Iain Banks’in "Eşekarısı Fabrikası"nı şimdi bitirdim. Yazarın okuduğum ilk romanı olmasına rağmen anlatımını beğendim ve İthaki Bilimkurgu Serisindeki “Phlebas’ı Hatıla” kitabını da araya uzun zaman koymadan okuyacağım. Daha çok bilimkurguya dair bir şeyler beklerken, kitap genç bir çocuğun soyutlanmış yaşantısını anlatıyordu. Fakat öyle bir çocuk ki yaptığı şeyler de yüzünden nefret ediyorsunuz. “Aykırı Baş Karakter” denilince akla "Çavdar Tarlasında Çocuklar"ın Holden Caulfield’ı geliyor ama bu kitaptan sonra Holden, Frank’ın yanında melekmiş gibi görünecek size eminim. Gerçi Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının baş karakteri aykırı olmasının yanında sevilebilecek bir karakter ama olsun. Bu kitabın baş kahramanı Frank hem aykırı hem de kötü diyebilirim. Sonuç olarak okuması keyifli ama hazmedilmesi zaman alacak bir kitaptı.

Philip K. Dick - Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? kitabını okuyorum.
Eski baskıların çevirisinden dilimiz yandığı için çevirisine özellikle dikkat ettim. Tüm metini incelemedim fakat bir kaç çetrefilli yerde orijinal metin ile kıyaslama yaptım. Orijinal metnin anlatımından tamamen farklı olan yanlış bir çeviriye “baktığım kadarıyla” rastlamadım fakat yer yer metnin anlam bütünlüğünü daha iyi yakalayacak daha doğru çeviri tercihleri yapılabilirmiş. Boş konuşuyor gibi olmamak için rasgele denk geldiğim bir yeri belirteyim. Örneğin şimdi okuduğum yerde “checkpoint” kelimesi “kontrol” olarak çevrilip “Herkes er yada geç kontrole denk geliyor” olarak kullanılmış. Kısmen yanlış bir çeviri olmasa da “kontrol noktası” yada “denetim noktası” tercih edilseydi “Herkes er yada geç bir kontrol noktasına denk geliyor” denseydi anlam açısından orijinal metinde anlatılmak istenen duruma çok çok daha uygun olurdu. Bu örnekler malesef çoğaltılabilir.
Öte yandan metin ve noktalama hataları malesef çok. Silinmesi unutulmuş bağlaçlar, betimlenecek kelimeden sonra gelen sıfatlar, yanlış yere konmuş tırnak işaretleri vs. bence tolare edilebilir seviyenin hayli üzerinde. (Örneğin 5. Bölümün ilk cümlesinde “yuvarlak tel örgü” yerine, “tel örgü yuvarlak” yazılmış. orj. wire-mesh disk) Son okuması yapılmamış ki görece kısa bir kitap. En fazla iki günde okunup, düzeltilip, baskıya gönderilebilirmiş. Gelecek baskılarda düzeltilmesini umut ediyorum.
Belirttiğiniz yanlışlar-çeviri hataları yayınevi açısından bir hayli düşündürücü. Hele Androidler… gibi ‘iyi bir çeviriyle basılması uzun süredir beklenen’ bir kitap için. Kitabı almama rağmen henüz okumadım ama bu hataları can sıkıcı buldum.
Ateş ve Kan’a başladım. Ateş ve Kan’ın çevirmenleri ile serinin çevirmeni farklı. Bu yüzden bazı isimler de farklı. Mesela biz ‘Fırtına Burnu’ diye okuduk seride. Ama Ateş ve Kan’da ‘Fırtına Sonu’ diye çevrilmiş. Daha çok başındayım. Ama Akılçelen’in Buz ve Ateş’in Dünyası kitabında böyle bir şey görememiştim. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bazı insanların sırf cv’sinde bulunsun diye çeviri yapmaması gerektiğini düşünüyoruz.
