Ben tüm kitaplarını almış biriyim. Üslubu bence ışık veriyor ama bazı takıntıları kitaplarını mahvediyor ne yazık ki.
Murakami’nin nerdeyse tüm kitaplarını o yaş aralığında okumuştum
çok da severek okumuştum. Şimdi ilk romanından tekrar okumaya başladım, düşüncelerimin değişip değişmediğini merak ediyorum. Düşüncelerimiz ne kadar farklı olsa da sizinkine saygı duyuyorum
ama sakıncalı olduğuna da katılmıyorum 
Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında ile başlamıştım, ardından Sahilde Kafka. Devamında ise çok sevdiğim Zemberekkuşunun Güncesi ve 1q84. Kalanları da kısa bir sürede bitirmiştim. 
Dediğiniz gibi kitabı okurken hep, ‘lafı bu kadar uzatmasa ne kadar akıcı bir kitap olurdu’ diye düşünmüştüm. Odadaki bir koltuğa bakıyor ve birden ne tarz koltuklardan hoşlandığını anlatmaya başlıyor. Tuhaf yazarları/ yönetmenleri severim ama bu sıkıcı bir tuhaflık 
Düşünceleriniz değişecek mi merak ediyorum doğrusu. Mutlaka yazın. Ben ilişkilerin çoğu çarpık olduğundan ve bu tarz anlatımların toplumun ahlak algısına etki ettiğini düşündüğümden sakıncalı buluyorum. Benim fikrim tabi.
Ben de yazarın önce Kadınsız Erkekler kitabını okudum yazım tarzını seversem uzun da olsa 1Q84’ü okuyabilirim diye. Ardından Sputnik Sevgilim, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında’yı ve İmkansızın Şarkısını okudum. Karakterleri garip Japon olmasına rağmen Japon kültürü ile alakası olmayan Amerikan yemekleri yiyip 60’lar Rock n Roll’larını dinleyen karakterlere sahip ama ben nedense sevmiştim yazarın tarzını, değişik gelmişti. Aslında Japonları sevdiğim için başlamıştım yazarı okumaya ama yine de batı kültürünü seven karakterleri olsa da sevdim. He en sevdiğim yazar diyemeyeceğim belki bu kitapları kısa diye okuyabildim. (Belki yazarın da böyle olmasının nedeni Japonların Amerika hayranlığıdır
) Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu’nu çok övüyorlar ama bu değişik tarzdaki karakterleri uzun kitaplarında okuyabilir miyim, cesaret edemedim. Karakterler cinselliğe düşkün ve etik olmayan şeyler de yapıyorlar kitaplarda haklısınız ama yetişkin birisi ayırt edebilir diye düşünüyorum. Belli bir yaşın altındakiler tabi okumamalı. Bence zaten sıkılırlar 
@Emrys Ben de merak ettim düşünceleriniz değişecek mi diye.
Şu an Alfa’dan çıkan Küçük Dorrit’i okuyorum ama bir türlü alışamadım kitabın diline ve bunun Turgut Berkes çevirisinden kaynaklandığını düşünüyorum. Aynı sorunu Cıva’da da yaşamıştım. İlerledikçe alışırım duruma umarım.
Joe Hill’in İtfaiyeci’sini sırf İthakinin muhteşemötesi kapağının yüz suyu hürmetine okuyorum. 100. sayfadayım ve yazarın bütün hayalgücünü Ejderpulu hastalığını tasarlamaya harcadığını düşünüyorum. Sahnelerin çoğu yavan, gerçekten ilginç olanları ise haddinden fazla uzun anlatarak etkisini seyreltiyor. Kitap sonralarda ilgincleşiyor diye düşünen var mı?
Pek de ilginçleştiğini söyleyemem. Hoş yerleri olmasına rağmen heyecanlandıran, vay be dedirten bir hikayeye sahip değil. Okuduğumda uzun olmasından yakındım çünkü o kadar uzunluğu taşıyabilecek bir derinliği yok.
Bir maskenin itiraflarına başladım ama japonca isimlerin türkçeleştirilmesi çok rahatsız etti beni. Okunabilir olması için yapıldığından doğal karşılıyordum, sonuçta herkes aşina degil japon kültürüne ama Shinjuku’nun şincuku olarak yazılmasını sindiremeden çocuk için koçan dediler. Korkarak soruyorum ama koçan aslında Ko-chan mı? Eğer öyle ise Ko-çan filan yazsalardı keşke. 3 satır okuduktan sonra lamba yandı kafamda.

Şimdi iki burnum birden tıkalı haldeyken bitirdim. Pek romantik olmadı. Ben de isterdim pencerenin dibinde oturmuş elimde sahlebimi hüpletirken okumayı.
