Okuduğum birkaç kitap var, bazılarını bitirmedim henüz. Yine de genel olarak bahsetmek istiyorum. Önce bitirdiklerimden başlayayım.
- Dersaadet’te Dans (Engin Geçtan)

İnsan olmak, geçen sene okuduğum en önemli, en değerli kitaptı. Daha sonra yazarın Hayat adlı kitabını okudum. Bunlar kurgu dışı kitaplardı. Bu sene de kurgu kitabını okumak istedim ama keşke kurgu dışından devam etseymişim.
Karakterlerin hiçbir derinliği yok, en göze batan tarafı bu, kitabın. Ayrıca yazar edebi bir dil kullanma kaygısı gütmemiş. Bazı cümleler düşük şekilde bitiyor. Bazıları tamamlanmadan bitiyor, yüklem yerine sık sık zarf ile bitiyor cümleler. Tamam, kendisi aslen romancı olmayabilir ama sonuçta kurgu okuyorsam ona göre bir beklentim olur, değil mi?
Üslup sınıfta kalmış, karakterler yüzeysel işlenmiş. Öyle ki, bütün karakterler, yaşamları boyunca kendilerini kandırdıklarının farkında olmamış ama ne hikmekse anlık ilhamlarla (karakterlerin içine Engin geçtan kaçıyor bu kısımlarda) birdenbire ne kadar da yanlış yaşadıklarının farkına varıyorlar. Bu o kadar yapay duruyor ki… Her karakter ansızın felsefe yapmaya başlayabiliyor. Yazar burada okura ders vermeye kalkışıyor bile diyebilirim. Hoş, ders verilmesine veya metnin içine derslerin gizlenmesine karşı değilim ama bunu yazarın gözüme sokmasına katlanamam. O dersi ben çıkarmalıyım, başkası başka bir ders çıkarmalı. Metin çok katmanlı olmalı. Bu kitapta böyle şeyler söz konusu değil. Yazar belli fikirlerini belli karakterler üzerinden aktarma işine girişmiş. Bu fikirler dikkate değer fikirler ama kurguya yedirilmemiş; keşke bir deneme yazsaymışsın sevgili hocam.
Yine de hikayesinin sonunu merak ettiğim için ve yazara saygımdan dolayı kitabı bitirdim. Sonunun da pek tatmin ettiğini söyleyemem. Yazara bu kitap ile başlanmasını, hatta bu kitabın okunmasını tavsiye etmem. İnsan olmak adlı kitabı tekrar tekrar okurum, ama bu kitabı keşke okumasaydım.
- Sahip olmak ya da Olmak ( Erich Fromm)

Tıpkı Engin Geçtan gibi bilge bir insan Erich Fromm. İlk olarak Sevme Sanatı adlı kitabını okudum. Okuduğum ikinci kitabını da en az diğeri kadar (kendi adıma) devrimsel buldum. Kitap, adından da anlaşıldığı üzere iki kavramı açıklamak üzere yazılmış.
Sahip olmak deyince aklınıza sadece mala mülke sahip olmak gelmesin. Fromm, Sahip olmak’ın bir hayata bakış felsefesi olduğunu ve günümüz insanlarının çoğunlukla bu felsefede olduğunu söylüyor. Sahip olmak; bilgiye, güvene, insanlara, sevgiye, eşyaya, ilişkilere sahip olmak. Bu bakış açısının tüm sistemi kuran bakış açısı olduğunu ve bugün yaşadığımız birçok ekonomik, toplumsal, bireysel sorunların da bu bakış açısından kaynaklandığını iddia ediyor. Sahip olmak eğiliminde olan bir insanın tek başına varolmak becerisine sahip olamayacağını, benliğini sahip olduğu ilişkiler, eşyalar, insanlar üzerinden tanımlayacağını ve kendini ancak böyle ‘‘1’’ hissedebileceğini söylüyor.
Olması gereken bakış açısının ise ‘‘Olmak’’ olduğunu iddia ediyor. Olmak, sözgelimi bir insana veya ilişkiye sahip olmaya çabalamak yerine o ilişkinin bir süreç olduğunu kavrayabilmek; zamana sahip olmaya çabalamak yerine akışı hissetmek gibi. (Bunlar benim çıkarımlarım tabii, kavranması zor bir konu olduğu için tam açıklayamadım. Belki siz başka çıkarımlarda bulunursunuz.)
Fazla uzatmayayım, Geçtan’ın İnsan olmak’ı ve Fromm’un Sevme Sanatı ve Sahip olmak ya da olmak’ı, farklı bir yaşam tarzı arayışında olanlar veya acaba bir yerlerde yanlış mı yapıyorum diyenler için mutlaka okunması gereken kitaplardan birkaçı.
- Dost, Yaşamasız (Vüs’at Bener)

