Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

On binlerce insanın kaderinin değiştiği günü olayı yaşayan insanların anılarından yola çıkarak anlatan bir kitap. Yalnızca patlama anını değil sonrasını da anlatmış. İnsanların yaşadıkları çarpıcı biçimde yazılmış, zaman zaman boğazım düğümlendi okurken.

Hele bir anne ile bebeğinin patlama sonrasındaki durumu hakkında kısacık da olsa bir anlatım vardı ki kitabı bırakıp düşünmeme neden oldu.

Yazım yanlışı olarak 3-4 hata gördüm. 120 sayfalık bir kitap ama beni çok etkiledi.

13 Beğeni

Atom Bombası Çocukları gibi o zaman, bende o kitabı basan olur mu diye bakıyordum. Güzel oldu, bunu okuyorum o zaman :slight_smile:

1 Beğeni

Zamana yayarak okudum gerçekten harika oldu. Hiroşima ve çevresinin haritasına baktım zaman zaman. Güzel anlatılmış o ilk anları çarpıcı biçimde anlatmış. Yorum bekliyoruz o zaman senden de. :slight_smile:

1 Beğeni


Hem Rönesans’ı daha iyi anlayabilmek hem de Da Vinci ile başlayarak sanat alanındaki cahilliğimi azaltmak için bu kitabı okudum.

Kitapta Da Vinci’nin hem hayatından ayrıntılı olarak bahsedilmiş hem de Da Vinci’nin eserlerinden en ufak detaylarına kadar bahsedilmiş. Ayrıca çağdaşı olan sanatçıların ürettiği eserlerden de hem bahsedildiği hem de bu eserlerin fotoğrafları konulduğu için Da Vinci’nin çağdaşlarına göre olan konumu çok iyi anlatılmış.

Kitapta Da Vinci’nin sadece resimlerinden bahsedilmemiş ayrıca çizdiği ve hayata geçmeyen savaş aletleri ve diğer mühendislik alanlarına dair tasarımlarına da bolca yer verilmiş. Bunların dışında insan ve hayvan anatomilerine dair çizimleriyle birlikte matematik ve geometri takıntısı nedeniyle yaptığı çizimlerine dair bolca fotoğraf ve açıklama da yer alıyordu.

Kitap içerik yönünden beni tatmin etti, sanat tarihçisi olmadığım için fazla yorum yapamam ama benim seviyemdeki birisi için çok doyurucu bir kitaptı. Ayrıca kitabın hem çevirisi hem de baskısı mükemmeldi. Kitapta Da Vinci’nin Michelangelo ile olan rekabetine bolca vurgu yapıldığı için Michelangelo’yu da çok merak ettim, onu da bu seriden okumayı planlıyorum.

8 Beğeni

Kasım ayının ilk kitabı olarak nihayet Dune’a başladım. Lisedeyken Sarmal Yayınları baskısını yarım yamalak okumuştum. Hiçbir şey aklımda kalmamış :slight_smile:

10 Beğeni

images%20(11)

Bir kitaptan ne beklersiniz? Okurken tüm duyguları hissedebilmek mümkün mü? Ya da var olmayan bir durumu, tüm benliğinizle, eksik tüm ayrıntılarıyla, birbiriyle alakalı veya alakasız durumlarıyla okuyabilmek mümkün mü?

Kurt Vonnegut’un "Şampiyonların Kahvaltısı"nı okurken işte bunları hissetim. Güldüm. Üzüldüm. Ne alaka? dedim. Acıdım. Hissettim. Bir kitap tüm duyguları yaşatabildi bana.

Yazarın üslubu, dördüncü duvarı yıkması, karakterlerin doğallığı ve hepsinin arkasında var olan hikayeleri kitabı değerli kılan özelliklerinden sadece bir kaçı. Baş karakterlerimizden olan Kilgore Trout’un yazdığı romanların konularını bilr çok beğendim. Hatta ara sıra " ahh ne kadar güzel bir konu. Keşke bununla alakalı ayrı bir kitap yazsaydın be Kurt’cuğum" bile dedim.

