Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Umberto Eco’nun romanları roman olmanın ötesinde bir belgesel gibi. Naçizane bendenizde iki kitabı var. Gülün Adı’nı okudum ama zorlandım. Neye benzetmeli bilmem … Belki bir keçi boynuzu gibi. Çok hoş kendine özgü bir tadı ama ama çiğnemesi ve yutması zor. Kitaplığımdaki ikinci kitabı Foucault Sarkacı’nı ise iki kere başladığım halde okuyamadım. Sakin ve geniş zamanım olduğunda bir kere daha deneyeceğim.

8 Beğeni

Yıldız Güncesi de harika öyküler içerir. :slight_smile: Dönüşüm Hastanesi’ni okumamış olsam da beğeneceğimden eminim.

2 Beğeni

Katılıyorum ve ben ilk 150 sayfayı atlatamadım. Foucaultta da böyle olmuştu. Lanet kitaplar çektiğin işkenceyi karşılıyorlar.

Foucault Sarkacı’nı ikinci denemem de bitirdim umarım Gülün Adı’nı da bitirebilirim. dediklerinize de katılıyorum apayrı bir tadı var romanlarının.

1 Beğeni

Darası başıma ne diyeyim…

Sürgün Gezegeni’ne Dair

Bir rüzgâr eser tepelerden, bir kızın saçlarından akarak. Bir dalga vurur sahile ve bir ses duyulur. Zihinde, içinde, kalbinde. Ruhtan ruha, rüzgârdan rüzgara. Yerli ama öteki, buralı ama değil, bir kızın hikâyesi başlar bir gezegende. Kimine yuva kimine sürgün olan bilinmeyen bir diyârda kendini ararken feleğin çarkının devinimini değiştiren Rolery’nin hikâyesi.

Sürgün Gezegeni, Hainli Döngüsü’nün üçlü kuruluş metinlerinden ikincisi. Selefi Rocannon’un Dünyası’ndan daha derli toplu kurgusu ile ayrılan, epik fantastikten aldığı ruhu bilim kurguya yediren üç anlatıcılı bir metin. Ve Ursula’nın hakiki olana tutkusunu yansıtan dilinin, bir köşede satırlara sinen bir tütsü gibi içten içe yandığı bir kitap. Evet, hakikât! Anahtar kelime. Hikâyenin kalbi. Rolery ile Agat’ın o konuşmasında yatan zehirsiz bir ok gibi: “-Kendinize ne diyorsunuz? -İnsan.”

Hiç görmedikleri anayurtları hakkında kederli şarkılar söyleyen kadınlar misâli gerçek, karın garip ve ısrarcı dokunuşu misâli ürpertici bir hikâye bu. İnsan ile Yabansoylu arasındaki fark nedir, silahların laneti mi vardır sahi yoksa mikroorganizmalar mı çökertir bedenleri, zihinden zihnine yollar var mıdır yoksa önyargılardan örülen duvarlardan mı ibarettir iki insan arasındaki mesafe? Zamansız doğmak birini kadın olmaktan alıkoyar mı mesela? Kendini aramak bir zamansızlık mıdır? Asiler aşık olursa davalarına ihânet mi etmiş olurlar? Ölünce denizler altında diyarlar mı kucaklar ruhu yoksa yıldızlara geri mi döner insan? Ev neresi, sürgün ne demektir sahi?

Ursula’nın sihri bu olsa gerek. Emperyalist mantıkla lineer işleyen zamanı, ve dostu mekânı, eğip bükmek. Bir döngü yaratmak. Zihninin bulanık sularını berraklaştıran, bilimkurguya “ruh” üfleyen bir sihir. Ateş küllere boğulurken okurunun elinden tutan Ursula’dır aslında. “Gel, eve gidelim.” diye sakince fısıldayan bir ses.

(Görsel: Essy May)

15 Beğeni

Marifetler’den sonra en beğendiğim Ursula romanıydı. Mülksüzler’den de Yerdeniz’den daha samimi ve farklı hissettirmişti.

