Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)


Hep Aynı Boşluk
Ahmet Hamdi’nin Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Beş Şehir ve Mahur Beste eserlerini okumamın ardından fikir dünyasını daha detaylı görmek için makale, deneme, inceleme ve anketlerden oluşan kitabından epey hoşnut kaldım. Birçok sanat dalında bilgisi ve kendine has bir duruşu olması haricinde kendisini siyasetten de uzak tutmamış.

Ben resim, heykel ve şiir hakkındaki yazılarını lâyıkıyla okumadım. Bu sanat dallarında yeterli bilgi ve ilgiden yoksunum. Fakat sadece ve sadece Tanpınar Türkçesi’nin tadı hatrına okunmalı diye düşünüyorum.

Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız

Hasan Ali Toptaş’ın iç dünyasını da tıpkı Tanpınar gibi keşfetmek istedim. Söyleşilerinin deelendiği bu kitap beklediğimi bana tam olarak vermedi.
Bunun en önemli sebebi Hasanım Ali’ye sorulan sorular çoğunlukla birbirlerinin aynı, çoğunluğu yazardan çok eserleri veya sanat akımları hakkında. Aralarında esaslı sorular da var ki bunları Hasanım Ali o şiir gibi diliyle çok hoş bir biçimde, konudan konuya gezdire gezdire anlatmış.
Para vermeye değer bir kitap değil çünkü soruların aynısı Toptaş’ın Youtube’daki söyleşilerinde de sorulmuş. O da hep aynı cevapları vermiş. Gene de benim gibi kütüphanede rastlarsanız okumanızı tavsiye edeceğim bir derleme.

Alef, Ficciones
Jorge Luis Borges ile ilk kez bizzat kendisinin farklı yazarlardan derlediği fantastik öykülerden oluşan Babil Kitaplığı vesilesiyle tanıştım. O zamanlar kendisi hakkında pek az bilgiye sahiptim. Birkaç defa Türk ve yabancı yazarların kendisini övmesi üzerine ömrünün son demlerinde yazdığı Kum Kitabı’nı okudum.

Ne oldu peki?

Kısa öykü sanatına bakışım sarsıldı, ufkum genişledi, hayran oldum. Başkası yazsa 30 sayfa tutacak metinleri 8-9 sayfada halletmesi. Hiçbir kelimeyi boşa sarf etmemesi, özgün kurgusu, çeşitli kültürler hakkındaki engin bilgisi ve uçsuz hayalgücü beni mest etti.
Alef ve Ficciones çoğunlukla hayal kırıklığiydı.

Alef’in tek beğendiğim öyküsü Alef’ti. Diğerleri maalesef simsiyah bir uzayda birbine dokunmayan kelime ve kavramlar karmaşasında nefessiz kalma hissi verdiler. Bunda Borges’in biraz daha genç yaşta yazılmış öyküleri olmalarına veriyorum.
Ficciones de Kum Kitabı’na nazaran genç yaşta yazılmış ama bu kitapta sevdiğim öyküler çoğunlukta.Bellek Funes, Kılıcın İzi ve Gizli Mucize bunlardan bazıları. Ayaklarını gerçeğin sert zeminine basıp, oradan aldığı güçle yıldızların arasına fırlayan bu öyküleri Alef’e nazaran daha bir sevdim.

7 Beğeni

Konusu ve ilk kitap hakkındaki düşüncelerimi burada bulabilirsiniz. Spoiler vermeyi sevmediğim için kısaca hislerimi yazıp geçeceğim.

Son kitabı yüzünden üç gündür gergin gergin geziyorum. Olay nereye gidiyor, ne olacak, nasıl bitecek diye düşünmeden duramadım. En son Fall of Hyperion okurken böyle olmuştum ve bu seri de Hyperion gibi favorilerim arasına yerleşti. Üç kitabı da çok güzel ama üçüncü kitap diğerlerinden beş kat daha güzel. Başından sonuna kadar bir şaheser.

Umarım en kısa sürede çevirisi tamamlanır çünkü herkesin okumasını dilerim, özellikle de Grimdark sevenlerin.

12 Beğeni

Beş Sevim Aparmanı - Mine Söğüt

İlk kez okuduğum ve pişman olmadığım bir yazar. Bu kitapta gördüğüm kadarıyla hayal gücü ve kalemi gerçekten çok kuvvetli. Güzel güzel karakterlerin hayat hikayeleri anlatılıyor sonra gerçek hikayesi deyince nevri dönüyor insanın. Bir an acaba ben de hayatımı hayal mi ediyorum gerçekten kitap mı okuyorum şu anda diye durup düşündüm. :sweat_smile: Kısa kurgu hikayelerde toplumumuzu çok güzel resmetmiş. Bir romana girdiğimde kendi toplumumdan izler bulmayı çok özlemişim. Olayları sezinleyen ama bir şey söylemeyen çırak, ilgisizlik ve sevgisizlikten psikolojisi bozulan insanlar. Bir günde bitirilecek bir roman ama dili sert olmamasına rağmen bir şekilde ağır geldi. Kitaplarının adı garip geldiği için uzun süre Mine Söğüt’ten uzak durdum ama cidden muhteşem yazmış ya.

