Maalesef Paribu halk gününe yabancı filmleri koymuyor geçen avmye gittiğimde full yerli korku filmleri vardı. Eğer İstanbulda yaşıyorsanız yada Ankarada Cinezone Lazer IMAX 300 lira.
Cinezone’da yer bulmak zor. Ancak filmlerin ivmesi düşerse yer bulunur.
Halk gününde yabancı filmlerin Ankara’da da olması lazım. Başka şubelerine baksan iyi olacak. İstanbul özelinde yabancı filmler var.
Şu an piyasa da iyi olan iki film var zaten. Spiderman ve The Odyssey. Bunları da halk gününe koymamak olmaz. Bu arada iki filme ilgi müthiş yoğun ve yer bulmak zor.
@ivy Size de tavsiyem halk gününe kadar beklemeyin olacak. Gerçi o gün ucuz bilet var ancak alınan hizmet belli olduğu için fazla para vermemek de bir seçenek.
Ben Paribu’ya gitmeyeceğim. Yaşadığım yerde zaten IMAX yok. Yabancı filmleri de o gün izleyebiliyoruz. Bilet 160 TL. Yine de teşekkürler…
@W4YNE O gün bana uyar diye de o günü bekliyorum aslında. Evet, o gün kalabalık olabilir. Neyse artık başa gelen çekilir. ![]()
Ben bunu seyrettim galiba ya. Konuyu hatırlıyorum ama filimin tamamını hatırlamıyorum. Kış olimpiyatı konulu bir bu film var aklımda kalan bir de “Üşütük Popolar-1993”
Film genel hatlarıyla iyiydi, sıkılmadan izledim. Fakat bir sekansı var ki herkes tarafından da dillendirilip övülür; filmin ortalarında 5-6 dklık arabalı kovalamaca sahnesi var. Kovalama sahnelerinin her türlüsünden nefret eden birisi olarak bu arabalı sekansı övüldüğü ve konuşulduğu kadar çok iyi buldum. Film bittikten sonra youtubeden tekrar izledim, enfes olmuş gerçekten. Şöyle sahneler çekmek çok mu zor?
Edit: https://youtu.be/MxxH0lZSYgU?si=NZxNe-tdF-uWtgTI
merak eden varsa linkte bırakayım, sahnede müzik olmaması da ayrı bir güzellik.
Bu sahne de güzel ama ilk kovalamaca daha iyi bence ![]()
Bir de arabalar çok güzel bu filmde göz çok takılıyor. Paylaştığınız posterde de var.
Ben sinemada izlemiştim. Çaylı Kahveli sahneyi tanıdığım herkese anlatmıştım. Muhteşemdi. Yeniden izlesem nasıl hissederim acaba?
Hocam şu ‘‘Seni bir kahveyle pusuya düşürürüm,’’ sahnesi miydi? Güzeldi gerçekten. Ben adamın bir tür, ‘‘psikopat’’, ptsdli manyak çıkmasını bekliyordum ama olayın aslı daha basitti ve netti… ![]()
Bugonia
Sistemleri hataya karışmış iki adet paranoyak akraba kişisi(neden paranoyak oldukları da anlaşılabilir) uzaylı olduğuna inandıkları büyük bir ceo hanım efendiyi kaçırırlar. Bundan sonra tuhaf ve kara şekilde mizahla sistem eleştirilir(Filmin tuhaflığı sonunda ortaya çıkıyor bana göre). İlaç şirketlerinin, şirketlerin aç gözlülükleri, insanların dünyaya verdikleri zararlar vb. Pek şevkle izlediğimi söyleyemem ama sıkıldım da diyemem.
![]()
![]()
![]()
The Purge
Yılda bir kez 12 saat boyunca her türlü şiddet serbest. Yapılan hiçbir şeyden sorumlu değilsiniz. 12 saat boyunca ne polis ne itfaiye ne de hastaneler çalışıyor. Önlemlerinizi alıp eve kapanıyorsunuz.