2 Beğeni


klasik bilimkurgu öyküleri
Evet, tatilimin sonuna gelirken bir öykü seçkisini daha okumuş oldum. Çok kısa zamanda okunabilecek bir kitabı, 4 günde yavaş yavaş okudum. Kitapta ciddi şekilde dönemin edebi dili hissettiriyor kendisini. Tamamı aynı üslupla yazılmış desek yanlış olmaz. Tabii sadece bu öyküler değil, 19. Yüzyıl sonu, 20. Yüzyıl başında yazılan çoğu bilim kurgu, gotik ya da fantastik diyebileceğimiz eserler benzer edebi dil ve üslup taşımakta. Mesela Lovecraft buna güzel bir örnek olarak verilebilir (nitekim çok etkilendiği iki öykü de bulunmakta)

Kitapta öyküler yayımlanma tarihlerine göre kronolojik olarak sıralanmış. Şunu da belirtmek lazım, bu öyküler bir ikisi hariç bilim kurgu değil, daha ziyade fantezi/korku edebiyatına giriyor. Hele ki ilk ve son öykülerde bilim kurgu olarak kabul edilebilecek sadece mercek, mikroskop ve atom kelimeleri var. Yine de bilim kurguda artık klişe haline gelmiş zamanda yolculuk, ışınlanma, zamanı durdurma, uçabilme, ilk temas (hadi öyle kabul edelim son öyküyü de, ki aslında değildi) gibi temaları ilk kullanan öyküler olmalarıyla bilim kurgu açısından saygıyı hakediyor diyebiliriz. Öykülerin benzer tarz ve tavırlarda yazılmış olmaları nedeniyle arada sıksa da, genel olarak akıcı ve çerezlik olarak okunabilecek, keyifli hikayelerden oluştuğunu söyleyebilirim. Tabii Wells farkını baya ortaya koymuş, ona ekstra parantez açayım. Ben eğlendim, forumda da daha önce beğenilmiş ve önerilmişti. Ben de bilim kurgu /fantezi/gotik edebiyat severler için türün başlangıçlarından bir tutam tatmak isteyenlere öneririm, kesinlikle tavsiye etmem ama okumak isteyen de keyifle okuyabilir bu eseri. Herkese keyifli okumalar dilerim.

21 Beğeni

WOOL 3: TOZ - HUGH HOWEY
Özgün Adı: Dust
Çeviren: Mehmet Rasim Emirosmanoğlu


Wool serisinin son kitabı olan Toz’u okumayı bitirdim. Bu kitabı okurken “vay anam vay neler oluyor ya” heyecanıyla okuduğum bir kitap oldu.

Bu kitap serinin diğer kitaplarıyla kıyasladığımda arşa çıkmış diyebilirim. Epey sürükleyici ve düşündürücüydü. Finali beni memnun etti; daha uzamasını istemezdim. Bence yazar tam tadında bırakmış.

Bu kitapta birinci ve ikinci kitaptan tanıdığımız karakterlerin kesişimi var ve sürekli önemli karakterler arası yolculuk ediyor, olayları ve hisleri o kişilerin gözlerinden yaşıyoruz. Yazar bunu bence o kadar akıcı bir şekilde yapmayı başarmış ki hikâyeden bir anlığına bile kopma yaşamadım.

Bazı bölümlerde insanoğlunun ne kadar beter, lanet özelliği varsa pat küt yüze vurulmuş. Bağnazlık, açgözlülük, kibir… Okurken kimi yerlerde kitabı atıp kaçasım geldi. Atmosferlerin çok güzel yaratılıp, yansıtıldığını düşünüyorum. Kitabın başından sonuna kadar tanıştığımız bazı karakterlerin gelişimine de tanık oluyoruz. Güzel, sürükleyici kitaplardı.

19 Beğeni

“Hayata Yolculuk” 100 sayfa sonra benim için bitti, kitap ile ilgili yorum çok yapmayacağım keza ciddi sinirlendim, çünkü ikiyüzlülükten hiç hoşlanmam. Neyse sıradaki kitabım ;
0000000061857-1

Şimdilik 100 sayfasını okudum, ancak o kadar bahsedildiği gibi büyük tatlar vermedi, bakalım inşallah anlattığı şeyler bir yere bağlanır yoksa kaybettiğim zamana çok üzüleceğim.Genelde yerli yazarları okumuyorum bu sebepten dolayı inşallah yanılırım.

12 Beğeni

Zıma Mavisi

image

Alastair Reynolds’un ilk öykü kitabı olan Zıma Mavisi’ni okudum Kitap 8 adet hikayeden oluşuyor ve her hikayenin sonunda yazar o hikayesi ile ilgili yazılış aşaması içinde saklı kalan detaylar vb. hakkında 1-2 sayfalık bilgiler veriyor. Çok güzel bir ayrıntı olmuş bana göre.

