Kitabı bitirdim ve sanırım ilk bilim kurgu kitabımdı. Başta terim ve kavramlardan ve anlamamaktan çok korkmuştum ama sonra kitap insanı içine alıyor.
Nedensiz sebepsiz vakıf/Asimov hayranlığımda haklıymışım. Adam 1950’ lerden bugünü hatta ötesini görmüş/yazmış. Kitap başından sonuna kadar sürükleyici, heyecanlı ve keyifli bir okuma sunuyor, özellikle sonlarda yükselen tempo ile kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Konu ve verilen mesaj anlamında da dolu dolu bir kitap.
Sırada Vakıf var.
Kan Yemini - Brian McClellan
Uzun süredir okuduğum en akıcı ve aksiyonu bol fantastik kurgu kitabı oldu. Dün başlayıp bugün bitirdim ve bünyem daha fazlasını istiyor. Yazar başarılı ve gerçekçi bir dünya kurgulamış. Oldukça karanlık bir yapısı var ve kanlı canlı olduğunu peşinen söyleyeyim. Türün meraklılarına gözüm kapalı tavsiye ediyorum. Ülkemizde az sattığı için ( 2014’te basılan kitaplar yeni yeni tükeniyor) Barut Büyücüsü üçlemesinden sonra kaleme aldığı diğer üçlemenin ( Gods of Blood and Powder serisi, 3 Aralık’ta üçüncü kitabı çıkarak seriyi tamamladı) muhtemelen çevrilmeyecek olmasına ve bu kadar zamandır gözümden kaçmış olmasına üzüldüğüm bir kitap oldu.
Kan Yemini - goodreads.com
- ve 3. Kitapları çevirildi. (Kızıl Sefer ve Güz Cumhuriyeti) Kısa öykülerin olduğu ara kitapları yok sadece ama onlarda çok önemli değil sanırsam.
Sonsuzluğun Sonu bitti, sıra Vakıf’ ta, 10-15 sayfa kadar okudum, romandan öte bir şey yaşadığım. Asimov bir dahi.
Yanlış ifade etmişim, Gods of Blood and Powder serisini kastetmiştim. Düzeltiyorum hemen 
Saramago’nun daha önce Körlük ve Görmek kitaplarını okumuştum ve tarzı hoşuma gitmişti. Kütüphanede farklı bir Saramago kitabı ararken Çatıdaki Pencere’yi buldum. Yazarın yazdığı ilk kitap ama basacak bir yayınevi bulamayınca depoya kaldırıyor. Daha sonra tanınan bir yazar oluyor ve ilk kitabı depoda bulunuyor ama o öldükten sonra basılmasını istiyor ki öyle de yapılıyor. Sebebi muhtemelen bu kitabın kendi benimsediği tarzından çok uzak olması; noktalama işaretleriyle dolu ve özel isimler büyük harfle başlıyor.
Gençlik döneminde güzel bir roman yazmak isteyen yetenekli bir yazar tadı veriyor kitap. Kendi hallerinde çeşitli insanların yaşadığı bir apartmanda geçiyor hikaye. Ve bu da yazarın birçok konuyu tek bir kitapta bir araya getirmesini, irdelemesini sağlıyor.
Kitap boyunca bölüm bölüm her eve ve hayata giriliyor, farklı konular üzerinde detaylı duruluyor. Yazarın genç yaşında bu kadar çok konu hakkında muhakeme edebiliyor olması saygımı kazandı.
Kitap hakkında fazla detay vermeden zevkle okuduğumu belirtmek istiyorum.
Bu seriyi ben de çok beğendim ve devamını deli gibi merak ediyorum. Keşke İthaki devamını da çevirse. Başka kıtalardaki maceraları ve dünyasının gelişimini görsek.

