Kitabın telif hakkını nasıl almışlar ve niye almışlar? Bizim devlet kitaplarında hep yerli klasik yazarların hikayeleri olur genelde.
O konuda hiç bir bilgim yok maalesef. Yani bizim devlet kitaplarında hem yerli, hem yabancı eserler yer alır. Bu konuda hiç düşünmedim. Okullar açılsın öğretmenime sorarım. Izin yok mu böyle bir şeye?
İzin olmamasından değil de bizim ders kitaplarına pek özenmiyorlar be Rena. Kim telifle çeviriyle uğraşacak diye düşünüyorlar. Bununla kalsa yine iyi.
Geçen sene mi ondan önceki sene mi, bir tane karikatür koymuşlar. Karikatür de çocuk ders kitabına konulmayacak bir şey hiç değil. Hatta link vereyim:
https://www.google.com/amp/s/tr.sputniknews.com/amp/turkiye/201709081030057174-meb-turkce-kitap-karikatur/
Özensiz yapıyoruz işlerimizi biz.
Bizim ders kitaplarımızda hiç karikatur yok. Esas olarak dersler kendi edebiyyatımızdan oluyor. Bazen yabancı edebiyattan oluyor. ![]()
Evet, ben merakla okuyorum Harry Potter serisini. Çok akıcı kitaptı. Belki de okuduğum en hızlı kitaptı.
Hadi bakalım, umarım kısa zamanda listeden çıkarım 
Özensizlik değil de bilerek yapılmış bir şey bence. Küçük görsel, kitabı elinde bulunduran çocuklar fark etmez bile diyerek yerleştirmişler direkt.
Ben tekrardan Michael Grant’ın Yoklar Serisi’ni okumaya başlıyorum. Seri maalesef ki çok ama çok başarılı olmasına rağmen hak ettiği değeri göremedi. Hatta Stephen King’in de çok sevdiği bir seri. Şahsen henüz kitabını korktuğum için okuyamadığım ve 2 filmi haricinde - Carrie ile Öldüren Sis- izleyemediğim bir yazar Stephen King. Yoklar Serisi’ne başlamama sebep olan kitap kapağına vurulmamdı. Sonrasında da devam kitaplarının çıkmasını beklemiş, hatta yayın evine bile mesaj atmıştım defalarca ne zaman çıkacak diye.
Eğer aranızda hala okumayanlar varsa Yoklar Serisi’ne bir şans vermeli. Yazarın dünyası büyüleyecek.
Kitapları okudukça da YouTube kanalımda yorumlayacağım.
Ben okumadım. Ama okuyacağım. 
Seveceğine eminim. 
Kitabı bitirdim. Kitapla ilgili başta yazdığım düşüncelerimin çoğu değişmezken, bu düşüncelere ek yapmak istedim. 200’lü sayfalarda hikaye tekrar açılıyor ama o sayfalara gelene kadar ben, akla karayı seçtim. Kitabın genelinde o kadar fazla betimleme var ki “hadi artık bir şeyler olsun” demeye başladım. Beni çok boğdu bu durum. Öyle ki kitabı yarım bırakma eşiğine kadar getirdi, fakat bırakmadım, bıraktırmadı.
Bu kitapla ilişkim, birbirini zıt yönde iten mıknatıslar gibiydi. Kitabın içine girmek istiyorum, olmuyor, hikayenin dışına itiyordu beni sürekli. Cebelleştim, yoruldum. Yazarın İthaki ve Can’dan çıkan Golem kitabı da böyle miydi acaba? Sonuç olarak kitap nihayete erdiği için mutlu oldum.
Kardeşim okulun ilk günü farketmişti.
Göze çarpıyordu baya.
Aklıma ilk editör MEB ile gırgır geçmek istemiş o yüzden koymuş demek geldi ama resim küçük, dikkat etmemişler, patisini uzatıyorlar sanmışlardır diye düşünüyorum. Yine de insan resim seçerken dikkat eder. İlgisizlik yav başka bir şey değil.
