Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Mark Twain/Tom Sawyer’ın Maceraları

Mark Twain okumaya bu kitapla başladım ve geç olmadan böyle sağlam bir yazar tanıdığım için mutluyum. Dünyanın en basit olayını bile son derece ilgi çekici bir anlatımla ortaya koyabilen, çok iyi bir gözlemci ve çok başarılı bir yazar. Hatta bir adım ileri gidip “edebi bir deha” diyebilirim.

Tom Sawyer’da çocukların nasıl bir ruh hali ve kafayla davrandıklarını o kadar saf ve doğru bir şekilde okuyoruz ki yazar sanki kendisi de çocukken yazmış gibi bir his veriyor. Yaptıkları yaramazlıklara kızmak bir yana, aralarında olmak ve maceralarına katılmak istedim. Tom ve arkadaşlarının hayal gücü son derece genişti ki günümüzde çoğu çocuk (tıpkı Momo’da da anlatıldığı gibi) hayal güçlerini çalıştırmaya fırsat bulamadıkları oyunlarla, tablet ve televizyonla uyuşturulurken bu durumun önemi çok daha çarpıcı olmuş.

Mizahi dili beni kalbimden vurdu, bu bakımdan Dickens gibi büyük keyifle okuyabildiğim bir yazar keşfetmiş oldum. Bu kitapta da gördüğümüz Huckleberry Finn’in kitabını okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.

26 Beğeni

image
Titus Andronicus’u okudum. Tragedyaları çok severim, oyunlarda kan ve entrika hoşuma gider ama bu oyundaki şiddet miktarı benim sınırlarımı bile aştı. Tüylerim ürperek okudum oyunu.

Bu oyun aynı zamanda Shakespeare’in en kanlı oyunu olması lazım. Shakespeare zamanında çok sevilen bu oyun daha sonra sahnelenme zorluğundan dolayı popülaritesini kaybetmiş. Oyun bire bir sahneye taşınmak istense izleyicilerin midesi kaldırmaz ama sansüre uğratılırsa da oyunun etkileyiciliği ortadan kalkacaktır, oyun böyle bir paradoksa girdiği için çok az sahnelenmiş.

Kitap çeviri ve editörlük açısından da muhteşemdi. Shakespeare kitaplarında çevirmen olarak Özdemir Nutku adını görünce, çeviri açısından hiçbir endişem olmuyor.

13 Beğeni

Okuduğum birkaç kitap var, bazılarını bitirmedim henüz. Yine de genel olarak bahsetmek istiyorum. Önce bitirdiklerimden başlayayım.

  1. Dersaadet’te Dans (Engin Geçtan)

dersaadet

İnsan olmak, geçen sene okuduğum en önemli, en değerli kitaptı. Daha sonra yazarın Hayat adlı kitabını okudum. Bunlar kurgu dışı kitaplardı. Bu sene de kurgu kitabını okumak istedim ama keşke kurgu dışından devam etseymişim.
Karakterlerin hiçbir derinliği yok, en göze batan tarafı bu, kitabın. Ayrıca yazar edebi bir dil kullanma kaygısı gütmemiş. Bazı cümleler düşük şekilde bitiyor. Bazıları tamamlanmadan bitiyor, yüklem yerine sık sık zarf ile bitiyor cümleler. Tamam, kendisi aslen romancı olmayabilir ama sonuçta kurgu okuyorsam ona göre bir beklentim olur, değil mi?
Üslup sınıfta kalmış, karakterler yüzeysel işlenmiş. Öyle ki, bütün karakterler, yaşamları boyunca kendilerini kandırdıklarının farkında olmamış ama ne hikmekse anlık ilhamlarla (karakterlerin içine Engin geçtan kaçıyor bu kısımlarda) birdenbire ne kadar da yanlış yaşadıklarının farkına varıyorlar. Bu o kadar yapay duruyor ki… Her karakter ansızın felsefe yapmaya başlayabiliyor. Yazar burada okura ders vermeye kalkışıyor bile diyebilirim. Hoş, ders verilmesine veya metnin içine derslerin gizlenmesine karşı değilim ama bunu yazarın gözüme sokmasına katlanamam. O dersi ben çıkarmalıyım, başkası başka bir ders çıkarmalı. Metin çok katmanlı olmalı. Bu kitapta böyle şeyler söz konusu değil. Yazar belli fikirlerini belli karakterler üzerinden aktarma işine girişmiş. Bu fikirler dikkate değer fikirler ama kurguya yedirilmemiş; keşke bir deneme yazsaymışsın sevgili hocam.
Yine de hikayesinin sonunu merak ettiğim için ve yazara saygımdan dolayı kitabı bitirdim. Sonunun da pek tatmin ettiğini söyleyemem. Yazara bu kitap ile başlanmasını, hatta bu kitabın okunmasını tavsiye etmem. İnsan olmak adlı kitabı tekrar tekrar okurum, ama bu kitabı keşke okumasaydım.