Sonuç olarak mutlaka tekrar okuyacağım, keyiflenmek, hüzünlenmek, hissetmek için tekrar elime alacağım bir eser.

15 Beğeni

Maymunlar Gezegeni

Yahu sen nasıl bir kitaptın? Ben bunca zaman seni nasıl okumadan bıraktım? Aman aman nerelere geldik?

Küçükken filmini az buçuk izlemiş kafamda pek bir şey kalmamıştı açıkçası ve o kadar sevmemiştim diye de hatırlıyorum. Ondan ötürü olsa gerek ara ara denk gelip satın almazdım ama bilim kurgu klasiklerini 1 2 3 4 5 diye sırayla satın almaya karar vermemeden ötürü almış ve okumuş bulundum ve elime almam ile bitirmem bir oldu. Çok akıcı, anlaşılır ve mükemmeldi.

Erteleme sebebim birazda başka bir film ile de karıştırmamdan ötürü oldu. Maymunlar cehennemi filmini de küçükken izlemiş ve korkmuştum. O yüzden ismini unuttuğumdan ötürü bu kitabı o sanıp okurken kitap boyunca “Korkunç maymunlar ne zaman gelecek, ne zaman işler batacak” diye bekledim durdum. :roll_eyes:

Kitap ise bir çok şeyi başarıyla verdi bana. Yeri geldi güldüm, üzüldüm, utandım, gerildim ve hayret ettim. Özellikle toplumların yer değiştirmesinden ötürü etiklik açısından rahatsız edici gerçekler de çok güzel yansıtılmıştı. Onların gözünden bazı durumları görüp kendimizde hissetmemiz düşünmemiz ve yaşamamız mükemmel işlenmiş.

Hele o sonu yok mu??? Direkt unuttuğum film sahnesi geldi aklıma orada zaten. Ondan sonra ki son bölüm ise ağzımı bi’ karış açık bıraktı gerçek anlamda. Asla beklemiyordum öyle bir şey olmasını. Bu ve kitabın genelinin beklediğim gibi olmaması da birazda filmleri karıştırmaktan ötürü devamı var sandığım için oldu aslında ama böylesi çok daha güzel oldu. :zipper_mouth_face:

10/10 KESİNLİKLE okuyun. :krs:

26 Beğeni

İlkin Başar Özal’ ın Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi kitabını bitirdim. Kitap Birinci Dünya Savaşı’ nı sebeplerinden başlayarak sonuçlarına kadar cephe cephe, katılan her ülke için detaylıca anlatmış. Kitap konuyu bir ders kitabı gibi değil akıcı, hikaye anlatır tarzda anlatmaya gayret etmiş. Tarih severler için güzel bir kaynak olur düşüncesindeyim.

6 Beğeni

Yine iki dünya arasında kaldığım, aidiyetimin iyelik eki almadan düştüğü özgür dünyada kaldığını sandığım bir andayım.
Çünkü Ursula K. Le Guin’İn Mülksüzler’i Bitti.
Mülk ile mülksüzlük kavramının garip bir şeklide incecik işlendiğini gördüğüm kitapta, ilk zamanlar hangi sistemin bir parçası olmak istediğime bu muazzam kurgu yüzünden olacak; karar veremedim. Elde olan bu iki birbirinin zıddı dünya ne methediliyor ne de yeriliyordu çünkü; Ursula’nın açık bir kapı bırakıp işimi kolaylaştırmasını dilediğim çok zaman oldu ama, yapmadı. :smiley:

Kesinlikle şimdiye kadar okuduğum en iyi Ursula K.Le Guin kitabı diyebilirim. Hem her şeye sahipmiş gibiyim, hem de hiçbir şeye…

10 Beğeni

Listeye ekledim teşekkürler.

