Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

ates-255x420

Jack London’ın “Ateş Yakmak” isimli kısa öykü kitabını bitirdim. İçinde çeşitli küçük hikayeler barındıran kısa bir kitap olmasına rağmen kitap kapağından da anlaşılacağı gibi soğuk havaları sanki siz yaşıyormuşcasına aktarılan bir kitap diyebilirim. Ateş yakmaya çalışan bir insanın yaşadığı zorluklar, soğuğun insanı nasıl etkilediği veya yalnız başına doğaya karşı bir adamın mücadelesi gibi temaları güzel ele almış. Donmuş parmaklar arasında kurtuluşu sağlayabilecek olan kibritin karlara düşüşünü sanki kendim deneyimlemişim gibi hissettim. Çok beğendiğim ve okuması keyifli bir kitaptı.

17 Beğeni

VAHŞETİN ÇAĞRISI
İçimde sürekli bir Jack London okuma isteği vardı hiç okumadım ama sanki okusam çok seveceğim öyle hissediyordum. Gerçekten de öyle oldu. Harikaydı Hayvanlara şiddet uygulandığı her sayfada gözlerim doldu. Buck ve Thornton ile olan iliskileri, Buck’ın ona karşı hisleri çok iyi anlatılmıştı Bir insan bir köpeğin yaşamını, hislerini nasıl böyle yansıtabilir hikaye de bizi nasıl kendimiz yaşamışcasına içine alabilir? Bayağı beğendim. Elimdekilerden sırayla Beyaz Diş, Martin Eden, Yıldız Gezgini şeklinde devam ettireceğim Jack London serüvenimi sonrası da gelir inşallah. Haa bir de Ateş Yakmak vardı doğru
Bir de ekşide kitabın ismiyle ilgili birkaç şey okudum da hak verdim cidden adına neden Vahşetin Çağrısı demişler? Vahşet sanki tam olmamış gibi

15 Beğeni

Jack London harikadır gerçekten. Çok geniş de bir külliyatı var halen toparlamakla uğraştığım. Vahşetin Çağrısı geçmişte seçilmiş ve o şekilde tanınıp kalıplaşmış bir isim aslında. O kitap artık öyle bilindiği için çok ellenmiyor sanki. Yoksa Yabanın Çağrısı diye baskıları da var. Anlam olarak daha iyi karşılasa da Vahşetin Çağrısı gibi gelmiyor yine de kulağa.

6 Beğeni

Ben de çok istiyorum hepsini toplamayı keşke iş Bankası hepsini bassa da tek yayınevinden toplasam. Adam 40 yaşında ölmüş, çok üzüldüm daha yaşasa neler neler yazardı kim bilir. Evet bir de öyle garip bir yönü var Yabanın çağrısı ismi de kulağa hoş gelmiyor.

2 Beğeni

Hocam kitap sizi sarmamış muhtemelen.Çünkü anlatımı çok hafif ve sürükleyici diye.Zatsn FRP tarzında yazıldığı için çabuk okunur.Ama herkesin zevki farklıdır tabi . İyi okumalar.

2 Beğeni

Londra Nehirleri - Ben AARONOVİTCH

Londra Nehirleri kitabının tanıtım yazılarında hep başka kitaplar veya seriler ile olan okuma zevki benzetilerek anlatılmış, buna katılıyorum ve artırıyorum. Yazarın mizahi bir dili var ve kitabın türü için modern günümüz dünyasında geçen fantastik polisiye diyebilirim.

Kitabın konusu arka kapakta ve tanıtım yazılarında yazdığı için bunu yazmayacağım. Neil Gaimen okumayı sevenler, Doctor Who izlemeyi sevenler hikayenin akışını ve karakterleri seveceklerdir.

Hikaye ilerledikçe cevapsız sorular artıyor ve kitabın sonuna doğru cevaplar ortaya çıkıyor, Polisiye okurları olarak genelde katil kim gibi soruları ve hikayenin akışını tahmin etmeye çalışırız. Ben iyice belirginleşmeye başlayana kadar bu tahminleri doğru yapamadım, özellikle katil kim sorusuna yaptığım tahminlerin doğru cevap ile uzaktan yakından ilgisi yoktu.

Kitabın çevirisi güzeldi, çevirmenin dipnotlarda yaptığı açıklamalar çeviri için itina ile uğraştığının göstergesiydi, aynı şekilde baskı da özenli yapılmış ve benim gözüme çarpan bir yerde bir dizgi hatası ve bir çevirmen dipnotu için konulan işaretin belirsizliği dışında hata yoktu.

Eğlenceli, gizemli, günümüz dünyasında geçen fantastik bir hikaye içerisinde polisiye okumak isteyenlere kitabı öneririm.

