Stephen Crane’in “Canavar” isimli kitabını bitirdim. Hikaye kısa, basit ve anlaşılır bir dille yazılmış. Okumaya başladığımda başladı ve bitti. Nasıl bittiğini anlamadım bile. Kitap biterken konusu biraz havada kalmış gibi olsa da genel olarak beğendim diyebilirim. 1800’lerin sonunda Amerika’daki siyahi insanlara yaklaşım ve onların insani değeri çarpıcı bir şekilde ele alınmış. Ama dediğim gibi kitap bittiğinde “Eee ne oldu şimdi? Nasıl bitti?” diye düşünmekten yazarın alt metinde vermek istediği mesajı alamadım. Bir solukta bitirilebilecek güzel bir kitap.
Meraj ettiğim diziler arasında yer alan Kara Çınar Dizisine Infernaliana ile başladım. İlk kitabın bu olmasındaki en büyük etken tabi ki @Agape oldu. Peki sırada hangisi var?
Kara Çınar Dizisine ait olan Infernaliana, Vampirler, Hayaletler, İblisler ve Hortlaklarla dolu birçok kısa öyküyü aynı çatı altında topluyor. Masalların ve öykülerin anlatımındaki akıcılık ve sadelik okuru yormuyor. İlk öykülerde görmeye başladığımız iyi ve kötünün, Tanrı ve Şeytanın karşılaşması kitabın sonuna dek devam ediyor.
Kitapta dikkat çeken diğer bir hususta Türklerin birkaç öyküde yer almasıdır. Bu da Türklerin hüküm sürdüğü zamanlarda bu tür öykülerde kendilerinden bahsedilmesini sağlamış. Türklerden habersiz mumya taşımanın olanaksızlığı ve Türk kılıcının Vampiri öldürmede etkili bir yöntem olduğunun düşünülmesi benim için şaşırtıcı oldu açıkçası.
İlk öyküler normal gibi görünse de Yolcular adlı öykü ve sonrası öyküler çok güzeldi. Türün severleri için atıştırmalık bir kitap. Tavsiye ederim.
Kuyucaklı Yusuf;
Edebiyatımızda Klasik tanımına uyacak romanlar varsa bunlardan biri “Kuyucaklı Yusuf” olmalı. Okuduğum “Toptan Kitap” diye bir yayınevinin baskısıydı. Market zincirlerinden birinden almıştım. Kitabın başında kocaman bir sözlük var. Sanıyorum kitap orijinal haliyle yayınlanmış. Bunu neden yazıyorum;çünkü okumakta zorlandığım kelimeler, cümleler oldu. Okumayı zorlaştıran diğer bir unsurda bazen sıkıcı bir hal alan betimlemelerdi, belki de bana öyle geldi. Ama anlatılan hikaye, hikaye ilginç bir hikayeydi. Ben bu tür hikayelerin kurgu değilde birinci veya ikinci ağızdan işitilerek yazıya dökülen gerçek olaylar olduğunu düşünmüşümdür. Kahramanlardan çok etkilendim. Hangisine daha çok üzüleyim bilemedim. Üstelik final de hızlı ve kanlı oldu. Bugüne kadar Okumamış olanlara özellikle tavsiye ediyorum.
Son olarak bu kitabın gerek Sabahattin Ali gerekse diğer yazarlar tarafından devamı yazıldı mı? Bilen var mı?
Yanılmıyorsam Kuyucaklı Yusuf’u yazar bir üçleme olarak tasarlamış. Öldürüldüğü için geri kalanını yazamamış.
ölen kız değil miydi? yusuf da mı ölüyordu ?
Yazar öldürüldüğü için devamını yazamamış sanırım bahsettiği bu.
Eğer öyleyse Türk edebiyatı için büyük kayıp. Şimdi gel de merak etme bir yerlerde bunun taslakları olabilir mi?. Bir arkadaşının veya sanatçımızın evinde gizli dolabında veya çekmecesinde …
Eğer olsaydı kızı Filiz Ali çoktan çıkartırdı. Muhtemelen yok.
