Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)


Dr. Ox’un Bir Fantezisi

Konusu : Quiquendone, belediye başkanı Van Tricasse ve danışmanı Niklausse tarafından akıllıca yönetilen küçük bir şehirdir. Oldukça soğukkanlı ve sakin insanlar olan Quiquendonelılar, son derece ağır işleyen bir rutinin içinde hayatlarına devam ederler. Ta ki bir gün şehre gelen şaşırtıcı Doktor Ox, belediye başkanıyla anlaşıp, tüm şehre ücretsiz olarak gazlı sokak lambaları yerleştirmenin sözünü verene kadar. Alelacele bir fabrika kurulur, kaldırım taşlarının altına açılan kanallar hızla ilerler ve sokak lambaları bir kahraman edasıyla yükselmeye başlar. Fakat değişen sadece sokaklar ve caddeler değildir. Şehir halkı da yavaş yavaş değişmeye ve başka insanlara dönüşmeye başlamıştır.

Yorumum : Oldukça sürükleyici bir kitaptı. Jules Verne’in yazdığı bir şeyin kötü olma ihtimali yok zaten. Mutlu mesut yaşayan ve polise bile ihtiyaç duyulmayan Quiquendone halkının bir kaos halkına dönüşmesini okumak etkileyiciydi. Sonrasında yaşananlar da aynı şekilde. Jules Verne yine güzel bir sonla noktalandırmış :slight_smile:

23 Beğeni

Feminizm isimli çizgi romanı okudum. Karakarga yayınlarının çizgi roman serisini takip etmek istiyorum bu kitapla birlikte, seride ilgimi çeken başka kitaplar da oldu.

Kitap ile ilgili yorumum şöyle ki, iyi bir giriş kitabı olduğunu düşünüyorum feminizmi hem tarihsel hem kavramsal hem de örnekler üzerinden anlamak için, bir çizgi romanın olabileceği kadar derli toplu olmuş. Çizim tarzı olarak da hoşuma gitti.

Kitap yazar ve çizerin diyaloğu ile başlıyor feminizmi nasıl anlayabileceklerini ve ifade edeceklerini tartışırken sloganlar üzerinden gitmeye karar veriyorlar ve 7 slogan üzerinden feminizmi çerçeveliyorlar.

Öne çıkan konular şöyle:

-Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi ve Olympe de Gouges’in idam edilişi (1793) ve insanın eril temellere göre kavramsallaştırılması
-Kadınların ülkelere göre oy ve temsil hakkı, kadının kamusal alandaki varoluş mücadelesi
-Kişisel olan politiktir sloganı üzerinden tecavüz ve kürtaj hakkı, Bobigny davası(1972)
-1. ve 2. Dalga feminizm ve mücadele ettiği konular
-2. Cins olarak kadın (Simone de Beauvoir)/ öteki olarak kadın cinsiyeti ve toplumsal normlar
-Siyahi feminist mücadele ve siyahi kadın sömürüsü, popüler kültürde siyahi kadın temsili
-toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelimler üzerinden LGBT, Freud’un libido üzerinden kadını eksik olarak konumlandırması, queer kuram, male gaze(eril bakış üzerinden kadının temsili ve nesneleştilmesi),pornografi
-kadına yönelik şiddet, maçoluk, feminizmin erkek düşmanlığı olarak algısı, dünyada kadın cinayetleri ve medya temsilleri vb.

Herkese iyi okumalar dilerim :metal:t2:

18 Beğeni


korkunun bütün sesleri
Yolculukta ve gece yatmadan önce okuyarak bitirdim ve çok beğendim :slight_smile: Gerçekten güzel bir seçki olmuş. İçindeki hikayeler şu şekilde:

Bence bu yazarları okumaya başlayacaklar için, yazarların tarzlarını anlamada harika bir veri kaynağı olacaktır. Sadece Lem’in hikayesi, son bölüm hariç, Lem’i çok da yansıtmıyor.

  • Toplam 45 sayfa olan maske’nin, ilk 20 civarı sayfasında çok yoğun anlatım ve bir türlü ne olduğu tam anlaşılamaması nedeniyle zor okuma sunarken, devamında öykü açılıyor. Ortalarına kadar, ufak göndermeler hariç, bu nasıl bilim kurgu dedim. Bitirdiğimde de “bu hikayeyi böyle anlatmaya gerek var mıydı?” diye düşünürken buldum kendimi. Lem’i çok severim ama buradaki hikayesi biraz değişik geldi bana.