29 Beğeni

12-01-06-220px-Andrzej_Sapkowski_-_The_Last_Wish

Son dilek - Andrzej Sapkowski

  1. Kitabı okudum gerçekten iyi diyebilirim.Dune okurken araya böyle hafif şeyler almak hoşuma gidiyor.Böylece Dune sıkmıyor ve daha merakla sarılmama sebep oluyor.Kitabın yarım kalmaması da çok hoş. Sadece bu kitabı inceleyeceksem masalların epik hali diyebilirim.Geralt-Dandellion-Turquo-Filaverandel en sevdiğim karekterler oldu.Tavsiye ederim, hızlı okunuyor.
12 Beğeni

Ben Kirke okuyorum. Kağıt kalitesi yerlerde, baskıda yazım yanlışları(yanlış harf vs) bol ama anlamda-anlatımda sorun yok.

Kitap güzel.

9 Beğeni

Evet ya, ben de birkaç tanedir derken her sayfada küçük şeyler çıkmaya başladı. Ama çeviri çok iyi. Baskıya gitmeden dikkatlice bir son okuma yapılsa tertemiz iş olurmuş. :frowning:
Hikâyeye zaten bayıldım, bitmesin diye usul usul okuyorum.

8 Beğeni

Aynen. Fırsat tepilmiş ama bendeki 1. Baskı… Sonraki baskılarda belki dokunuşlar yapılmıştır diye ümit ediyorum yani :smile:

2 Beğeni

Dün forumda Londra Nehirleri’ni okuyup tavsiye edebilecek arkadaş var mıdır diye soracaktım ama kitap yeni olduğu için okuyan olmamıştır diye vazgeçtim. İnceleme için teşekkürler…
Bu kitap tekil midir yoksa seri mi, bilginiz var mı @alper bey?

4 Beğeni

Kitap seriden oluşuyor ama sadece karakterler ortak. Yaşanan olaylar her kitapta değişiyor. O yüzden rahatça okunabilir. Aslı bana böyle bir bilgi vermişti. Ben de o yüzden gelir gelmez okuyacağım yoksa seri tamamlanmadan okumak gibi bir eğilimde olamıyorum. :smiley:

3 Beğeni

Aslında ben de seri olduğu yönünde yorumlar okuduğumu hatırlıyorum ama emin değildim. Polisiye sevdiğim için kitabı alacağım muhtemelen. Teşekkür ederim :blush:

5 Beğeni

Tam türü için bkz. Dresden Dosyaları :slight_smile: Beni heyecanlandıran tek nedeni aynı zamanda.

4 Beğeni

Londra Nehirleri 8 kitapmış (Daha doğrusu Peter Grant kitapları diyelim) arada epeyde kısa hikaye varmış goodreads öyle diyor. Bende alacağım ama belki yeni başka kitaplar çıkar diye sepette bekletip duruyorum.

2 Beğeni

Barut Büyücüsü Üçlemesi

Seriyi aslında 3 hafta önce bitirdim fakat sınavlardan dolayı bir türlü inceleme yazısı yazacak vakit bulamadım.
Seri güzel başlıyor fakat ikinci kitapta biraz sıkılıyorsunuz ama merak etmeyin üçüncü kitap hızlı ilerliyor . Evren,sihirler pek özgün değil. Zaten özgünlükte aramıyordum o yüzden benim açımdan güzel bir evren. Sihirleri kontrol eden İmtiyazlılar, barutları kontrol edip yön verebilen Barut Büyücüleri, Maharetliler (hiç uyumama, her gördüğü, duyduğu şeyi aklında tutma gibi), pis yaratıklar olan Zebellahlar ve de Tanrılar’dan oluşan bir evren.
İlk kitap çok güzel başlamıştı ama ilk kitabın dayanağı olan konu - Kralın Devrilmesi - çok çabuk işlenmiş. Yazar biraz daha uzatsa bence daha güzel olabilirdi. Sırf bu konu yüzünden okumaya başlamıştım. Seri içerisinde en sevdiğim kitap da bu oldu. Merak etmeyin spoiler vermedim. Arka kapakta da yazıyor.
İkinci kitap beni fazlasıyla yordu. Yazar gereksiz uzatmış konuyu. Okuması 20 günümü aldı. :frowning: .
Üçüncü kitap ikinciye göre daha güzeldi. Entrikalar ve savaş kısımları hoşuma gitti. Sonlara doğru merak edilen kısımlar açığa çıktıkça hızlıca bitirdim.
Baş karakterlerden Tamas biraz daha silik kalmış sanki. Daha heybetli olabilirdi. Yanındaki Olem olmasa bir hiç sanki. :slight_smile:

Genel anlamda seri güzel bence okunabilir. Fazla isim yok, isimleri karıştırma gibi bir durum da söz konusu olmuyor. Yazar betimleme kısmında ise zayıf kalmış. Bu iki nedenden ötürü fantastik seriye yeni başlayacaklar için önerebilirim bu seriyi.
Kitabın editörlüğü güzel. Tek sıkıntısı ilk iki kitapta Zebellah olarak adlandırılan yaratıklar üçüncü kitapta bir anda Zebella oldu.

