Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Dresden dosyalarını okumaya başladım tabii ki gidebileceğim mesafe 5 kitaptan oluşuyor keşke ithaki daldan dala atlamayı bırakıp elindeki serileri bitirse …

1 Beğeni

Bitti :frowning: Asıl yorumumu sabah yapacağım ama bir şey de yazmadan duramıyorum. Güzel kitaplar okumak çok kötü çünkü bir sürü şey hissettiriyor, düşündürüyor, hayal ettiriyor ve etkisinden çıkmak da çok uzun sürüyor. :frowning: Sabah görüşürüz :frowning:

3 Beğeni

EARTH ABIDES

KONUSU

Daha önce eşi görülmemiş yıkıcılıkta bir virüs insan ırkını neredeyse yok etti. Sıradışı bir şekilde bağışıklığı olan Ish, insansız bir dünyayı keşfe çıkar.

DÜŞÜNCELERİM

SF Masterworks listesinde gezinirken bu kitabı gördüm, hem konusu ilginç geldi hem de güncel duruma uygun olduğundan bir şans vereyim dedim.

Günümüz kıyamet hikayeleri gibi zombiler veya yamyam tecavüzcüler yok bu kitapta. İnsanların daha sıradan düşmanları var: tahtakuruları, sıçanlar ve tembellik gibi.

Kitapta Ish’in hikayesini okuyoruz. Kıyametin hemen sonrasında birlikte gelecek kurabileceği insanların arayışında Amerika’yı gezmeye başlıyor. Bir yandan da dünyanın insansız nasıl değiştiğini gözlemliyor. Bulabildiği her şeyi evinde biriktiren bir adam, hiçbir şey olmamış gibi evinde radyo ve martini ile yaşayan bir çift ve ihtiyacı olmadığı halde hala pamuk yetiştiren birkaç siyahiyi, Yaşayan Ölüler diye sınıflandırdıktan sonra, sonunda birlikte yaşayabileceği 6 kişi bulup bir topluluk kuruyorlar.

Sonrasında ise bu topluluğun gelişimini görüyoruz. Ish’in medeniyeti geri getirme hayali var. Topluluktaki diğerleri, üretmeyip eski dünyanın kalıntılarıyla mutlu mesut yaşarken o bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyor. Sonuçta konserveler ve mermiler bir gün bitecek. Yıllar geçiyor, çocuklarla 7 kişi 30 oluyor ama “Bir şeyler yapmalıyız.” sadece her sene tekrarlanan bir konuşma olarak kalıyor. Okul saati ayarlıyor ama eski medeniyeti hiç görmemiş çocuklar için anlattıkları ilgi çekici olmuyor. Okumayı öğrenen bir oğlu hariç. Ish, geleceğini bu çocukta görüyor ve kendisi toplumunu geliştirmeyi başaramamış olsa da liderlik o çocuğa geldiğinde onun başaracağına inanıyor. Fakat kaderin cilvesi o ki çocuk da hastalanıp ölüyor. Ish uzun süre yas tuttuktan sonra hatasının farkına varıyor. Diğerlerini geçmişin tüketicileri olmakla suçlarken, asıl geçmişin medeniyetinde takılı kalanın kendisi olduğunu anlıyor. O medeniyet bitti ve yeni medeniyeti kuracak yeni neslin ne yapacağını belirleyemez, bir ebeveynin evladına yapabileceği gibi sadece yol gösterebilir. Bu sefer sınıf ortamında bir şeyler anlatmak yerine kendi imkanlarıyla bir yay ve ok yapıyor. Tabi çocuklar hiç böyle bir şey görmedi ve bir kere denedikten sonra hepsi kendi yayını yapıyor. Şimdilik bir oyuncak olabilir ama zamanla fark edecekler ki bugüne kadar tüfek kullanarak öldürdükleri hayvanlar bununla da avlanabilir. Ish belki elektriği geri getiremedi ama yıllar sonra mermi kalmayıp barut bozulduğunda torunları aç kalmayacak.