6 Beğeni

Dikenlikler Prensi

Okumadan önce tereddüt ettiğim bir kitaptı, genç/yetişkin ve derinliği olmayan bir seri olabileceği konusunda şüpheliydim. Bir cesaret ile kitaba başladım ve kısa sürede bitirdim. Açıkcası son derece sürükleyici ve orijinal bir seriyle karşılaşmış olmam beni çok mutlu etti. Daha önce Post Apokaliptik / Kıyamet sonrası bir dünyada geçen fantastik bir seri okumamıştım genelde bilimkurgu ve distopya türünden kitaplar bu tür dünyalarda geçiyor.

Kitabın beni etkileyen bir diğer noktası ise ana karakter üzerinden ilerleyen bir intikam hikayesi olması. Özellikle Kral Katili güncesini okuyup boşlukta kalmış ve okuyacak bir şey bulamayan kişilerin bu seriyi çok seveceğini düşünüyorum. Kvothe ile bağ kurmuşsanız Jorg ile de aynı bağı kuracaksınızdır.

Sürükleyecilik konusunda da Kral Katili Güncesinden geri kalır olmadığını eklemem gerekiyor.

Başka bir değinmem gereken konu ise; dediğim gibi hikaye Post Apokaliptik bir evrende geçiyor, iyi ile kötünün birbirinden kalın bir çizgiyle ayrılmış olduğu ortaçağ temalı fantastik eserlerde görmeye alıştığımız karakterler bu kitapta yok. İyilik ve gurur için ölecek şövalyeler yok bu kitapta. Hile ve aldatmacalara hazırlıklı olmalısınız.

Puanım 5/5

13 Beğeni

Kral katili demesen iyiydi :slight_smile: Merak ediyordum hep yorumların iyi oldu :v:

1 Beğeni

İlber Ortaylı - Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitabına başladım.

10082431139890

2 Beğeni

Monstress - Cilt 1

Anaerkil şiddet :slight_smile: İşte bunu beklemiyordum.

Eseri orijinal dilinden okudum. Marmara Çizgi’nin pahalı fiyatı beni o baskıyı okumaktan alıkoydu. Bir de artan yazım hataları da cabası.

Steampunk ve fantastiği - hatta mitolojiyi - anaerkil bir düzende, büyük bir şiddete ev sahipliği yaptığı bir seri bu. Canavarın da, onu taşıyanın da her iki cephe tarafından anlaşılamadığı bir ikili düzen.

Gerçekten sevdim. Diğer ciltlerle okumaya devam edeceğim. Özellikle MMO hissi veren insan-hayvan arası ırklara mensup yan karakterler dikkatimi çekiyor. Öte yandan ölü tanrıların yaşayanları görmeyen hayaletleri gibi güzel detaylar da bu dünyayı epey ilginç kılıyor.

Savaş ise bildiğiniz gibi. Başındaki kadın da olsa erkekte, çekilen ve yapılan eziyetin boyutları arasında hiçbir fark yok.

12 Beğeni

Okudum ve çok beğendim. Borges’in karakterini çok iyi yansıtan epey kaliteli öyküler. Tek kusuru öykü sayısının az olması. Sondaki söyleşi(kitabın yarısı uzunlukta olmasından mütevellit ortasındaki de denebilir) keyifliydi.

Koralin - Neil Gaiman
Ailesinin ilgisizliğinden sıkılmış olan Koralin kendini yeni taşındıkları evi keşfetmeye adar. Evlerinde kullanılmayan bir kapı olduğunu ve kapıyı açtığında tuğlalar ile kapatılmış olduğunu farkeder. Karanlıkta gölgeler görmeye başlar. Olaylar bundan sonra gelişir.

Ürkütücü ve şaşırtıcı bölümlerden oluşuyor. Rahat okunabilen, dili oldukça sade bir kitap. Ancak daha küçük yaşta okusaydım daha çok sevebilirmişim gibi geldi. Olsun, Neil Gaiman okumaya devam edeceğim. Sıradaki kitap Yokyer.

12 Beğeni

Beğendiyseniz Standalone’ları (özellikle heroes’u) kesinlikle tavsiye ederim.

1 Beğeni

Biraz ara verip onları da okuyacağım.