Paternus: War of Gods - Dyrk Ashton
Daha önce de bahsettiğim Paternus serisinin son kitabını okudum ama nasıl okuma. 800 sayfalık kitabı elimden bırakamadım. Hareket, aksiyon, savaş bir an eksilmedi. Gerçekten güzel bir okuma oldu. Sonu da gayet güzeldi, belki bir iki şey farklı olabilirdi ama içimde yumru olarak hiçbir şey kalmadı.
Bu vesile ile tekrar yazayım: Mitoloji ve fantastiğe ilginiz varsa, bu seriye mutlaka bir şans verin. Pişmaz olmazsınız
Kindle Unlimited üzerinden bedava okuyabileceğinizi de hatırlatayım.
Sırada büyük ihtimalle şu var 


yedinci gün
Tıpkı aden gibi daha önce okuduğum bir kitap yedinci gün (bu ara çok okuyasım yok. Hem çok yoğunum, hem de izne çıkacağım ona hazırlık yapıyorum. Bunlar bile plansız okumalar oldu
) . Aslında edebiyat maceramın anlamını yeni yeni kazandığı zamanlarda okumuştum. Üzerinden fazlaca zaman geçti. İlk okuduğum İhsan Oktay Anar kitabıydı yedinci gün. O zaman çok zorlanmış ama bir o kadar da sevmiştimd, devamında da kitaplara bakışım değişmişti. Sonra bütün eserlerini okudum yazarın. Hatta puslu kıtalar atlası’nın İlban Ertem’in çizimiyle buluştuğu kirabı dahi okumayı ihmal etmedim.
Netice itibariyle, İhsan Oktay bir müddet okumayınca, inanılmaz özlenen bir yazar. Ben de seneler önce okuduğum için, yedinci gün’ü tekrar okumak, bu hasretimi gidermek istedim. Bunda youtube’da denk geldiğim videonun da etkisi oldu;
Bana göre İhsan Oktay Anar’ın en iyi eseridir yedinci gün. Çok güzel tahliller, çok iyi işlenmiş bir konu, harika bir kurgu ve derin bir eleştiri (her alanda) içerir bu kitap. Okuması en zor eseri, kabul. Tekrar okurken dahi ilk kez okuyormuş gibiydim (ki çok önce okumamın da bunda etkisi vardı), ama emin olun tekrardan da okuyacağım ileride. Bu arada İhsan Oktay’ın büyülü gerçeklikten ziyade, bilim kurguya daha yakın bir eseri bu. Kitabın anlatımı çok yoğun ama içerisine girebilirseniz her satırında harika espiriler ve göndermeler var. Çok ciddi olduğu konular da oldukça fazla. Belki bir küçük eleştiri; zaman zaman konularda fazla kopma var.
İhsan Oktay Anar’a başlamak için uygun bir eser değil ama eğer yazarın tarzına alışmışsanız, bence amat’la beraber en iyi eseri. Tabii puslu kıtalar atlası’nın yeri bambaşka. Yazara başlamak içinse bence en uygun eser suskunlar ve efrasiyab’ın hikayeleri.
İzne ayrılıyorum, o yüzden pek kitap okuyamayacağım 15 gün civarı, yine de üç dört kitap izindeyken yavaş yavaş okuyabilirim ve siz değerli forumdaşlara fikrimi sunabilirim umarım. Herkese keyifli okumalar dilerim efendim.
Okuduğum en farklı kitaplardan birisiydi. Klasik anlamda başı sonu belli olan tüm kitap boyunca tek bir hikayeyi takip ettiğimiz romanlardan değil bu kitap, birbiriyle bağlantılı denilebilecek aynı evrende geçen hikayelerden oluşuyor ancak her hikaye bir öncekinden zaman olarak ileride olduğu için zaman bakımından bir ilerleme söz konusu.
Bradbury bu kitabında postmodern denilebilecek bir anlatım tarzını seçmiş. Kitabı hikayenin sonunu merak ettiğiniz için değil hikayenin kendisini sevdiğiniz için okuyorsunuz, en azından bende öyle oldu. “Varılacak yerden ziyade yolculuğun kendisini sevmek” de denilebilir. Ben bu durumdan çok memnunum.
