Demirkırat belgeseli çok güzeldi kitabı nasıl?
On Küçük Zenci yazarın okuduğum ilk kitabı oldu ve hayran kaldım 
Dünya’ya Düşen Adam’da çok fazla aksiyon yoktu, buna rağmen garip bir şekilde bana çok akıcı geldi.
Hayat Güzeldir birkaç sayfalık hikayelerden oluşuyor, bu da su gibi akıp gitti.
Herkes İçin Siyer, çok detaya girmeden, çok sade ve anlaşılır anlatıyor. Bekir Develi’nin YouTube kanalındaki bir video serisinin kitaplaştırılmış hali.
Doğu Batı Arasında İslam, gözüm korkmuştu belki ağır gelir diye ama o kadar yokmuş okudukça anladığımı fark edince rahatladım 
Hayırlı Ramazanlar ve güzel okumalar diliyorum forumdaşlar 
Madeline Miller - Akhilleus’un Şarkısı 4/5
Sir Arthur Conan Doyle - Dörtlerin İmzası 5/5
Gaston Leroux - Sarı Odanın Esrarı 4/5
Philip Pullman - Altın Pusula 4/5
Philip Pullman - Keskin Buçak 4.5/5
Bu ay gayet güzel kitaplar okuduğumu düşünüyorum. Özellikle Ben Kirke faciasından sonra Madeline Miller’in bir diğer romanı olan Akhilleus’un Şarkısı beklentimi fazlasıyla aştı. Bunda temponun diğer kitaba göre katbekat fazla olmasının etkisi büyük.
Bunun dışında 2 fantastik ve 2 polisiye türünde kitap okuyarak ayı tamamlamış oldum. Özellikle Karanlık Cevher serisinin evrenini çok çok beğendim. Sherlock Holmes da sadece hikayeye odaklanmak istediğimden Cem yayınevinin baskısını tercih etmiştim. Her anlamda güzel iş başardıklarını düşünüyorum. 10 kitabın hepsini okuyacağım. Sarı odanın Esrarına gelecek olursak çok fazla betimleme vardı bu kitapta. Yani kitaba %100’ünüzü vermezseniz ipini ucu kaçıyor ve olayı toplayacağım diye uğraşıyorsunız. Onun dışında baştan sonra kurgu olarak sevdiğim bir kitap oldu. Herkese iyi okumalar.
Belgeselin aynısı. Belgeselde konuşulan her şey metne geçirilmiş.
Buna ek olarak vizelerden dolayı okuduğum iki kısacık hikaye var. Ray Bradbury’den There Will Come Soft Rains (Mars Yıllıkları’nda bulunan bir hikaye) ve Salinger’dan A Perfect Day for Bananafish çok hoşuma giden ve çarpıcı bulduğum hikayeler oldu nedense.
Bu ay hem yeni bir enstrüman çalmaya başladığım için hem de vizelerimden dolayı sık sık okuma yapamadım fakat okuduklarımın hepsini çok beğendim.
Nisan ayı okumalarım.
Kılıçlar Kenti’ni Merdivenler Kenti’nden daha çok sevdim. Hikaye daha derli toplu ve ilgi çekiciydi. İlk kitapta olduğu gibi kitabın 130’lu sayfalarına kadar biraz sıkılarak biraz bu açılmayacak mı diyerek okudum. Sonrasında su gibi aktı kitap. Ayrıca ilk kitaba göre bu kitapta çok az yazım yanlışı ve noktalama yanlışı mevcut.
Ateş Yakmak Jack London’ın enfes üç hikayesini bir araya getiriyor. Aslında iki hikaye de denebilir. Çünkü kitapta Ateş Yakmak öyküsünün iki farklı versiyonu var.
Büyü ise ne başarılı ne de başarısız diyebileceğim bir korku romanı. Yer yer insanı geren, yer yer üzen bu romanın eksikleri bence fazla uzun tutulmuş olması, sonunun bağlanış şekli ve bir korku ögesi olarak kullanılan cadının korku ögesi olmaktan çıkıp trajedik bir varlık olarak sunulması diyebilirim.
Edit:Kılıçlar Kenti Mayıs’ın ilk haftası bitti. 
Büyü’nün Autopsy of Jane Doe filmi ile alakası var mı?
Filmi izlemedim ama filmin konusuna baktım az önce. Bir benzerlik olduğunu sanmıyorum. Neden bir alaka olduğunu düşündünüz ki? Merak ettim ben de?
