İlk sezonu bitirebilen birisi her türlü bitirebilir. Her şeyden önce modern dizi tekniğinin ilk dizisi bana göre. Kyle Mclachan’ın bu dizideki oyunculuğu tüm zamanların en iyilerinden birisi. Hatta Summertime Render animesinde onun rolüne örtülü atıflar farketmiştim.
Gen V: Şahsen çok odaksız bulduğum The Boys 3. sezonundan sonra ilaç gibi geldi. Cate’in olayı benim için fazla tahmin edilebilir olsa da diğer bütün karakterler seyre değer hikayeler sundular. Özellikle sonunda The Boys ile konuların kesişmesi üzerinden 4. sezon The Boys’un çok daha ilginç bir seyir zevki sunacağı açık.
My First First Love: Uzun zamandır KDrama izlemediğimi farkettiğimden şans vereyim dedim ve arka planda maket yaparken izleyip çok da pişman olmadım. Biri ne ara milleti evden atmak için uğraşırken bunların can dostu oldu, ne ara üniversite klübündeki kız Amber Heard’e dönüştü, diğeri ne ara fakir ama gururlu gençten milletin kız arkadaşını kapmaya çalışan KDrama çakalına dönüştü, çok hızlı ilerlediği için he deyip geçiyorsunuz, onun haricinde idol olmak isteyen gençle saftirik kızın aşkının anlatıldığı kısımları iyi bulsam da sanki onların hikayesi diziye son anda yazılıp eklenmiş gibi durduğundan dizinin kendi parçası gibi gelmedi bana (zaten diğer karakterlerin yarısı kadar bile odaklanılmadı o plot’a) Öte yandan diğer KDrama’lar kadar gereksiz dram hissettirmediğinden kolay izleniyor. Kısaca gereğinden fazla zamanınız varsa ve romantik komedi açlığınız varsa tavsiye edebileceğim bir dizi.
A Time Called You: Alternatif zaman çizgisi konseptinden KDrama romantizmi çıkartmak orijinal bir fikir ama dizi Lost’u mumla aratacak kadar kötü şekilde o geçişleri yaptığı için harcanmış bir potansiyel diyebilirim. Herşeyden önce dizi geçmiş zamanda gereğinden fazla vakit geçiriyor ve zihnine girilen karakterin oyuncusunun tipi bile kaydığı için odaklanmak son derece zorlaşıyor. Hikayeye ergen zorbalığı ve seri katil konusu konması gerçekten eğreti duruyor. Harcayacak gereğinden fazla zamanınız varsa gözatabilirsiniz, şahsen tavsiye etmiyorum.
Daily Dose of Sunshine: İddialı konuşacağım ama uzun yıllardır izlediğim tüm KDrama’lar içinde en iyisi net şekilde bu, hatta hastanede geçen dizi konsepti içinde en gerçekçisi bu bile olabilir. Hikaye hakkında hiçbirşey anlatmayacağım, o sizin süpriziniz olsun fakat büyücü abinin hikayesi gerçekten çok dokunaklıydı, empati bile yapabildim. Zaten notlamak için mydramalist’e girdiğimde oyuncusunun Squid Game’e yeni odak karakterlerden birisi olarak alındığını farkettim. Onu da merakla bekliyorum şimdi.
Trillion Game: Yeni başladım, iyi gidiyor.Yakın zamanda Anime’si yapılacak bu seride trilyonluk şirket kurmaya çalışan ve nev-i şahsına munhasır yetenekleri olan biri içe dönük, diğeri dışa dönük iki genci anlatıyor. Manga uyarlamalarıyla sorununuz yoksa gözatın derim. Cool abilerimizden Koji Kikkawa’yı yan karakterlerden birisi olarak görebilmek şahsen beni oldukça sevindirdi.
Ben sevemedim 2. sezonu. Tek iyi yanı bölüm sonlarındaki şarkılardı. Birde California. İlk sezon hala dizi tarihinde izlediğim en iyi sezon. Ben daha iyisini izledim. Hem merak uyandırıcı hem de felsefiydi. Çok iyiydi be…
Scott pilgrim takes off’u izliyorum, ben şahsen beğendim. Çizgi romanları okuyalı epey oldu ama izlerken beni o günlere götürdü. Tabii ki genişletilmiş versiyon olduğu için fazladan kısımlar var ve çizgi roman kadar akıcı değil ama bu da ayrı bir izleme sebebi olmuş çizgi romanını sevenler için.
Enfes bir bilimkurgu polisiye. Şimdilik tek sezonu var, tasarımı da tek sezon üzerineymiş yani ikinci bir sezonu olacak mı belirsiz, keşke olsa.