  1. Sahip olmak ya da Olmak ( Erich Fromm)

sahip%20olmaks

Tıpkı Engin Geçtan gibi bilge bir insan Erich Fromm. İlk olarak Sevme Sanatı adlı kitabını okudum. Okuduğum ikinci kitabını da en az diğeri kadar (kendi adıma) devrimsel buldum. Kitap, adından da anlaşıldığı üzere iki kavramı açıklamak üzere yazılmış.
Sahip olmak deyince aklınıza sadece mala mülke sahip olmak gelmesin. Fromm, Sahip olmak’ın bir hayata bakış felsefesi olduğunu ve günümüz insanlarının çoğunlukla bu felsefede olduğunu söylüyor. Sahip olmak; bilgiye, güvene, insanlara, sevgiye, eşyaya, ilişkilere sahip olmak. Bu bakış açısının tüm sistemi kuran bakış açısı olduğunu ve bugün yaşadığımız birçok ekonomik, toplumsal, bireysel sorunların da bu bakış açısından kaynaklandığını iddia ediyor. Sahip olmak eğiliminde olan bir insanın tek başına varolmak becerisine sahip olamayacağını, benliğini sahip olduğu ilişkiler, eşyalar, insanlar üzerinden tanımlayacağını ve kendini ancak böyle ‘‘1’’ hissedebileceğini söylüyor.
Olması gereken bakış açısının ise ‘‘Olmak’’ olduğunu iddia ediyor. Olmak, sözgelimi bir insana veya ilişkiye sahip olmaya çabalamak yerine o ilişkinin bir süreç olduğunu kavrayabilmek; zamana sahip olmaya çabalamak yerine akışı hissetmek gibi. (Bunlar benim çıkarımlarım tabii, kavranması zor bir konu olduğu için tam açıklayamadım. Belki siz başka çıkarımlarda bulunursunuz.)

Fazla uzatmayayım, Geçtan’ın İnsan olmak’ı ve Fromm’un Sevme Sanatı ve Sahip olmak ya da olmak’ı, farklı bir yaşam tarzı arayışında olanlar veya acaba bir yerlerde yanlış mı yapıyorum diyenler için mutlaka okunması gereken kitaplardan birkaçı.