Bana göre bu kitapta Bradbury’nin psikolog yönü ön plana çıkıyor. İnsan davranışlarını gözler önüne seriyor. İnsanın en ilkel dürtülerinden kaynaklanan davranışlarını harika bir şekilde gözler önüne seriyor. İnsanı bu kadar iyi çözümlemiş yazar sayısı bir elin parmaklarını geçmez muhtemelen.
İnsanın varlığını sürdürmesi için bulunduğu ortama uyum sağlamak zorunda olması veya problemleri dışsallaştırarak kendisini masumlaştırması gibi şahane konular işleniyor. Poe’ya yapılan saygı duruşu ise taktire şayan.
Açıkcası bu kitabı salt bilimkurgu olarak görme taraftarı değilim çünkü yazar bilimkurguyu bir araç olarak kullanıyor ve bize insan hakkında yaptığı çözümlemeleri anlatıyor. Tabii bunları yaparken akademik bir anlatıdan uzak bir şekilde ve oldukça eğlenceli olarak yapmayı da başarıyor. Kesinlikle okuruna bir şeyler katacak bir kitap, tavsiye ederim…
İyi akşamlar, bugün size geçenlerde okuduğum bir bilimkurgu serisinin ilk kitabı olan “Yaşlı Adam’ın Savaşı’nı” anlatmaya çalışacağım. Öncelikle türlere tam olarak ne ad verildiğini bilemediğim için kendi çapımda açıklayacağım. Kitabın dili basit ve keyifli boş bir haftasonunuz varsa bir çırpıda okuyabilirsiniz. Kitabın mizah yönü de bayağı kuvvetli en son Otostopçunun galaksi rehberi serisini okurken bu kadar eğlendiğimi hatırlıyorum. Kitabın konusuna gelirsek insanoğlu uzayda koloniler kurmaya başlamış ancak bu bir kurum (veya her ne deniyorsa) olan KSG’nin tekelinde ve uzaya yalnızca bu askeri ordu/kurum a katılırsanız çıkabiliyorsunuz. Bu kuruma katıldığınız an Dünya’da ölü kabul ediliyorsunuz ve bir daha ayak basamıyorsunuz. İyi habere gelirsek 2 ile 10 yıllık bir zorunlu hizmetten sonra herhangi bir koloniye yerleşip hayatınızı yaşıyorsunuz. Kitap çoğunlukla uzayda geçiyor ve kitabın içerisinde bilimkurgularda görmekten çok hoşlandığım insan vücudu üzerinde oynama olayı var. Neyse herkese tavsiye ederim sağlıcakla kalın.
Henüz tatilde hangi seriyi okuyacağım karar vermedim ama adaylarımdan birisi de John Scalzi’nin bu serisi.
Tüe olarak askeri bilim kurgu diyebiliriz sanırım. Konusunu duyduğum ve bildiğim kadarıyla en azından. Elinize sağlık inceleme için ![]()
Uzun zamandır bu seri radarıma giriyor ama nereden başlayacağım bilemiyorum. Odakitap’ta John Scalzi’nin yedi sekiz kitabı var. Kaçı bu seriden, Yaşlı Adam serisinin kaç kitaptan oluştuğunu ve sıralamanın nasıl olduğunu söyleyebilir misiniz?
Yaşlı adamın savaşı, hayalet tugay, son koloni, zoe’nin öyküsü. Aslında 6 kitap bildiğim kadarıyla ama 4’ünü bastı ithaki ve devamı da gelmeyecek. Zaten imparatorluk serisini basıyordu, onu da yarım bıraktılar sanırım. Sendrom kitabı da seri ama o da pek umut vermiyor.
- Yaşlı Adamın Savaşı
- Hayalet Tugay
- Son Koloni
- Zoe’nin Öyküsü
Yaşlı adamın savaşı serisinin okuma sırası bu. Yazarın diğer kitaplarının bu seri ile bağlantısı yok diye biliyorum. ek olarak sizi John Scalzi başlığına etiketliyorum orada daha detaylı açıklanmış.



