Sizin bu yazınızı okuduktan sonra kitabı internette ararken İthaki’nin şu kapağına rastladım. Çok güzel bir kapak bence
Keşke İthaki aynen bu kapakla yeniden bassa kitabı


Mahur Beste’yi okudum. Tanpınar’ın Huzur romanını okurken yazarın sürekli "Mahur Beste"den bahsetmesinden işkillenip kitabı bırakmıştım. Çünkü Mahur Beste kitabının Huzur’dan önce okunması gerektiğini düşünmüştüm. Şimdi Mahur Beste kitabını okuduktan sonra anladım ki kitaplar birbirinden bağımsız okunabilirmiş.
Mahur Beste, Tanpınar’ın yazdığı ilk roman ama yazar eseri yarım bırakmış. Kitabı okuduktan sonra yazarın neden yarım bıraktığı kolayca anlaşılıyor, kitap bir kişinin hikayesi olarak başlıyor ama kitap ilerledikçe yazar önüne gelen herkesin hikayesini anlatmaya çalıştığı için bir türlü ana hikayeye dönüş yapamamış. En sonunda da kitabı yarım bırakmaya karar vermiş.
Bu yan karakterlerin hikayeleri o kadar ilginç ki yazara kızasım bile gelmedi. Ama bir yandan da ana karakter Behçet Bey’in hikayesinin yarım kalmasına üzüldüm. Kitap yarım bırakılmış olsa da özellikle Tanpınar sevenler olmak üzere tüm okurlara bu kitabı okumasını tavsiye ederim.

Mary Shelley’nin Karanlık Yazılar adlı kitabını okudum. Toplamda 7 öyküden oluşan kitapta en sevdiğim öyküler Ölümlü Ölümsüz ve Dönüşüm oldu. Yazarın öykülerindeki romantiklik ve detaycı anlatımı yer yer sıkıcıydı. Özellikle son iki öykü ne kadar kısa olursa olsun bitmek bilmedi.
Kısacası iki öykü dışında beklediğimi bulamadım ben. Yazarın Bilimkurgu Klasiklerindeki eseri de umarım bu son iki öykü gibi değildir.
Yüzüklerin Efendisi Tek Cilt
Yaşar Aksoy’un Gavur Mümin Gazi Paşa’nın Casusu kitabını okuyorum. Benim beğendiğim bir kitap oldu. Tarih-Araştırma-İnceleme kitapları ilginizi çekiyorsa sevebilirsiniz.
Siyah Lale, Alexandre Dumas

Ne desem bilmiyorum. Kocattın, kıvrandırdın bizi Dumas. 225 sayfada bir an olsun bizi soluklandırsaydın n’olurdu? Dahi misin, sadist mi, bilmiyorum.
Neyse efendim. İyi-kötü karakter mücadelesini içeren kitaplar hoşunuza gitmiyorsa, kitabın arka kapağını okuyup “Eh işte, eninde sonunda siyah bir lale üretiliyordur, ne olabilir ki?” diyorsanız Dumas kitabın her bölümüyle kafanıza “Zübönk!!” diye vuracak.
Okuduğum en güzel, en akıcı, en heyecan verici kitaplardan biriydi. Yer yer güldüm, yer yer üzüldüm. Şiddetle, şey pardon, sevgiyle tavsiye ederim.
Son 9 günde okuduklarım

Bayan Caliban Jaguar Yayınlarının bilimkurgu serisinden miydi? Nasıldı acaba?
Kitabı okumadım ancak filmin sonu ile ilgili şöyle bir paylaşımda bulunabilirim. Alternatif bir son var filmin sinema sonundan başka. Sinema sonu galiba stüdyo baskısı ile konulmuş. İzleyenler I am Legend - Alternative Ending diye internette bulabilirler. Filmi hala o sonu ile hatırlarım. Gerçek son oymuş sanki çünkü sinema sonu olmamış gibiydi.