Neyse kitaba geçeyim. Sapkowski üstad diğer kitaplarına göre daha farklı bir anlatım tarzı kullanmış. Olaylar farklı kişilerin bakış açılarından başlayıp ana kahramanlara bağlanıyor. Beğendim. Güzel bir zamanda da bitti. Ben çok ara vermeden son kitap çıkmış olur. Ancak olaylar şu haliyle hiç bağlanmadı hâlâ. Son kitaba ne sığdırdı merak ediyorum.
- kitap Ateşle imtihanı yeni bitirdim. Koskoca bir kitap boyunca Nilfgaarda olan yolculuğu okudum biraz sıktı açıkçası. Kırlangıç Çığlığı nasıl daha mı güzel ben de 7. kitap çevrilince ikisini bir sipariş edicem.
Okumadım lakin arkadaşım en sıkıldığım kitap demişti.
Zaman çarkı 7.cilt 200.sayfaya geldim sanırım. Baygınlıklar başladı gibi. Ayrıca Rand Al Thor yün kafalısı o Aes Sedaileri ibret-i alem olsun diye kesmedi ya. Harbi kafası yün dolu. Birde bu kadar kadın egemen bir evrende, erkeklerin kadınlara karşı olan bu aşırı hassasiyeti bende evren için bir mantıksızlık oluşurdu. Özellikle Perrin’in Aes Sedailere kötü davranılacağını düşündüğü zaman aklı gitmesi çok abuk geldi.
Benim gibi düşünen birilerini görmek güzel.Rand’ın o Aes sedailere bir şeyler yapmasını o kadar çok istedim ki. Bir umut belki Elaida ile karşılaşırsa ona yapar diye bekliyorum.
Perrin beni de o kısımda çok sinirlendirdi. O tavrı gerçekten çok mantıksızdı. Zaten iyice sinir bozucu bir karaktere dönüştü.
Seride ilerlediğinizde bu konuda biraz rahatlama olacak. Spoiler olmasın diye yazmak istemiyorum ama içinizin yağları eriyecek bazı bölümlerde.
Perrin ise iflah olmaz zaten. O üçlü arasında en az sevdiğim karakter.
Yazarın bu tutumu seriyi yazarken kullandığı “Hero’s Journey” kalıbından kaynaklanıyor. Eğer Rand: kendini arayan, kötülüğün içinde iyi kalan, her zaman doğruyu uygulayan karakterinden sapıp o Aes Sedaileri öldürseydi genel okuyucunun sevdiği “Hero” kalıbından çıkmış olacaktı. O yüzden yazar ana karaktere sadece en kötüleri öldürterek en geniş kitleye hitap etti.
Oğuz Atay - Tutunamayanlar
Bu kitabı okumak, tek ayağı kırık bir iskemleye oturup, çok lezzetli bir yemek yemek gibi.
Her an düşecek gibi rahatsız, konforsuz ama mükemmel.
Bence yanılıyorsunuz. Rand kahramanlıktan o kadar çok çıkıyor ki Jordan’ın Rand için hiçbir kahramanlık kalıbı yok bence. Kadınları öldürmekle ilgili yargıları da Jordan amcanın Vietnam’da kazandığı kişisel bir düşünce.
Rand’ın sürekli “Şu iş bitse de defolup gitsem şu ejderlik işinden.” benzeri düşünceleri sebebiyle düşüncenizin bir kısmını desteklesem de fikrinize katılmıyorum. Kötülüğün karşısında durup kendi doğrularından ödün vermemesi, insanların güvenliğini kendisinden daha önemli tutması bana klasik kahraman özellikleri gibi geliyor.
Son Zaman Çarkı kitabına kadar okumayanlar bakmasın. Peki hangi kahraman içinde binlerce etki altına alınmış insan bulunan kocaman bir kaleyi sırf bir düşmanını öldürmek için öldürür hatta daha kötüsü desenden siler. Hani kahraman babasını öldürmeye gram kala kendini durdurur bir duruma girer. Hangi kahraman etrafındaki herkesi kullanmaya çalışır. Gerçek Gücü suçlayabiliriz ama bunlar gerçek güçten de önce başlamıştı.
Bence Zaman Çarkı bir kahramanın değil kahraman hatta bir kurban olmak zorunda bırakılan ama tam olamayan sıradan bir adamın öyküsü. Doğrularından çokça ödün verdi ama insanların güvenliğini kendinden önde tuttu, iyi bir insan olarak.
Kahraman değildi demiyorum ama sıradan kahraman kalıplarına girmiyor bence. Serinin kendisi sıradan kahramanlık hikayesi kalıbına giriyor o başka. Ancak Rand Al’Thor bence çok sıradışı bir kahraman. Bir defa adam kafasının içinde sesler duyan bir yarı deli.