15 Beğeni

Wardstone4

Kitap: Wardstone Günlükleri 4 - Hayaletin Savaşı
Özgün Ad: The Wardstone Chronicles 4 - The Spook’s Battle
Yazar: Joseph Delaney
Yayın: Tudem
Baskı: 2014 Kasım, 4. basım
Çeviri: Kerem Işık
Kapak Resmi: David Wyatt
Sayfa: 384

Karakterler: Hayalet John Gregory’nin çırağı, Ağustos’un üçünde on dördüne basacak olan Tom (Thomas J. Ward) • Annesi Malkin klanından, babası ise Deane klanından olan, Tom’un yaşlarındaki güzel Alice • Tom’un ustası, altmış yıldır hayaletlik yapan John Gregory • Downham’a rahiplik yapan, Hayalet’in eski çırağı ve dostu Peder Stocks • Malkin klanından katil cadı Grimalkin • Mouldheel klanının yeni önderi genç kız cadı Mab • Mab’in ikiz kız kardeşleri Jennet ile Beth • Pendle dolaylarında, Rouhlee’de yaşayan, Alice’in teyzesi Agnes Sowerbutts • Cadılar Bayramı’nda Malkin ve Deane klanlarınca yaratılmış, kâhin yaratık Tibb • Yerel yargıç Roger Nowell • Yargıç Nowell’in kibirli kâhyası Bayan Wurmalde • Tom’un abisi Jack ile karısı Ellie • Tom’un abisi demirci James • Tom’un annesinin kız kardeşleri (dolayısıyla da Tom’un teyzeleri) olan iki kanatlı lamia cadısı

Özet: Hayalet John Gregory, çırağı Tom ve Alice’in birlikte kaldıkları eve Pendle civarındaki Downham köyünde rahiplik yapan Peder Stocks gelir. Hayalet’in eski çırağı ve dostu olan Stocks, Pendle’daki cadı klanlarının bir şeyler karıştırdığını ve durumun kötüye gittiğini anlatır. Daha sonra Tom, annesinin kendisine bıraktığı sandıkları almak üzere Alice ile birlikte ailesinin çiftliğine doğru yola çıkar. Çiftliğe vardıklarında evlerinin harap olduğunu, abisi Jack, abisinin karısı Ellie ve küçük kızlarının ortalıkta olmadığını görürler, sandıklar da çalınmıştır. Yaptıkları araştırma sonucu eve baskın yapanların Pendle’dan geldiği sonucuna varırlar; işin ucunda Pendle cadıları vardır. Alice Pendle’a doğru yola çıkarken, Tom da Chipenden’a gidip durumu Hayalet’e anlatır. Tom ile Hayalet Pendle’ın yolunu tutarlar…


Kitapta cadıların merkezi durumuna gelmiş Pendle’da üç cadı klanının egemen olduğunu, bunların Malkin, Deane ve Mouldheel adını taşıdıklarını görüyoruz. Ayrıca bir zamanlar Pendle’da yaşamış olan Alice’in annesinin Malkin, babasının ise Deane klanından olduğunu, fakat hiçbir zaman aktif cadılık yapmadıklarını öğreniyoruz.

Kitabın sonunda “Mouldheel ve Maggot Klanları” başlıklı bir bölüm var. Bu bölümde Alice, serüven sırasında Tom’dan uzak olduğu zamanlarda başından geçen olayları anlatıyor. Yalnız “Maggot” klanını anlamadım. Bu kitapta böyle bir ad geçmemişti…

Her kitaptan bir öncekinden daha çok keyif alarak dördüncü kitabın sonuna geldim. Daha dokuz kitap var. Bakalım onlar da aynı keyfi verecek mi?

13 Beğeni

beyin-kirici

Bilimkurgu Kulübünden de tanıdığım Sinan İpek’in Beyin Kırıcı adlı eserine dün başladım ve bugün de bitirdim.

Öncelikle kapak görselinin çok güzel olduğunu ve kitabın öyküsüne tamamen sadık kalındığını belirtebilirim.

