Tamam kızma düzelttim 
@azizhayri @Tobizume Kendisinin amacı halkı eğitmek olduğunu ben de eski lise bilgilerimden anımsar gibiyim. Hatta yanına yardımcılar alırmış aynı anda romanlarını yazabilmek için, bu yüzden yazılarının teknik sıkıntısının olduğunu söylediklerini de hatırlıyorum.
Gülün Adı’nı ben de yıllar önce okumuş ve çok beğenmiştim. Filmi vardı Sean Connery’nin oynadığı, onu izledikten sonra kitabını almıştım
Beyaz Gemi
Türk edebiyatından okuduğum ilk roman idi kendisi ve beklediğimin aksine çok beğendim açıkçası. Sosyal medya, arkadaş çevresi ve insanlarda gördüğüm kadarı ile türk edebiyatı ilgimi hiç çekmiyordu çünkü gördüğüm şeyler hep ya aşk temalı romanlar ya da türk dizisi kıvamında şeyler idi. Cengiz Aytmatov en azından kendisi için bu tabuyu yıktı benim için. Diğer kitapları da benzer temada ise kesinlikle okurum.
Yazımı bazı yerlerde sürekli fantastik okuduğum için sıkıyordu, 160 sayfa için gerekenden fazla sürede okudum en azından. Aradığım akıcılıktan yoksun olmasından kaynaklanıyordu biraz ama bu sorun değildi bence. Bir oturuşta bitmese de sorun olmayacak kitaplardan diye düşünüyorum.
Olayları bir çocuğun gözünden okumamız ve sorduğu sorular, kafasında oluşturduğu cevaplar ve kafasında ki düşünceler tam olması gerektiği gibiydi. Yerine göre çocuk gibi düşünüyor, çocukluğunuzdan benzer şeyleri anımsayabiliyordunuz. Çocuk, yetişkin, yaşlı fark etmeksizin aslında kimsenin hayatının her hangi bir çağında cevabını [bulamadığı-anlayamadığı] bazı [soruları-durumları] çocuk gözünden sanki büyüyünce cevabını alacakmış, şimdi çocuk olduğu için fikir yürütemiyormuş gibi okumak ise çok çok hoştu. Bazı noktaları tahmin edilebilirdi ama bu vermesi gereken etkiyi azaltmadı. Finalinden sonra ise yetişkinlerin ne yaptığını, tepkilerini görmek isterdim açıkçası.
Evde 3-4 senedir kardeşime başkası tarafından verildiği ve boş boş durduğu için çerez olsun diye okumuştum ama Türk edebiyatına girmek için çok doğru bir kitaba denk gelmişim diye düşünüyor ve seviniyorum kendi adıma.
Dostoyevski’den okuduğum 6.kitap oldu.Diğer kitaplarına nazaran daha az popüler olan bu kitapta Stepançikovo Köyünde yaşanan absürt olayları köye dayısının isteğiyle gelen Sergey’in ağzından okuyoruz.Kitapta çok orijinal karakterler var ve hepsi her zamanki gibi derince anlatılmış.Ayrıca kitabın diyalogları o kadar komikti ki gülmek isteyen herkese tavsiye ediyorum özellikle de Foma Fomiç ve General Karısı karakterlerini okurken yer yer gülmeniz mümkün.Sonuç olarak bu Rus klasiğini okumanızı öneririm.

2020 yılına Sultanın Casusları ile giriş yaptım. Kitabın yazarı olan Emrah Safa Gürkan’ı Olmaz Öyle Saçma Tarih programından tanıyordum ve severek takip ediyordum. Kitabını okumak bugüne kısmetmiş.
Kitabın konusu çok ilginç, casusları anlatıyor hem de Osmanlı’ya çalışan casusları, bu yüzden kitabı büyük bir merakla okudum. Kitap boyunca çok fazla şey öğrendim ve kitabı okurken sıkılmadım.
Kitabı genel olarak başarılı buldum; ama ESG hocanın üslubunu biraz düzeltmesi lazım. Yazar yer yer yarı akademik dilden uzaklaşıp tamamen akademik dile geçiş yapmış. Akademisyen kökenli olduğu için ve ilk kitabı olduğu için yazarın bu kusurları şimdilik görmezden gelinebilir.

Şimdi bu kitap nedir, ne anlatıyor? Niye okuyorsunuz? Beğendiniz mi?
Bu şekilde sadece kapak atıp kaçmak yok. Bu soruların cevaplarını da bekliyoruz forumca 
Aramıza hoş geldiniz.

Hastalık Hastası’nı okudum. Yazarın bugüne kadar okuduğum en iyi eseri oldu. Yaklaşık 1 ay sonra bu oyunu sahnede izleyeceğim için şimdiden çok mutlu oldum.
Tıp bilimini, doktorları ve eczacıları eleştiren bu oyunu sahnelenirken bizzat Argan(hastalık hastası olan karakter) karakterini canlandıran Molière oyunun sonlarına doğru fenalaşmış ve zar zor oyunu bitirebilmiş. Daha sonra oyundaki eleştiriler yüzünden hiçbir doktor Molière’i tedavi etmeyi kabul etmediği için yazar hayatını kaybetmiş. Bu olayı öğrenmeseydim yazarın doktorları bu kadar eleştirmesini uygun bulmayabilirdim belki ama öğrendiğim için yazarın az bile söylediğini düşünüyorum.
Yazarın oyunun sonlarına doğru Argan’ın ağzından Molière’i eleştirmesi çok hoşuma gitti. Argan’ı kendisi canlandırdığı için kendi kendini herkesin içinde gömmesi yazarın büyüklüğünü göstermek için güzel bir ayrıntı olmuş.
Oyunun başında ortasında ve sonunda üç tane kısa oyun vardı. İlk ikisinin ana oyunla alakası olmadığı için sevmedim ama bir nevi ana oyunun devamı olan 3. kısa oyunu çok sevdim.

