oynuyor. Hikayeden hiç bahsetmedim. Peş peşe izlenecek çok güzel bir yeniden çevrim örneğiydi benim için.
Ahh 90ların sonu 2000 lerin başları benim Divx arşivim vardı. O zamanlar çok popülerdi. Film arşivi yapanlarla takas ederdik filmleri. Ben götürürdüm 20-30 film karşı tarafta bende olmayan filmleri getirirdi. Bu Unforgiven için çok film verdim. 8-10 kerede izlemişimdir. ![]()
Valla o divx dönemi bambaşka bir olaydı ya. Şimdi açıyorsun platformu her şey önünde ama o zaman film bulmak resmen avcılık gibiydi. CD yazdır, klasörle gez, takas yap… bir filmi elde edince de değeri başka oluyordu tabii. Unforgiven için o kadar film vermene hiç şaşırmadım açıkçası. Eastwood’un bu filmi zaten insanın dönüp dönüp açtığı türden. Hem eski westernlere bir selam çakıyor hem de bayağı ağır, karakter işi bir film. O dönem arşiv yapıp takas kovalayanlar aslında farkında olmadan kendi sinema bölümün de hem okuyordu hem de yaşıyordu. ![]()
Önce betamax sonra vhs video ardindan cd ler dvd ler blurayler..torrentler hala var bu sonuncu..sonra orjinalleri amazon.com dan alıp hard diske atıp orjinali satmalar.
Kavimler göçü gibi..
Hatay Açık Hava sinemasında izlemiştim o yıllarda, hey gidi günler. Kız kardeşim o gürültüde uyuyakalmıştı, iki film bir arada, ilki de Richie Rich. ![]()
Hahah ben de sinemada izlemiştim onu, bizim yaşlar yakındır zaten aynı denk geliyor
.
Jurassic’i Fuar Açık Havada izlemiştim diye hatırlıyorum bende ama yaş küçük olunca çok hayali kaldı valla artık. Ekranda gözlük işareti çıkıyordu o sırada gözlüğü takmak gerekiyordu, sonra tekrar çıkarılıyordu falan
Ben tabi çocuk aklı onu çözene kadar filmi ne kadar anladım tartışılır
.
Sen kaçlısın bilader ![]()
Dinazor nüfusumuž bayağı yoğunluktaymış forumda ![]()
Jurassic park’ ı sinemada izleyememiştim o zamanlar Ödemiş’te sinema yoktu. Hiç unutmam Cine5 e gelmisti ilk o şifreli ekranda dinazorları görmeye çalışmıştım ![]()
Haaha bizde CİNE5 vardı ve ben orada izledim ilk. Hatta VHS kayıt alırdım o CİNE5 filmlerini okulda kiralardım ![]()
Trabzonun ilk korsanı olabilirim.
Dipnot: Jurassic Park bide The River Wild çok iyi para bırakmıştı. Başka filmlerde varda bunlar aklımdan çıkmayanlar ![]()
Sizin Cine5 gösteriyor muydu? Bizimki hep karıncalı olurdu ![]()
.


