Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Yazarın anlatımı (ve tabi ki çeviri) konusunda mı sıkıntılı buldunuz kitabı yoksa kurgu mu içine çekmedi? Ben de alacağım da çevirisi nasıldır biraz düşündürüyor :confused:

Çeviriden yana çok bir sıkıntı görmedim genel olarak yazarın ilk kitap hakkında ki tercihleri hoşuma gitmedi. Şöyle diyim, her şey o kadar havada kaldı ki kitaptaki hikaye bittikten sonra Kültür neydi İdir neydi, neden savaşıyorlar gibi başlıklar altında anlatılmış. (600 sayfa okuyup evren hakkında detay öğrenemediğin için.)

1 Beğeni


Ölü Zaman Gezginleri’ni okudum. İlk defa Hasan Ali Toptaş eseri okuduğum için yazara hangi kitapla başlamak konusunda kararsız kalmıştım. Bu yüzden yanlış bir başlangıçla yazardan soğumamak adına birini beğenmezsem öbürünü beğenirim diyerek bir öykü kitabı olan Ölü Zaman Gezginleri ile yazara başlamaya karar verdim.

Kitap iki tane öykü kitabının birleşmesinden oluşmuş. İlk kısım yine kitabın adıyla aynı olan Ölü Zaman Gezginleri iken ikinci kısmın adı ise Yoklar Fısıltısı’ydı. Ben yoklar Fısıltısı’ndaki öykülerin neredeyse tamamını beğenmeme rağmen Ölü Zaman Gezginleri kısmındaki öykülerin anca yarısını beğenmişimdir. Bunda Yoklar Fısıltısı kısmının daha önce yazılması nedeniyle yazarın dili daha bir sade ve öykülerinin daha anlaşılır olmasının sebebi büyüktü.

Ölü Zaman Gezginleri kısmındaki öyküleri, yazarın bu öyküleri daha sanatsal anlatmak istemesi nedeniyle ve anlaşılabilirliklerinin çok düşük olması nedeniyle fazla beğenmedim. Normalde bu tarz karmaşık metinleri severim ama peş peşe öykülerin hepsinde aynı anlatımla karşılaşınca ister istemez insanın canı sıkılıyor ve öyküden kopuyor.

Yazarın kelime seçimlerini ve kurduğu cümleleri beğendim ama gerek yazarı ilk defa okumamdan dolayı ve gerek de öykülerin fazla karmaşık olmasından dolayı kitabı beğenmedim ama buna rağmen yazarın yakında başka bir kitabını daha okumayı planlıyorum.

4 Beğeni

Kuşlar Yasına Gider’i okumanı tavsiye ederim başlangıç olarak.

2 Beğeni

Aynen bende öyle yaptım da bu sıralar bir romanına başlamak istiyorum.Fakat hangisi ile devam etsem karasızım.

Bu kitabı not aldım. Kütüphaneden, Gölgesizler kitabını da ödünç almıştım acaba bu kitap ağır kaçar mı?

@abkaen Yazarın dili güzel ama hikayelerinin içine girmek kolay değil. Romanları umarım daha iyidir.

1 Beğeni

Kuşlar Yaşına Gider güzel bir kitap ama Toptaş’ın iki tane vurucu özelliğinden biri olan dil kullanımı en güzel Heba’da görülür. İkinci vurucu özelliği söylersem tadkaçıran olur.

1 Beğeni

HAT’ın en çok üzerinde durduğu tür romandır. Memurluk işinden emekli olduktan sonra,
“Ömrümün geri kalanını roman sanatına vakfetmek istiyorum.” demişti.
Uykuların Doğusu hariç tüm romanlarını okudum ve yeni başlayacaklar için öneri listem şöyle olur:

Roman
1-Heba
2-Gölgesizler
3-Kayıp Hayaller Kitabı

Öykü
1-Yoklar Fısıltısı
2-Gecenin Gecesi
3-Ölü Zaman Gezginleri(Balkon öyküsü beş kere okunabilecek kadar güzel.)

5 Beğeni

Çevirmen Nil Alt mı?

Teşekkürler. (20 karakter)

Çok sağol not ettim.Kütüphaneye ilk uğradığım zaman alacağım.

Çevirmen İrem Kutluk, Editör Ebru Koç…


İki bilim kurgu arası ya bir klasik veyahut Hece Öykü’nün yeni sayılarını okumayı adet edindim, üç-dört senedir. Gerçek dünyadan ayrılmadan sağ salim süregelen okur durumumu stabil kılmayı amaçlıyorum bu girişimimle, aksi takdirde uçarı hayal dünyamı dizginleme noktasında yetersiz kalacağımı düşünüyorum. :sweat_smile:

