Bu yılın son haftasını Tolkien’e ayırdım. Yıllar önce okuduğum zaman en sevdiğim kitabın Hurin’in Çocukları olduğunu hatırlıyorum. Bu sefer ise Bitmemiş Öyküler daha keyifli bir okuma oldu.
Leydi Susan
Akıcı, dili sade, anlaşılabilir baya güzel bir kitap idi. Pek fantastik dışı okumadığım için de sever miyim bilemiyordum ama beklediğimden çok daha güzel çıktı ve yazarın diğer kitaplarını okumayı da düşünüyorum. Kidega kitaplığı ile almıştım ve yukarıda dediğim gibi fantastik dışı pek okumadığım için fantastik dışında kitaplara giriş açısından güzel olabiliyor bu durum.
Içerik ve yazım ise; kitap boyunca bir grup insanın, birbiri hakkında ki durumlar ile ilgili belli kişiler ile mektuplaşmasını okuyorsunuz. Ilk başlarda garip gelebiliyor ama hemen alışıyorsunuz ve isimler ile kolay oturuyor. Zaten 1 saatte okunabilecek bir kitap ve 5 dk içinde alışmış oluyorsunuz. Bir mektup içinde olan olaylardan sonra olan olayların, başkasının mektubunda ve başkasının gözünden anlatılması ve bu şekilde bütünlüğün sağlanması ise çok çok hoştu. Mektupların ise -yanılmıyor isem o türe saray dili gibi bir şey deniyordu- saray dili ile yazılması çok hoş ve okumayı tatlı kılıyordu. Yazarın başka kitaplarının önerisine açığım, öncelik vermemi düşündükleriniz varsa paylaşırsanız sevinirim.
9/10

Genç Bir Doktorun Anıları bitti. İlk defa Bulgakov okudum, yazara başlamak için doğru bir kitap seçmişim.
Yazar geçmişte doktorluk yaptığı için kitapta anlatılanlar yazarın başından geçmiş mi yoksa tamamen kurgu mu bilmiyorum ama anlatılanlar bana çok gerçekçi geldi. Kitaptaki anlatılan anıların hepsini beğendim ama son iki anıyı kitabın bütününe uygun bulmadığım için kitabın notunu kırdım.
Yazarı biraz araştırınca Gogolvari bir yazar olduğunu öğrendim, Gogol’un tarzı çok hoşuma gittiği için Bulgakov’un diğer kitaplarını okumayı iple çekiyorum.
2019’u bu kitapla tamamlıyorum. Bu yıl 100 kitap okumuşum, bu benim yeni rekorum. Bu sayı bir önceki rekorumdan %30 daha fazla. Umarım 2020’de 2019’daki rekorumu geçebilirim.
Anı kitabı deyince… Ben de bir anı kitabı okuyorum. Dili sade ve anlaşılır. Tarzı rahat, bilimsel bir kitap olmasına rağmen ne okuduğumu anlayabiliyorum. Arada yazarın çocukluğunu anlattığı bölümde kitap okuma ile ilgili bir bölüm vardı. Sizinle paylaşmak istiyorum
Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun, Palto
İçinde anlatılan şeyleri rahatça gözümüzde canlandırabildiğimiz ve hissedebileceğimiz hikayelerdi. Ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmiyorum ama hikayelerde ki toplumun, zamanın ve karakterlerin düşünce biçimini güzel yansıtıyordu ve hissettiriyordu. En azından okurken deliliği ve fakirliği hissettim, üzüntü ve merak duygularını yaşadım.
Merak ettiğim nokta ise bu baskı acaba sadeleştirilmiş mi?
Ve anlatım şekli aynı şekilde mi geçirilmiş? Bir Delinin Hatıra Defterinde karakterin “ay ay, tamam tamam. Sustum.” demesi ve konuşması biraz garip kaçtı.
Puan ise; vermek istemiyorum. Normalde okumadığım ve ilk kez okuduğum bir tür olduğu için ne kadar beğenirsem beğeneyim 10 veremem. Tam olarak kaçlık olduğunu da kestiremediğim için kafamda tartamıyorum. Belki rus edebiyatına daha fazla alıştıktan sonra olabilir. "Hoş o zaman bile milyonlar okumuş etmiş, bana laf düşer mi orası tartışılır. "
Naçizane tavsiyem klasikleri İletişim, Hasan Ali Yücel, Can gibi büyük yayınevleri veya Jaguar gibi küçük ama işini bilen yayınevleri dışında başka yayınevlerinden almamanız. İndigo, İlgi Kültür Sanat gibi yayınevleri hiç alıp okumamama rağmen bir şekilde kalitesiz olduklarını adım gibi bildiğimden elimi dahi sürmüyorum. Üniversitede okurken klasik çevirilerinde bir iki kez dilim yandıktan sonra bu gibi yayinevlerine elimi sürmeme kararımı ısrarla sürdürüyorum.
Enpara kitaplığından almıştım, yoksa bende klasikleri HAY ile okuyacağım kesinlikle. Bir delinin hatıra defterinin HAY baskısı kaç sayfa acaba?
İçerisinde 6 öykü var 222 sayfa. Sadece bir delinin anı defteri 28 sayfa.
Terapi - Sebastian Fitzek
Sosyoloji veya dünya klasiği okumadığım zamanlarda araya böyle sürükleyici ve bir çırpıda bitirebildiğim kitaplar almayı seviyorum. Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Hız kesmeden diğerlerine de devam etmeyi düşünüyorum hatta.