Geç kaldım okumaya galiba ama bir kitabın genel algısı içeriğini nasıl gölgeler onu görüyorum Tutunamayanlar’da. Uzun bir postmodern roman olmasıyla etrafımdaki kitap okuyan insanları da katarak gördüğüm üzere ne çok insanı okumamaya itti kim bilir. Malum edebiyatta postmodernizm öyle çok da içine çeken bir akım değil. Neyse ben övmeye geçeyim. Kitabın övülecek sınırsız yanı var ama burada sadece mizahi yönünü öveceğim. Kalanları herkes yeri gelince övmüştür bol bol. Gerçekten okuduğum açık ara mizahı en iyi roman. 50 yıl geçmesine rağmen üstünden gerçekten yapılan her "boş"un günümüzde yapmaya devam ettiğimiz, aramızda yapıp güldüğümüz şeyler olması beni cidden şaşırttı. Beklemiyordum açıkçası bu kadar güleceğimi gerçekten. Dediğim gibi mizah yönü dışında başka yerlerini övmeyeceğim dediğimden bahsetmiyorum yanlış anlaşılmasın kitap bundan ibaret değil. Ama Oğuz Atay Douglas Adams, Kurt Vonnegut, Terry Pratchett gibi yabancı mizah yönü güçlü yazarların kimisinden çok üstün kimisiyle yakın ama kesinlikle hiçbirinden aşağı değil. Türk yazar pek örnek veremeyeceğim ama basitçe afili filintalar grubunun zorlama komedisi bence yanında hiçbir şey. Kitabı henüz bitirmedim ama bunu yazmak istedim. Tutunamayanlar belki benim cahilliğimdendir ama bu yönünün bu kadar güçlü olduğunu bilmediğim bir romandı ve iyi ki daha da geç kalmadım.
Kaçak Atlarla serinin ilk kitabı Bahar Karları’ndan devam ediyorum Yukio Mişima okumaya. İlk kitap gibi bu kitapta da yazarın insan psikolojisini ‘tutku’ gibi belirli kavramlara dayanarak ele alması/gözler önüne sermesi beni etkiliyor. Beğendim, seriyi bitirmeyi düşünüyorum (zaman bulabilirsem tabi
)
1.si hangi kitap acaba. Yoksa suç ve ceza mı?
Zaman çarkı serisine yeniden başladım. En son Elric e dair kitapları okumuştum sanırım başka da okuyacak fantastik serim kalmadı piyasada yayımlanmış. Varsa da araştırmam gerekiyor. Zaman çarkı serisine devam edenlerle birlikte gitmek isterim eğer varsa aramızda.
Diskdünya’yı okudunuz mu hocam?
Okudum bazen keşke okumasaydım diyorum. Hiç olmazsa bugünlere saklardım.

50 sayfaya yakın okudum ve tek kelime ile “Bayıldımmm”
BÜYÜK AV (WHEEL OF TIME / ZAMAN ÇARKI #2)
İkinci kitap da bitti. İlkindeki karakterleri ve dünyayı tanıma süreci olmadığı için çok daha akıcı geldi. Finali beklediğimden daha epik oldu. Kimi karakterlerin zaman zaman aptal kararlar vermesi dışında can sıkacak bir yönü yoktu.
Devam etmeden önce birkaç gün ara vereceğim.
Ateş ve Kan
Kitap bitti, ve gerçekten beğendim. İçerisinde kısmen bildiğimiz olayların içyüzü veya daha detaylı anlatımı var. Teori olarak baya iyi şeyler bulunduruyor özellikle 6. Kitapta ne olabileceği ile ilgili bir sürü olay var. Velhasıl Asoıaf hayranı iseniz kesinlikle okumalısınız, yok ben o kadar hayran değilim diyorsanız okunulmazsa pek bir şey kaybedilecek bir kitap değil. Bu arada Fatih Aegondan başlayıp, 3. Aegon un devrine kadar olan olayları anlatıyor tüm krallar yok içinde.

Korkunun Krallığı’nı okudum. Bu okuduğum 2. Attila İlhan kitabı oldu.
Serbest şiirden pek hoşlanmam; şiirde ölçü ve kafiye ararım ama nedense Attila İlhan’ın şiirlerini beğeniyorum. Bu kitaptaki şiirler de genel olarak güzeldi ama çarpıcı bir şiire rastlamadım.
Kitabı dün 23’te bitirdim. İnanın bitmesin diye kitapta belirtilen şehirleri haritadan takip ettim. Nereden nereye gidiyorlar nasıl gidiyorlar diye bakındım durdum.
Yazılacak çok şey var gerçekten ama John üstadım ne kadar akraba da olsa kıskançlığı çok çok iyi anlatmış. Tabi bu sadece bir kısım.