Vikingruhu

Kitap: Viking Ruhu: Nors Mitolojisi ve Dinine Giriş
Özgün Ad: The Viking Spirit: An Introduction to Norse Mythology and Religion
Yazar: Daniel McCoy
Yayın: İletişim Yayıncılık
Baskı: 2019 Ağustos, 1. basım
Çeviri: Cumhur Atay
Sayfa: 320

Kuzey mitolojisi üzerine bilgiler veren, Viking kültürüne de değinen bir kitap. Yer yer Vikingler’e övgüler, yaptıklarını çaktırmadan savunma gibi durumlar da var. Fazla yadırgamıyorum; çünkü bugüne değin okuduğum tarih kitaplarında yazarların/araştırmacıların üzerinde çalıştıkları halkları/ulusları -bazen açıkça, genellikle de hafiften- kayırmaya çalıştıklarını gördüm. Yazar kendinin de eski kuzeylilerin soyuyla bağlantılı olduğunu söylediğine göre (bir yerde okumuştum ama kaynağı unuttum) pek takılmamak, mitolojiye, öykülere odaklanmak gerek…

Yazar, kuzey mitolojisini etraflıca inceliyor, öykülerden önce açıklamalar yapıyor. Oldukça doyurucu olan bilgiler, kuzey mitolojisi hakkında bildiklerinizi derinleştirecektir. Bu mitolojiyle ilgilenenlere öneririm.

Ancak kuzey mitoloji ve kültürüyle aşinalığınız çizgi roman ve filmlerden ibaretse, kafanızda oluşan Viking ve kuzey imajı epey hasar alacak, birçok unsur size itici gelecektir. Zaman zaman Yunan mitolojisindeki ahlaksızlıktan, tanrıların düşüklüğünden dem vurulur; pek de yanlış değildir hani… Ancak kitabı okuyunca Cermen tanrılarının Yunan tanrılarına fark atığını göreceksiniz. Birkaç örnek:

Odin’in zaman zaman kalleş bir hilekar olması, kılık değiştirip çaresiz kadınlara tecavüz etmesi; Tanrıça Freya’nın tanrıların şehvetli bir “parti kızı” olması, hemen hemen her tanrı ve elfle cinsel ilişkiye girmesi; Njord’un kendi kız kardeşiyle girdiği ensest ilişkiden Tanrıça Freya ile Tanrı Frey’in doğması; Odin’in karısı Frigg’in önüne gelenle sevişmesi, kayınçolarıyla yatması; Gefjun’un eşcinselliği; Tyr’in karısının Loki’den çocuk peydahlaması; Thor uzaktayken karısı Sif’in Loki’yle düşüp kalkması…

Bu ne yahu, kimin eli kimin cebinde belli değil… İmam yellenirse cemaat mıçar ilkesinden yola çıkarsak tanrıları böyle olan bir halkın kendisi nasıldır acaba? Ulan Odin, ben de seni adam bilirdim…

Neyse efendim, uzatmayalım… Kuzey mitolojisi ile ilgili güzel bir kitap, ilgilenenlere önerilir…

9 Beğeni

Yerdeniz serisinin üçüncü kitabı olan “En Uzak Sahil”, gerek hikayesi gerek anlatımıyla oldukça sürükleyici bir eser. hikayemizde çevik atmaca’yla beraber bir prens olan arren’in uzun bir deniz yolculuğuna çıkılması ve çıktıkları bu yolcuğun “sebebi” olan durumun kaynağını ararken başlarından geçen maceralar anlatılmakta.

ama Yerdeniz serisi ile ilgili şunu demeden geçemeyeceğim. ilk üç kitap göz önünde bulundurarak konuşuyorum, bence çevik atmaca gibi önemli bir karakter daha detaylı veyahut daha uzun bir “oluş” hikayesiyle anlatıla bilirdi. çünkü ilk kitapla bir çoban olarak başlayan karakter, üçüncü kitabın bitişiyle yaşayabileceği her şeyi yaşamış bir karakter oluyor. yani demek istediğim aslında çevik atmacanın hikayesi daha çok ayrıntılı bir şekilde ele alınabilirdi. ama tabi ursula üstat kendisi daha iyi bilir.

0001822343001-1

bir diğer kitap ise altıncı koğuşu bayılarak okuduktan sonra kütüphanemdeki son Çehov eseri olan “Hayatım; Bir Taşralının Hikayesi” adlı kitabı. güzel bir anlatımla, okuyucuyu sıkmadan, toplumsal sınıfların dayattığı rollerden sıyrılıp kendi başına bir birey olmaya çalışan birinin öyküsü mükemmel anlatılmış. dönemin toplumsal farklılıkları o dönemle ilgilli herhangi bir fikri olmayan bir insanın bile anlayabileceği şekilde anlatıldığından, baş karakterimizin diğerlerinden farklı duruşu kolayca anlaşılabiliyor.