  1. Dost, Yaşamasız (Vüs’at Bener)

images

Hayran kaldığım öykü kitabı. Henüz bitiremediğim ama bitmesini de istemediğim bir kitap. Öyküler 5-10 sayfadan oluşuyor. Genellikle sıradan yaşamların sıradan olayları konu ediniliyor. Sözgelimi bir işçiye kömürlükteki kömürleri taşıtmak, bir dostla oturup sohbet etmek ve ıstakoz yemek, akıl hastası bir kız kardeşin hastalanması ve ölmesi… Tüm bunlar üç-beş sayfada anlatılıyor. Peki neden okumalısınız? Yazarın üslubu sıradışı, benzersiz, muhteşem de ondan. Basit ve yoğun. Tek kelimelik cümlelerle sık sık karşılaşacaksınız. Bazen bazı öyküler o kadar zorladı ki daha sonra tekrar okuyayım diye işaretledim. Bazı öykülerde hangi cümleyi hangi karakter söylüyor, anlayamadım ama bu zorluk insanı sinir etmek yerine hayran bırakıyor.
Farklılık arıyorsanız ve hafif metinler okuyorken şöyle 3-5 sayfa saf edebiyat okuyayım diyorsanız mutlaka okuyunuz.

  1. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (Ziya Osman Saba)

images%20(1)

Vüs’at O. Bener’in yeri gelir acımasız ve gaddar, yeri gelir sevimsiz karakterlerinin aksine bu öykülerde romantizm ve hüzün ağır basıyor. Öykülerin ana karakteri Ziya, yani yazarımız. Öykülerin temeli olaydan ziyade anlatım-aktarıma dayanıyor. Öykülerin sonuna doğru birkaç şey oluyor bazen. Genellikle sohbet tarzı kullanılıyor. Üslup ilk birkaç öyküde hoşuma gitti ancak kitabın yarısına doğru sıkılmaya başladım. Sevgili Ziya Bey, anlatacaklarınızı tek bir cümleye sıkıştırmak zorunda değilsiniz ki. Vüs’at bey gibi basit cümlelerle de vurucu olabilirsiniz. Cümleler uzadıkça metniniz daha edebi olmuyor bence. Yine de hoş metinler çıkmış ortaya, ama biraz sabır istiyor o sonu gelmez cümleleri okumak.

  1. Kuyu ve Sarkaç (E.A. Poe)

indir

Yine kitabın yarısındayım. Daha önce yazarın tüm öykülerini okumaya başlamış ve 150 sayfa ancak okuyabilmiştim. Öykülerin birbirine benzerliğini sevmemiştim. Aradan birkaç yıl geçince bir şans daha vereyim dedim. Şunu söyleyebilirim ki yazarın anlatımı çok güzel; sürükleyici. Sizi hikayenin içine alıyor bir daha bırakmamacasına. Onun dışında üslup açısından baktığımda pek tatmin etmedi ama sürükleyicilik karşısında aranan bir özellik olmuyor bu.
Yazarın daha önce hiçbir eserini okumayanlara tavsiye edebilirim.

  1. Hikayeler, Tanpınar

İçindeki sadece 1 öyküyü okudum. Abdullah Efendinin Rüyaları. Tek bir öykü için kitap alınır mı derlerse, alınır derim. Tanpınar bu öyküde gerilim-korku türünde de ustalıkla yazabileceğini göstermiş. Daha önce Poe ve Lovecraft’ın birkaç öyküsünü okumuştum, ama Tanpınar bu türün üzerine düşseymiş onlardan çok daha iyi işler çıkarabilirmiş ortaya. (Yazarın üslubundan bahsetmeme gerek yok sanırım.)

  1. İki dirhem bir çekirdek (İskender Pala)

716757b

Deyimler ve onların nereden geldiğini anlatan, kolay okunabilir bir kitap. Her bir deyim-öyküsü 1-2 sayfadan oluşuyor. Sıkılmadan okuyabileceğiniz, bir oturuşta bitirebileceğiniz hafiflikte bir kitap. Ben bitirmedim, arada açıp okuyorum 3-5 deyim öyküsü.

7)Gözyüzümüzdü Okyanus (Patrick Ness)

images%20(3)

Moby Dick’e yazılan bir güzelleme öyküsü denebilir. Balinaların bakış açısıyla yazılan moby dick (Toby Wick) öyküsü denebilir. Yazarın dili hafif, ilk başta biraz hayal etme sorunu yaşasam da akıcı bir anlatımı var. Kitabın içindeki çizimler güzel. Hikayesi güzel denebilir. Bir oturuşta bitirilebilecek güzel bir öykü.

