Evet dediğiniz gibi. Kitap ne vadediyorsa veriyor açıkçası.
Artemis - Andy Weir
Hikâye “Marslı” kadar heyecan verici olmasa da keyifle okuyorum.
Lakin çeviri ile ilgili sıkıntılarım var. Emre Aygün "Marslı"daki gibi genel olarak iyi bir çeviri ortaya koysa da yerlileştirme işinde biraz aşırıya kaçtığını düşünüyorum. "Marslı"da zevkle okumuştum o yerlileştirmeleri.
Teşbihte hata olmasın ben Emre Aygün’ü Deadpool’u seslendiren Harun Can’a benzetiyorum. Harun Can ilk filmde hoş bir tat bırakarak seslendirmişti Deadpool’u. İkinci filmde ise tadını kaçırmıştı.

Thomas Bernhard’ın otobiyografik beşlemesinin son kitabı. Bernhard okumaya biyografisi ile başladım ve herkese tavsiye ederim. Ilk defa bir yazar için bunu yaptım ve O’nu çok sevdim. Acısıyla üzüldüm sevinci ile güldüm. Uzun zamandan sonra da ilk defa bir kitapta gözlerim doldu. Tabi nefes kitabında bu kitabında daha ısınma turundayız🥰

Gorki’den Klim Samgin’in Yaşamı adlı eseri okuyorum. 4 ciltlik bir eser. Ben daha 2. ciltteyim. Hep ertelemiştim. Kısa geçeyim: Okuyun, okutturun! Daha iki buçuk cilt okuyabilecek olmak süper bir şey.

Evlenme-Kumarbazlar’ı okudum. Kitap biri uzun diğeri kısa iki oyundan oluşuyor. Uzun olan oyunun adı Evlenme iken kısa olan oyunun adı ise Kumarbazlar. İki oyunu da beğenmeme rağmen Kumarbazlar daha çok hoşuma gitti.
Yazarın en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı daha okumadan yazar favori yazarlarım arasına girdi.
Boris Godunov’u okudum. Daha önce Puşkin okumamıştım, bu yüzden yazara hangi kitabıyla başlasam kararsızlığı içindeydim. Bu kitabın oyun olduğunu öğrenince yazara bu kitapla başlamaya karar verdim.
Boris Godunov’un tarihi bir oyun olduğunu bilmiyordum. Kitaba başladıktan sonra ara verip araştırma yapınca kitaba adını veren bu karakterin gerçekte yaşamış bir Rus Çarı olduğunu öğrendim. Biraz araştırma yaptıktan sonra kitaba dönüp kitabı bir solukta okudum.
Kitapta Shakespeare’den esinlenmeler fark etsemde kitabı yine de sevdim. Puşkin’in diğer kitaplarını da eyakında okumayı planlıyorum.
İthaki’nin basmış olduğu Unutulmuş Fantastik Klasikler serisinden “Dünyanın Ötesindeki Orman” kitabını bitirdim. Tolkien’nin etkilendiği yazarlar arasında bulunan William Morris’e dair okuduğum ilk kitap oldu. Çok güzel bir hikaye anlatıcısı ve Tolkien’nin neden etkilendiğini anlamış bulundum. Öyle akıcı bir anlatımı var ki baş karakterimiz Walter’la beraber bende dünyanın ötesindeki “O” ormandaymışım gibi hissettim. Ayrıca var olan evren o kadar güzel tarif edilmiş ki, daha sonra yaratılan her fantastik evrenin ilk kaynağı gibi görünüyor size. Sanki tüm fantastik dünyanın kaynağı bu kitapmış gibi hissettim. Neyse sonuç olarak güzel bir kitap ve okuyabilme imkanını sağladığı ve unutulmuş olan fantastik evrenleri bizlere tanıttığı için ithaki’ye de teşekkür ederim 
İlk Hasan Ali Toptaş kitabımdı kendileri. Öncelikle dili kullanımı çok güzel, kullandığı dil benim gibi sıradan bir okuyucuyu zorlamayan bir dildi bu ise insanın okuma zevkini artırıyor gerçekten. Kitap bildiğiniz akıyor, ve bence bunu diline ve sadeliğine borçlu. Evet, kitap akıyor ama öyle bir canınızı sıkıyor ki… Kitaba ara verdiğimde yorulduğum için, anlamakta zorlandığım için ara vermedim. Öyle oturdu ki yazarın anlattıkları içime devam edecek gücü bulamadım. Nasıl bir ruh haliyle okunmalı bu kitap bilmiyorum, ama bitirdikten sonra can sıkıcı bir ruh hali egemen oluyor insana.
Ardından yazarın başyapıtı Heba’yı okumanızı önereyim.
Eğer bu kadar karamsar ise bir müddet sonra okumayı tercih ederim. Cesaret edemiyorum tekrar böye bir acıyla yüzleşmeye.
Ne zaman aldığımı bile hatırlamıyorum. Kitaplığımdan çektim, okudum bugün. Çok güzel şeyler kattı bana bu kitap. İlk bölüm Frankl’ın Nazi toplama kampında yaşadığı süreci ele alıyor. İkinci bölüm de Logoterapi üzerine. Aslında benim de kitaptakine benzer düşüncelerim (tabii ki bayağı dağınık şekilde) vardı hayatla ilgili ve bunları derli toplu, yazılı olarak görmek çok şaşırttı. Daha genç bir insanken insanın anlam arayışını, şeyleri anlamlandırma çabasını hor görürdüm. Şimdi kendi adıma yanıldığımı anlıyorum.
Bu hayatta beni devamlı ezen bir soru vardı: Kaçınılmaz olan acıya karşı nasıl bir tavır sergileyeceğiz? Buna nasıl bakmak lazım? Ben bunu kendi kendime az buçuk çözmüştüm zaten ama bu kitaptan da müthiş fikirler edindim bu konuda. Bir şans verin derim.
Üff konusu vs baya ilgimi çekti mutlaka okuyacağım…