Hikayeleri genel anlamda sevdim. Hatta kimisine hayran oldum diyebilirim. Öncelikle şunu söylemeliyim; Gene Wolfe okurken nasıl edebiyat ve tarih alanında bilgi ile okunması gerekiyorsa, Reynolds’ın da bilim çerçevesinde kalburüstü bir bilgiyle okunması daha faydalı olacaktır. Kitapta hikayeler çok güzel konular üzerine eğilmiş. Olay ve karakterlerden bağımsız olarak hikayelerin ana fikri işlemesi daha ön planda. Bu yüzden herkesin seveceğini düşünmüyorum ama ben tek kelimeyle her hikayeye bayıldım. Farkı bir yazarın bilim dozu yüksek hikayelerine dalmak istiyorsanız tavsiye ederim. Öne çıkan konuları ve imgeleri araştırın, sorgulayın. Çok faydası olacaktır.

Bu kitaptan sonra Keşif Uzayı kitabını okuma planımda önlere çekiyorum. Herkes Reynolds okusun, okutsun. :smiley:

26 Beğeni

indir (4)
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Diğer kitaplarındaki gibi bariz bir sovyet eleştirisi var. Ancak yine diğer kitaplarındaki gibi eldeki maizemeyi yazarın iyi kullanamadığını düşünüyorum. Olaylar olması gerektiğinden hızlı gelişiyor. Özellikle son kısımlarda kitap bitsin diye hızlıca oldu da bittiye getiriyor. Konu daha iyi bir şekilde işlenebikir hem sovyet eleştirisi hem de olayın işleniş ve sonu daha iyi bir şekilde kurgulanabilirdi.
Bir de ısırıklı ve kamyon havlaması ifadeleri ne demek bana açıklayabilecek var mı? Belki orjinal metinde böyle geçiyordur ama çeviride göze battığını söyleyebilirim.

17 Beğeni

Ne zaman Bulgakov görsem, aklıma @Okuryorum geliyor hep nedense :slight_smile:

1 Beğeni

Bulgakov’u hem çok seviyorum ve başarılı buluyorum, hem de çok büyük bir dikta yönetiminde, hapis cezasına rağmen geri adım atmamasıyla (örneğin Zamyatin geri adım atmaya çalışmıştır), eleştirilerini devam ettirmesiyle ya da en azından sesini çıkarabilmiş olmasıyla taktir ediyorum. Hayat hikayesi her zaman ilgimi çekmiştir, tabi bir de usta ile margarita var. Ayrıca şu an ben de genç bir doktorun anıları kitabındakinin günümüz uyarlaması denilebilecek bir yerde görev yapıyorum, biraz ondan da yakınlık duyuyor olabilirim :slight_smile: Biz atla gitmiyoruz kar kış fırtınada, daha çok paletli kar aracıyla gidiyoruz :sweat_smile: Onun dışında absürtlük baya fazla.

5 Beğeni

MELANKOLİ İÇİN İLAÇ (A MEDICINE FOR MELANCHOLY AND OTHER STORIES)

Hem canım öykü derlemesi çekiyordu hem de Ray Bradbury’i denemek istiyordum, bir taşla iki kuş vurayım dedim. 300 sayfalık bu kitapta 31 tane öykü var, çoğu 8-9 sayfa, birkaç tanesi de 20 sayfa üzeri. Gerçekçi kurgu, korku, bilim kurgu, komedi… her tarzdan öykü var.

Tabi 30 öykü okuyunca insan ister istemez bir desen görüyor. İnsanın içindeki kötülük yapma dürtüsü, çocukların ciddiye alınmaması, gülümsemenin önemi ve değişim gibi temalar birkaç farklı öyküde işleniyor. Üç sayfada bir “burn” ve “fire” görünce fark ettim, hemen her öyküsünde de ateş ve su motiflerini kullanmış. Ateş genelde kötü, istenmeyen değişimi gösterirken; su ise iyileşmeyi, değişimi kabul etmeyi gösteriyor. Bunun farkına varınca Bradbury’nin kalemini daha çok takdir etmeye başladım.

5-8 sayfalık öyküler fazla dikkat çekici olmasa da, daha uzun öykülerini beğendim.

The Wonderful Ice-Cream Suit: 5 fakir genç dünyanın en güzel takım elbisesine ortak olur. Sırayla haftanın birer günü giyerek talihlerinin döneceğine inanırlar. Filmi de çekilmiş bir komedi.

Pillar of Fire: Yüzyıllar önce ölmüş bir adam tabutunda uyanır ve kendisini dünyanın son mezarlığının içinde bulur. Dünya, insanların cinayet işlemediği, yalan söylemediği ve hatta hiçbir şeyden korkmadığı bir ütopyaya dönüşmüştür. Fakat yaşayan ölümüz, bu ütopyayı pek sevmeyecektir…

Hail and Farewell: Vücudu 12 yaşından sonra büyümeyen Willie, çocuk olmayı kendi mesleği haline getirir.

