Yıllardır kitaplığımda duran, hatta aldığım ilk Livaneli kitabı olan, onu aldıktan sonra tüm kitaplarını aldığımdan ve yazılma sırasına göre okuduğumdan dolayı bir türlü sıra gelmeyen, sıra dışı kitabımı sonunda elime aldım ve çabucak okudum.
İtiraf etmeliyim, bambaşka bir kitap bekliyordum. Adından dolayı olacak, biraz polisiye, biraz mistik, sürükleyici bir olay örgüsüne sahip, Bab-ı Esrar, Sultan’ı Öldürmek gibi Ahmet Ümit’leri andıran bir romandı beklentim. Arrka kapak yazısında ise insanlık panoraması denilince Allahallah demiştim ama gerçekten öyleymiş ve benim tahminimle hiç ilgisi yokmuş. Evet mistik tarafı çok ağır basıyor ama benim beklediğim şekilde değil.
Bu kitap bana göre, bir roman değil. Birbiriyle bağlantıları olan ufak öyküler kitabı daha ziyade. Sıradan bir romana göre daha zor bir yazma metodu olduğunu düşünüyorum zira yüz tane ufak hayat hikâyesini bir yerde toplamanız ve hepsini orijinal bir biçimde kurgulamanız icap ediyor. Demek istediğim, ustaca yazılmış bir kitap bana göre. Livaneli’nin en ilginç kitaplarından ve çok güzel.
Evet böyle bir kitap okumayı beklemesem de okurken büyük keyif aldım. Kabul edilmeli ki bazı ana karakterler var ama kesinlikle özenilmiş bir karakter ve detay derinliği de mevcut.
Kitapta en dikkat çeken bölüm açık ara 262. sayfadaki “Ebedi ve edebi gölgelere dair” kısmı. Bu bölümü inanın uzun zaman unutamayacaksınız. Bu bölüm daha sonra genişletilerek bir kitap haline de getirildi Livaneli tarafından. Bu farklı deneme o kadar hoşuma gitti ki, zaten son derece orijinal olan kitabımızı bir üst lige otomatik olarak taşıdım. Benim puanım da tam bu noktada 4 ten 5 yıldıza yükseldi.
Yazarın bazı şiir ve roman alıntıları da ilgi çekici ve yerinde olmuş söylemeden geçmeyeyim.
Doğan Kitap, baskı adedi fazla olan eserlerinde farklı(düşük kalite) bir ince kağıt kullanıyor. Çoğu kişi de bu kâğıttan şikayetçi. Ben ise ufak sapıklığımı itiraf etmeliyim ki, özellikle bu kağıt baskılarını alıyorum. Mesela ciltli versiyonunu bu kağıt yüzünden almadım. İnce kağıt olduğundan hap gibi yoğun kitaplar oluyor. 500 sayfa kitap incecik olabiliyor. Sayfalar da pürüzsüz ayrıca. Sanırım bu sebeplerle tercih ediyorum. Dayanıklılığı düşük olduğundan dikkat edilirse başka sorun yaşatmıyor bu kâğıt.
Kartaca Kraliçesi Dido ile Christopher Marlowe külliyatına giriş yaptım. Özdemir Nutku’nun muhteşem çevirisiyle okuduğum bu eser, yazarın Vergilius’un Aeneas Destanı’ndan etkilenmesi sonucu yazdığı bir oyundur. Vergilius’un kitabını henüz okumadım ama Marlowe ortaya mükemmel bir oyun çıkartmış.
O kısımda Rand Graendal’ı elinden kaçırmamak için, yok olması garanti olsun diye Şerateş kullandı. Ayrıca kaledeki insanların hepsi geri dönülemez şekilde Graendal’ın köleleriydi zaten. Yani olası büyük kayıpları bertaraf etmek için azınlığı feda etti.
Tam al’thor u öldürmeye çalışma konusunda Rand’ın leke yüzünden iyice delirmesi, Semirhage’nin saldırısından sonra paranoyaklaşması nedenlerini öne sürebiliriz.
Serinin alışılagelmişin dışında ayrıntılı olması, birçok karakterin birbirleriyle olan karmaşık ilişkileri Rand’ın klasik “kahraman” kalıbından kısmi olarak ayrılmasına neden olmaktadır. Ancak Rand’ın taraf seçme konusunda asla tereddüte düşmemesi, tavrından ödün vermeden kendini sürekli tehlikeye atması, bencilce hareket etmek yerine çoğunluğun faydalanabileceği şekilde davranma ana karakterin bir “kahraman” olduğunun göstergesidir.
