En Son İzlediğiniz Film?


(Yusuf Ekici) #61

The Theory of Everything: Üç senedir erteliyordum izlemeyi. Keşke daha da erteleseydim. Soğukta kalmış bardak gibi çatlayacak sandım kalbim.
Düzenleme: Kapanış müziğini tanıyınca “Time” olacağını varsaymıştım meğer sevdiğim başka bir parçaymış. “Arrival of Birds” yıllardır dinlerdim, burada karşıma çıkacağını akıl edemedim :smiley:.


(kimyager _ferhat gürdoğan) #62

Tomb Raider izledim gayet güzel aksiyonu bol konuda güzeldi.Yeni serye başladıkları için devam filmleride başarılı olur.


#63

En son vücut geliştirme konulu pain is my life filmini izledim kas geliştirme isteyen kişilerin izlemesi gerekn güzel film :smile:


(görkem) #64

The İnvention of Lying = Yalanın İcadı

Ricky Gervais’in bir filmi, Alternatif bir evrende geçiyor. Bu Dünya’da kimse yalan söyleyemiyor ve herkes açık sözlü, insanlar akıllarından geçeni direkt olarak söylüyorlar. Böyle bir ortamda kahramanımız bir gün yalan söylemeyi icat ediyor. olaylar gelişiyor.

İzlerken hoşça vakit geçirdiğim, mesajları da güzel bir filmdi. Herkesin beğenebileceği tipte bir film değil ama Ricky Gervais’i sevenler gönül rahatlığı ile izleyebilir.


(Hazal Çamur) #65

Annihilation

Uyarlama açısından bakarsak: Jeff Vandermeer’in felsefesine yazık edilmiş. En başta X Bölgesi’nin “x bilinmeyen” temasını yerle bir etmesine içerledim. Karakterlere adlarıyla hitap edilmesi de bir diğer üzücü nokta gözümde. Biyolog karakterinin kocasına sırılsıklam aşık olarak portrelendirilmesi epey can sıkıcıydı. Nerede o buz gibi, kocası tarafından bile çözülemeyip “Hayalet Kuş” diye lakap takılan kadın. Nerede bu duygusal kadın?

Seyir zevki olarak bakarsak: B filmi.
Göndermelerine hiçbir itirazım yok. Garland’ın saygı duruşları gayet güzeldi. Fakat görsel zevk açısından bakıyorum, yine B filmi diyorum.

Adamlar folyodan uzaylı yapmış. Daha da bir şey demiyorum.

(Zaten onun orada işi ne?)

Alex Garland, beni çok üzdün. Ah Alex.


(Okan Akıncı) #66

The Man From Earth - Holocene.

Yorumum: Tamamen gereksiz bir film.


(görkem) #67

A Monster Calls = Canavarın Çağrısı

Uzun zamandır acaba kitabını mı alsam yoksa filmini mi izlesem şeklinde arada kaldığım bir eserdi. Sonunda bugün itibariyle filmini izlemekte karar kıldım. Şansıma en doğru kararı vermişim. Kitabı 224 sayfa imiş, nerden baksanız bir kaç günlük okuma vaktime denk gelecekti, oysa ki ben filmi izleyerek bu lüzumsuzluğa sadece 1.5 saat katlandım.

Giden 1.5 saatime de çok acımıyorum , eninde sonunda ya izleyecek ya okuyacaktım. Ama be kardeşim bir ton ajitasyon üzerine kurulmuş sıkıcı bir senaryo. O devin hikayeye dahil edilişi ve varlığı bile eğreti.

Biz milleti ağlatacağız, bu parola ile çıkılmış yola ve muhtemelen kitapta böyledir. Çevreyi dağıtan sorunlu bir ergen , zor koşullar vs. vs. Netice itibariyle işte farklı bir şey yapacağız derken bütün klişelerde boğulan bir yapım izledim. Giriş belli - gidişat belli - sonuç belli. Hani dedim sonunda bir ilginçlik olur belki… o da yok…

Fantastik dram gibi birşey…

Kimseye tavsiye etmiyorum.


(xxxxxxxxxxxx) #68

Yazdığınızı görünce üzülmedim desem yalan olur vallahi, kitabını da filmini de çok severim. Lakin zevkler ve renkler tartışılmaz diyerekten hiç uzatmıyorum yorumumu, iyi akşamlar efenim.


(Cemalettin Sipahioğlu) #69

Şey… Kitap ve uyarlaması olan film kaybetme, suçluluk ve kabullenme üzerine. Haliyle kendini iyi hisset hikayesi değil; bir durumu, spekülatif kurgu desteğiyle aktarma hikayesi. Bu yönden vadettiğini karşılıyor.

Ben bir tek, canavarı açıklamak için eklenen son bölümden şikayetçiyim. Kitapta o türden bir açıklama bulunmuyor. Bunun sebebi, canavarın hayal mi gerçek mi olduğunu mumallakta bırakmak. Çünkü iki türlü açıklamada “kabulleniş” temasını baltalayacak türeden “mutlumsu son” oluşturacaktı. Kitaptaki son “kabulleniş” teması açısından klasik hikayelerde ideal olmayan ama olması gereken "mutlu son"du.

Bana, hoşlandığınız hikaye şablonuna uymadığı için hikayeyi beğenmemişsiniz gibi geldi. Belki, hayatın belli bir döneminden veya özel durumdan kesitler sunan hikayeleri sevmiyorsunuzdur. Belki, daha klasik hikayeler tercihinizdir.