  • Ballard beni çok şaşırttı, çok beğendim hikayesini. Gerçekten reklam sektörünü, kapitalizmi, totaliter yönetimi ve başka pek çok şeyi harika eleştirmiş. Açık ara farkla en iyi hikayeydi.

  • Asimov’un normaline göre buradaki hikayesi daha az formdaydı.

  • Bradbury’nin hikayesi tam bir Bradbury hikayesiydi :slight_smile: Çoğu hikayede aynı tadı korumayı başarıyor Ray Bradbury.

  • Kurt Vonnegut’ın hikayesi de Ballard’dan sonra en sevdiğim hikaye oldu. Gerçekten güzel bir eleştiri barındırıyor hikaye ve keyifle okunuyor. Özellikle sonunda kahkaha attım.

  • Heinlein henüz okumadığım bir yazar ama tarzını biliyorum. Yine bir askeri bilim kurgu ile kitaptaki yerini almış. Hikayeyi beğendim.

  • Kitaba ismini veren Ellison’un öyküsü ise bazen karmaşık bazen hızlı tempolu, ilginç bir hikayeydi. Güzel işlenmiş ve edebi yönü kuvvetli bir hikayeydi.

Genel olarak beğendim kitabı. Bence türe yeni başlayacaklar, yazarları merak edenler yahut bilim kurgu sevenler sıkılmadan keyifli vakit geçirecek aynı zamanda da bu kitaptan gayet faydalanacaklardır. Genel olarak tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar dilerim.

27 Beğeni

Steven Erikson
Gardens of the Moon
Malazan Book of the Fallen 1

Malazan, Türkçeye çevrilmemiş fantastik seriler arasında en meşhurudur sanırım. Çevirisi olmamasına rağmen forumda şu an itibariyle 941 mesajlık bir konusunun olması da bunu gösteriyor. Serinin bu ilk kitabını okumadan önce seri hakkında bildiklerim, çok detaylı bir dünya olduğu, özellikle ilk kitapta dünyayla ilgili pek fazla bilgi verilmeden okuyucunun direkt olayların içine atıldığı ve bu sebeple anlatılan olayları anlamanın zor olduğu, sonraki kitaplarla bu durumun düzeldiği ve yaygın görüşe göre serinin gelmiş geçmiş en iyi epik fantastik serilerden biri olduğuydu.

Kitabı okumaya başladığımda hikayenin tahmin ettiğimden çok daha karanlık olduğunu gördüm. Karanlık hikayeleri sevdiğim için kitap beni zaten en başından kazandı. İlk kitapta anlatılan olayları anlamanın zor olduğunu bilerek okumaya başladığım için bu durumun fazla bir olumsuz etkisi olmadı. Hatta kendimi çok karmaşık bir hikayeye fazla şartlamıştım ve birbiriyle alakasız görünen birçok olayla karşılacağımı düşünüyordum ama kitapta soluksuz bir şekilde takip ettiğim bir ana hikaye buldum.

Bununla birlikte, kitapta geçen olaylara ortasından dahil olma kısmı çok da yanlış değil. Yaratılmış olan dünya gerçekten muazzam büyüklükte. Bazı yerlerde karakterler mevcut zamandan yüzbinlerce yıl önce olan olaylardan bahsediyorlar, bu kadar geniş bir geçmiş var. Farklı farklı ırklar, tanrılar, büyücüler, askerler, hükümdarlar, bunların her birinin farklı farklı özellikleri ve hedefleri, aralarındaki ilişkiler derken önünüze sunulan bilgi çok fazla ve bunların hemen hepsi önemli. Bazen anlamsız ya da gereksiz görünse bile verilen her bilginin hikayeye bir katkısı var aslında, bunu bazen hemen, bazen bir paragraf sonra, bazen 100 sayfa sonra, bazen de belki sonraki kitaplarda anlıyoruz. Seriyi bu açıdan ince ince dokunmuş, detaylı ve şahane bir deseni olan el halısına benzetiyorum ve Steven Erikson’a saygılarımı yolluyorum.

Kitabı okurken olayları takip etmeyi kolaylaştıran
Sunum linkindeki sunum dosyası ve Reread linkindeki reread sayfasını okuduğum her bölümden sonra kullandım. Bu sayfaların linklerini forumun Malazan başlığında paylaşan @isos81 ve @HamdemitAbi sonsuz teşekkürler.