Devamında olanlar ise okumak isteyenlere kalsın, tüm kitabı burada özetlemeyim. Uzun uzun yazmamdan da belli olduğu üzere çok beğendim. Ortam da böyleyken bir yayınevi çıkıp çevirir umarım.

10 Beğeni

Victor Hugo/Sefiller

Karantina sebebiyle ortaya çıkan boş vaktimi, uzun süredir kitaplığımda duran ve okumadan geçirdiğim her ay içime daha çok oturan Sefiller’le doldurmaya karar vermiştim. Kitabı 700. sayfada bıraktım.

Sefller Fransız Devrimi sonrasında geçen (Napolyon ve 18. Louis dönemlerini içeren) bir roman. Monte Kristo Kontu ve İki Şehrin Hikâyesi gibi Fransız Devrimi/Napolyon zamanında geçen romanların aksine bu dönem ve dönemin siyasi koşulları, kurgunun fazlasıyla önüne geçiyor. Paris’in sokak sokak betimlendiği; Waterloo Savaşı’nın saat saat, taktik taktik anlatıldığı; Fransa’da manastırların tarihi ve o zamanki konumunun yazıldığı kurgudışı bölümler var. Bu bölümler okuru sıkıyor ve kurgudan koparıyor.

Deneme niteliğindeki bu yerleri atlasanız dahi kurgunun kendisinde de aşırı detay ve ayrıntılar var. Hugo çoğu yerde olayları bırakıp felsefi, tarihi ve sosyolojik çıkarımlarda bulunuyor. Bunların çoğunun gerçekten güzel fikirler olduğunu belirtmeliyim. Ama fazlası yine çok sıkıcı oluyor. Özellikle kurgu okuma niyetiyle kitabı eline alan biri için fikir yazısı bölümleri çok yorucu.

Hugo’nun dili gerçekten akıcı ve güzel, fakat şahsi kanaatime göre hatırı sayılır kısmı kurgudışı olan 1700 sayfalık bir kitabı okutacak kadar değil. Bu sebeple okumayı bıraktım. Hayatımın farklı bir döneminde olsaydım belki çok beğenerek okurdum ama şu an beni bekleyen sevdiğim türlerde ve makul uzunlukta onlarca kitap varken Seflller’e daha fazla vakit ayıramadım. Yine de kitabın konusu ve kurgusunun güzel olduğunu söylemeliyim. Bırakma sebebim sadece bilgi niteliğindeki kısımlar ve -bana göre- gereksiz olan ayrıntılardı.

Böylelikle Charles Dickens dışında dünya klasiği okumaya süresiz olarak ara verdiğimi de not düşeyim.

14 Beğeni

Keyifli.

4 Beğeni

Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin
images (24)
Ursula K. Le Guin’den okuduğum ilk kitap oldu. Yaratılan evreni ve karakteri çok sevdiğimi söylemeliyim. Hiç sıkılmadan okudum, gayet anlaşılır ve akıcıydı. Özellikle okulda geçen kısımları çok sevdim.

Puanım: 8.5/10

17 Beğeni

Bitmesin diye ağırdan almaya çalıştım; ama olmadı. İskandinav edebiyatı ve filmleri daha yalın, dolaysız gibi geliyor bana. Bu eser de insan ilişkilerini herhangi bir süsleme olmadan, olduğu gibi anlatmış. Sevdim.

8 Beğeni

Biyografi türü okumayı hep sevmişimdir ama sanırım ilk defa roman türünde okudum. Gerçi adında roman yazmasına rağmen roman mıydı tam emin değilim. :sweat_smile: Daha önce Oğuz Atay okumadım, Mustafa İnan hakkında da bir bilgim yoktu ne yazık ki. İlk sayfalarda kitaba adapte olmakta zorlandım, bir çocukluk bir yetişkinlik derken kim ne diyor anlayamadım. Ama bir kere rayına oturunca gerisi geldi. Bence herkes okumalı Mustafa İnan’ı, bir şekilde hepimizin yolu düşüyor üniversiteye ve ne yazık ki o günden bu güne ne üniversite ortamlarında ne de öğrenciler de çok bir değişim yok. Şikayet etmeyi seven, ama elini taşın altına koymaya gelince dut yemiş bülbüle dönen bir toplumuz bence. 7’den 70’e bu böyle ne yazık ki. Mustafa İnan’ın hayatı ise tam tersi. Ve kitapta bunu güzel anlatmış Oğuz Atay.