Yazarın okuduğum ilk kitabı. Çok çok beğendim. Bir insanın yükselişi ve aşama aşama düşüşü bu kadar güzel anlatılabilir.
Türk edebiyatına giriş için ideal olabilir, dili gayet akıcı. Olay örgüsü sürekli bir akış halinde olduğundan sıkılmıyor aksine hikayenin devamını da merak ediyorsunuz. Sadece pat diye bitivermesi hoşuma gitmedi ama yine de hayran kaldım.
Eleştirim yayınevine. 150 sayfacık kitap. İndirimle 19 tlye alabiliyoruz. Eyvallah, sözüm yok buna. Ama bu kadar ince bir kitaba bu kadar hata sıkıştırmayı nasıl becerdiniz? Dahası Türkçe bir kitap bu. Çeviri derdiniz yok. Satır sonunda kısa çizgi koymamalar, noktadan sonra küçük harfle başlamalar, ın yerine m harfinin basılması (defalarca), virgülün yanlış yerde kullanılması…
(Ayrıca eski kelimeler dipnotla çevrilmiş. Hepimizin bildiği bazı kelimelerin de dipnota eklenmesi akışı bozuyor. Ama bazı yerlerde çoğumuzun muhtemelen bilmediği kelimeler dipnota eklenmemiş. Kim karar vermiş bu kelimelerin seçimine anlam veremedim.)
Fahiş fiyata satın ama işinizi de doğru dürüst yapın. Rezalet; başka kelime uygun düşmez bu duruma. Utanmıyorsunuz da bu fiyata satmaya. Umarım tez zamanda başka bir yayınevine geçer bu güzide yazarımız.
Yazarın diğer kitaplarını almakta kararsızım, yayınevi faktörü dolayısıyla.
Haşlanmış harikalar diyarı ve dünyanın sonu. Yaklaşık 200. sayfadayım ve güzel gidiyor
Yakışıklı bir kitapla yıla giriş yapayım dedim
2 ayda bir tane devirmeyi düşünüyorum hadi hayırlısı gözüm korkmuyor değil.
ilk sayfalarda ne oluyoruz dedim ama alıştım. Şimdilik güzel gidiyor beğendim 
Ben de dün başladım.
İkimize de kolayliklar diliyorum
baya uzun bir yolculuk olacak gibi
2026’ydı sanırım Reşat Nuri Güntekin’in telifi hakları düşüyor. Ben de iple çekiyorum bu tarihi çünkü dediklerinize katılıyorum. Umarım İş Bankası basar ve hem kaliteli hem de makul bir fiyata bu baş yapıtları okuyabiliriz.
Bende telifinin düşmesini bekliyorum. O zamana kadar bulabildiklerimi kütüphanelerden okumayı planlıyorum.
Hocam bir kitap için 6 yıl beklenir mi o zamana kadar alın okuyun… durumunuz yoksa epub veya kütüphaneyi deneyin ki ben öyle yapıyorum.
Tabi ki dediğiniz yöntemi kullanıyorum ya da 2. el bulup almaya çalışıyorum. Ama kendi kütüphaneme gıcır gıcır eklemek için evet bekleyeceğim. 
Gölgesiz Matiz - Bülent Ayyıldız
Tini minicik, 13 öyküden oluşan bir öykü kitabı. Her öyküye uygun bir yazım dili kullanabiliyor ve karakterlere göre bakış açısı ve anlatımı rahatlıkla uydurabilen bir yazar. Bazı öyküleri çok uçuk kaçık, bazıları anlaşılmaz -anlamak için birden fazla kez okudum birkaç yeri- ama kitaptan çoğu öyküyü sevmiş olarak ayrılıyorum. Kitaba adını veren Gölgesiz Matiz öyküsü en güzel öykülerden biri idi -benim en sevdiğim ‘Bimilyonkafa’ oldu- ve düşününce genel olarak kitaba çok uygun bir isim gibi geliyor. Öykülerin çoğunda hayal gücü ve fantastik tema hakim, hatta birisi net kabus anlatıyor 
Dün Kalite Ülkesi’ni bitirdim. Reklamlarında olduğu gibi otostopçunun galaksi rehberine benzediği külliyen yalan. Evet espritüel bir yönü var ancak bu ne yazıkki Douglas Adams’ın mizahının yanından bile geçemez. Sevdiğim bölümler haber metinleri ve onlara yazılan yorumların olduğu sayfalardı. Özellikle daha önce karşılaştığımız bir karakterin yaptığı yorumu görmek ince ama tatlı bir nüanstı.