Hayran kaldığım öykü kitabı. Henüz bitiremediğim ama bitmesini de istemediğim bir kitap. Öyküler 5-10 sayfadan oluşuyor. Genellikle sıradan yaşamların sıradan olayları konu ediniliyor. Sözgelimi bir işçiye kömürlükteki kömürleri taşıtmak, bir dostla oturup sohbet etmek ve ıstakoz yemek, akıl hastası bir kız kardeşin hastalanması ve ölmesi… Tüm bunlar üç-beş sayfada anlatılıyor. Peki neden okumalısınız? Yazarın üslubu sıradışı, benzersiz, muhteşem de ondan. Basit ve yoğun. Tek kelimelik cümlelerle sık sık karşılaşacaksınız. Bazen bazı öyküler o kadar zorladı ki daha sonra tekrar okuyayım diye işaretledim. Bazı öykülerde hangi cümleyi hangi karakter söylüyor, anlayamadım ama bu zorluk insanı sinir etmek yerine hayran bırakıyor.
Farklılık arıyorsanız ve hafif metinler okuyorken şöyle 3-5 sayfa saf edebiyat okuyayım diyorsanız mutlaka okuyunuz.
- Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (Ziya Osman Saba)

Vüs’at O. Bener’in yeri gelir acımasız ve gaddar, yeri gelir sevimsiz karakterlerinin aksine bu öykülerde romantizm ve hüzün ağır basıyor. Öykülerin ana karakteri Ziya, yani yazarımız. Öykülerin temeli olaydan ziyade anlatım-aktarıma dayanıyor. Öykülerin sonuna doğru birkaç şey oluyor bazen. Genellikle sohbet tarzı kullanılıyor. Üslup ilk birkaç öyküde hoşuma gitti ancak kitabın yarısına doğru sıkılmaya başladım. Sevgili Ziya Bey, anlatacaklarınızı tek bir cümleye sıkıştırmak zorunda değilsiniz ki. Vüs’at bey gibi basit cümlelerle de vurucu olabilirsiniz. Cümleler uzadıkça metniniz daha edebi olmuyor bence. Yine de hoş metinler çıkmış ortaya, ama biraz sabır istiyor o sonu gelmez cümleleri okumak.
- Kuyu ve Sarkaç (E.A. Poe)

Yine kitabın yarısındayım. Daha önce yazarın tüm öykülerini okumaya başlamış ve 150 sayfa ancak okuyabilmiştim. Öykülerin birbirine benzerliğini sevmemiştim. Aradan birkaç yıl geçince bir şans daha vereyim dedim. Şunu söyleyebilirim ki yazarın anlatımı çok güzel; sürükleyici. Sizi hikayenin içine alıyor bir daha bırakmamacasına. Onun dışında üslup açısından baktığımda pek tatmin etmedi ama sürükleyicilik karşısında aranan bir özellik olmuyor bu.
Yazarın daha önce hiçbir eserini okumayanlara tavsiye edebilirim.
- Hikayeler, Tanpınar
İçindeki sadece 1 öyküyü okudum. Abdullah Efendinin Rüyaları. Tek bir öykü için kitap alınır mı derlerse, alınır derim. Tanpınar bu öyküde gerilim-korku türünde de ustalıkla yazabileceğini göstermiş. Daha önce Poe ve Lovecraft’ın birkaç öyküsünü okumuştum, ama Tanpınar bu türün üzerine düşseymiş onlardan çok daha iyi işler çıkarabilirmiş ortaya. (Yazarın üslubundan bahsetmeme gerek yok sanırım.)
- İki dirhem bir çekirdek (İskender Pala)

Deyimler ve onların nereden geldiğini anlatan, kolay okunabilir bir kitap. Her bir deyim-öyküsü 1-2 sayfadan oluşuyor. Sıkılmadan okuyabileceğiniz, bir oturuşta bitirebileceğiniz hafiflikte bir kitap. Ben bitirmedim, arada açıp okuyorum 3-5 deyim öyküsü.
7)Gözyüzümüzdü Okyanus (Patrick Ness)

Moby Dick’e yazılan bir güzelleme öyküsü denebilir. Balinaların bakış açısıyla yazılan moby dick (Toby Wick) öyküsü denebilir. Yazarın dili hafif, ilk başta biraz hayal etme sorunu yaşasam da akıcı bir anlatımı var. Kitabın içindeki çizimler güzel. Hikayesi güzel denebilir. Bir oturuşta bitirilebilecek güzel bir öykü.