Bu kez; Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘‘Hep O Şarkı’’ kitabını bitirdim.
Bitirmekle kalmayıp son zamanlarda kullanımına sık sık rastladığım; ‘’ âdeta’’ kelimesinin menşeini de bulmuş olabilirim. :rofl:
Bu günlerde neden her elime aldığım kitap, bin sekiz yüzlü yılları konu ediniyor bilemem ama; esas kızımız Münire, tıpkı Mücella [Nazan Bekiroğlu’nun Mücella’sı] kadar hayatımda yer tutacak gibi görünüyor. Yaşadığı aşk, dönemine meydan okuyamamış, baba sözünün her şeyin ötesinde olduğunun kabulünü dikte etmiş, kendine münhasır anlatımı ile sohbet havasında ilerleyen, arayıp bulamayacağız güzellikte, tahlili dilinden güçlü bir kitap…

Nazan Bekiroğlu’nun yine okuduğum kitaplarından Kelime Defteri’nde; Hep O Şarkı tavsiye ediliyordu, evet, fakat yine de ben, Hep O Şarkı’ nın s.43’ünde ‘’…cümle kapısının iki kanadı ardına kadar açılır.’’ ifadesini okurken; ‘‘N. Bekiroğlu’nun Cümle Kapısı adlı kitabının beni zamanında vuran bu ismi, şu cümleden feyz alınarak mı konulmuştu?’’ diye düşünmekten kendimi alamadım. Pek tabii mümkündü.

Kitapta yinelenen, satır başlarında oldukça sık karşılaştığım; ‘‘itiraf ederim ki’’, ‘‘Öyle ki’’, ‘‘Bu sesledir ki’’, ‘‘Ama şu var ki’’ vb. gibi varlığını severek okuduğum; ilgi, sıfat, bağlaç olarak kullanılan '‘ki’'yi bambaşka bir tutarlılıkla sevdim. Yazar, usul usul kanıma işlerken kendi tabiriyle de ‘acayip’ keyif aldım. :slightly_smiling_face:

Kendini bildi bileli Cemil Bey’e olan aşkını okurken, Münire’nin, kendi ağzından anlattığı hadiselere zaman zaman gülümseyeceğinizi tahmin ediyorum. Sakın hi hi hili gülüp ona muhterem Molla Bey’i hatırlatmayın. :rofl: ÇoK şık durmayacaktır, uyarıyorum.

Kitabı okurken, sürekli şu hissiyatta gidip geldim: Bir yağ kandilinin ışığı ve kırmızı bir ihram lazım şimdi bana. Belki bir kürek bir de kayık.

Not: Şimdi yazdıklarımı okurken anladım ki; kitabın dili tüm hücrelerime sirayet etmiş. Gerçi, itiraf ederim ki, kitabın benimle muamelesinde aksi düşünülemezdi. Bir kaç güne kadar kendimi toparlamış olurum, merak buyurmayınız. :v::star_struck: Saygılarımla.

4 Beğeni

Bu ara nedense George Ritzer’e sardım. Bulamadığım ve okuyamadığım kitabını yurt dışından getirtme derecesinde. Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek adlı Ayrıntı Yayınları’nın çevirdiği ve çevirisini gerçekten beğendim kitabını okuyorum. Baudrillard’ın simülasyon teorisi ile kendi Mcdonaldlaşmasını birleştirip, onların füzyonundan çıkan “şey” ile çağımız postmodern tüketim toplumunu çok güzel incelemiş. Özellikle siyaset bilimine ilgi duyanlara öneririm.

1 Beğeni


Bitti. Mükemmeldi. Kitapta tarih sayfaları arasında muhteşem bir gezintiye çıkıyorsunuz. Uzunca yazardım ama spoiler olur o yüzden size şiddetle en kısa zamanda okumanızı öneriyorum. Ardından Schubert’in Serenad’ını dinlemenizi öneriyorum.
Puanım : 10/10

5 Beğeni

İthaki Bilim Kurgu Klasikleri serisinden 49. kitap olan Leibowitz İçin Bir İlahi kitabını okudum.

Kitabın yazarını ilk defa duydum. Bu kitabın, yazarın hayatta iken yayınlanan tek kitabı olduğunu öğrendim. Bunları öğrenince bir merak içinde başlayıp aynı merak içerisinde 3 günde bitirdim. Kitabın kapağını çok beğendim. Eski basımında bazı kişilerin şikayet ettiği çeviri ve editörlüğü ben çok iyi buldum bu basımda. Sadece 2 tane yazım yanlış vardı.

Kitabın detaylı konusuna gelecek olursam; kitap 3 bölümden oluşuyor ve bu bölümler arası 600 yıl gibi bir süre var. Bölümlerdeki karakterler ile finale kadar gidemiyoruz, aynı bölüm içinde sonuca bağlanıyor kendi yaşadıkları. Kitap kendi içinde bir çok sorgulama yaptırıyor. Tanrı ile insan arasındaki durumları, cahilliği ve bilimi reddetmeyi, hayvan haklarını konu alıyor. Biraz sabır gerektiren ama alışınca bir çırpıda okuyacağınız bir eser. Puanım 10/10.

Not: Goodreads’e göre bir devam kitabı görünüyor. Bu baskının satışları iyi olursa belki ilerleyen zamanlarda onu da görebiliriz umarım.