@wifhty_zet Yazarın öldürülmesinden bahsediyordum, biraz üstü kapalı olmuş. Kusuruma bakmayın
.
@azizhayri Nerede okudum hatırlamıyorum ama günlüğünde ya da mektuplarının birinde bunu yazıyor. Emin değilim.
Konuyla alakalı sağlam bilgim yok ama komünist propaganda yüzünden suikaste kurban gittiği söylentileri var. Konuştuklarımla pek ilgili değil fakat ilginç bir ayrıntı bence.
Taht oyunları ikinci kitap
İlk kitapta tutturulan tempo düşmedi hatta daha da yükseldi beklediğim gibi lakin; derslere yoğunlaşmadan ötürü arada boşluk bırakarak okuduğum için hem kafamda tam bütünlük oluşmadı hem ikinci kitap kadar akıcı olamadı. Bu yüzden seri kitapları okurken sadece onlara zamanımı veriyorum ve en güzel tadını öyle alıyorum. Ama yanlış anlaşılmasın kitap yine mükemmeldi ama günlük elli sayfa filan okuyunca o kaptırıp tek seferde götürme hissini yakalayamadım, o moralimi bozdu.
Karakterler ve bölümler olarak ise yine sıkıcı olan tek bölüm ve karakter yoktu. -Karakteri sevmemekten ötürü bir bayma gelebiliyor bazen ama.- İlk kitapta sevmediğim Sansa bölümleri bile bu kitapta güzeldi mesela lakin kendisini sevmemeden ötürü Theon bayabiliyordu. O da ilerledikçe düzeldi zaten.Ilk kitapta sevip ikinci kitapta sevgimin azaldığı ya da daha fazla arttığı karakterler de oldu. Catelyn ve Jon gibi ama Jon da daha sonra yeniden kaptı beni. İlk kitapta favorim Arya - Tyrion iken, bu kitapta Tyrion - Arya olarak değişti. Son Arya bölümünden ötürü diğer kitap yine başı çekecek diye düşünüyorum, zira kitap boyu olmasını beklediğim şey kitap sonunda oldu çünkü.
Stannis kralım ise Tyrion ve Arya’dan farksız sayılırdı gözümde bazı ufak tefek noktalar dışında ama tekrar aynı mükemmelliğe bürünecek mi merak ediyorum. Robb bölümü yoktu, Bran bölümleri ilk kitap aksine çok daha güzeldi ve Danny bölümleri ilk kitap kadar ilgi çekici ya da güzel değildi.
Ikinci kitap için düşüncelerim bunlar şimdilik. Uykuluyum ve aralıklı okuduğum için olsa gerek aklıma gelmiyor pek bir şey. 3. kitabı okumaya önümüzde ki ay başlamayı düşünüyorum. Bu hafta bir kaç farklı şey okuyacağım.
10/10 
Dune’un Kafirleri bitti. Böylece geriye sadece bir kitap kaldı seriden. 4.kitaptan sonra bu kitap biraz sönük kalmış, hatta kitabı okuduktan sonra bu kadar mıymış dedim ama son kitabın tanıtım yazısını okuyunca hayal kırıklığım düzeldi. Yazar bu kitabı serinin içindeki bir serinin giriş kitabı olması için yazdığı anlaşılıyor.

Dostoyevski’den “Kumarbaz” kitabını bitirdim. Rus edebiyatıyla aram hep soğuk olmuştu. Galiba küçüklükte zorla okuttukları o kalın kalın klasikler yüzünden oldu. Çehov, Bulgakov gibi yazarlar sayesinde ısınmaya tekrar başladığım Rus edebiyatına girişi bu kitapla yapayım dedim ve kitap bittikten sonra “daha önce okuyabilirdin aptal aptal aptal” diye kendime kızdım
Artık Rus eserlerine olan tü ön yargılarımı yıktım diyebilirim. Bir insan kumar konusunu ne kadar güzel işleyebilirse o kadar güzel işlemiş kitapta. Ben okurken üzüldüm, şaşırdım, sevindim tekrar üzüldüm. Bir çok duyguya girip çıktım ve her duyguyu kahramanımızla beraber yaşadım. Ben gibi “klasikleri okumayı sevmiyorum yaa” diyenler varsa diye söylüyorum mutlaka okuyun. pişman olmazsınız.