10 Beğeni

Locke Lamora’nın ilk 50 sayfasında kahkayı bastım. İyi bir kitap olacağa benziyor :d

6 Beğeni

Garip bir şekilde kitap yarısından sonra güzelleşti.
Okuduğuma mutlu oldum diyebilirim. Okumasam da olurdu belki ama daha önce hiç Danimarka, İsveç yani kısacası İskandinav ülkelerinin tarihi hakkında bir eser okumamıştım. Zaten tarihleri hakkında internette doğru düzgün bir bilgi sayfası da bulamadım. Hele ki kitapta dönemi anlatılan 2.Christian ile ilgili sadece vikipedi sayfasını buldum.
Ana karakterimiz Mikkel olsa da kitabın odak noktası sadece o değil. Başka karakterler de var. İlk başlarda basit bir intikam kitabı gibi geliyor. Sonradan o durumun üzerinden zaman geçiyor falan. Yani öyle konudan konuya atlıyor ki yazar okuyucu sıkılıyor. Bir de ben yer isimleri özürlüsü olduğumdan ve kitapta çok fazla lokasyon olduğundan kafam iyice karıştı. En azından yarısından sonra olaya kaptırabildim kendimi. Kitapta gerçekten güzel bölümler vardı ama genel olarak ortalamaydı benim için.

4 Beğeni

Red Sister (Book of the Ancestor serisi 1.kitap) Mark Lawrence 8/10

9 yaşındaki Nona Grey isimli ana karakterin, Sweet Mercy isimli bir manastıra getirilmesi ve Red Sister (silahlı ve silahsız mücadelede ustalaşmış) olması için eğitimini anlatıyor. Kitabın çoğunluğu manastırda yani okulda geçiyor. Karakter merkezli, coming of age ( yetişkinliğe geçiş?) hikayeleri sevme nedenlerim ve sevmeme nedenlerim vardır normalde. Bir karakter merkezde olduğu zaman, yan karakterlerle bağ kurmanın zor olması, sevmeme nedenlerimden biridir. Ama Mark Lawrence çok güzel iş çıkartmış. Genelde Nona Grey bakış açısından okuyoruz kitabı, ama yan karakterlere tamamen uzak hissetmedim.

En sevdiğim yanlarından biri ise, neredeyse tüm karakterlerin kadın olması. Kadın-erkek dengesinin olduğu bir sürü fantastik seri var, ama neredeyse tamamı kadınlardan oluşan bir kitap benim için en azından bir ilkti.

Kitabın girişini çok beğendim. Aksiyonlu ve dramatik bir girişti. İlk cümlesi “bir rahibeyi öldürürken, yeterli büyüklükte bir ordu getirmek önemlidir” olan bir girişten bahsediyorum. Aksiyon sahnelerini güzel yazmış yazar.

Kitapta eksik gördüğüm yer orta bölümdü. Sıkıcı diyemem ama kitabın geneline göre yavaş tempodaydı.

4 Beğeni

2019 yılı içinde merakla beklediğim kitaplardan biri olan Zima Mavisi’ni okudum.

Yazarın, Netflix dizisinde yayınlanan Zima Mavisi ve Aquila Yarığı’nın Ötesi adlı öykülerinin çok iyi olmasıyla kitaptan beklentim üst seviyelerdeydi. Beklentimi karşılayıp karşılamadığı konusunda kararsızım. Çünkü bazı öyküler anlaşılması güç ve çok karmaşıktı. Bazı öyküler ise akıcı ve anlaşılır derecede olağanüstüydü. Bu nedenle bazı öyküleri daha sonra tekrar ve tekrar okumayı düşünüyorum. Bu kararımın en büyük nedeni ise Reynolds’un çok yeni ve özgün fikirleri olması. Öyküleri ve hangilerinin karmaşık hangilerinin okuması kolay olduğunu yazımın sonunda belirteceğim. Belki bu listeye göre bir okuma sırası yapabilirsiniz. Ama buna ek her öykünün sonunda yer alan yazara ait öykülerine dair fikirlerini belirtmesi öyküleri anlamanızda biraz fayfalı oluyor.