Bodies dört ayrı zamanda (1890, 1941, 2022, 2053) aynı cesedi aynı yerde bulan dört dedektifin cinayeti çözme süreçlerini anlatıyor. Ana iskeletini zaman yolculuğunun oluşturduğu dizi, bu temayı çok iyi kullanıyor.
Her ne kadar bir karakterin kendi kendinin atası olması klişesinden (kaçınılmaz olarak) kaçamasa da Dark gibi herkesin kendi kendisinin anne babası olduğu tuhaf bir evrene de evrilmiyor. Zaman yolculuğunda kendi kendini yaratan (kendini yiyen yılan) karakterin bir noktada kaçınılmaz oluşuna derinlemesine bakmak isteyen olursa Predestination’a (2014) bakabilir.
Hakkında daha uzun yazmak isterim ama şimdilik bu kadar.
Merak ettim bakın şimdi. Tüm bölümleri yayınlandı mı yoksa henüz ilk sezon daha bitmedi mi?
İlk sezonun tüm bölümleri yayınlandı. Toplam sekiz bölüm.
Pantheon’un 2. sezonu beklentimi aştı. Vergi indirimi sebebiyle iptal edilip geri dönünce 2. sezonun içine bir sezon daha sıkıştırılmış gibiydi. Sırıtmıyor ama keşke 3. sezona yayılmış şekilde görebilseydik dedirtti.
Aaa ne ara çıktı bu? Ben ilk sezonu çok beğenmiştim. Hemen ikinci sezina başlıyorum.
The Knick
Üzerinden yaklaşık 4.5 sene geçmiş(10 sene demişim ama dayanamadım tekrar izledim
) ve hala güzelliğini korumuş bir dizi benim için.
Öncelikle buradan cinemax kanalına haykırmak istiyorum. Ulan sizin yapacağınız işe tükürsünler. Böyle güzel bir diziyi salak saçma sebeplerle niye bitirirsiniz ha?
Sheldon’ın nefret listesinde yer alan Fox sahibine beslediği kinin aynısını Cinemax’a ve Michael Sugar’a besliyorum. Böyle güzel bir diziye en azından sağlam bir final çekebilirdiniz.
Bu gereksiz haykırışımdan sonra biraz da diziden ve karakterlerden bahsedeyim.
John Thackery:
Hastanemiz Knickerbocker’ın cerrahi şefi. Dizimizin ana omurgası. Kendine has karakteri ve kokain bağımlısı cerrahımız pek akıllı, araştırmacı ve yetenekli. O kendine has beyaz ayakkabıları her gördüğümüzde kendisinin şahsına münhasır bir birey olduğunu tekrar tekrar anlıyoruz.
Tabi araştırması insan üzerinde olunca etkileri pek hoş olmuyor. Her ne kadar öncelikle domuz üzerinde denemeler yapsa da yer yer başarısız olduğu oluyor dönem koşulları sebebiyle.
Son bölümde hızlıca öldürmeleri(ki bence öldü çünkü Algernon onun çalışmalarını devam ettirmek istediğini söyledi Henry’e) hiç hoş değildi. Evet hırsı ve Zallinger’ın tam zıttı olarak sürekli ihtiyatsız davranmasıyla dizi boyunca bize gösterildiğinden böyle bir ölüm çok yakışmış kabul ediyorum ama en azından bir cenaze sahnesi olsaydı daha güzel olurdu.
Her şey son 25 dakikada hızlıca yaşanıp bitiyor. Cinemax yine sinirlendim sana.
Algernon Edwards:
Cerrahi şefinin baş yardımcısı. Irkçılığın devam ettiği yıllarda Robertson ailesinin desteğiyle Paris’te tıp eğitimi alıp New York’a dönüyor. Yine Robertsonların desteğiyle Cerrahi şefinin baş yardımcısı oluyor ve Gallingerla bitmek bilmeyen mücadelesi başlıyor.
Cornelia ile olan aşkı ve daha sonrasında bebeklerinin ölmesi ilk sezonun sonunda beni oldukça üzmüştür. Keşke dizinin sonunda Cornelia ile beraber Avustralya’ya kaçsalardı. Daha anlamlı bir kaçış olurdu.
Cornelia Robertson:
Robertsonların biricik kızı. Pek çalışkan. O yıllarda kadınların tek görevi kocasına çocuk doğurmak ve biricik Corneliamız ise Müfettiş Speight ile tifonun kaynağını bulmaya çalışıyor. Çalışkan ve özgür ruhlu bu karakterin ise tek sevmediğim yanı ise finaldeki bahtı. Üzücü bir sona sahip ne yazık ki.
