
İstediğim kadar verimli geçmedi bu ay, Bastion çok uzunmuş.
Bir süredir aralar verip durdum, o yüzden temmuz ayından beri çok stabil bir okuma temposu tutturduğum söylenemez. Ama Ocak ayında nihayet eski formuma kavuştum denebilir. Temmuzda okuyabildiklerim ve Ocak ayında bitirebildiklerimle birlikte aylık rapor şu şekilde.
Ayın Kitabı
Yıldız Güncesi - Stanislaw Lem
Vakit buldukça birer ikişer öykülerini okuduğum, bitmesin istediğim, güldürürken düşündüren değil ama önce çok güldüren sonra da bir o kadar düşündüren şahane bir antoloji. 1 seneye varan okumalar sonunda nihayet Temmuz ayında son öyküsünü okuyup nihayet bitirdiğim bu eser, mizahı çok güçlü satirik öykülerle başlayıp sonlara yaklaştıkça daha felsefi öykülerle son buluyor. Lem’in hayatı boyunca yazdığı öykülerin bir derlemesi olduğu için siz de öykülerle beraber değişiyor, yaşlanıyorsunuz. Öykülerdeki üslup değişimi yazarın nasıl çok yönlü olduğunun göstergesi gibi. Bir zamanlar Solaris ve Aden’le Lem okumaya başladığım için yeni başlayanlar için Yıldız Güncesi’nin çok daha uygun olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Amber Yıllıkları: Avalon’un Tüfekleri - Roger Zelazny
Amber Yıllıkları 2. Kitabı olan Avalon Tüfekleri, ilk kitap kadar çılgınlıklar barındırmıyor ancak mizah dozunu çok düşürmeden bizi Corwin’in peşinde gölgeler içinde sürüklemeye devam ediyor. İlk kitapta ele geçirmeyi kafasına koyduğu Amber tahtına lanetler saydıran Corwin, farkında olmadan bahşettiği korkunç lanetle Amber’in ve onun gölgesi olan nice paralel evrenin içine etmiştir. Şimdiyse önüne engel olarak çıkıp duran kendi pisliğini temizlemekten başka çaresi yoktur. İlk kitap kadar başarılı ve eğlenceli buldum. 250 sayfada dolu dolu ve klasik fantazyadan farklı bir şeyler okumak isteyenler için ideal.
Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana - Ray Bradbury
Bu roman 80’lerde çocukların ana kahramanları olduğu korku hikayelerini fazlasıyla andırıyor. Ray Bradbury’nin kalemini çok severim normalde. Yine de Türkçe çevirisinden okurken betimlemelerini anlaşılması güç ve zorlu buldum. Sonrasında orjinal dilinden karşılaştırmak için okuduğumda anladım ki bu kitabın kendisine özgü bir durum. Bu çetrefilli betimlemeleri aşabilirseniz çok duygulu ve içten bir korku öyküsü sizleri bekliyor diyebiliriz. Böylesi bir hikayede bu denli güzel bir dostluk anlatımı ve kitap sevgisi bulmayı beklemezsiniz normalde.
Çay Ustası ile Dedektif - Aliette de Bodard
Asya temalı bir bilimkurgu setting/evreninde geçen, Sherlock Holmes - Watson ilişkisinin benzeri işbirliği içerisinde olan dedektif ile çay ustası gemizihnin kayıp bir çocuk üzerinden çözmeye çalıştıkları polisiye bir vakayı anlatan novella. Açıklarken bile yoruldum. Kısa öyküleri, kısa romanları, novellaları severim. Ancak yazması da maharet gerektirir. Çoğunlukla da yazdıklarını budayabilme mahareti. Ya da öykünün uzunluğuna layık (bu durumda kısalığına demek daha makbul) bir detay seviyesi ile güçlü ve basit bir anlatı gücü. Çay Ustası ile Dedektif ne yazık ki bunlara sahip değil. Aynı anda gereğinden fazla yük alıp hiçbirinden yeterince tatmin sağlayamayarak, vaat ettiklerine dair tadımlık bir keyif verip sonlanıyor. Biraz hayal kırıklığı oldu açıkçası benim için. Daha doğru yerlere odaklanılsa çok daha etkileyici bir eser olurmuş.
Silo - Hugh Howey
Üzgünüm ama hiç sevemedim. Yeni nesil popüler romanlarda pek çok kez gördüğümüz, kendini veya anlattığı şeyi fazla ciddiye alan ve o yüzden 500-600 sayfada ancak derdini anlatabilen modern roman tırtlığı var bu eserde. Karakterlerine 150 sayfa merdiven çıkartır sırf hikayenin geçtiği siloyu anlatmak için. Sayfalarca anlattığı karakterleri pattadanak ortadan kaldırtır ki okuyucu olarak etkilenelim diye. Oysa bütün bunların hikayeye öyle aman aman bir katkısı da yoktur. Plot twist diye konulan şeylerin tamamı tahmin edilebilirdir vs. Çok büyük hayal kırıklığı. Yine serinin devamını mecburen okuyacağız çünkü yarım bırakmayı sevmiyorum. Ama beklentilerimi uzaktan yakından karşılayamadı şu ana dek.
Vardiya kitabını çok severim. Umarım beğenirsiniz.
Şubat ayını özellikle tatilin denk gelmesiyle bol bol kitap okudum diyebilirim. Benim için en verimli ay olmuştur büyük ihtimalle…
Dune Sapkınları - Frank Herbert ![]()
Önümde yeni kitaplar var ama son kitabı da okuyup bu evrene veda etmek istemiyorum… Şimdi değil ama biraz zaman geçtikten sonra tüm kitapları en baştan okumalıyım kesinlikle.
Benim her ay için maksimum sayım maalesef bu kadar oluyor. Hafta içi zaten dar olan vakit içine bir de oyunlar sokulunca 3-4 kitaptan öteye geçemiyorum. Ayrıca okuma hızım da yavaş ![]()
Hedeflediğimden 1 kitap eksik kapadım bu ayı da, yine de geçen seneye göre verimimi arttırdım epey. Ayın sonuna doğru Görmek ile devam ederim diyordum ama Şubat fazladan bir gün vermesine rağmen yetiştiremedim ![]()
Ayın MVP si Asayiş Berkemal oldu, Diskdünya içerisinde en beğendiğim kitaplardan biri artık. Ruh Müziği de her Diskdünya kitabında olduğu gibi keyifliydi ama konu ve tema olarak tam bana uymadı.
Körlük pek beklentimi karşılamadı, yine de güzel bir okuma deneyimi oldu etkinlik ile beraber. Dune çizgi roman kısa sürede bitti ama witcher son kitapla beraber ikisi de birazcık zaman kaybı oldu bana sanki.
Mart iki etkinlik kitabı ile tamamlandı. Görmek ve Tanrıların Açlığı.
Tanrıların Açlığının gazıyla Vinland Saga’ya giriş yaptım.
Çizgi Düşler’den çıkan SW çizgi romanlarından okumadığım kalmamış oldu.
Flash filmi ile bağlantılı özel hikaye diye çıkan Flash: Yaşayan En Hızlı Adam tam bir hayal kırıklığı oldu. 3 hikaye mevcut hiç biri kaliteli değil. Onu geçtim çeviri ve balonlaması son zamanlarda gördüğüm en kötü çizgi roman. Bir çok yerde konuşma balonların içini karıştırmışlar ![]()






