16 Beğeni

Durmadan, hız kaybetmeden bir PKD serüvenine başladım ki sormayın. “Uzay Piyangosu”, arka kapak yazısında belirttiği üzere yazarın ilk kitabı ama arkadaş o nasıl bir evren kurmadır, o nasıl bir anlatıştır. Tabi Philip K. Dick’in şu ana kadar okuduğum her kitabında var olan, bölümün içinde bir anda başka bir şeyden bahsetme geleneği bu kitapta da var. Kendini kaptırıp okuyorsun sonra hooppp öyküde var olan başka karakterden bahsediyor. Fakat asla sıkılmıyorsunuz. Her okuduğum kitabında farklı, orijinal bir fikirle beni karşılayan Philip K. Dick, kendisini merakla okutabilen bir yazar. Konusundan bahsetmek istemiyorum çünkü benim gibi bilimkurgu seven herkesin okuması gereken bir kitap.

Gelelim ikinci kitaba. Öncelikle bu kitaba daha önce başladım fakat kitap kendini maalesef okutamadığı için araya "Uzay Piyangosu"nu sıkıştırmak zorunda kaldım. İthaki’nin bilimkurgu serisinde şu ana kadar okuduğum en zayıf kitap bu olabilir. ilginç bir konusu olmasına rağmen yazar Roger Zelazny, beni yakalayamadı. Neden böyle olduğunu ya da sadece ben mi anlayamadım acaba diye araştırdığımda bölümler arasında farklı bir okuma sırası tavsiyelerine rastladım fakat ben bunu öğrendiğimde kitabın ortasını çoktan geçmiştim. Belki sıraya uygun olarak tekrar şans versem severim fakat şimdilik tekrar okumayı düşünmüyorum.

14 Beğeni

Dün itibariyle Ursula K. Le Guin‘in Karanlığın Sol Eli kitabını bitirdim. Kitabın ortalarına doğru zor ilerlediğimi söyleyebilirim. Kitaptaki gezegende kullanılan dile özgü sözcükler kafa karıştırıcı olabiliyor ve dönüp bu neydi diye bakmaya zorluyor. Ama alıştıktan sonra kitap su gibi ilerledi.

Sıradaki kitabım Halikarnas Balıkçısı’ndan Anadolu Efsaneleri

8 Beğeni

kesinlikle katılıyorum, vakti zamanında aşağıdaki yorumu yapmıştım

3 Beğeni

Geber Aşkım - Ariana Harwicz

2018 Man Booker finalistleri arasında okuduğum ikinci kitap. İlki, tıpkı bu kitabınki kadar harika, bir başka çevirmene ait olan Su Kürü idi. Onu da burada yorumlamıştım. Unutmadan, Su Kürü Man Booker finalistiyken bu kitap aynı yıl Uluslararası Man Booker’ın finalistileri arasında yer alıyordu :slight_smile:

Seda Ersavcı ne çevirse gözüm kapalı okuyorum. O nedenle çeviri ve editörlük bakımından bu kitapta da sorun yaşamadım.

Geber Aşkım, arka kapakta vadettiğini okura sunan bir kitap. Yani anneliğin kutsallığını, ailenin dokunulmazlığını ve eşlerin sorumluluklarını alt üst eden, tüm bunlara küfür eden bir yapısı var. Bunu da yeni doğum yapmış annenin buhranlarında görüyoruz.

Eserde konuşmalar için tırnak işaretleri yok, tireler yok. Her şey aynı paragraf içinde oluyor ve bitiyor. Takip etmesi zor. Ancak kendinizi akıntıya bırakırsanız delirmenin eşiğinde bir okuma sağlıyor.

Kitapta çoğunlukla başkarakter olan annenin tek derdinin yeni annelik ya da eşiyle değişen dinamiklerinin olmaması kitabın en büyük artılarından biri. Çünkü bir de annenin aslında eşiyle aynı ülkeden olmaması, konuştuğu dilin ana dili olmamasının da yarattığı sıkıntıları görüyoruz. Kültür çatışması epey önemli bir yer kaplıyor bu kitapta. Şehirli ile taşralının çatışmasını toplumun en küçük temel taşı ailede görüyoruz.

Annenin cinneti ve o anlarda yaptığı korkunç-yaratıcı şeyler insanı huzursuz ediyor. Ama büyülüyor da.

Kitabı bir iç sıkıntısı ve aynı oranda büyük bir merakla okuyorum. Bitirmeme az kaldı. Neden Man Booker finalisti olduğunu anlayabiliyor ve bir okur olarak ben de zamanında finalistler arasında yer almasından mutluluk duyuyorum.

Birbirlerinden nefret ettikleri halde hiç düşünmeden sürekli “aşkım” sözcüğünü kullanan çiftler vardır ya hani, onlardan biriyiz işte biz de; seni bir daha asla görmek istemiyorum aşkım.

10 Beğeni