Evet , Prospero serisinin 5.kitabı.Bu serinin bence en farklı kitabı.Eserde bir kadının , farklı bir bakış açısıyla kompleks bir evreni sorgulamasına tanıklık ediyoruz.Yer yer düşündüren, hatta felsefeye kayan birçok düşünceyle de karşılaşıyoruz.Şahsen okurken keyif aldım , sizde bilimkurgu + felsefeden hoşlanıyorsanız rahatlıkla tavsiye ederim.Sadece sonu tatmin edici gelmedi 
Ayrıca farklı bilimkurgu eserleri bastığı için de Jaguar’ın Prospero serisi , türe ilgisi olanlar tarafından takip edilmeli diye düşünüyorum.
O sonunu da okudum, kitap sonuna tema olarak daha yakın ama o da farklı. Gerçi film birçok açıdan farklıymış, sadece deney yapmaları aynı galiba. 
Uzun dünya serisi nasıl? aklımda olan bir seri ancak devamı çok geç gelir diye listeme eklemedim.
Ben çıkan 2 kitabı okudum. Paralel dünyalar fikrinden yola çıkılmış, özellikle evren, dünya ve canlılığın evrimi ve evrenin, dünyanın, canlılığın olasılıkları ile ilgili yapılan spekülasyonlarını başarılı bulduğum bir seri olmuş.
Toplam 5 kitap olacak, 2’si yayınlandı. Umarım 8-9 ay da bir kitap gelir. 2 kitap boyunca merak unsurunun sürekliliği ve olası dünya ve evrim spekülasyonları nedeniyle ben beğendim.
Okuması keyifli , grift bir seri.Sayısız paralel dünyaları keşfettiğimiz içinde kaybolabileceğiniz akıcı bir eser.İlk iki kitabı benden tam not almayı başardı 
Devam kitapları için umarım çok beklemeyiz.
Isaac asimov- işte tanrılar
Başarılı bilim kurgu için ne gerekli? Bilimsel alt yapının sağlam olması ama okuyanı da sıkmaması, kurgunun yorucu olmaması, heyecan dozunun belirli bir düzeyde olması(ne polisiye kadar artması, ne de sanat filmi seviyelerine gerilememesi) kendi içerisinde mutlaka tutarlı olması, ayağının yere sağlam basması(en azından benim için öyle, yani fazla fantastik öğeler işe karışınca fazla sağlam değilmiş hissi başlıyor) … Daha artırılabilir. Ama en önemli nokta, tabiki hayal gücü. İşte bu kitapta hepsi o kadar dozunda ki, insan bilim kurgu bu demek istiyor. Eleştirilecek noktaları elbette ki var, ama üstat öyle kurgulamış ve konuyu öyle noktalardan bambaşka yerlere götürmüş ki, sanki 3 kitap okuyormuş gibi hissettiriyor. Kitabın ikinci bölümü başladığında “koskoca asimov, paralel evrende yaşayan akıllı canlı olarak, bula bula salyangoz mu bulmuş?” diye biraz modum düşmüştü. Ama bölümün sonlarına doğru bunların android olması ile, oha dedim; sonra android değil ‘sertlerin’ öncülleri olmasıyla helal olsun, işte yaratıcılık bu dedim. Ayrıca zaman ve olay konusunda da çok güzel hareket etmiş bu bölümde. Sonrasında bir daha buraya dönülmemesi ise, kitapla ilgili en büyük üzüntüm
Beğendiğim ve bilim kurgu sevenlere önerdiğim bir kitap oldu fakat maalesef kitabın baskısı yok. Eğer denk gelirseniz ve bütçenize de uugun olursa, uçuk fiyatla olmamak kaydıyla, alıp okuyunuz efendim.Bilim kurguda hız kesmeye şimdilik niyetim yok. Daha önce iki kitabını okuyup, çok beğendiğim (uzayda piknik ve tanrı olmak zor iş) strugatski kardeşlerden kıyamete bir milyar yıl kitabı, sıradaki kitabım olacak. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Öyle çok şey yazmayacağım Koralin hakkında. Neil Gaiman’ın anlatımı yine çok güzeldi. Fakat kitabın daha çok çocuklara uygun olduğunu düşünüyorum. Mezarlık Kitabı ve Yokyer kitaplarında olduğu gibi Koralin’de de olaylar küçük bir bireyin etrafında gelişiyor.

