stanislaw lem-solaris
Lem yine şaşırtmadı. Spoiler yediğim için uzun süredir konusunu bildiğimi “sandığım”, bu yüzden de okumakta tereddüt yaşadığım bir kitaptı. Meğer bildiğim bölümün hiç bir önemi yokmuş. Yani daha doğrusu, bu kitapta konunun önemi ikinci sırada. Evet bir yolculuk, evet bir yeni gezegen keşfi. Ama olay bunlar değil, olay bambaşka. Bilim kurgu kitapları arasında felsefi yönü en baskın kitaplardan birisi. Bu kitabı okuduktan sonra, lem’in neden amerikan bilim kurgusunu eleştirdiğini anladım. Gerçekten lem’in kitaplarından sonra, bazı bilim kurgu kitapları uzayda geçen polisiye, fantastik yahut aşk kitabı seviyesinde kalıyor.
Öncelikle iki bölüm hariç(gezegen hakkında bilgilerin olduğu) çok çok akıcı bir kitap. Olaylar, gizem, yeni gezegen… Hepsi gayet merak uyandırıcı. İki bölüm ise bize bulunduğumuz yer hakkında çokça bilgi vermenin yanında, felsefi olarak da inanılmaz sorgulama yaptırıyor. Canlı nedir? İyilik-kötülük nedir? Bilinmeyenden neden korkarız? İletişim ve zeka nedir? Yaşam nedir? Tanrı nedir? İnsan suretinde bir tanrı mı, yoksa yetkin olmayan bir tanrı mı? Gerçekten inanılmazdı. Ufku iki katına çıkaran kitaplar listeme ilk sıralardan giriş yaptı.
Spoiler içermeyen bu alıntı, kitabın felsefesi hakkında, belki de en iyi gösterge, yine de alıntı okumak istemeyenler için gizleyelim;
alıntı
Aslında kozmosu ele geçirmek değil istediğimiz, yalnızca Yer’in sınırlarını kozmosun sınırlarına dek genişletmek. Filanca gezegen bizim gözümüzde Büyük Sahra gibi kıraç, öteki Kuzey Kutbu gibi buz tutmuş, başkası Amazon Havzası kadar bereketli olsa olsa. İnsansever ve şövalye ruhluyuz: Başka soyları köleleştirmek değil niyetimiz, onlara kendi değerlerimizi miras bırakmak, karşılığında da onların mirasını devralmak istiyoruz. Kutsal Bağlantı’nın Savaşçıları sayıyoruz kendimizi. Bu da bir başka yalan! Yalnızca İnsan’ı arıyoruz biz, başka dünyalara gereksinimimiz yok. Ayna gerek bize. Başka dünyaları ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Tek bir dünya, kendi dünyamız, yetiyor bize. Ama olduğu gibi de kabul edemiyoruz onu. Kendi dünyamızın ülküsel bir imgesi peşinde koşup duruyoruz hep: Bizimkinden üstün bir gezegen, üstün bir uygarlık arıyoruz, ama kendi geçmişimizin prototipi üzerinde gelişmiş olsun istiyoruz.
Bu alıntı, kitabın olaya nasıl yaklaştığının, insanlığın amacını nasıl sorguladığının küçük bir örneği. Sadece uzay üzerinden değil, her şey üzerinden bu felsefeyi yorumlayabilirsiniz. Gerçekten harika bir kitaptı. Pek çok soru işareti de kafamda kaldı. Okuyun okutun efendim. Herkese keyifli okumalar dilerim.