Genel olarak serinin en zayıf kitabı kabul edilen ilk kitabı bile bayıla bayıla okudum, sonraki kitapları düşünemiyorum bile.

Serinin Türkçe çevirisini son olarak İthaki yayımlayacağını duyurmuştu, hatta ilk iki kitabın çevirisini birlikte yayınlamayı planlıyorlardı. Çevirilerin kısa sürede geleceğini düşünmüyorum, en iyi ihtimalle gelecek sene yayımlanmaya başlayacaktır. Hedefim o zamana kadar İngilizce olarak seriyi bitirmek ve yayımlandıkça Türkçe olarak ikinci kez okumak, umarım serinin tamamını Türkçe olarak görebiliriz.

22 Beğeni

korkunun bütün sesleri
Beni eski günlere götürdünüz. Kitaplarımı araştırınca Korkunun Bütün Seslerini buldum çıkardı. Bende şubat 1993 baskısı var. Sevmiştim bütün öyküleri okuduğumda. Özellikle Ray Bradbury’e hayranım desem yanlış olmaz

17 Beğeni

Çok değerli bir kitap :slight_smile: İlk baskısı sanırım 93 baskısı. Gerçekten harika yazarlar, güzel hikayeleriyle bir araya gelmiş. Bradbury’ye hayran olmamak elde değil. Bazı bilim kurgu okurları biraz basit olmakla suçlarlar ama gerçekten isimsiz bir hikayesini okusam, bu Bradbury hikayesi diyebilirim, bu da bence önemli bir özellik. Her hikayesinde aynı tadı tutturuyor Bradbury.

4 Beğeni

NOVRUN’UN VARİSİ (RIYRIA REVELATIONS #3)

İlk kitabını okuduğumda aşırı etkilenmemiştim ama yazar her yeni kitapla seviyeyi yükseltmeyi başardı. Hani kitapları sırala derseniz direk 6>5>4>3>2>1 derdim. Tatmin edici, sürpriz dolu ve epik bir finaldi.

İleride İlk İmparatorluğun Efsanelerini de okumayı düşünüyorum. Umarım satıyordur da bu seri de çevrilir.

8 Beğeni

İlk İmparatorluğun Efsaneleri Serisi’nin ilk iki kitabı halihazırda çevrilmiş durumda ancak hem kurgu (genel ve fantastik) hem de edebi kalitesinin ortalamanın altında olduğunu düşünüyorum.

2 Beğeni

Zaman
Kitabı beğendim ve 3 gün içinde bitirdim. Pdf okudum. Ama akıcı kitap değildi. Bazen bazı kısımları anlamıyordum ve bir kere daha okuyordum. Sanırım ben bilim-kurgu sevmiyorum. :thinking: Ama bazı kısımları çok ilginçti. :thinking:
Herkese tavsiye ediyorum. :slightly_smiling_face:

12 Beğeni

WOOL - I: SİLO - HUGH HOWEY
Özgün Adı: Wool Omnibus Edition
Çeviren: Mehmet Rasim Emirosmanoğlu, Gökhan Sarı


Kitabı elimden bırakamadım. Okumaktan çok keyif aldığım, her anını yaşıyormuşçasına hissettiğim, temposu yüksek, rahat okunabilen bir kitaptı.

Sarmal şeklinde bir silonun içinde yaşayan ve bu silonun katlarına iş bölümüyle yerleştirilmiş bir topluluğun sisteme başkaldırmasıyla birlikte hikaye hız kazanıp, kitabın sonuna kadar da bu hızını hiç kaybetmiyor. Bir bakmışsınız 200 sayfa okuyuvermişsiniz, öyle akıcıydı.

Bu hikaye bana Metro kitabını anımsattı. Orada da dışarıda tehlikeli bir ortam olduğu için topluluklar metroda yaşamak mecburiyetinde kalıyordu. Bu kitapta da benzer bir durum var. Silonun dışarısı tehlikeli olduğu için herkes siloda yaşıyor.

Bazı sayfalarda geçmişe, bazı sayfalarda geleceğe gidiyoruz ama zamanımızın büyük kısmını şimdiki zamanda geçiriyoruz hikayede. Her sayfasını “sonra ne olacak” merakıyla çeviriyoruz. Bazı kelimeler ve göndermeler dipnotlarla açıklanmış. Çok beğendim.