Hayaletin Çırağı (Wardstone günlükleri 1) - Joseph Delaney
Bu seriyi yanlış hatırlamıyorsam bu başlık altında birisinin paylaşımından görmüştüm. Kitabın övüldüğünü görünce meraklanıp araştırmıştım neymiş bu Wardstone günlükleri diye.
Ben kitabı çok sevdim. Gerek konusu gerek anlatımı olsun çok hoşuma gitti ve beklentimi karşıladı. Kitap oldukça yalın bir anlatıma sahip kolay okunan bir kitap. Ağır serilere ara verip biraz dinlenmek için birebir olduğunu düşünüyorum. Korku macera türünde bir gençlik romanı. Tabi kitaptaki unsurlardan korkmak için çocuk yaşta olmak gerek. Açıkçası o zaman bile korkmayan çocuklar olabilir diye düşünüyorum. Konusu ise kısaca şöyle: Karanlık güçlerin karşısında durup insanları o güçlerden korumakla görevli insanlar var. Bu kişilere Hayalet deniyor. Ana karakterimiz Tom ise Hayalet’in yanında çırak olarak işe başlıyor. Kitabın geri kalanında ise saflığı ve bilgisizliği yüzünden başına türlü belalar açıyor ve bunlardan kurtulmaya çalışıyor. Tom’un hikayesini en başından çırak olarak işe alındığı günden itibaren anlatmaya başladığı için karakter gelişiminin kolaylıkla takip edilebileceği bir seri olacağını düşünüyorum. Ayrıca Alice karakteri konusunda da büyük bir merak içerisindeyim. Serinin geri kalanı için önemli bir karakter olduğu bariz çünkü kitaplardan biri ismini bu karakterden alıyor. Alice için ne iyi ne kötü, her iki tarafta da yer alabilir dendi. Sonradan doğru yolu bulup tamamen iyi birine dönüşmesi bence klişe olur. Umarım bu kitapta söylendiği gibi hep nötr, arada bir karakter olarak kalır. Kısacası uzun zaman sonra bir gençlik kitabı okumanın da etkisiyle yalın dili ve hafif, yormayan konusuyla bu seri beni kendine bağladı.
Güzel ve farklı bir kitaptı. Bu tarz kitaplar pek okumadığım için ilk başlarda adapte olmaya ve karakter ile ilgili bazı şeyleri anlayabilmekte zorlandım ama bunun sebebi de Mishima’nın başarılı yazımından ötürü idi. Neden derseniz; zaten ana karakterimiz kendisini ve bazı şeyleri anlayamıyor ve biz o anlayamama durumunu sanki o karaktermişiz gibi yaşıyoruz. Gercekten çok garip ve farklı bir anlatımdı yani ve bu yönden kitap isminin hakkını da veriyor zaten.
Yazar hakkında okuduğum şeylerden anladığım kadarı ile; her kitapta farklı bir konuyu buna benzer özgün bir anlatım ile yazıyor. O yüzden diğer eserlerini okumayı da düşünüyorum. Beni etkileyen bir yazar oldu ve diğer eserlerinde nasıl duygular verecek merak ediyorum.
Bu aralar şiire merak sardım ve büyük şairlerin hepsini okumak istiyorum. Ama şiir okumayı plansız bir şekilde yapıyorum, kütüphanede hangi şaire rastlarsam veya hangi şairi merak edersem o gün onun şiirlerini okuyorum. Geçenlerde internette bir şiirini görünce artık Necip Fazıl’I okumanın zamanı geldi diye düşünüp ilk fırsatta şairin sanırım bütün şiirlerinin yer aldığı Çile’sini okudum.
Şairin, çok meşhur olduğu için zaten bildiğim uzun şiirleri dışındaki diğer uzun şiirlerinden birkaç tanesini çok iyi bulmakla birlikte geri kalan uzun şiirlerini ortalama üstü buldum. Bununla birlikte kitaptaki şiirlerin yarıdan fazlasını oluşturan tek beyitlik şiirlerinin neredeyse tamamını çok beğendim.