Tristram Shandy’yi ilk Hasan Ali Toptaş’ın en sevdiği kitaplar listesinde görmüştüm. Kütüphanede görünce de alıp okuyayım demiştim. İlk seferinde tarım bırakmıştım çünkü hikaye bir şey anlatmıyor gibi gelmişti. Karantina günlerindeki bol boş zamanım bana çok kıymetli bir fırsat verdi.
Kitap Tristram Shandy namlı bir beyefendinin hayatını anlatacak ama önce doğumunda evvelki aile ve aile dostlarının durumları, haletiruhiyeleri, kendilerini etkileyen olaylar silsileleri nakledilecekken araya Le Fever’in hazin öyküsü -ama durun efendim, ben zatıalilerinize daha baştan uyarıda bulunmak mecburiyetinde hissetmesem aralara bu muhterem " -" noktalama işaterini nakşeder miydim? Böyle vaziyetlere katlanmamak için aldığım önlemleri ilerdeki bölümlerde- amcam Toby’nin dul bayan Wadman ile münesabetinden önce elbette ki ,Madam ve saygıdeğer Efendim- çalakaleme alacağım. Hayatım ve naçizane görüşlerim demek araya sık sık hikayecik parçacıkları -bu tabir için tekrardan bağışlanma dilerim- sokmam abes kaçmaz. Her şeyin başlangıcı olan babamın saat onarım ve tamirat hadiseleri, Susannah’ın benim rızamı -veyahut velim Walter Shandy’nin- alamadan sünnetimi halletmesinden dört kitap -ne bir eksik ne bir fazla, efendim- öncedir. Son olarak amcam Toby’nin Yorick’in yanında belirttiği gibi…
Tanrım! dedi annem, nedir bu hikaye?-
Aman Efendim, BOĞA İNEK MUHABBETİ, dedi Yorick- Hem de şimdiye dek dinlediklerimin en iyilerinden.
kıyamete bir milyar yıl
Hemen okunup bitirilebilecek bir kitap. Oldukça akıcı ve yormayan bir eser. Çok az olan bilim kurgu öğelerini çıkartıp, bu kitabı kim yazmış diye sorsanız, muhtemelen Mihail Bulgakov derdim. Arada ortaya çıkan kafkaesk havaya da bayıldım. Kitapta oluşan gizemli hava çok hoşuma gitti. Bence okunurluğu yüksek, keyifli bir kitap olmuş.
Bu kitapla beraber 3. (pazartesi cumartesiden başlar kaldı geriye) Strugatski kardeşler kitabımı okumuş oldum ve yazarların ülkemizde haksızlığa uğradığına karar verdim. Yani hep eleştirilen ‘anlatım’ konusu bana hitap ediyor ve başarısız diyemem. Sadece çok detay vermiyorlar, o da kişisel tercihleri. Fakat arkadi ve boris kardeşleri okumayan bence bilim kurguda yarım kalır. Çünkü diğer yazarlarda göremeyeceğimiz özgünlükte konular seçiyorlar. Diğer yazarlar dünya dışı uygarlıkların ziyaretini yazarken, strugatski kardeşler onların gidişinden sonra kalanlar hakkında yazıyor. Diğer yazarlar bir gezegene yolculuğu yazarken, strugatski kardeşler o gezegenin kültürel gelişimi üzerinden alternatif tarih yazıyor. Diğer yazarlar büyük bilimsel buluşların ardından ortaya çıkan durumu yazarken, strugatski kardeşler bu buluşların bulunma evresindeki sorunları yazıyor. Yani tam tamamlayıcı yazarlar ve diğerlerinin bakmadıkları pencereden bakıyorlar. Dediğim gibi ben genel olarak beğeniyorum kiraplarını, tarzlarını, seçtikleri konuları, anlatış biçimlerini. Kıyamete bir milyar yıl da, yine mutlu etti beni. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Çizgi romanlara yeni başlayan biri olarak pek beğendiğimi söyleyemem. İlk bölüm çok güzeldi. Büyük bir merak uyandırdı. İkinci bölümde pek çok şey öğrenmiş olduk. Çizimleri çok beğendim. Böyle bitmemeliydi daha etkileyici bir son beklerdim. Hatta böyle bitiyorsa devamı olmalıydı. Bu adamların orkidelerin peşini bırakmayacağı aşikar.