Kitap bir mühendisin hayatını anlattığından biraz mühendislik terimlerine de girmiş, o kısımları anlamak benim için ayrı zordu ne yazık ki. Ama sadece mühendislikle ya da matematikle ilgilenmemiş İnan, dil , müzik, din gibi konularda kafa yormuş ve özellikle dil ile ilgili yerleri okumak oldukça eğlenceliydi. Çok yönlü, erken vefat eden bir bilim insanıymış İnan, böyle hocaların artması dileğiyle.

6 Beğeni

Ben de böyle yapmaktan korkuyorum. O yüzden bu kitaba başlamıyorum. Küçükken 600 sayfalık kısa versiyonu okumuştum. Beni çok etkilemişti. Çoğu detayı hâlâ aklımda…

2 Beğeni

Yazarla bugün tanışıyoruz, uzun zaman sonra okuduğum ilk öykü-ler olacak.

5 Beğeni

Ben de şu an okuyorum. Son hikayedeyim. :laughing:

Wells’in betimleme yapmayı seven bı yazar olduğunu biliyorum. Ama çeviriden ve özellikle virgül kullanımından dolayı bazı betimlemeleri sıkıcı buldum. Okuyan başka birinin görüşlerini merak ediyorum bu konu hakkında.

4 Beğeni

Henüz ilk öyküyü okudum, tamamladığımda belki bir şeyler söyleyebilirim ama ilk öykü gayet akıcı geldi bana şöyle devam bir fikrim oluştu, genelde kapının öbür tarafında bir arayıştaysak, bu tarafı sıkıcı gelebilir tabi sadece ilk öykü açısından söyledim bunu :slight_smile:

İkinci öykü dediğiniz gibi, cümleler uzadıkça uzamış. Yazarın tüm sevenlerinden de özür dilereye şunu demek istiyorum. İlhan berat adında bir youtuber var, belki bilirsiniz. Sanki onun bir anunaki hikayesini dinliyor gibi okudum :wink: sevenlerinden bir kez daha çok büyük özür diliyorum.

3 Beğeni

Sonunda başlıyorum

6 Beğeni

Ruhların Kaçışı - Andrew Osmond

Ruhların Kaçışı filmini izleyip seven herkesin okuması gereken bir kitap. Kitapta film hakkındaki bütün göndermeler, bütün metaforlar anlatılırken sadece Ruhların Kaçışı filmi değil en az 10 tane daha Hayao Miyazaki filmi de anlatılıyor. Filmin öncesi, film çekimi, film sonrası yapılan şeyleri de anlatıyor. Disnep ve Pixar filmlerinden de bahsediliyor. Hatta Rüzgarlı Vadi mangasından da bahsediyor. Rüzgarlı Vadi filmini izledim tabi ve en sevdiğim Hayao Miyazaki filmi olsa da mangası Türkçe olmadığı için okuyamadım bir türlü. Bu kitapta mangadan biraz spoiler yedim. Ama bu durum daha çok merak etmeme sebep oldu.
Göndermelere gelince özellikle kapitalizm hakkında durulması hoşuma gitti.

Kitabın eksi yanlarından da bahsetmek lazım. Renkli sayfalar, kuşe kağıdı kitap olması çok iyi. Ama yapmışken karton kapak yerine ciltli olsa daha güzel olurdu bence. Ayrıca 2-3 yerde imla hatası olması gözümden kaçmadı. Neyse fazla olmadığı için görmezden gelinebilir. Son olarak Japonların çok dikkat ettiği bir duruma bu kitapta dikkat edilmemesi kötü olmuş. Japonlar çizgi film demez, anime der. Çizgi roman demez, manga der. Tamam teknik olarak aynı olabilirler ama yine de tamamen aynı demek yanlış olur. Bu kitapta buna dikkat edilmemesi büyük bir eksik olmuş bence.

Hayao Miyazaki seviyorsanız, animasyon filmlerini de seviyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun derim.