18 Beğeni

Isaac Asimovdan Ben, Robotu bitirdim az önce. Bu yazardan okuduğum ilk kitaptı. Çok beğendiğimi söyleyebilirim. Olaylar, yapılan tespitler, karakterler Çok hoşuma gitti. En sevdiğim öykü ise Yalancı! oldu. Bilimkurgu seven herkese öneririm.
4.5/5

16 Beğeni


Fallada ile tanışma kitabım. Tüm külliyatını almıştım, şimdi okuma vakti :slight_smile:

12 Beğeni

Kallokain - Karin Boye

Ana karakterimiz bilim insanı Leo Kall, insanlara gerçekleri söyleten, daha sonra adına Kallokain koyacağı bir serumu geliştiren kişidir. Hikayeyi de onun gözünden günlük şeklinde okuyoruz. Birkaç gün önce bitirdiğim bu kitabı okurken çok sıkıldım. Karakterin eşinin gözünden anlatılsa daha ilginç olabilirmiş kendisinden çok daha derin bir karakter olduğunu düşünüyorum. Aslında bakıldığında kitap bir yere varmıyor.
Cesur Yeni Dünya ile anılması gereken bir kitap denilince bir hevesle okumaya başlamıştım ancak hayal kırıklığına uğrattı. Bunların dışında kitapta sevdiğim bir şey olarak başlığını söylemeliyim. Birden fazla anlama geliyormuş ve adını çok yaratıcı buldum.

Bu arada Kallokain’in soluk yeşil renkte bir madde olduğu kitapta geçiyor ama kapakta mavi renkte gösterilmiş bu da garip.

6/10

20 Beğeni

Enigma’ya başladım. Farklı bir kitap, yavaş yavaş içine giriyorum hikayenin. Sel Yayıncılık’tan okuduğum kitaplarda genel olarak tatminsizliğim var. Bakalım bu da aynı olacak mı?..

3 Beğeni

Selamlar! Normalde instagram hesabımda paylaştığım yorumlarımı bir de Rıhtım’da paylaşmak istedim. Ursula sevenlerle de kalpten kalbe, okurdan okura yol olsun diye.

Rocannon’un Dünyası ile Hainli Döngüsü incelemelerinin ilkini sizinle paylaşmak istedim.

Gerçeği efsaneden, doğruyu doğrudan ayırt etmenin öyküsü bu. Başka türlü, daha yalnız, daha hüzünlü, daha tam bir varlığa dönüşmenin öyküsü. Sömürgeciliğin ve istilanın kara gölgelerinden damarlanıp antropolojinin ışığında ivmelenen bir kan akışı misali varolan bir öykü. Yaratılan bir mit, uzak diyarlarda bir kahramanlık öyküsü, geçmişin köklerinden geleceğin yıldızlarına uzanan bir uzay operası.

Le Guin’in bu ilk romanı aynı zamanda edebî mirasının “safir kolyesi” Hainli Döngüsü’nün de ilk halkası. Yazarın içinde çağlayan nehirlerin sonsuz okyanuslara açılmadan önceki ilk taşkını. Epik fantastik ve bilim kurgunun iç içe girişi. Bilinmez bir evrene ilk adım, mitik kökenlerden yükselen çok sayıda ırkla tanışma, rölativite/uzay-zaman ekseninde kırılma noktaları. Tüm bunların yanında Yıldızlordu Rocannon ve Fian Kyo üzerinden kolonyal ırk ve yerli halk çatışmasına dair tarihi bir altmetin. Hepsinin üzerinde arkadaşlık, güven, hırslar ve korku ile kol kola ilerleyen destansı bir yolculuk. Lunapark treni misali hızlı ve alabildiğine yoğun. Olay içre olay, hikâye içre hikâye. Okuyucuyu doğası gereği kıyısında bırakan bir anlatı.

Rocannon’un Dünyası tüm bunların ötesinde bir kişinin, o biricik tekilliğin, sonsuz evrenin dişlilerinden sadece biri olduğunu da söylüyor okuruna. Varlığı işleyişe katkıda bulunan ama yokluğu işleyişi durdurmayan tozlu bir dişli. İç burkan, yaş akıtan. Rocannon’un üstünlükle “incelemeye” geldiği dünyada sürgün kaldığı an. İşte o an. Mitlerin peydahlandığı sonsuz döngüde bir insan hayatının çaresizliği üzerine epik bir gözyaşı damlası bu. Kurumayan. Orda kalan. Sonsuzlukta parıldayan bir yıldızın çöküş anı misali görkemli bir çaresizlik bu.