YERDENİZ BÜYÜCÜSÜ
Merhaba Rıhtım ailesi. @_Ged’ in tavsiyesi ve @Agape’nin ısrarlı ricaları(!) doğrultusunda(iyi ki öyle yapmışlar); Ursula Kroeber Le Guin’ in fantastik edebiyat arenasında “en”ler arasında gösterilen Yerdeniz serisinin ilk kitabı olan Yerdeniz Büyücüsü’nü okudum. Bu sırada tabii ki rahat durmadım ve Yerdeniz Serisi Okumamışlar Cemiyeti açtım (okumadıysanız hiç durmayın üye olun). Cemiyet başlığı altında… Neyse yazıya reklam almayalım. Şimdi de hem ayağımın alışması (aslında elimle yazıyorum ama…) hem de seri hakkında cahilliğimi ortaya koymamla forumumuzun güzide cadısı(gören de sanacak 10 yıldır forumdayım, 100 gün olmadı halbuki) tarafından çarptırılmış olduğum kurbağa büyüsünü bozma temennilerimle serinin ilk kitabı hakkında eksik ve kusurlarıyla bir inceleme yazmaya uğraşacağım. Sürç-i klavyem olursa affola.
Serinin Türkçe çevirisini Çiğdem Erkal İpek yapmış, basımını ise Metis üstlenmiş. Hepsinin ellerine sağlık.

Noth hierth malk man, hiolk han merth han!
İlk olarak Yerdenizin büyü ve büyüye bağlı ögeleri kullanışına değinmekte yarar görüyorum. Kitapta büyünün dayandırıldığı temeller ve büyücü üzerindeki etkileri o kadar detaylı ve güzelce aktarılmıştı ki okurken “Yok daha neler” dediğimi hatırlamıyorum. Hogwarts’ın henüz varolmadığı dönemlerde Roke Adasında verilen büyü eğitimi son derece tatmin edici. Biraz açmak gerekirse :
Yerdeniz evreninde büyüler ancak varlık ve nesnelerin gerçek –kadim zamanlardan beri bilinen- isimleri bilindiği takdirde etkili oluyor. İnsanların yaşadığı bölgeden uzaklaştıkça-uç yörelere gittikçe- büyüler zayıflıyor. Bir büyücü ne kadar güçlü olursa olsun, dönüşüm büyüsü yaparak farklı bir şeye dönüştüğünde, insan varlığına geri dönememek gibi bir risk almış oluyor. Gözbağlama büyüsü ile elde edilen bir yemek yiyenlere kuvvet kazandırmıyor. Bir de denge dedikler ve bozmak istemedikleri bir sistem var, bir yerde yağmur yağdırmak başka bir bölgede kuraklığa sebep olabiliyor. Bunlar ve okurken görebileceğiniz büyüyle ilgili diğer detaylar, benim olmayan(henüz) fantastik birikimimle kalbimi çaldı.
ÇEVİK ATMACA
Duny, doğduğu köyde teyzesi tarafından büyü yeteneğinin keşfedilmesiyle, teyzesinden büyü eğitimi alır. Ta ki güçlü bir imparatorluk olan Kargad İmparatorluğu ordularının çevre köylerden sonra Onakçaağaç’a yönelene dek. Duny kullandığı büyüyle Kargad ordusunun savuşturulmasında önemli bir rol oynar, ancak aşırı güç kullandığı için hasta olur. Yaptıkları Re Albi’de yaşayan büyücü Ogion’un kulağına kadar gider ve Ogion onu öğrenci olarak yanına almaya gelir(bu sırada gerçek adını da verir, gerçek adı Ged’dir).