Kitabın çevirisi hakkında pek bir bilgim yok. Sanki bazı yerler tuhaf geldi gibi. Yanlış çeviri mi yoksa yayınevinin bir hatası mı bilemiyorum. Diğer yandan editöryal kısımda İndie’nin çok dikkatsiz davrandığını ve kitabı gelişi güzel bastığını düşünüyorum. Bolca harf ve kelime hatası mevcut. Bu konuda 6:45’in eline su dökemez ama yine de idare eder diyebilirim.

Öyküler;

  1. Kül Melekleri; Din ve Teknoloji’nin harmanlandığı bir öykü sanırım. Çok karmaşık bir öykü idi.

  2. Sprey ve Kraliçe; Yayınevinin göz göre göre yaptığı bir hata öykünün başlığı ve başlıkta yer alan Sprey’in içerikte sürekli Spirey olarak yazılması. Her neyse, karışık diyebileceğim diğer bir öykü olan Sprey ve Kraliçe hakkında diyebilecek bir şeyim yok. Pek bir şey anladım çünkü.

  3. Uzay ve Zamanı Anlamak; Öyküler arasında en sevdiğim ikinci öykü. Dünya’dan ayrılarak Mars’a yerleşen bir ekibi ve onların sonunu ve daha çok tüm insanlığın sonunu anlatan harika bir öykü. Kısa özetime bakmayın biraz yavan oldu ama mükemmel bir öyküdür.

  4. Dijitalden Analoga; Anlaması zor diğer bir öykü. Müzik, telefon konuşmaları vs kısacası tüm seslerin içerisinde bulunan virüslerin uzaylılar olduğunu varsayan bir öykü diyebilirim. Umarım yanlış değildir.

  5. Ebedi; Paralel Evrenleri ve Ölümsüzlüğü konu alan müthiş bir öykü. Artık favorilemden birisi.

  6. Zima Mavisi; Söylenecek pek bir şey yok. Kitaptaki favori öyküm. Dizide çok sevmiştim. Öyküsü de müthiş.

  7. Enola; Bu öyküyü açıklamakta zorluk çekiyorum açıkçası. Ama dilim döndükçe yazacağım.

İnsanların yarattığı teknoloji uzaylılarla distopik bir savaşa girerken insanlar yeryüzünden çekilir. Yıllar sonra savaşın sona ermesiyle insanlar yeryüzüne çıkınca ataların yaptıklarını unuturlar ve robotları da başka bir uygarlık olarak anmaya başlarlar.

  1. Gerçek Hikâye; Kitapta en çok sıkıldığim öykü. Biran önce bitsin diye yalvaracaktım az kalsın. Ama öykünün sonu tatmin etti diyebilirim.

Öyküde Zima Mavisi’nde de olan gazeteci Carrie Clay var. Zima Mavisindeki gibi bu öyküde de olaylar baş kahramanımız tarafından anlatılıyor.

Çoklu kişilik bozukluğu hastalığını bilimkurguyla harmanlayan yazar iyi bir iş başarmış.

Sonuç olarak; Birinci, ikinci ve dördünce öyküleri sona bırakabilirsiniz. Diğer öyküler kitabı bitirebilmeniz için sizi ikna edecektir.

24 Beğeni

Kitabın çevirmenin atmış olduğu tweet dizisini okumanızı öneririm.

image

https://twitter.com/hollowborne/status/1194633832441344006

4 Beğeni


Kitabın yarısına geldim. Charlie’nin duygu ve düşünceleri çok iyi yansıtılmış. Saf ve temiz duygular yerini dünyevi duygulara terk ediyor.
Dili akıcı. Charlie gelişirken okumak çok zevkli.
Kesinlikle okuyun.