Everett Gallinger:
Yakışıklı cerrahımız. John Thackery kendisini Cerrahi şefi baş yardımcısı yapmayıp yerine bir zenciyi yapınca çıldırmış ve ırkçı tavırlarıyla çileden çıkmış bir cerrah. Dr Edwards ile ölümüne yarışan cerrahımız. İlk sezon kendisine üzülüp 2. sezon kendisine kızacaksınız.
Bebeklerinin ölümü ve daha sonrasında karısının çıldırması ve tekrardan evlat edindikleri çocuğun da karısının ihmali sonucu ölmesiyle ilk sezon kendisi için bolca üzülebilirsiniz ancak 2. sezondaki baldızıyla sevişmesi sonrası o yakışıklı suratına bir yumruk çakmak isteyeceksiniz. Keşke 3. sezonda Avrupa’da öjeni ile alakalı sahnelerini görebilseydik. Lanet olsun sana Cinemax.
Bertram Chickering Jr.
Bu nahif arkadaşımız babası gibi kendisi de doktor ve cerrah.
O masum aşkı ve daha sonrasında olanlarla kendisine bolca üzülceksiniz.
Her ne kadar başarılı bir doktor olsa da hastanede diğer doktorlar tarafından ezilmesi size güzel bir mesaj verecektir. Başkalarının sizi ezmelerine izin verirseniz onlar da sizi ezecektir. Ah üzümlü kekim Bertie. Kendisini çok seviyorum.
O orospuyla olmaması ve Genevieve Everidge ile mutlu olması dizi finaliyle ilgili sevdiğim tek şey olabilir. Seviliyorsun adamım.
Tom Cleary ve Sister Harriet
Diziyi canlandıran iki güzel yan karakter. ![]()
Finalin en saçma bulduğum yanı. Bu ikilinin ilişkisi aynı bölümde evden ayrılmayla son buluyor ve Tom gidip onu hapse attığını itiraf ediyor ve birden sebebini bilmeden sadece basit bir yemek sahnesiyle nişanlandıklarını anlıyoruz. Yani bunu yazan senariste sövmek istiyorum. Böyle bir saçmalık yok. Tamam yani bir olmalarına çok sevindik. Tom ağabeyin yüzündeki o mutluluk bizi çok sevindirdi ve haketti de sevdiği kadın için çok çabaladı ama böyle hızlı bağlanması aşırı sinir etti beni.
Evet gelelim dizi hakkındaki son görüşlerime. İyi ki bu çağda yaşıyorum dedirten bir dizi çünkü ne zaman bir ameliyat sahnesi görsem içim ürperiyor ve cerrahi eldivenini keşfetmiş olan William Stewart Halsted’e minnettarlığımı sunuyorum. Öte dünyada cennetin en üst katında bulunması gerek. Ayrıca ilk sezonda kendisini bir sahneyle de olsa görmek çok güzel bir ayrıntıydı. Penisilini keşfedip antibiyotiği dünyaya armağan etmiş olan Alexander Fleming’e de sonsuz şükranla.
Bu kadar saydırmama rağmen tıbben almış oldukları destekle ve yapmış oldukları dizi seti ve ameliyat sahneleriyle beni büyüledi. Gercekten top 10 listeme koyduğum bir dizi.
Kimler izlemeli:
1900’lerde geçen bu dönem dizisi çok güzel bir prodüksiyonla çekilmiş o yüzden dönem dizisi izlemeyi sevenler bir göz atsın derim.
Tıp tarihiyle ilgili olanların kesinlikle kaçırmaması gereken dizi.
Doktorlar ve tıp fakültesi öğrencileri de kesinlikle kaçırmamalı
Kimler İzlememeli:
Kan görmeye dayanamayanlar izlememeli. Prodüksiyon başarılı olduğu için izlerken gerçekten kendimi ameliyathanede hissettim. Bu bazı insanları rahatsız edebilir. Benden uyarması.
Her ne kadar finaline sövsem de her ne kadar kızsam da 10/10
İzleyelim, izlettirelim.
Bosch dizisini ve Bosch : Legacy’i bitirdim. Gerçekten çok iyiydi herkese tavsiye ederim. Bu arada Legacy bir devam dizisidir ana diziyi seyretmeden izlemeyin derim.
Yeni yıl öncesi son bir güncelleme daha yapayım istedim.
For All Mankind
Üçüncü sezonla birlikte işler iyice büyüdü ve olaylar da hızlandı. Dördüncü sezondan devam ediyorum.
One Piece(anime)
48’de çakılı duruyorum. Son aylarda çıkan diğer animelerden dolayı devam edemedim.
Modern Family
9. ve 10. sezonu tamamladık. Son sezonun da yarısına geldik.