Bir süre Re Albi’de Ogion’la kalan Ged, gençliğinin ve hırsının etkisiyle sıkılır, kendini kanıtlayabileceği büyüler öğrenmek için yanar tutuşur. Bunun üzerine Ogion bir mektup yazarak onu Roke adasında bulunan büyücülük okuluna gönderir. Burada çeşitli hocalardan büyü dersleri alan Ged gerçekten çok yeteneklidir. Burada çeşitli arkadaşlıklar kuran Ged, kendini kanıtlamak için Jesper ile giriştiği bir iddia sonucunda (Vetch adındaki arkadaşı engel olmaya çalışmasına rağmen) bir ruh çağırma büyüsü yapar. Büyü konusunda yeterli bilgiye hakim olmadığı için karanlık diyarlardan gerçek adını bilemediği bir düşmanın gelmesine yol açar. Bu karanlık varlık, Ged’i ciddi biçimde yaralar ve benliğini ele geçirmeye çalışır. Uzun bir süre yatakta kalan Ged sonrasında eğitimini tamamlar ve büyücüsü olarak görevlendirildiği Aşağı Torning’e doğru yola çıkar. Bunu yapmakla gölgeye karşı güvende olduğu Roke Adasından da ayrılmıştır.
ŞEMSİYELERİ HAZIRLAYIN/YELKENLER FORA
Buradan itibaren Ged ile birlikte Adalar diyarının dört bir yanını gezeceğimiz soluksuz bir yolculuğa adım atıyoruz. Yeri gelince ejderhalarla kavgaya tutuşuyor, yeri geliyor benliğimizi kaybetme pahasına bir dönüşüm büyüsü yaparak karanlığın hizmetçilerinden kaçıyoruz. Bu sırada bilinmeyen düşmanımızla amansız bir kovalamaca yarışının ortasında buluyoruz kendimizi. Biraz Yerdeniz yağmurları altında sırılsıklam ıslanıyor, biraz da Haeg’in ölümüne ağlıyoruz. Başta yanında durmak istemediğimiz Ogion ustanın büyüklüğünü fark edip, önünde diz çöküyoruz. Ve en önemlisi, duyabilmek için susmak gerektiğini, atmacanın bomboş gökyüzünde uçarken parladığını öğreniyoruz. Bir de Civanperçemi’ni tanıyoruz. Öyle söylemedi demeyin sonra.
KİTAP ÜZERİNE
Kitap, her yaştan okuyucuya hitap etmeyi başarbiliyor. Bunun en önemli sebebi kitabın başında bir çocuk olarak tanıdığımız baş kahramanın serüveni boyunca büyümesini, yaptığı hataları ve bunlardan çıkardığı dersleri, korkularını, korkularına karşı gidişini, olgunlaşmasını adım adım takip ediyoruz. Kitabın sonunda asi bir genç olarak belleğimize misafir ettiğimiz Ged’i asla kötülükler tarafından ele geçirilemeyecek ve belki de gelmiş geçmiş en iyi başbüyücü olmaya hazır olarak uğurluyoruz.
Ursula’ da bu kitabı tanımlarken “Sanırım Yerdeniz Büyücüsü’nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yaşımda tamamladım- ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek” der.
Kitabı okurken gerçekten de dünyaya ve Ursula’nın hayal gücüne hayran kaldım. Pendik ağaçlarının nasıl göründüğünü ve ruşvaş çayının tadını merak etmemek mümkün mü? Ya gölgenin yaşamla ölüm arasındaki duvarın önünde Ged’i beklediğini gördüğü anda korkuya bulanık bir heyecana kapılmamak ? Jesper’in ne kadar sinir bozucu olduğundan bahsetmiyorum bile. Estarioll’un kahramanlık şarkılarına eşlik etmek de bir hoştu doğrusu. Tek beğenemediğim yer kitabın sonuna kadar yazarın bizi hazırladığı gölge-Ged mücadelesinin beklediğim kadar aksiyona sahip olmamasıydı. Belki de Ged kafasında yapbozun parçalarını bir araya getirdiği an olay bitmişti, ama yine de biraz daha zorlayıcı bir zafer olabilirdi. Son olarak sizlere Carl Jung’un arketiplerine bir göz atmanızı salık verir, bu vasat-altı incelememi okuyarak gözlerinize verdiğiniz rahatsızlıktan ve harcadığınız vakitten ötürü bir teşekkürü borç bilirim. Kendinize iyi bakınız.
Kitap hakkında daha doyurucu bir inceleme okumak isterseniz buyrun.