(görkem) #70

Film esnasında yapılan duygu gıdıklama operasyonlarından bana gına geldi açıkçası.

Annesi ölüyor.
Yazıııık….
Anneannesi ilgilenmiyor.
Yazııık…
Babası da başkası ile evli…
Yazııık…
Babası da bakmıyor.
Yazııık…
Okulda çocuklar dövüyor.
Yazııık…
Tek dostu kendi hayal dünyası
Yazııık…

İşte bunların hepsi birleşince bana çok çiğ geldi tüm senaryo ve film açıkçası. Yani duygulara dokunmaya çalışmış ama öyle bir kör gözüne parmak basar gibi yapmış ki bunu, ben rahatsız oldum ve sıkıldım bir yerden sonra. Bu sıkıntıdan kurtulmak için belki ilginç bir şeyler olur diye bekledim netice itibariyle şaşırtıcı bir son da vermedi…


(Cemalettin Sipahioğlu) #71

:thinking: Anlatımda duygulara temas için özel bir çabaya girişildiğini düşünmemiştim. Bana göstermekle yetinerek çocuğun durumunun yansıtmaya çalışmışlar gibi gelmişti.

Ama şu da bir gerçek, tekiyle bile bir çocuğun hayatını kaosa sürükleyecek hadiseler ard arda sıralanmış. Ama özel olarak “yazıklık” duygusuna oynansın diye hikayede yer aldıklarını zannetmiyorum: Çocuğun, asıl sorundan kurtulma arzusunun sonuç vermeyen girişimleri gibi gelmişlerdi. Örneğin kendini dövdürmesi, utancının kefaretini ödemek için bile isteye çile çekmeye çalışması, olarak yorumlamıştım. Çünkü zorbalık görmekten dert yanmıyordu; bilakis zorbalık görmek için zorbanın karşısına çıkıyor gibiydi.

Kabul de etmeli tabii. Sıkıntı yakaya yapıştı mı, hiçbir şeyden tat alamıyoruz. Ki hikayesi ve içeriği, baştan sona kimsenin deneyimlemek istemeyeceği güç durumlar içeren bir eser var, karşımızda :expressionless:


(Hazal Çamur) #72

Ben böyle birini tanıyorum. Bunlar hayatın gerçekleri bir yandan. Yani var olan durum ele alınmış. Hatta kimi boşanan anne babaların çocukları aile büyüklerine terk edip evlenerek, başka çocuklar yaparak, bu çocuklarla mutlu mesut yaşarlarken o biten evlilikten olan çocuğu ziyarete bile gelmemeleri de söz konusu.

Bir de kendi akrabamdan örnek vereyim.

Hiçbir testte çıkmamasına karşın, her şey normal görünmesine rağmen ilk çocuğu down sendromlu doğdu. Bu sırada ablası beyin ameliyatı oldu. Çocuğun down sendromlu oluşunu kabullenme aşamasında annesinin kanser olduğu öğrenildi ve apar topar operasyon geçirdi. Şimdi anneanne kemoterapi görüyor.

Hepsi birkaç ay içinde oldu. Yani özellikle “yazııık” diyelim diye olduğunu sanmıyorum. Türk dizileri o konuda daha iyi :slight_smile:


(Cemalettin Sipahioğlu) #73

Efendim. Öncelikle tanıdıklarınıza ve yakınlarınıza huzur ve mutluluk dilerim.

Hayatın gerçekleri. Daha tuhafı, onları aktarınca ya da hikayeleştirince "Hadi oradan canım"cılık yaşanması :expressionless: Sanırım olumluya fazla odaklanmaktan, olumsuz olasılıkları kurgusal bulma eğilimimiz var :confused:

Ve evet. Dizilerdeki acıtasyon!? Dert arayanların maceraları mübarekler :sweat_smile:


(Doğan Sakarya) #74

Kurt Russell’ın oyunculuğunu ve birkaç mantık hatasını gözardı edebilirseniz güzel film. :slight_smile:


(Rocket quuen) #75

Harry Potter ve Melez Prens


(Elif ) #76

Ya Black Panther ya da Loving Vincent. Kısa bir aralıkla izledim bunları. Oldukça farklı türler. Van Gogh, hayatına olanlar için üzüldüm. Black Panther ise keyifli bir filmin yanı sıra bir sürü güzel müzik kattı bana.


(eminezeyno09) #77

İnterstellar. Bilimsel yönünden eksikleri olsa da konusu kurgusu ve işlenişi bakımından Nolan harika bir iş çıkartmış. Bilim kurgu türünün en önemli başyapıtlarından biri.


(Yakup Alioğlu) #78

Bugün izledim. Aslında çok yorgun olduğum için yarı uykulu, yarı yarım göz, tat almadan bitirebildim. İzlediğim bölümler oyuna sadık kalarak çekilmiş, fena değildi. Ama izlemesem de bir şey kaybetmezdim.


(Elif ) #79

Oyundaki uşak var mıydı? :nerd_face:


(Yakup Alioğlu) #80

Ne yazik ki yoktu. 2013 oyunu ile benzer yönleri vardi. Ama genelinde konu ilerleyisi farkliydi. Gemi kazasi, adaya düşmesi, kraliçe Himiko gibi benzerlikler söz konusu idi.

Ama parayı buldu film sonunda, sonuda açık bitti. Belki yapımcılar ikinci bölümde süpriz yapabilirler.