Succession
Üçüncü sezonu tamamladık. Dizinin karakterlerinin kişilik bozukluklarını, dramalarını ve çekişmelerini izlemek çok keyifli. Ama itiraf etmek gerekirse ben şirket işlerinden, toplantılarından veya hisselerinden anlamıyorum. Böyle olunca da benim için dizi; bölümü açtığımda akan ama bölümü açmak için gereken isteği bulamadığım durumunda biraz.
Şeytanın Aklına Gelmez
Keyifle izledik, bitti. Yorgun kafayla izlememekte fayda var. Oyunlar biraz karışık ve anlamak için çaba gerektiriyor ama anladıktan sonra yarışmacılar ile birlikte düşünmek eğlenceli.
Blue Aye Samurai
Müthiş. Son zamanlardaki en güzel işlerden. Animasyon tarzı, hikaye anlatış şekli, karakter gelişimi vb. her şey çok güzel.
Pluto
Yapay zeka ve robotlarla dolu evreninde farklı farklı hikayeleri ayrı kollardan anlatıp sonunda hepsini tek bir noktada buluşturarak hikaye anlatıcılığı ve kurgu ile ilgili ders veren bir anime. Çok beğendim. Anime diye düşünüp dolu kafayla izlememek lazım.
İnvincible
İkinci sezon 4. bölümle ara verdi. Şimdilik yavaş ama keyifle ilerliyor.
Silo
Birinci sezonu tamamladım. Kitap ile paralel çok güzel bir uyarlama olmuş. Oyunculuk, ortam ve senaryo için özellikle çalıştıkları belli oluyor.
The Bear
İkinci sezonunu dün itibari ile tamamladım. İlk beş bölümü yavaş ilerlerken altıncı bölüm ile çılgınlık ve dram öyle bir vites arttırıyor ki ne olduğunuzu şaşırıyorsunuz. Sonrasında da tam gaz devam ediyor dizi.
Fleabag
İnsan arada yeni birileriyle tanışmak istemeyip eski tanıdıkları ile takılmak istiyor. İşte böyle bir anımda zaten 20 dk dan 6 bölüm olan iki sezon bir çırpıda bitti. Farklı bir tat arayanlar için birebir dizi. Deneyimlemenizi tavsiye ederim.
Star Trek - Picard
İlk olarak söyleyeyim bu benim ilk izlediğim Star Trek dizisi ve farkındayım külliyatın resmen sonundan girdim. İlk sezon normal, ikinci sezon bariz bütçe kesintisi ve covid yüzünden zayıf ama kendisini bana izletmeyi başardı. Son sezonun ise cidden hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Diğer Star Trek dizilerini izlemek için gaza geldğimi söyleyebilirim.
Yu Yu Hakusho
Bugüne kadar izlediğim en iyi live action. Bilmeyen yoktur da Hunter x Hunter’ın yazarından çıkma bir eser. Hikaye klasik shounen anime. Bu uyarlamayı harika yapan sanırım dövüş sahneleri. Ben aksiyon sahnelerini saran bi tipimdir. Oturup uzun uzun izliyorum.
Kimseler Slow Horses izlemiyor
ama güzel dizi. Apple da tıkır tıkır yürütüyor bunu. 3. sezonu yeni bitti ve hemen 5. sezon onayı geldi. İlgisini çekeni pişman etmez. Hem İngiliz işi hem Amerikalıların çeşnisi ile dolu dolu geçiyor her bölümü. Sezonlar 6 bölüm, bölümler 45 er dakika civarlarında.
Popüler bir İngiliz kitap serisinden uyarlama aslında ama gördüğüm kadarıyla bizde çeviren olmamış, varsa da ben göremedim.
Gerçekten güzel dizi ingiliz mizahı da dahil olunca keyifli bir deneyim oluyor. Yeni sezonun teaserı da güzel gözüküyor. Apple işi sağlam ve kaliteli tutuyor Apple tv+ tarafında. Bir de ülkemize girişini yapsalar da resmi olarak izlesek güzel olacak.
Not aldım bunu, sınavlardan sonra fırsat tanıyacağım. ![]()
What if 2. sezonu az önce bitirdim. İlk bölümler pek heyecanlı olmasa da son 4 bölüm harikaydı. Çok farklı vs.lerde gördük. 3. sezonu da düşünüyorlardır umarım.
Şimdi gelsin yarın Echo. Beni Kinpin’e maruz bırakın lütfen.
Kızılderili bölümü bayağı güzeldi.
3 bölüm izledim, puanını aşağı yukarı hak eden bir dizi. Daha fazlası çıkmayacak ama sanırım.