Çok kötü değildi. İyi bir konusu var. İdare eder bir gerilim.
Bu arada sizin memleketinizde de buna benzer bir durum olursa, eve kapandıktan hemen sonra çocukları hemen bodruma kapatın, hiçbir şeye erişmelerine izin vermeyin. ![]()
Aslında çok fazla olamasada kendimi iyi bir film izleyicisi olarak tanımlayabilirim gibi geliyor son zamanlarda. İzlediğim çoğu filmi burada paylaşmıyorum. Bu film gerçekten hoşuma gitti derin bir kaybı anlatıyor ve çözülemeyecek olsa bile bir şeyler için mücadele etmeyi,. Bir yolculuk filmi gibi aslında kahramanımız çok gerçek ve sıradan , gerçek hayat gibi. Bu tarz filmleri daha çok sevmeye başladım son birkaç yılda ,bir kitaptan uyarlanmış ama çok fikrim yok kitap ve yazarı hakkında. Oldukça beğendim filmi.Hayat hakkında düşündürüyor umut , inanç, pişmanlık, affedilmek, affetmemek, yerini dolduramayacağınız şeyler, kayıplar.
Beklentimi düşük tutarak filme gittim. O yüzden hayal kırıklığına uğramadım. Hatta filmi çok beğendim.
Spoilera, hiç denk gelmediğinden filmden daha çok keyif aldım.

Punisher, filme çok iyi oturmuş bence. Aksiyon dozunu arttıran bir karakter olmasının yanında varlığıyla filme eğlence de katmış.

Birkaç sahne oldukça stresliydi. Peter Parker’ın ruh hali de bence iyi yansıtılmış. Filmin karanlık havasını çok sevdim.
Sessiz Kıyamet adı verilen bir felaket sonrası evrendeki tüm yıldızlar ve gezegenler yok olmuştur. İnsanlığın geri kalanı uzay istasyonlarında yaşarken çorak bir uyduda bir kan okyanusu bulunur. Bir mahkum, bu kan okyanusunun dibine ufak bir denizaltı ile indirilir. Okyanusu haritalandırmak ve okyanustan elde edilecek birtakım örnekleri toplamak ile görevlendirilir. Mahkum, görev tamamlanınca serbest bırakılacağı sözünü almıştır. Ancak en genel ve spoiler içermeyen tabirle okyanus, mahkumun özgür kalmasına direnir.

Klostrofobik etkinin, kozmik korkunun ve psikolojik gerilimin iç içe geçtiği bir video oyunundan uyarlanan film, düşük bütçesine rağmen seyir zevki sunmayı başarmış. Sonuçta özellikle Lovecraft sevenlerin beğenebileceği bir yapım çıkmış ortaya.

Bazı izleyiciler, filmden bir şey anlamadıklarını söylemişler. Bence filmi izlemeden önce ufak bir araştırma yapsalardı konuyu daha rahat anlayabilirlerdi. Yine de filmde, gerçekler tam olarak net değil.
Sonu da açık bırakılmış. Belki bir devam filmi de gelir.
Evil Dead Burn’ü izledim.
Açıkçası çok bir beklentim yoktu, ortalama altı bir yapım izlemeyi umuyordum ama filmi gayet beğendim. Bana feci derecede Resident Evil 7 Biohazard’ı anımsattığı için de fazladan ilgiyle izlemiş olabilirim
Sahneler ve karakterler açısından kendi içinde göze batan tutarsızlıklar ve amatörlükler var fakat yine de 6.5’lik IMDB puanı bence haksızlık olmuş.
Birkaç gün önce Komşum Totoro’yu izledim. Animelerdeki animist havayı seviyorum. Eski inançlara olan bağlılık, harika manzaralar ve karakterleriyle kalp ısıtıyor.