11 Beğeni


BİTTİ.:crossed_swords:
Tarihe olan ilgisini okul yıllarında kaybetmiş biri olarak bugünlerde aklımdan sürekli padişahlar, yeniçeriler, dilenciler, hanlar, hamamlar geçiyorsa ve bunu dönemin şartlarına ve atmosferine uygun kurgularla düşlerime dahil edebiliyorsam, İhsan Oktay Anar’ın başarısıdır; inanılmaz bir kalem, kurgu üstadı.

Anlatımında olayları rivayetlere göre beslemesi, konuyu pekiştirdiği gibi kitabın albenisini arttıran en tatlı unsurdu bana göre, çok hoşlandım.
Kısa süreli tek sıkıntım, bilinmeyen kelimelerin çokluğu oldu. Bir çoğunu da burada paylaştım, zaman zaman.
Bilimkurgu kitaplarının hemen ardından okumak; tuhaf demeyeyim, farklı bir lezzetti. Bu beni kitapta sıkça rastladığım “yedi iklim dört bucağa” götürür.

Kitabın kahramanı Uzun İhsan Efendi gibi düşler aleminde, kendi kendinize bir dünya atlası çizmek isterseniz, duanız bu defa benden:
“Yolunuz hicaz olsun, el kazana siz yiyesiniz” :smiley:

23 Beğeni

Hava Uyanıyor serisinin ikinci kitabını okuyorum. :star_struck: Birinci kitapta dünyayı ve karakterleri tanıma fırsatımız olmuştu. Karakterlerin önceki yaşamları, yetenekleri, yaptıkları işler ve aralarındaki ilişkileri hakkında bilgi edinmiştik. İkinci kitapta ise direkt olarak o dünyanın içinde uyanıyoruz. Adeta bir savaşın ortasında Vhalla ile mücadele etmek üzere onun dünyasına ışınlanmışız gibi. İlk kitabı okurken inanılmaz keyif almıştım, ikinci kitap konuya tam olarak bir dalış yapmış olmasına rağmen yine merakla ve heyecanla kendini okutturuyor. Serinin beş kitaptan oluşuyor olması, bizi daha nelerin beklediği konusunda daha çok meraklanmama sebep oluyor. :sweat_smile: Son olarak kitabın Türkçe kapağının net bir fotoğrafını bulamadığım için orijinal kapağı eklemek durumunda kaldım. :upside_down_face:

13 Beğeni

ALAYCIKUŞ (MOCKINGBIRD)

KONUSU

Gelecek, azalan insan nüfusunun elektronik mutluluklarla yatıştığı ümitsiz bir yer. Sanatsız, edebiyatsız, sevgisiz ve çocuksuz; bazılarının dayanmaktansa kendini yakmayı tercih ettiği bir hayat.

Öyle bir hayat ki yaratılmış en mükemmel makine Spofforth bile katlanamıyor ve ulaşamadığı tek hayalini kovalıyor: intihar etmek. Ama bir erkek ve bir kadın, gereken umudu aşklarında ve kitaplarda bulacak. Hem dünya hem de Spofforth için.

DÜŞÜNCELERİM

Büyük kötü şirketlerin veya nükleer savaşın değil de iyi niyetlerin ve ufak hataların yol açtığı bir distopyayı konu alıyor. İnsanların Mahremiyet ve İçedönüklük prensipleriyle yetiştirildiği; başka bir insanla bir haftadan fazla birlikte yaşamanın, bir yabancının yüzüne bakmanın veya ona kendine ait bir şeyi vermenin suç olduğu bir gelecekte geçiyor. İnsanlar sadece tüketiyor ve kimyasallarla kendilerini mutlu ediyor. Yazar, üniversitede dersine giren öğrencilerin ilgisinin ve okuma alışkanlığının gitgide zayıfladığını fark edince böyle bir kitap yazmaya karar vermiş.

Yüzyıllar sonra okumayı öğrenen ilk insan olan Paul Bentley’nin hikayesi içinizi kimi zaman ısıtıyor kimi zaman da karartıyor. Konusunun aksine dili basit ve bana oldukça sürükleyici geldi.