Alfa yayınlarından Felsefenin Kısa Tarihi’ni okuyorum. Kitabın üçte birlik kısmındayım ve çok beğenerek okuduğum bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Elf Diyarı Kralı’nın Kızı
Kitap tamamen betimlemeden oluşuyordu -ama tamamen betimlemeden bakın.- O yüzden baydığı noktalar oldu açıkçası. Lakin bölümlerin kısa kısa olması o noktada yardımınıza koşuyor, sıkılınca kocaman bölümün bitmesini beklemiyorsunuz -en azından ben bölüm bitmeden sayfa ya da bölüm ortasında okumayı bırakamıyorum.- Ki, bazen bölüm bitene kadar o sıkıntı geçebiliyor ve diğer bölüme başlamak gözünüzü korkutmuyor “aman sıkarsa bölüm bitince bırakırım” diyorsunuz.
Anlatımı masalsı ve dili lirik okuması hoş bir kitap lakin masalsı olduğu için hem mantıksal atlamalar çok fazla, hem de açıkçası benim arada garipsediğim bir anlatım şekli idi. Yani hem karmaşık ve ağır, hem çocuk kitabı gibi geldiği noktalar oluyor. Mantıksal atlamaya ve aşırı betimlemeye örnek verecek olur isem; yazar diyor ki “şu şu olur ama ben bunu size açıklayamam çünkü kelimeler yetmez tarif etmeye” resmen açıklamıyor yani. Ama masalsı olduğu için yadırgamıyorsunuz işte. Betimleme olarak ise “koşuyordu, rüzgardan hızlı, akan suyun topraga vuruşlarından keskin, gençliğinin zirvesinde ve diri şekilde koşuyordu” gibi. Yere ekmek düşse nasıl düştüğünü 5 satırda anlatıyor adam yani.
Ve bu seriden okuduğum 3 kitaptan anladığım kadarı ile; -fantastes, dünyanın ötesinde ki orman ve bu kitap- o zamanlar yazılan kitaplar hep lirik bir dil ile “aşkı peşinde koşan abiler” temasında.
O zamanlardan bu zamanlara yazımda ki değişimleri görmek açısından çok hoş oluyor bu durum açıkçası. Bu seriden en azından bir kitap bile olsa alıp okumanızı öneririm o yüzden.
Baskı olarakta kitabın ilk yarısında 6-7c kere sayfaların yarısı silikti ve 1 kere harfler üst üste gelmişti. Kitabi ilk baskı olanların da öyle miydi acaba?
Bitirmem gerekir ise; alınıp okunabilir kesinlikle ama uzuuun uzuuun betimleme sevmiyorsanız buluşmak istemezsiniz belki. Ben çok uzuuuun uzuuuun betimlemeleri çok sevmedigim halde hoşuma gitti ama onu belirteyim. Aynı seriden fantastes kitabından daha akıcı idi en azından. -Onun bölümleri uzun olduğu için baydığı noktada kaçamıyordum diye sanırım-
8.5/10
Bu seriyi düşünüyordum, açıkçası bu eleştiriden sonra okur muyum bilmiyorum. Peki diğer kitaplarda böyle masalsı mı? Beren ile Luthien’i sırf bu yüzden iteleye ıkına bitirdim.
Evet öyle, en azından bir epiklik beklemeyin diyeyim. Fantastes ile Dünyanin ötesinde ki orman için yorumlarım mevcut başlıkta bakabilirsiniz isterseniz. Jurgen ve ouroboros yılanını bilmiyorum ama.
Lord Dunsany kendi yetmediği gibi Lovecraft’ı da bir zamanlar kendisi gibi saçma sapan hayal ürünü yazmaya itmiş bir yazar.
Benim için kendisi hep bir hayal kırıklığı olarak kalacak.
Beren ile Luthien, çeviriden kaynaklı olarak çok ağır ilerliyor.
Ruh Adam, oldukça iyi gidiyor, keyifli, akıcı, sürükleyici.
Valla Christopher’in "baba"sı kanser etti beni
Bence bu durum biraz da çeviriyle alakalı. Özellikle seçilmiş, günümüzde kullanılmayan ağır sözcükler, kitabın okunmasını ağırlaştırıyor.
Ben Kirke, Ejderha Mızrağı gibi seriler, çevirideki sadelik nedeniyle daha akıcı okunuyor.