“Lanetli bir kasaba. On yedinci yüzyıldan bu yana hayatta kalmayı başarmış, gözleri ve dudakları dikilmiş bir kadın”. Bu kısmı çok tanıdık geldi. Daha fazla spoiler vermeyeyim, filmin ilerleyen kısımları bu konuya giderek paralel hale geliyor 
Hmmm. Anladım. Şimdi filmi de merak ettim. Zaten izleme listemdeydi. İlk fırsatta izleyeyim o halde. 
Atatürk in the Nazi Imagination ilginç ve bilgilendiriciydi, soluksuz okudum.
The Human Front (Ayrinti Yayinlari “İnsan Cephesi” olarak berbat bir çeviriyle yayinladi) alternatif tarih-bilim kurgu karişimi bir novella; Stalin’in Amerikanlar tarafindan öldürüldüğü, Almanya’nin Dördüncü Reich’i kurduğu, tüm dünyanin kapitalist ve komunist olarak kutuplaştiği ve birbirleriyle “anti-gravity” de dahil ilginc teknolojileri devreye sokarak savaştiği bir siyasi spekülatif kurgu. Eh. Kitabin sonundaki Terry Bison röportaji iyiydi.
Karanliğin Sol Eli’ni sonunda okudum, yillardir kitapliğimda bekliyordu. Mülksüzler’i cok begenmistim, Karanliğin Sol Eli de beklentilerimi karşilayan keyifli bir antropolojik bilim kurgu oldu. Le Guin’in edebi üslubu ve anlatimdaki ustaliği kitabi iyice yüceltti.
Büyük Taş Yüz, Kirmizi Kedi Yayinlari’ndan okudugum ilk eser; daha çok nasil bir yayinevi olduklarini anlamak icin almiştim. Baski, çeviri, editörlük; hepsi kusursuzdu. Kirmizi Kedi’yi güvenebileceğim yayinevleri listesine ekledim. Kitaptaki hikayelerden özellikle “Ateşe Verilen Dünya” harikaydi.
Aden’i de yer yer sikici olsa da beğendim; Stanislaw’in “Yenilmez” ve “Fiyasko” geleneğinden devam eden güzel bir ilk temas hikayesi.
The Invention of Morel, Lost dizisine de ilham olmuş, Jorge Luis Borges’un “kusursuz” olarak nitelendirdiği bir Arjantin bilim kurgu eseri. Anlatimi yalin ve sürükleyiciydi ama hikayeyi vasat buldum.
Mayis ayinda en beğendiğim kitap Genç Bir Köy Hekimi oldu, komik, acikli, yergili, içten güzel bir Bulgakov eseri.
Cradle serisine bayıldığım doğrudur. 
Paternus:Rise of Gods ve Uzaya Haçlı Seferi de var ama bu aya yetişmeyebilir.
Bol bol çizgi roman okudum. Değişik bir ay oldu. Güzel kitaplarla da karşılaştım, hayal kırıklığı olacaklarla da.
Üşenmedim hesapladım günde ortalama ne kadar okuduğunuzu (31 gün, firesiz okuma yaptığınızı varsaydım ki siz yazdığınızda henüz 29 gün tamamlanmıştı):
Çizgiromanlar hariç: 223 sayfa (toplam 7244 sayfa)
Çizgiromanlar dahil: 273 sayfa (toplam 8468 sayfa)
Okuma performansınız göz dolduruyor maşallah

Atmayın o oku lütfen
.
(Ek: @MeanMachine böyle bir konu hep sayın @_Ged üzerinden açılıyor ve iş tartışmaya varıyor, demek istemiştim. Ki kendisi de bir iki defa forumu terk etme eşiğine gelmisti, diye hatırlıyorum. Yanlış anlaşılmasın
.
@_Ged Laf dokundurmak babında bu mesajı atmadım, yanlış anlaşılmasın
.)
Aslında okuma durumum ay içinde çok farklılık gösteriyor. Mesela belirli zamanlarda nefes almadan okuyor gibi oluyorum. Bazen modum düşüyor, günlerce elime almadığım oluyor. Daha düzenli olsam, belki istediğim diğer kitapları da okuyabilir miydim acaba, diye düşünüyorum. Ama zevk almadan okumak, isteksiz bir okuma olduğundan hem kitaba hem kendime işkence yapmak gibi hissediyorum. Teşekkür ederim
.
@Vector kesinlikle yanlış anlamadım. İçiniz rahat olsun. 

