Dark They Were, and Golden-Eyed: Mars’a yerleşmeye giden bir aile, birkaç gün sonra Dünya’da küresel nükleer felaket yaşandığı haberini alır. Artık geri dönüş yoktur, ve Mars onları yavaş yavaş değiştirmeye başlar…

Kitabın çevirisi sanırım yok, ama içindeki bazı öyküler “Resimli Adam” ve “Mars Yıllıkları” kitaplarında mevcut.

23 Beğeni

Şuan Toz öncesi Ölüm Dalgaları’nı okuyorum. Klâsik Agatha kitabı. Soruşturma yapılıyor şuan. Şimdi sorum şu içinde şöyle çatır çatır soruşturma olan bir kitap var mı? Zola Dreyfus davası var böyle bildiğim. Buna benzer önerebileceğiniz kitap var mı? Şeytanın Avukatı gibi bir avukat, Harvey Dent gibi bir savcı olsun. Umarım anlatabilmişimdir.

4 Beğeni

Brandon Senderson - Sissoylu Son İmparatorluk’u bitirdim. Aşağıda en sık tekrar edeceğim kelime sanırım “malesef” olacak…

Forumda serinin kendi başlığında da yazdığım üzere, kitaba başlamadan önce sağda solda seriye yapılan uçsuz bucaksız övgüleri, Sanderson’un zekasına düzülen methiyeleri, karekterlere yapılan iltifatları okuyup ardından ortalama üstü bir fantastik hikaye ile karşılaşmak beni malesef hayal kırıklığına uğrattı. Belki 17-18 yaşında okusaydım daha çok sevebilirdim.

Kitabın ana teması ve hikaye başlangıcı malesef “klişe” kelimesinin sözlük anlamı gibi. Yine kast sistemi temelli bir toplum. Yine en altta ezilen, sömürülen, öldürülen işçi/köle sınıfı. Yine bu en alt sınıftan çıkıp en üstteki soylu zümreye ve sisteme baş kaldırıp düzeni kökünden yıkmaya çalışan karizmatik, lider ruhlu, iyi kalpli bir kahraman ve güçlerinin farkında olmayan seçilmiş bir kişi. Soylu ve köle sınıfı arasında alevlenen aşk bile var.

resim

Kitap hakkında gözüme batan noktalardan en büyüğü yazarın dilinin ve anlatımın çok basit oluşu. 10-11 yaşındaki bir çocuk bile hikayeyi rahatlıkla okuyup anlayabilir. Zaten 7’den 70’e bu kadar goygoyunun yapılmasındaki en büyük neden de sanırım bu. Malesef ben bu kadar “Ali ata bak.” ayarındaki basit ve yüzelsel dili ve anlatımı beğenmiyorum. Ayrıca kitap baya kalın ve hacimli olmasına rağmen, o çok övülen büyü sistemini, herkesin adını duyunca korkudan küçük dilini yuttuğu sorgucuları, dövüş tekniklerini vs. işlerken görebileceğimiz kısımlar malesef koca kitapta sadece iki veya üç sekanstan ibaret. Geri kalan kısmında her şey fazla detaylandırılmak suretiyle, tekdüze şekilde anlatılıyor. Malesef ancak son 100 sayfada tatmin edici bir aksiyona şahit oluyoruz.

Anlatımı basitleştiren en büyük unsurlardan biri, hikayenin tamamen karekterlerin günlüklerini okuyormuşuz gibi dümdüz ve tek boyutlu şekilde anlatılması. Karekterler ses getirecek ve yankı uyandıracak çok büyük olaylara karışmasına rağmen, bu olayların genel atmosfer ve karşı taraf üzerindeki herhangi bir etki kırıntısını dahi malesef bilemiyoruz. Ana karekterler ne gördüyse o…

Bundan da sıkıntılı olan kısmı, bu tür kitaplarda en nefret ettiğim şeylerden biri olan “Deus Ex Machina” denen muhabbetin (Bu kitapta kendisi “Sazed” adlı karekter olur.) malesef bolca bulunması. Karekter çok kötü bir durumda iken olabilecek en ideal ve en yararlı olasılıklar zincir halkaları gibi arka arkaya dizliyor, karektere en lazımlı şeyler bir anda elinin altında beliriveriyor ve karekterimiz bir anda o kurtulması nerdeyse imkansız olan durumdan kurtuluveriyor.

Sanderson’ın iyi düşündüğü, okurken “vaaayyy” dedirten kısımlarıda var elbet ama hepsi spoiler teşkil edebileceğinden buraya yazmayacağım, belki sonra kendi konusunda yazarım.