Bi’ ara finale doğru kötü şeyler olacak sandım. Çocuklar için olan bir yapım diyebilirim, belki de o yüzden kötü şeyler olmadı. İyi ki de olmadı. Kötü şeyler üst üste gelirken, böyle kafa dağıtacak ve mutlu edecek şeyler izlemek isteyenler için birebir. ![]()
A Quiet Place üçlemesini seyrettim.
Filmin konusunun temeli, görme yetileri olmadığı için sadece gelişmiş duyma organları sayesinde avlarını çıkardığı seslerden bulup öldüren, Xenomorph benzeri yok etmesi çok zor olan vahşi bir uzaylı ırkının bir anda dünyayı istila etmesine dayanıyor.
Birinci ve ikinci film film aslında 28 Days Later gibi bu istilanın yaklaşık 1.5 yıl sonrasında, hiç ses çıkarmadan hayatta kalmaya çalışan gayet sıradan bir aileye odaklanıyor. İkinci film tam olarak ilk filmin bittiği yerden başlıyor o yüzden bunları tek bir yapım gibi de düşünebiliriz. Tür olarak gerilim filmi olduğu kadar da aslında bir aile dramı. Çok göze batan mantıksızlar var ve bu mantıksızlıklar senaryoyu tıkayacak, hikayenin akmamasına neden olacak şeyler değiller. Yani karakterlerin evinde elektrik var, her yere yaratıkları takip edebilmek için güvenlik kameraları kurmuşlar, evlerini bodrumları envai çeşit telsiz ve elektronik eşya dolu ama 100 metre ödeye bir kapı zili koyup yaratıklar evlerine yaklaştığında çalıp yaratıkların dikkatlerini oraya çekmek kimsenin aklına gelmemiş. Ya bu düzenek en gerilimli yerlerde bi şekilde bozulsun, çalışmasın ama böyle bir düzenek olsun. Biz “Bak bunu akıl etmişler” diyebilelim. Bu olmadığı zaman filmin bütün inandırıcılığı, bütün ciddiyeti yok oluyor. Bu mantıksızlıkları göz ardı edersek ortalamanın üzerinde filmlerdi. Ben izlerken sıkılmadım.
Üçüncü film de ise durumlar daha farklı. İlk iki film ile bir bağlantısı bulunmuyor. Filmin adında “Day One” geçtiği için bir “Origin” hikayesi bekliyorsunuz ama alakası yok. Dış dünyada ne oldu ne bitti? Hangi ülkeler nasıl bir defans yönetimi geliştirdi? Başka toplumlar ne yaptılar vs. bunlara kesinlikle değinilmiyor. Ölümcül bir hastalığın son evresinde olduğu için yaşama şansı bulunmayan ana karakterin gözünden istilanın ilk gününde New York’u görüyoruz. Yani olayın “Day One” olmasının hiçbir numarası yok.
Zaten filmin ortasında yırtık dondan çıkar gibi çıkan, hiçbir motivasyonu bulunmayan, ezik, pısırık, karaktersiz, sümsük sünepe beyaz bir erkek ile ölümü kabullenecek kadar olgun, karakterli, cesur, gözü pek ve güçlü siyahi kadının insanlık yok olurken wattpad cıvıklığındaki romantik beraberliği işlenmiş. Bu tür vasıfsız niteliksiz neo-feminik işlerden gazlanıyorsanız filme bayılırsınız. Filmin IMDB puanını şişiren de bu. Yoksa 4 puandan fazla alamazdı. Ayrıca filmde ana karakterimizin gerek kucağında moloz yığınlarının içinde gezdiği, gerek bildiğimiz bez poşedin içine koyup suyun dibine daldığı bir kedisi var. En gerilimli anlarda dahi etrafa şaşkın şaşkın bakan tombiş bir kedi insanın yüzünde ister istemez bir gülümseme getiriyor. Haliyle işin gerilim merilim kısmı kalmıyor.
Konusu ilginizi çektiyse ilk iki filmi izleseniz yeterli.