Konusundan tahmin edebileceğiniz üzere Fahrenheit 451, Cesur Yeni Dünya gibi kitapların severlerine öneririm. Alteo Yayınevi tarafından 2003’te çevrilmiş ama bulunur mu bilmiyorum.

25 Beğeni


asker kaçağı
Tıpkı korkunun bütün sesleri gibi, bir bilim kurgu öyküleri seçkisini daha bitirdim ve yine çok beğendim. Bu kitapta da oldukça kaliteli yazarlar bir arada. Konu olarak daha ciddi olmasına karşın, daha akıcı ve nispeten daha hafif hikayelerden oluşuyor. Burun farkıyla daha fazla beğendim diyebilirim bu kitabı. Kitabın içindeki öyküler şu şekilde:

  • PKD’nin farkını ortaya koyduğu bir öykü ile giriş yapıyoruz. Çok akıcı ve güzel bir kurgu. Gerçekten yine yüzümüzü güldürüyor PKD bu öyküsüyle. Klasik PKD tarzı olarak ne gerçek, ne değil sorgulatan, sonunda da kararı size bırakan bir hikayeydi.

  • Alfred BESTER okumayı özlemişim. Yine zekice kurgulanmış, zaman yolculuğuna da farklı bir bakış getirmiş bir hikayeyle karşımızda. Çok başarılı buldum hikayeyi.

  • William TENN daha önce okuduğum bir yazar değildi. Bu kitapta, kitaba ismini de veren, asker kaçağı öyküsüyle bizlerle. Öykü içerisine sizi alıyor. Felsefesini sevdim, farklı bir yaşam türü ve bu türün militarist yaklaşımı, bizim militarist yaklaşımımız ve arada kalanlar gibi düşünebiliriz hikayeyi çok da ipucu vermeden.

  • PKD bir hikayeyle daha karşımızda. Konusu hakkında bir şey söylemek istemiyorum, okuyup görmeniz lazım. Çok beğendim ama sadece, PKD için genel eleştirim, tarih konusunda seçimleri çok iyi değil. Keşke biraz daha ileri yıllar olarak yazsaymış PKD (aslında tarih takıntım yok, yani “1977 geçti, böyle bir şey yok” falan demem, olaya bakarım ama takıntısı olanlar için daha iyi olurdu)

  • Katherine Maclean ve Tom Condit de daha önce duyduğum yazarlar değillerdi. Hikaye bu kitapta en beğendiklerim arasında, sanırım ikinci sırada. Ayrıca çok hoş bir süpriz de var kitapta, spoiler değil ama okumak istemeyenler için blurlayayım; hikayedeki geminin ismi Kemal ATATÜRK, çevirmen değil doğrudan yazar tercihiyle.

  • Stanislaw Lem’in efsane Siberya ülkesinden bir kısa hikaye kitapta kendisine yer bulmuş. Masalsı, esprili, hoş bir hikaye gerçekten. Korkunun bütün sesleri’ndeki hikayesini beğenmemiştim çok, ama bu hikaye Stanislaw Lem’in yazım türüne gayet uygun (espirili olana).

  • Eric Frank Russell yine okumadığım bir yazardı ve çok beğendim. Tarzı biraz Lem, biraz Bradbury. En sevdiğim hikaye Son Baskı oldu. Aynı zamanda en uzun hikaye de bu hikaye. Çok çok beğendim.

  • Müfit Özdeş enteresan bir hikayeyle kitapta yer almış. Bizden bir hikaye olması hoştu. Tabi ki kusurları var ama yerli olarak farklı olması ve bu kitaba eklenmesi hoş olmuş. Hayal gücünün ülkesi yok gerçekten.

Genel olarak beğendiğim bir kitap oldu. Korkunun bütün sesleri ile beraber oldukça fazla bilim kurgu hikayesi sunmuş oldular. İki kitapta da daha önce okumadığım isimler çok dikkatimi çekti. Bu kitap daha rahat okunan öykülerden oluşuyor. Savaş karşıtı olmalarıyla da bir adım öne çıkıyor. Yine bilim kurgu sevenlere, türe yeni başlayacaklara ya da yazarlara giriş yapmak isteyenlere öneririm. Herkese keyifli okumalar dilerim.

27 Beğeni

Kitap ilgimi çekti. Nereden aldığınızı sorabilir miyim… Birkaç siteye baktım tükenmiş görünüyor.

1 Beğeni