Sırf bu hatalar yüzünden Dick okumaya başlayamadım. Koskoca bir yayınevi son okuma yapacak bir eleman bulamıyor mu? Daha önce Alfa ile çok tatsız deneyimlerim oldu. Çeviri kötü diyordum ama çeviriden ziyade editörlük kötü. Keşke buna bir çözüm bulsalar.
Ben de şikayetçiydim ama yayıneviyle bizzat görüşüp belirtince şans vermeye karar verdim. Hatalar varsa da işaretleyip kendilerine ileteceğim. Alfa en azından okuyucu dinliyor. Tamam belki benim baskım iyi olmayabilir ama bir sonraki kesinlikle iyi olabilir. Bu sebeple elimi taşın altına koyma amacım var. Tabii PKD kitaplarından sekiz eksiğim var ama bir ucundan başlayacağım. Gerçi ne okuyacağıma dair şu an bir fikrim yok.
Kafama göre başlayacağım galiba. Her kitabında aynı sorun olmuyor. Ben fuarda epey incelemiştim. Bazı kitapları gerçekten sorunlu ama bazı kitapları gayet güzel ve temiz. Editör ve son okuyucu kısmında Alfa sorun yaşıyor ama şu da bir gerçek ki çok fazla kitap çıkartıyorlar mutlaka fireli kitap olur. Benim net bir amacım var ki PKD ile Jules Verne kitaplarını editöryal açıdan işaretlemek ve bunları yayınevine göndermek. Birçok kitap için yapıyorum bunu. Sonrasında değişir mi, değişmez mi bilmiyorum ama ben üstüme düşeni yapmış olurum. Sonuçta okuyorum ve sticker yapıştırmak elime yapışmaz diye düşünüyorum ben.

Leydi Susan - Jane Austen
Geçen ayın Enpara kitap hediyesi olarak seçtiğim ve bu vesileyle Kanon Kitap yayınevinden okuduğum ilk kitap oldu.
Çeviriyle başlamak istiyorum.
Öncelikle kitabın giriş kısmında çeviri beni çok korkuttu, ancak eserin kendisine geçtiğimiz zaman yüreğime su serpildi. Giriş kısmında, yazara dair bilgilerin olduğu yerde rastladığım cümle düşüklüklerine eserin kendisinde geldiğim yere kadar rastlamadım.
Leydi Susan eseri ise kendi içinde ayrıksı bir eser, çünkü Jane Austen’ın ilk kez başrole kötü bir karakteri koyduğu, entrikalı da bir eser 
Kitabın bir başka yazarın diğer eserlerinden ayrılan özelliğiyse tüm kurgunun mektuplar üzerinden gitmesi. Belli karakterler arasındaki mektuplaşmalar sayesinde aynı olayları farklı kişilerin gözünden okuyor, birbirlerine bakış açılarını ve dönen entrikayı kavrıyoruz.
Leydi Susan’ın kendisi çok (ama çok) güzel, dul bir kadın. 35 yaş civarında. Fazlasıyla çapkın bir kadın. Bu yolda göz koyduğu erkeklerin evli olmasına falan dikkat etmiyor. Öte yandan asıl gayesi kendisi kadar güzel, ancak zekasını hor gördüğü öz kızını evlendirmek. Bu sırada kendisi de boş durmuyor.
Yazar açısından baktığımda kesinlikle Jane Austen deyince aklıma gelen bir kurgu değildi. Tam da bu yüzden ilgimi çekmişti. Okuması kolay, eğlenceli bir eser.
Şu ana dek yazarın diğer eserlerindeki (olumlu anlamda) ağırlığı göremedim. Bu daha çıtır çerez kalıyor diğerlerinin yanında. Ama ben de zaten böyle bir şey bekliyordum. O nedenle yadırgamadım.