1 Beğeni

Diskdünya’nın Muhafızlar! Muhafızlar! kitabından sonra İlahi Kentler serisinin ilk kitabı Merdivenler Kenti’ne başladım. Henüz 90 sayfa kadar okuduğum için daha olayların başlangıç evresindeyim. Yeni bir dünyayı tanımak başlarda biraz yorucu gelse de karakterler fena değil ama rahatsız etmeyecek dozda ( en azından beni etmedi) ufak klişelere sahipler. Tema olarak ise fantezi dünyasında polisiye tadı arayanlara güzel gelebilir.

5 Beğeni

Ben ne ballı ne kısmetli bir adamım.
Kıyamet Polisi ve Derde Deva Randevu 2 kütüphaneye geldi. Gördüm ve düşünmeden kayıt masasına gittim.
Bedava yeni kitap gibisi yok.

3 Beğeni

Serideki en zevk aldığım kitaplardan birisidir. Bir günde bitmişti. :slight_smile:

Uzun bir süredir ara verdiğim klasiklere geri dönebilmek, açılan aramızı düzeltmek için tolstoy’un "İvan İlyiç’in Ölümü"yle dönüş yapmak istedim. Kısa ama sürükleyici olan bu eşsiz eser, ölüme yaklaşan bir insanın duygu durumunu anlayabilmek açısından önemli bir eser. Adı konamayan bir hastalığın ve buna bağlı ölüm korkusunun insanı etkilemesi gayet güzel bir şekilde ele alınmış. Okurken İvan İlyiç’in hayata tutunmak istemesi ama tutunacak bir dalı veyahut neden hayata tutunması gerektiği ile ilgili içsel çelişkileriyle başbaşa kalıyorsunuz.

10 Beğeni

BOL SPOILER İÇERİR

Daha önce sadece Kürk Mantolu Madonna’sını okumuştum. Ağlayacak gibi olmasam da etkilemişti, beğenmiştim. Sonlara doğru anlatış tarzı bir kitaptan çok bir filme çok daha uygun olacağını düşünüyorum, hatta çok etkileyici olacaktır. Her neyse konumuza dönelim.

Kuyucaklı Yusuf’u da yazarından dolayı okumaya başladım. Çok zaman boğazımın düğümlendiğini hissettim. Yavaş başlayıp sonlara yükselen klasik bir tarz yerine kitap boyunca yükseliş ve inişler var. Tabi bu inişlere siz ne kadar iniş dersiniz, bilemem. Zira karakterimiz her şeyi içinde yaşıyor, kimseye derdini anlatmıyor, bir dönem sürekli uzakta kaldığından her şeyi siz biliyorsunuz lakin o bilmiyor. Yani durağan geçtiğini söyleyebileceğim kısımlar aslında durağanlıktan ziyade bir şeyler olacağını sezdiğiniz gerginliği yaratıyor ve bu kitap boyunca böyle devam ediyor.

Ana karakter olması hasebiyle midir, yoksa belirli bir yere kadar hiç bahsedilmemesinden midir bilmem, Yusuf’un işsiz güçsüz olduğunu ve bunun gerçekten önemli bir durum olduğunu Salahattin Bey vefat edince fark ediyoruz.Bu kısımdan itibaren de yeni bir gerilimle karşı karşıya buluyoruz kendimizi.

Kitabın sonu muazzam. Ben bir kitabı okurken aynı anda bir sinema filmi olsaydı/uyarlansaydı nasıl olmalıydı diye kafamda tasarlayan birisiyim. Muazzez’i kaçırmak üzre eve dönüşü, attan inip kafasında yaptığı bir anlık muhakeme, eve girişiyle değişen atmosfer ve en iyi kısmı da ışığın sönmesi ile devam eden hepi topu bir sayfalık o betimleme kitaba yakışır bir aksiyon.

Ancak odada kime ne olduğu meçhul kalmış. Herkes orada, onlara ne olduğunu bilmemiz gerekirdi ama yazar muhtemelen Yusuf ve Muazzez dışında 1-2 karaktere ne olduğunu az çok ucundan kırdı, sonucunu bize bıraktı.