İçinde 9 öykü barındıran Klasik Korku Öyküleri’ni okudum. Açık ara Charlotte Perkins Gilman’ın yazdığı “Sarı Duvar Kağıdı” en iyi öyküydü. Diğer beğendiğim iki öykü, “Luella Miller” ve “Kuledeki Oda” oldu.
Genel olarak beğendiğim bir kitap olduğundan, gönül rahatlığı ile tavsiye ederim. Okuyun, pişman olmazsınız😉
Haruki Murakami romanlarını en baştan tekrardan okumaya başladım Hear the Wind Sing ile. Arafta geçen bir roman gibiydi. Hava her zaman çok sıcak, tüm gün bira içiyor karakterler. Ne mutlu ne mutsuzlar. Ama son bölümlerde yaşamı hikayenin içine koyabilmiş olduğunu görmek hem hüzünlendirdi hem sevdirdi. Yaşamak bir döngü ve devamlılık. Çok nitelikli bir roman değil. 2. okuyuşum oldu, bunu bilerek okudum. Tam bir ilk roman denemesi tadında. Beğendim. 3.5/5
Sabahattin Ali’nin Bütün Şiirleri’ni okudum. Kendisinin birçok şiirinin şarkı yapıldığını bildiğim için şiirlerinin çok iyi olacağını tahmin ediyordum ama şairliğinin bu kadar da iyi olmasını beklemiyordum.
Özellikle “Dağlar ve Rüzgarlar” kısmındaki şiirleri çok beğenmekle birlikte diğer şiirlerini de güzel buldum. Yalnız aruz vezniyle yazılan şiirlerini çevirisi yapılmadığı için veya bilinmeyen kelimelerin anlamları yazılmadığı için anlayamadım ama muhtemelen onlar da iyi şiirlerdir.
Kitapta yazdığına göre Sabahattin Ali 1935 yılından ölüm tarihi olan 1948 yılına kadar hiç şiir yazmamış, yani şiiri bırakmış. Keşke bırakmasaydı şiir yazmayı, şairliğini de en az öykücülüğü ve romancılığı kadar iyi buldum.
YENİDENDOĞAN EJDER (WHEEL OF TIME / ZAMAN ÇARKI #3)
Bu kitabı ilk ikisine kıyasla zayıf buldum. Mat’ın bölümleri şahaneydi, Aiel’li sahneler de güzeldi ama özellikle Perrin ekibinin sayfaları aşırı sıkıcıydı. Finali her zamanki gibi epikti ama keşke tüm heyecan finale biriktirilmeseymiş.
Stephen King - The Shining’i okudum. Lise’de okumuştum ama aklımda yine bir şey kalmamış.
Aklımı kurcalayan bir önemli şey şu; Diğer yayınevleri kitabın orijinal kapağı gelmediği için basamadığını söylüyor, öbürü illustrasyonlara onay alamadıkları için basım tarihinin geciktiğini söylüyor ama Altın Kitaplar, kitabın orijinal adı ile tamamıyla alakasız, saçma sapan isimlerle dünyanın en ünlü yazarlarının kitaplarını basabiliyor. Nasıl oluyor bu iş anlam veremiyorum. Adı Misery olan kitabı Sadist diye, Shining olan kitabı Medyum diye, The Quest olan kitabı 11. Yazıt diye hiç bir yurtdışı kaynaklı tırıvırı olmadan yıllardır basıyor. Bu kitaba da orijinal adı ile tamamen alakasız bir isim vermişler ki üstüne orijinal adını da yazmak zorunda kalmışlar. Garip…
The Shining’i beğendim ama yere göğe sığdırılamadığı kadar da güzel bulmadım. 150 sayfalık görece kısa bir kitap olabilecekken, işin içine hikayedeki her karekterin anası, babası, karısı, kızı, eniştesi, kayinçoşu dahil olduğu için hikaye sündürüle sündürüle iki katına çıkarılmış.
Sabahattin Ali- İçimizdeki Şeytan’a başladım an itibariyle 50 sayfa kadar okudum. Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna’dan sonra üçüncü kitabım oldu yazardan bakalım nasıl ilerleyecek.
Yeni bitti. Platin Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenk ile Bara Girerse kitabı gibi bu kitap da çok keyifli ve güzeldi.
Yaşam, ölüm var olma, zihin, klonlanma, cennet cehennem ve zaman gibi birçok kavramı felsefi yönde ele alıyor. Bunu yaparken de fıkralar eksik olmuyor tabi ki. Farklı bir tat arayanlar için tavsi ediyorum.