Yakın-Octavia E. Butler
Bir süredir okuduğum en akıcı kitaptı. Dün akşam başladım ve az önce bitirdim. Genel olarak sevdiğimi söyleyebilirim. Bilimkurgu tarafı yalnızca zaman yolculuğu olmasıydı. Ansızın gerçekleşmesi, belli tetikleyicilerinin olmasını, kontrol edilememesini orijinal buldum. Okurken zaman zaman Kaplan, Kaplan! kitabındaki jauntlamalar aklıma geldi nedense ve ne alakaysa 
Keşke biraz daha dursaydı bu yolculuklar üzerinde. Kapak tasarımını da sevdim ve hikayeyle uyumlu buldum.
Salman Rushdie okurken kafam güzel oluyor :d Aynı şeyi yaşamış olan var mı?
Bende tam tersi var. Sadece kafam güzelken Salman Rushdie okuyorum.
Oscar Wilde - A House of Pomegranates, Oscar Wilde gibi büyük bir yazarın kitaplarının çevirisinin olmaması çok büyük bir eksiklik. Kitabı kendi dilinden okuyorum. Birbirinden bağımsız hikayeler yer alıyor. Oscar Wilde severlere tavsiye ediyorum.

Alastair Reynolds’un Aquila Yarığının Ötesi adlı kitabını okumaya çalıştım. Okumaya çalıştım diyorum çünkü kitabı bitiremedim.
İlk kitabın genelini beğenmiştim. Ama bu kitabın yarısını hiç okuyasım gelmedi. İlk öyküler çok güzel ve anlaşılırdı. Fakat son 3 öykü beni kitabı yarım bırakmaya itti. Dayanamadım açıkçası. Yazar bir şeyler düşünmüş ama bunu okura aktarmayı başaramamış gibi geldi bana. Her şey cok karışık. Karakterlerin ne yaptığı? Konunun ne olduğu çok belirsiz. Beni hayal kırıklığına uğrattı ikinci kitap. İlk kitaptaki editör hataları bu kitapta da devam ediyor.
Üzgünüm çünkü bu ay içinde yarım bıraktığım ikinci kitap oldu. İlki Yasa Kitabı ve Yalanlar Kitabı idi.
Alastair Reynolds’un güncel iki kitabı için genel bir yorum yapacak olursam şunları söyleyebilirim; Bazı öyküler çok özgün ve harika. Bazı öyküler ise anlaşılmayacak derecede karmaşık. Üstüne yayınevinin editörlük konusunda sınıfta kalması bu zorlu öyküleri okumada okura işkence ediyor resmen.
Mark Z. Danielewski - Yapraklar evi
Matem Bantları. Nedense kitap belirli bir yere kadar Benliğin Gölgeleri kadar zevkli gelmedi. Yani iyi ama Benliğin Gölgeleri bana çok iyi gelmişti diyeyim. Bazı twistlerin de geldiği çok belliydi. Sonu iyiydi, epilog zaten efsane bir şekilde bitirdi kitabı. Büyü sistemindeki yenilikler de bizi Sissoylu gelecek çağlarına hazırlamaya başlıyor. Şahsen ben Sanderson’ın başta 3 üçleme olarak tasarlayıp da bu 2. çağı yazmadan nasıl diğer çağlara geçmeyi düşündüğünü anlayamadım. Bayağı bayağı bu çağdaki bazı gelişmelerin yazılması gerekiyordu ki normal çağa geçiş düzgün bir şekilde olsun.
Yalnız iki kitaptır yazar sanki Wax’ın ferukemist tarafını sadece belirli yerler için kullanıyor gibi. Halbuki yanında insan taşıyorsun, o kadar çelikitme kullanırken bir zahmet kendi ağırlığını azalt da daha rahat it, iki kişilik itiyorsun boş yere. Ne zaman ağırlaşması gerekse söylüyor ama. Nedense okurken dikkatimi çekti bu. Çünkü Kanun Alaşımında buna daha dikkat ediyordu sanki Sanderson.