Sona gelirsek, böyle bitmesini beklemiyordum. Çok şaşırmadım tabii ki ama kalan üç-beş sayfada Kübra ile annesine rast geliriz diye umuyordum. En çok onları bekledim sanırım. Neden geldiler, neden gittiler? Ana hikayeye pek etkileri olmadı. Veya oldu da göremedik mi ?

Okurken sürekli Muazzez’in henüz çocuk olduğunu hatırladıkça, Yusuf’un hayatını genel olarak anımsadıkça içime ateş düştü.

Kitapta bana göre en öne çıkan unsur çaresizlikti. Salahattin’in borçlandığındaki vaziyeti, Yusuf’un Muazzez’i Ali’ye bırakırken vaziyeti, yine Yusuf’un içi içini yerken, bir şeylerden şüphelenirken tahsildarlığa devam etmesi, Muazzez’i yine kaçırması ve Muazzez’in naaşını defnedişi.

1 Beğeni

Kitap: Henri Cartier-Bresson
Özgün Ad: Cartier-Bresson
Yazar: Pierre Assouline
Yayın: Espas Sanat Kuram Yayınları
Baskı: 2019 Mayıs, 1. basım, İstanbul
Çeviri: Aylin Ünal | Fransızca
Kapak Fotoğrafı: Ara Güler
Sayfa: 416
Boyut: 18,5 x 11,5
ISBN: 978-605-4363-30-8

Fotoğrafçılığın doruğundaki ustalardan biri olan Henri Cartier-Bresson’un yaşamöyküsü… Kitap boyunca Cartier-Bresson’un zengin bir ailenin çocuğu olmasını, resim sanatı üzerine eğitim almasını, hangi kitapları okuduğunu, Afrika’da kendini bulmasını, ilk fotoğraf makinesini, yaşamı boyunca yanından ayırmayacağı Leica’sını edinmesini, geometriye olan ilgi ve yeteneğinin kompozisyonlarını oluşturmasındaki etkisini, gerçeküstücülerle olan ilişkisini (hem içlerinde olması, hem de olmaması), dine olan bakış açısını ve insanın Tanrı’yı yarattığını düşünmesini, vs vs vs öğreneceksiniz…

Çok güzel hazırlanmış bir yaşamöyküsü. Kitap pahalı ama benim gibi fotoğrafçılığa bir hobi olarak bağımlıysanız ederinin hakkını verdiğini görürsünüz… Kapak fotoğrafının Ara Güler’e ait olması da bir başka güzellik…

2 Beğeni

Alexandre Dumas’dan Üç Silahşor’u okuyorum ama 120. Sayfaya geldiğim halde kitabı sevemedim. Monte Kristo Kontu’ndan sonra dili de kurgusu da oldukça basit geldi. Kaba tabirle sağa sola meydan okuyup düello yapan bir avuç gencin ilgi çekicilikten uzak macerasını okuyor gibi hissediyorum. Kitabı okuyan varsa devam etmemi tavsiye edip etmeyeceklerini merak ediyorum.

2 Beğeni

Clive Barker’ ın Cehennemlik Yürek kitabı bitti. Bende çok muhteşem duygular uyandıran bir kitap olmadı ama konunun günümüze daha yakın bir korku deneyimi sunduğu hemen anlaşılıyordu benim için onca Lovecraft okuduktan sonra. :slight_smile:
Beni çok etkileyen bir anlatımı olduğunu söyleyemem ama kötü de değildi. Hikaye de kısa olunca hemen okunup tüketildi. Ve olaylar, gerilimler zirveye çıktığında beynimin arka fonunda bir metal müzik grubunun elektro gitarının seslerini duymuş olabilirim. :smiley: :smiley:

giphy%20(1)

12 Beğeni

Arkada çalan müzik budur muhtemelen :wink:

2 Beğeni

Özel olarak bu değildi, daha genel bir metaldi ama şarkıyı bulduğuma göre artık bu çalıyor. :smiley:

1 Beğeni