6 Beğeni

Evet bu twitleri okudum. Olayın iç yüzü nedir ne değildir bilmediğimden her iki tarafı da zan altında bırakmak istemedim. :slight_smile:

@Dvne Ama şahsi fikrim editörün rezil ettiği bir kitap olmuş.

1 Beğeni

Elizabeth Kostova - Tarihçi’yi bitirdim.

“Fantastik Tarihi Kurgu” olan türü ve III. Vlad Tepeş’in (Nam-ı Diğer Drakula’nın) vampir olarak hala yaşıyor oluşunu temel alan konusu, üniveristeden kaybolan profesörler, kütüphanelerdeki şifreli el yazmaları, ortaçağ manastırları, gizemli kutsal emanetlerin peşindeki keşişler, osmanlı fetihleri vs, ile dolu olan olay örgüsü çok ilgimi çekmişti lakin cidden çok uzun zamandır okuduğum en kötü kitaptı diyebilirim. Neresinden tutsanız elinizde kaldığı, saçma, sıkıcı, gereksiz derecede sündürülmüş bir çakma Dan Brown romanı çıktı.

Yarım bırakıp bırakmama konusunda çok gittim geldim. 550. sayfada artık beynime giden oksijeni tıkadığı için bayılmadan bir tarafa atacaktım kitabı ama son 100 sayfasınıda okuyup bitireyim dedim.

Burdan Elizabeth bacıma sesleniyorum.

Bizımle Deyılsın…

11 Beğeni

Hikaye sizi içine almamış olabilir, şahsen ben çok beğenerek okumuştum. Kitap içinde bolca dönem bilgisi barındırıyor. Soğuk savaş zamanı SSCB destekli Avrupa bloğu tasvirleri muazzamdı, fatih zamanından kalan tarihte cabası. Biraz dolu bir kitap, asla çakma Dan Brown değil.

2 Beğeni

Hocam yapmayın bu mu dolu kitap :slight_smile: Genelde tarihi kurgu okumama rağmen okuduğum en boş tarihi kurgulardan biri. 650 sayfalık kitaptaki tarihi bilgileri düzyazı şeklinde yazsanız en fazla 2 sayfa tutar.

Benim şahsi tavsiyemdir, Drakula hakkında en iyi gerilim kitabını okumak isteyen direkt Bram Stoker’ın Drakula’sını okusun. Ortaçağda manastır atmosferi, gizemli el yazması kitaplar ve ortaçağ inanç felsefesi hakkında kitap okumak isteyen Umberto Eco - Gülün Adı’nı okusun. Bir gizemin peşinde ülke ülke gezip ipucu toplayan kahramanların olduğu romanları okumak isteyen Dan Brown okusun. Soğuk Savaş döneminde Demir Perde ülkeri hakkında kitap okumak isteyen Gabriel Garcia Marquez - Doğu Avrupaya Yolculuk’u okusun. Soğuk savaş sonrasını okumak isteyen Svetlana Aleksiyeviç - İkinci El Zaman’ı okusun ama hepsini bir yerde toplayayayım diyip batıran Tarihçiyi okuyup zaman kaybetmesinler :slight_smile:

10 Beğeni

Bunların hepsini tek bir kitapta görmek isteyenlerde Tarihçi’yi okuyabilir. :sweat_smile:

Herkesin düşüncesi farklı olabilir hocam saygı duyuyorum. Sonuçta kitap Bestseller bir kitap ve öyle her kitabın arkadasında yazan bestsellerdan da değil. Yani sözüm ona okumak isteyen arkadaşlar peşin hükümlü olmasın. :slight_smile:

1 Beğeni

Ben bu kitabı 10-12 sene önce okudum diye hatırlıyorum. Epey de beğendiğim aklımda kalmış. :frowning: Eğer birkaç sene önce sarardı diye ayıkladığım kitaplar arasında değilse bulup tekrar okuyayım. Allah allah…

3 Beğeni

Goodreads’te 3.78 puanı var ve 231.263 kişi oylamış. Bu rakamlar sizi destekliyor. :slight_smile: Ben bir şans vereceğim.