Hikayedeki olaylar üniversite öğrencisi birinin telepat olduğunu öğrenmesiyle başlar. Öğrencinin biri diyorum çünkü bu kişinin adını bilmiyoruz ve anlatıcı da adını sanını bilmediğimiz bu kahramanımız. İlk sayfalarda basit bir aşk hikayesi gibi görünen öykü uzaylıların ve onların dünyayı ele gečirme planlarının ortaya çıkmasıyla daha da derinleşiyor. Kurgu ve akıcılık okuru yormuyor. Yazarın öyküye uygun bilimsel terimlerindeki yetkinliği de artılardan birisi. Lakin benim gibi aşk temasından haz etmeyenler Beyin Kırıcı’yı okurken zaman zaman sıkılacaktır. Ama hem aşk temasını hem de bilimkurguyu seven okurlar bu kitabı sevecektir. Ben de beğendim ama tüm aksiyonun ve olayların kahraman ve Bilge arasında geçen duygusal bağın arkasında kaldığını düşünüyorum.

18 Beğeni


Robin Hood’u okudum. Küçükken çizgi filmini izlemiştim, maceralarının derlendiği bir kitap görünce dayanamayıp kitaba başladım.

Robin Hood’un maceralarının çeşitli versiyonları olduğu için bu kitapta yazar tarafından en uygun bulunan versiyonlar yer alıyor. Yazar derleme işini başarıyla uygulamış bence; çünkü maceralar arasında büyük bir tutarlılık gözlemlenebiliyor.

Kitapta üslup olarak masalsı bir anlatım uygulanmış, bu yüzden okuması hem kolay hem de keyifli bir kitaptı. Kitabı okurken çocukluğuma döndüm diyebilirim.

Kitabın çevirisi çok iyiydi ama editöryel açıdan kitap kötüydü. Karakterlerin isimleri birçok kere yanlış yazılmış.

15 Beğeni

image

İşkencecinin Gölgesi’ni okudum. Kitap medeniyetlerin yükseldiği ve çöktüğü, yıldızların parladığı ve söndüğü, teknolojinin geliştiği ve değiştiği çok uzak bir gelecekte geçiyor. Urth adlı dünyada işkenceciler loncasında çırak olan Severian’ın loncasına ihanet ederek sürgüne gönderilmesiyle çıktığı yolculuğu okuyoruz. İşkencenin Gölgesi, bu hiç de kolay olmayan yolculuğun başlangıç aşaması. Aslında tek kitaplık bir hikaye bu. Okudukça evrenin önümüzde açılmaya başladığı bir metin. Devam edip her şeyi keşfedebiliriz ya da bırakıp gördüklerimizin bir kısmıyla yetinebiliriz. Ben keşfetmeyi sevdiğimden, devamını heyecanla bekliyor olacağım.

Hikaye gelecekteki Severian’ın dilinden anlatılıyor. Severian her şeyi hatırlamak gibi olağanüstü bir yeteneği olduğunu iddia etse de biz okur olarak bunun doğruluğundan sürekli şüpheye düşüyoruz. Güvensiz bir anlatıcı, çoğunlukla yalan söylüyor, hatırlamıyor veya öyle hatırladığını sanıyor. Ben kitabın bu tarzını çok sevdim. Bu tarz bir anlatım hikayenin pek çok noktasına ince ipuçları ekmenin, süreğen kurgunun içinde okura arka planda neler döndüğünü merak ettirmenin etkili bir yolu. Dediğim gibi okudukça açılan bir evren ve ilerledikçe birbiriyle bağlanan çok hoş noktalar var.

Fantezi eserlerde Tolkienvari bir anlatım sevenler, yani yazarın evrenin her detayını açıklamasını isteyenler, Gene Wolfe’un bu anlatımından keyif almayabilir. Her şeyi açık eden bir anlatım yok. Çoğunlukla şehirler, hikayede geçen efsaneler hep gizemli bir havada. Ölen bir güneşten bahsediliyor, defalarca yıkılan medeniyetlerden, uzlaştırıcıdan, farklı ırklardan, ölüleri dirilten cevherlerden, mezarlara girip ölülerin kalan son canlı parçalarını çalanlardan, paralel evrenlerden ve bir anda belirip kaybolan gökyüzünde asılı binalardan… Pek çok gizem kitabın sonunda açıklanmıyor ama benim için önemli olan da bu değildi zaten. Ben Severian’la birlikte, onun kimi zaman şiirsel kimi zaman esprili dilinden evrenini keşfetmeyi sevdim.

Serinin çok sevdiğim kitapları arasında yerini aldı. Çeviri ve yazım hataları konusunda endişeniz de olmasın, tertemiz bir iş olmuş.

37 Beğeni