Terapi bildiğim kadarıyla yazarın ilk kitabı. Kitabın yarısında finali tahmin edilebilir hale gelmesine rağmen kitaptan zevk aldığımı ve bunu da yazarın ilk kitabı olması dolayısıyla hoş görülebilecek birşey olduğunu söyleyebilirim. Kimbilir belki de ben yanılıyorumdur. Sonu bu gece şehirlerarası otobüs yolculuğunda belli olacak.
Okuyalı çok oldu sonunu hatırlamıyorum ama genelde çözdüm diyorsun sağ gösterip, sol çakıyor. 
Umarım öyledir. Bu akşam yolda bitirebilirsem mutlaka yeni bir not düşerim buraya 
Aynı isimli dizisini izlemenizi tavsiye ederim, çok iyi.
Gülün adı uzun süredir aklımda, nasıl bir kitaptır hocam?
Teşekkürler. O diziyi biliyorum, hatta bir süredir izlemeyi planladığım diziler arasında yer alıyordu ama bu kitabın uyarlaması olduğunu bilmiyordum.
Rica ederim, bende diziyi izledikten sonra kitabına başlayamıyorum, kısa güzel bir dizi.
Yeap doğru tahmin etmişim.
Ayrıca bu kitabı okuyacak arkadaşlar arka kapaktaki eleştirmen yorumlarını da okumasınlar sakın. En altta kitaba dair büyük spoiler var.
Ben o spoiler ı okumadan direkt ona bağlamıştım zaten okurken. Yine de etkileyici ve sürükleyici bir kitap.
Çok iyi olmuş. ![]()
Okuduktan sonra şöyle yazmıştım buraya.
Benim hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi Gülün Adı. Farklı mecraların yaptığım en çok yarım bırakılan kitaplar listelerinde ve anketlerinde hep görüyorum kendisini. Bunun sebebi, yazdığım gibi Agatha Christie ayarındaki bir cinayet romanı gibi okura lanse edilmesi. Cinayet romanı okuyacağım diye alıp sayfalarca Fransisken rahipleri ile Benedict tarikatı arasında geçen tartışmaları okuyunca yarım bırakılıyor haliyle
Ortaçağın inanç felsefesine karşı ilginiz yoksa tavsiye etmem.

Senenin kapanışını İhsan Oktay Anar’ın “Suskunlar” kitabıyla yaptım. "Puslu kıtalar atlas"ını çok beğenmeme rağmen bu kitabı o kadar beğenemediğimi söylemem gerekir. Bunun birkaç sebebi var aslında. Öncelikle aşırı, gereksiz, hikayeye hiçbir katkısı olmayan detayler verilmiş. Örneğin karakterimiz bir çarşıya giriyor ve tam bir sayfa çarşıda bulunan eşyaları aktarıyor. Virgüllerle bağlanmış bir eşya listesi düşünün. Bu eşyalardan biri hikayeyle bağlantılı diye düşünüyorsunuz ama bağlantısı yok. Galiba tolstoy ya da dosteyevski diyordu: “eğer yazar durduk yere duvardaki bir silahı tasvir ediyorsa o silah hikayenin bir yerinde mutlaka ateşlenir” fakat İhsan Oktay Anar bu durumdan haberdar değilmiş çünkü tamamen bir kavram yığınıyla bizi başbaşa bırakıyor.
Bir diğer beğenmediğim nokta ise: çok ama çok anlayamadığım kavramla karşı karşıya kaldım. Evet "Puslu kıtalar atlası"nda da vardı ama bu kadar çok değildi. Osmanlı döneminde kullanılan dil demiyorum bakın kavram. Sosyal hayatın içinde kullanılan ama artık geçerliliği kalmamış birçok nesnenin o zamanki adıyla kullanılmış ve bu okurken insanı çok zorluyor.
Ve son olarak: hikayeyle bazen alakalı bazen alakasız bir çok detay anlatılıyor. Yine "Puslu kıtalar atlası"yla karşılaştıracağım. O kitapta da ana hikayeden bağımsız birçok küçük hikaye anlatılıyor ama orada hikayeler ya sonraki bölümde anlatılacak durumla alakalı ya da kahramanlarımızın geçmiş ya da o anki durumlarıyla alakalı hikayelerdi. Şöyle örnek vereyim. Bir kahramanımız duyduğu bir sesin kaynağını bulmak için istanbulu dolaşıyor ve sayfalarca “siz misiniz” diye sorduğu kişileri anlatıyor. Öyle böyle bir anlatma da değil. Baya baya cellatın yoldan geçişi, paşanın yoldan geçişi, kasabın, celladın, kayıkçının, papağan yiyen kedinin hepsinin ama hepsinin gereği olmayan, hikayeyi ilerletmeyen durumları anlatılıyor. Bu durumlar PKA’da can sıkmıyordu çünkü karakterlerimizi etkileyen değiştiren ya da hikayeye bir şekilde katkısı olan detaylardı ama Suskunlarda böyle bir durum söz konusu olmuyor.
Sonuç olarak; çok kötü asla değil. İyi, hoş ve etkileyici ama aradan zaman geçince tekrar okumak ister miyim? Bilemiyorum.
Ubik- Phillip K Dick