Hayat sırf Rus edebiyatı için bile yaşamaya değer
.
Kitapta yaşlı ninenin geldiği kısımda, çok fena bir gülme tutmuştu beni.
Ben uzun zamandır aramız bozuk olduğu için utanıyorum şu anda 
@Abyss Ben de o kısmı baya beğendim 
Espri anlamında söylediğinizi kabul ediyorum ama durum şu ki: Kitap okumaya “mücevher bulmaya dayalı zamana bağlı bir yarış” diye bakmamak lazım. Misal, şahsen şu sıralar manga okumaya sarmış bulunmaktayım ama severek harcanan vakit boşa geçmiş değildir. Bir gün hoşunuza Rus edebiyatı gider, bir diğer gün İngiliz edebiyatı. Bambaşka bir gün bir Türk edebiyatı klasiği okurken bulabilir insan kendini. Bir süre önce “Vaktim kısıtlı, amanın ne okusam!” telaşı içerisindeydim, bu telaş okuyucu kimliğini sadece strese sokuyor, bunu fark ettim. Kişisel çıkarımım tabii ki, başka fikirlere saygı duyarım.
Konuyla alakalı olmadı ama bu içten fikrimi beyan etmek istedim
. Size de iyi okumalar dilerim.
Ben de sizle aynı düşünüyorum. Beğeniler, zevkler ya da okumayı isteyeceğiniz türler zamanla farklılaşabiliyor. Ben gerçekten de “Rus edebiyatı çok sıkıcı”, “Onun yerine şunu okuyayım daha iyi” fikrindeydim kısa süre önceye kadar. Tabi böyle olmasının sebebini küçük yaşta, aslında hiçte mental olarak hazır olmadığım zamanlar da önüme rus klasiklerinin konulup “haydi bunları oku ve anla” diye dayatılması olarak görüyorum şu anda. Eskiden okuduğum klasikleri şimdi tekrar okuyorum ve çok şeyler kaybettiğimin farkına yeni yeni varıyorum

Jean Baudrillard - Simülakrlar ve Simülasyon bitti.
-
Sonu gelen her kültür ve uygarlık gibi modern uygarlık da evrenselleşerek ortadan kaybolmak durumundadır.
-
Gizlemek, sahip olunan şeye sahip değilmiş gibi yapmak; simüle etmek ise sahip olunmayan şeye sahipmiş gibi yapmak.’’
-
Görüldüğü gibi her yerde tuhaf denebilecek bir şekilde orijinaline benzeyen bir evrende yaşıyoruz.
-
Güç ilişkilerinin özünde yatan şey, güç ilişkilerine benzememeye çalışarak gücünün tamamını bu gizlilikten almaktır.
-
Sorulması gereken soruyu belki de yalnızca bir ayna sorabilir; yani gerçek mi görüntünün yoksa görüntü mü gerçeğin bir yansımasıdır?
…
Gerçek öldü yaşasın hipergerçek! 

Asimov, PKD, Bradbury ve Arthur C. Clarke gibi usta bilimkurgu yazarlarının olmadığı bir derlemeden ne çıkabilir ki? Demeyin sakın.
Çınar Yayınlarının Geceyi Yaşa sloganı ile başladığı Kara Çınar dizisinde kendine yer bulan Klasik Bilimkurgu Öyküleri dolu dolu bir içeriğe sahip.
Kapak görseli harika, ufak birkaç hata dışında başka bir sorun yok. Öykülerin hepsi birbirinden güzel. Kısacası her bilimkurgu severin okuması gereken bir derleme olmuş.
Kapaktan okuyabildiğim kadarıyla bu yazarlar 1800’lerin yazarları. Tam anlamıyla klasik yani.