12 Beğeni

Bilinmeyen Adanın Öyküsü
Kitabın inceliği ve Saramagonun en çok okunan kitabı olmasından mütevellit Küçük Prens ve Simyacı arası bir eserle karşılaşacağımı sanarak kütüphanedeki rafından alıp 15 dakikada okuyup heyecanımın balon gibi sönmesi bir oluverdi. Verilmek istenen tek bir mesaj var ve onu da son iki sayfayı okuyarak edinebilirsiniz. Ününün balon çıkması yüzünden biraz öfkeli ve kibirli yazıyorum fakat bu Körlük’ü okumama engel olacak mı? Hayır.

4 Beğeni

Körlük’den de çok fazla birşey beklemeyin, beni etkilememişti, fazla zorlama geldi bana hikaye akışı. Kitabın sonu da oldu bitti şeklindeydi. Okumasam da olurmuş dediğin kitaplardan biri idi.

1 Beğeni

Ben de Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’a başlamayı düşünüyordum. Yazarın iki kitabına ait pek olumlu olmayan yorumlar görünce hevesim bir miktar kaçtı açıkçası.

Gene de Körlük’e bir şans vereceğim. O kadar Kayıp Rıhtım inceleme yazısı yapmış. Onun yüzü suyu hürmetine.

Bir de şey diyeceğim. Şu nobel ödüllü yazarlar neden çoğunlukla ünü bol, edebi değeri düşük eserler veriyorlar. Steinbeck, Marquez ve Faulkner i hariç tutuyorum. Çoğu Nobel ödüllüsü beni hayal kırıklığına uğrattı. Sanki Nobel komitesi edebi değerlerinden çok bahsettikleri konular sebebiyle bu ödülleri veriyor. Bknz Orhan Pamuk. Dili çok mu yetkin kullanıyor veya kelime haznesi çok mu geniş ya da roman sanatına bakış açımızı kökten mi değiştirdi?
Yoksa bizim göremediğimiz başka bir sanat mı var?

2 Beğeni

Nobel Edebiyat Ödülü verilirken verilme sebebi de kısaca açıklanıyor, onlara bakabilirsiniz. Orhan Pamuk kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbirleriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulduğu için almış ödülü. Tabi komite saf edebi yetkinliğe bakmıyor, çeşitlilik ve farklılık da gözetiyorlar ve bu da bazı yazarları resmin dışına itiyor.

2 Beğeni

Guardian veya o türden saygın bir medya mecrasında çalışan bir gazetecinin Nobel komitesini eleştirdiği ve sorguladığı bir yazı vardı. Bunun üzerine Nobel komitesi bu gazeteciye ödülleri hangi kriterlere göre seçtiklerine dair başka bir yazılarında çoğu kitabı ana dillerinde okuduklarını, Pamuk’un kazanmasının siyasal sebeplerden değil sizin dediğiniz gibi şehrin melankolik ruhunu yansıtmasından kaynaklandığını bildirmiştiler.

Benim canımı sıkan Pamuk’un Nobel kazanması değil. Hem edebi yönden, hem alt metin yönünden ondan çok daha yüksek yazarlarımız var iken ödülün ona gitmesi. Yaşar Kemal ilk adayımızdı. Kendinden sonra nesillerin muhayyilelerini adeta zapt etti. Yazdığı her roman, her öykü, her makale sırf kullandığı dil için, o engin Anadolu kültürü bilgisi için okunulur oldu.
Yaşar kazanamadı.
Orhan kötü bir yazar değil. Nobel almasaydı edebiyatımızda belki daha münasip bir yeri olacaktı.
Nobeli kazandı ve insanlarımız tartışmaya başladı. Neden kazandı, nasıl kazandı, ne yaptı da oldu? Sırf Ermeni soykırımı iddiasını destekliyor diye aldı demek büyük yanlış. Ama roman sanatına kimsenin yapamadığı katkılar yaptı demek doğru olur mu?

1 Beğeni

Sanırım yalnızca Kara Kitap bile bunu yaptığını söyleyebilmemize yeterli. Kaldı ki Nobel heyetinin ondan bunu beklediğini zannetmiyorum.

Son olarak Nobel almış olması tek başına ayrı bir noktaya koymuyor Orhan Pamuk’u. Yaşar Kemal daha önce almış olsaydı onu da ayrı bir noktaya koymazdı. İki isim de iki farklı roman geleneğinin önde gelen isimleri. Bu yüzden değerliler.

2 Beğeni