2 Beğeni

Hocam belgariad serisi ile yazar büyüyor ve gelişiyor. Belgariad serisi ve devamı malloryon ile yazarın gelişimini de görüyoruz. Ben de ilk başta sizin gibi düşünmüştüm ama zamanla yazar geliştiriyor kendini.

1 Beğeni

Ben de kitabı ilk çıktığı zamanlar okumuştum 2004 ya da 2005’ti. Ben de beğenmiştim. Hatta hatırlıyorum sonlara doğru bir kısmında baya heyecanlanmıştım, dayımın ofisinde okuyordum ve cereyan yapan kapı çarpmıştı fırlamıştım havaya :smile: Şimdi okusam basit mi kalır diye aklıma şüphe tohumları ektiniz.

3 Beğeni

Tarihçi konusu açıldı, hafızam canlandı :sweat_smile:

Tarihçi yayınlandığı dönem, sanırım yönetmen Alex Proyas’tı, uyarlama haberleriyle gündemdeydi. O münasebetle romana ve genel olarak bestseller kitaplar üzerinde duran bir yazı okumuştum.

Yazıda aklımda kalan, yazarın potansiyeli olduğu, ancak bazı noktalar sebebiyle her tarihi gizemle dolu serüvende Dan Brown hüneri beklememek gerektiği yorumuydu. Eh, o sıralar Brown, kitaplarıyla getirdiği tüm tartışmalarla gündemi meşgul ediyordu. Eh, bestseller camiasının Brown’la ısındığı zamanlarda, Tarihçi gibi bir romanın da Brown’la karşılaştırılması kaçınılmazdı :man_shrugging:

1 Beğeni

Bu aralar oyun okumaya sardım nedense. 3 tane peş peşe okudum.
image
II. Richard’ı okudum. Bu kitap Goodreads’te, Shakespeare’in Gül Savaşları Serisi’nin ilk kitabı olarak gözüküyor, bunu da kitabı bitirdikten sonra öğrendim.

Oyun, tarihi oyun klasmanında olduğu için sıkıcı olacağını düşünüyordum meğerse çok iyi bir oyunmuş. Aslında sıkıcı olabilecek bir olay örgüsünden yazar, karakterlerine muhteşem replikler yazarak bir şaheser üretmiş. Bütün bunlara rağmen kitabın sevmediğim yönü var o da şu, II. Richard’ın zalimliklerine oyunda yer verilmemiş ve neredeyse masum bir karakter gibi gösterilmiş.

image
Resos’u okudum. Oyunda, Troya Savaşı sırasında Troya’nın yanında savaşa girmek için gelen Trakyalı Kralı Resos’un trajik ölümü anlatılıyor.

Oyun güzel yazılmış ama ilgi çekici konusuna rağmen bir olmamışlık havası hakimdi kitapta. Ayrıca Hector’dan da sürekli olarak kral diye bahsedilmiş ama gerçekte Hector prensti.

image
Trakhisli Kadınlar’ı okudum. Bununla birlikte Sophokles’in günümüze ulaşan 7 kitabından 6’sını okumuş oldum. Oyunun ilk kısımları biraz sıkıcıydı, ne anlatıyor bu oyun dedim; ama oyunun yarısından sonra işin içine Herakles’in girmesiyle oyunun geri kalanını severek okudum. Yazarın Philoctetes oyunu Herakles’in ölümünü konu alıyormuş bilseydim ikisini peş peşe okurdum.

12 Beğeni