“Brandon Sanderson çok iyi bir evren yaratmış, büyü sistemini ve atmosferi ilmek ilmek dokumuş” gibi basmakalıp cümleleri kurup kitabın goygoyunu yaparken bunları da bir zahmet göz önünde bulundurmak gerekli.

Bu kitap iyi kötü bir sona bağlandı, ikinci kitabı okurmuyum bilmiyorum…

19 Beğeni

600 sayfadan oluşan Children of Time, Adrian Tchaikovsky’nin ilk BK romanı. Evrim-temelli bir space opera olarak tanımlanabilir. Bundan önce 10 kitaptan oluşan Shadows of the Apt isimli fantastik seriyi yazmış. Bu kitabı çok önerildiği için konusunu dahi bilmeden okumaya başladım ve araya tatilin girmesi sebebiyle hedeflediğimden daha geç bitirdim. Yine de, parça parça olmasına rağmen, çok güzel bir okuma oldu.

Goodreads’te kitap konusu şöyle özetlenmiş: Yıldızlar arasındaki bir hayatta kalma mücadelesi. Hayatta kalan son insanlar Dünya’daki yıkımdan kaçıp yeni bir yuva bulduklarında, çaresizlikleri, o dünyanın tehlikelerinin üstesinden gelebilecek mi?

Öncelikle BK konusunda çok tecrübem yok, o yüzden “benzeri yazılmamış” ya da “daha iyisini okumadım” gibi ağdalı cümleler kullanmayacağım. Okurken bazen zorlanmama rağmen kendi zevklerime göre çok keyif aldığım, yer yer heyecanlandığım yer yer de “vay be” dediğim bir kitap oldu CoT. Hem karakter gelişimlerini hem de güzel kurgulanmış bir plot’u okumak gerçekten keyifliydi. İngilizce BK okumak bir tık zor oldu, en azından anlamadığım bazı yerler oldu. Bunlar için de aşağıdaki özeti takip ettim ve çok faydasını gördüm (İngilizce okurken en büyük problemim, bir şeyi anlatılmadığı için mi anlamadığımı yoksa anlatıldı ama benim mi anlamadığımı fark edememem :grin:)

Kitabın sonu benim için çok tatmin ediciydi, merak ediyordum yazar altından nasıl kalkacak diye. Başka türlü bitse büyük ihtimalle memnun olmazdım. Sonu hem çok güzeldi hem de hiç beklemediğim şekilde oldu. Bunu başarmak (yani beklenmedik ama güzel şekilde bitirmek) pek de kolay değil.

Bu inceleme işini zaten pek beceremiyorum, spoiler’a girmeden de başka ne anlatılır bilemedim. Acaba bu işin bir tekniği var mıdır? Çok güzel incelemeler okuyorum burada, acaba onlar nasıl bir yol izliyor :thinking: Aslında bundan güzel bir konu çıkar gibi görünüyor, en iyisi mi onu açayım :slight_smile:

Kitapla ilgili herhangi bir sorunuz olursa yanıt vermeye çalışırım. Sıradaki kitabım ise uzun süredir beklettiğim, okumak için sabırsızlandığım şu kitap:

image

23 Beğeni

Puslu Kıtalar Atlası bitti. Bu kitabı sakin kafa ile tekrar okumaya karar verdim iş yoğunluğunda çok düz bir psikoloji ile okuduğum için net yorum yapamayacağım :confused:
Sırada ki kitabım ;
0000000611332-1

Ahmet Haldun Terzioğlu takip ettiğim nadir Türk yazarlardan. Çoğu kitabını okudum, fantastiğe bir süre ara vermek için kütüphanemde kalan bir iki kitabını bitirmeye karar verdim. Bu arada geçenlerde öğrendiğim bir detay, kendisinin kitaplarının şimdiye kadar 5 milyondan fazla bir satış rakamına ulaştığıydı.Maşallah :slight_smile:

14 Beğeni

Sissoyluyu genelde yeni başlayanlara öneriyorum. Dili basit, karakterleri düz, aksiyonu bol, konusu tanıdık ama bolca plot twist var… Benim de okuduğum ilk seriydi ve 4 sene sonra aklımda sadece plot twistleri kalmış. :smiley:

Dediğiniz son 100 sayfa olayı okuduğum tüm Sanderson kitaplarında var. Başı sıkıcı geçer, finalde patlar.

Sonraki kitaplarda Luthadel’in dışı da hikayeye dahil oluyor. Sazed meselesi ise diğer kitaplarda açıklanıyor diyeyim.

6 Beğeni