Secret History. Hazır Matem Bantları da bitmişken aradan çıkarayım dedim. İyi ki en son okumuşum diyorum çünkü hem olayları tekrar etmek iyi oldu hem de Kozmer bağlantıları ve Kozmer’in işleyişi hakkındaki bilgiler de bu kitabın son okunması için yeterli sebep. Matem Bantları için sürprizbozan oluşturması da cabası.
Edgedancer. Oathbringera başlamadan bunu okuyayım dedim. Aslında fena hikaye değil gibi de Sanderson biraz uzatmış gibi geldi. Aslında bu kitabın da okunması lazım Oathbringerdan önce. Özellikle Nale’in olduğu bölümler. Ayrıca yeni bir tür canlı ile karşılaşıyoruz. Seride nasıl işlenir bilmem tabi ama ilk görüşümüz burada oluyor. Lift’in yetişkin halinin romanı nasıl olacak acep, pov olarak okumak isterim kendisini.
“Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?” okuyanlar aşağıdaki sorumu spoiler vermeden cevaplayabilir mi? (122. sayfadayım)
Kitabın genel konusu ile alakalı anlamadığım bir şey var. Kaçak android ne demek oluyor? Örneğin Luba Luft normalde ne yapması gerekiyordu ki şimdi kaçak durumuna düşmüş? Androidlerler kaçak durumuna nasıl düşüyor yani bunu anlamadım. Misal Rachael Rosen nasıl kaçak olmuyor da diğerleri kaçak oluyor? Genel mantığı anlamadım.
Hatırladığım kadarıyla normalde yapması gereken bir şey olduğundan değil de androidlere uygulanan test sonucuna göre androidin geleceğine karar veriliyordu.
Kitabın konusundan da anlaşılacağı üzere Androidler o kadar gelişmişler ki insanlardan daha zeki hale gelmiş ve insanlarla androidleri birbirinden ayırmak zorlaşmıştır. Böylelikle bir grup android bulundukları gezegenden kaçarak dünyaya gelip insan gibi yaşamaya başlamışlardır. Bu noktada da devreye dedektif kahramanımız giriyor. Bazı testlerle peşinde olduğu androidleri bulmaya çalışacaktır.
Eğer yanlış bir şey söylemişsem affola çünkü bazı detayları hatırlamayabilirim. O yüzden yanlış bir şey varsa düzeltirseniz sevinirim.
Rachael Rosen sanırım şu sekreter android. Deckard’ın ona da test uyguladığını hatırlıyorum. Sonuçta sekreter bilinen bir android olduğu için onun kaçak olmadığı ortada. (Yoksa oda mı kaçak? Bu ince detayı hatırlamıyorum.) Her neyse. Gelelim diğer kaçakların durumuna. Kendinizi kaçak bir androidin yerine koyun. Bir dedektif gelip size test uygulayacağını açıkladığında bir köşeye sıkışmış gibi hissedeceğinizden en ufak bir fırsatta kaçmaya yelteneceksinizdir. Bu kaçınılmaz. Böylece de kaçak androidlerden biri olduğunuz anlaşılacaktır.
Umarım yardımcı olmuşumdur. Kitabı okuyalı 4 yıl olmuştur belki. Eğer söylediklerimde bir yanlışlık varsa tekrar okuyacağım. 
Ben bu noktayı gözden kaçırmışım. Kitabın ilk kısımlarına tekrar göz atınca fark ettim. Akşamları uykulu bir şekilde okuyunca böyle şeyler olabiliyor maalesef.
Dediğiniz diğer şeyler doğru. Teşekkürler.
Ekleme: Yine de androidlerin neden kaçtığını falan da öğrenmek isterdim. Hayatlarından memnun mu değillermiş de kaçmışlar acaba yoksa öyle eğlence olsun diye mi?
Kitaptan sonra filmlerini de izlemeni öneririm. Belki daha iyi oturur kafanızda.