10/8

12 Beğeni

Akhilleus’un Şarkısı’na başladım. Henüz 30 sayfa okudum ama bayağı sardı. Mitoloji şöleni.

12 Beğeni

H.G. Wells’in Körler Ülkesi ve Diğer Karanlık Öyküler kitabının henüz 4. Öyküsündeyken Isaac Asimov’un Uzayın Bekçileri adlı öykü derlemesi gelince dayanamadım hemen okudum. İlk iki öykü (Yerin Altında ve Uzayın Bekçileri) daha önce okuduğum derlemelerde de vardı. Geri kalan 5 öykü ile beraber toplamda 7 öyküden oluşan bu derlemeyi Asimov kitaplığıma kazandırdığım için çok mutluyum.

Birbirinden güzel öyküleri içinde barındıran Uzayın Bekçileri’ni Asimov hayranlarına şiddetle tavsiye ediyorum. Umarım Asimov’un bu kısa öykülerini ilerleyen yıllarda toplu öyküler adında ciltli olarak görürüz.

18 Beğeni

image
Ölü Canlar’ı okudum.

Gogol’un tamamladığı birinci cildi mükemmel buldum, Çiçikov şimdiye kadar okuduğum en ilginç karakterler arasında rahatlıkla zirveye oturur. İlk cilt boyunca Çiçikov’un ne yapmaya çalıştığını çözmeye çalıştım ama bulmayı başaramadım, yazar sonunda açıklayınca ise çok şaşırdım ve Çiçikov’un planına hayran kaldım.

Yazarın önce yazdığı daha sonra ise yaktığı ve daha sonra yanmamış sayfaların bir araya getirilmesiyle oluşan ikinci cildin ilk sayfalarında çok fazla eksik bulunmadığı için güzel buldum ama geriye kalan sayfalar arasında çok fazla kopukluk vardı, bu yüzden olay örgüsünü anlayamadım. Keşke Gogol bu ikinci cildi yakmasaymış da Çiçikov’u keyifle okuyabilseydik.

9 Beğeni

Tolstoy’dan Hacı Murat’ı okuyorum aklıma bi soru takıldı.

Tolstoy bu kitap için
“Bu öykünün bir kısmını bizzat yaşadım, bir kısmını şahitlerden dinledim, bir kısmını hayalimde canlandırdım. İşte hayalimde tamamladığım öykü budur.” demiş.

“Hayalimde tamamladığım öykü budur” derken tam olarak ne demek istemiş?

A) “Bir öykü var. Bu öykünün bi kısmını yaşadım, bi kısmını dinledim, bi kısmını uydurdum.
Bu kitapta, bu yaşanmış öykünün sadece benim hayalimde uydurduğum parçalarını okuyacaksınız. Benim yaşadığım ve dinlediğim kısımlarını değil.”

B) Tolstoy, Hacı Murat kitabı çıkmadan önce bu kitaptan “bi kısmını şahit olduğum kalan kısmını da benim uydurduğum bir öykü var” diye milleti hype’lamış. Sonra Hacı Murat kitabı çıktığında “hani o bi kısmını yaşayıp, bi kısmını uydurduğum öykü vardı ya? Ha işte o öykü, bu öykü.” diye kitabı tanıtmış.
Yani sonuçta yarı gerçek yarı hayal bir kitap okuyoruz.

Özet

Gerçekte Hacı Murat, Şeyh Şamil’in haberi dahilinde Rusların tarafına geçiyor. Buradaki amaç Şeyh Şamil lehine bilgi sızdırmak. Ama kitapta Hacı Murat, Şeyh Şamil’le anlaşamadığı için Rusların tarafına geçmiş gibi anlatılıyor. Gerçekte kahraman iken, kitapta vatan haini olarak resmediliyor.

1 Beğeni

Jurgen
Yarım bırakma huyum olmadığından bitsin diye sayfa saydım resmen😣. Unutulmuş fantastikler ilk duyurulduğu anda edinmeye karar vermiştim. Onun dışında asla edineceğim okuyacağım bir kitap değil. Sabrımı baya zorladı.

1 Beğeni