Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Sissoylu ilk üçlemenin sadece ilkini okuduğunuzdan bazı konularda bence boş yere eleştiriyorsunuz. Öykü 2 kitap daha devam ediyor ve farklı yerlere geliyor. Ayrıca kitap, film,… gibi şeylerde basit anlatım veya başka nedenlerle hemen belli bir yaş grubuna indirmeyi de doğru bulmuyorum. Örneğin Hobbit kitabı her ne kadar çocuklara masal olacak şekilde yazılsa da her yaştan kişi tarafından okunan ve sevilen bir eser.

Arkadaşın belirttiği gibi plot twistler var ve şu an bildiğinizi düşündüğünüz çoğu konuda aslında bir şey bilmediğinizi yavaş yavaş öğreniyorsunuz. Zaten Sissoylu, Elantris, Savaşkıran, Fırtınaışığı Arşivi ve bir kaç eseri daha yazarın oluşturduğu büyük bir evrenin parçaları konumunda. Tüm bu serileri takip etmeyecekseniz bazı konularda karanlıkta kalıp kitapla ilgili bazı yanlışlara düşmeniz de olası.

Bence bu ilk üçlemeyi bitirmeyi bir deneyin. İlginizi çekerse diğer serileri de okuyup (ki en komplike olanı Fırtınaışığı Arşividir.) Cosmere evrenine adım atarsınız. Ama sizi cezbedemez ise de bu kitaplar size göre değil demektir. Herkesin aynı şeyi beğenmesi beklenemez sonuçta.

3 Beğeni

Ben aslında bu “seriyi oku, sonra konuş” durumundan genel itibarı ile rahatsızım.

Biri çıkıp “Ya 11. metal falan dediler, kitabın sonunda onu yaktı geçmişini gördü falan, neydi o şimdi? Açıklama da yapmamış, doğru düzgün bir yere bile bağlamamış” diye bir eleştiri yapsaydı dediğiniz doğru olurdu. “Boş yere eleştiriyorsun, diğer kitaplarını okursan öğrenirsin” diyebilirdiniz fakat ben böyle bir eleştiride bulunmadım.

Bir yazarın bir kitap yazıp eleştiren olursa “Ama durun, daha 2. kitabı yazmadım. Bi yazayım bakın o zaman ne oluyor” demesi ne kadar ucuz bir numara olacak ise “Son İmparatorluk” kitabının anlatımını eleştirmeden önce Cosmere everinin tüm kitaplarını okumak zorunda olmak da o kadar ucuz olurdu.

Sonuçta bu kitabın hikayesi belli bir amaç uğruna başlıyor, o amaca ulaşılıyor ve hikaye bitiyor. Bitmekten kastım yarım kalan bir durumun olmaması. Yüzük Kardeşliği’ni okuyup Yüzüklerin Efendisi’nin geneli hakkında yorum yapmak gibi değil Son İmparatorluk’un durumu. Hikaye 23. 45. veya 97. kitapta çok daha farklı yerlere gidebilir fakat bu ilk kitabın niteliğini hiç bir zaman değiştirmez. Son İmparatorluk kitabı hep tek boyutlu ve olabildiğince basit bir anlatımı olan, klişe ana temalı bir kitap olarak kalacak.

Öte yandan pamuk prenses ve yedi cüceleri de her yaştan kişi okuyup seviyor ama bu durum, masalın herkes tarafından okunması için basit bir dille yazıldığı gerçeğini değiştirmiyor.

5 Beğeni

Zaman Çarkı 2. kitap Büyük Av kitabını okuyorum. Çok az kaldı bitirmeme yaklaşık 40 sayfa filan kaldı, ilk kitabın aksine bu kitabı daha çok sevdim. Birinci kitapta o kadar çok bilgi veriyor ki, bir süreden sonra algılayamıyordum. Neyden bahsediyorlardı, bu neydi diye. Mesela, Mashadar ile Manetheren’i sürekli karıştırıyordum. Bunun gibi bir çok örnek verebilirim. Şimdiye kadar okuduğum eserlerde, hiç bu denli fazla isim ve karakter olduğunu görmemiştim. Çareyi arkadaşımın önerisinde buldum. Not alarak okuyordum, bir bölüm bitirince hemen not defterine yazıyordum. Şu anki kitapta da aynı şekilde ilerliyorum. Yavaştan taşlar yerine oturmaya başladı sanıyordum ama iyice karıştı. A gurubunun yolu farklı, B gurubunun yolu farklı C gurubnun amaçları farklı şeklinde ilerlemesi beni çok mutlu ediyor. işten güçten fırsat buldukça sıkılmadan okuyorum. Acaba ne olacak sonraki sayfalarda diye merak etmek çok güzel bir şey. Bu duyguyu 1. kitapta da yaşıyordum ama bu kadar yoğun değildi. Dünyanın gözü kitabında sevmediğim bir karaktere, daha az olumsuz baktığımı gözlemledim. Belki ileride tekrar fikirlerim değişebilir bilemiyorum ama karakter gelişimi ve değişimi benim oldukça hoşuma gitti.

Dünyanın gözü 10/6,5 - Büyük Av 10/8,5

4 Beğeni

WoT okuyanlara şunu şiddetle tavsiye ediyorum.

http://www.encyclopaedia-wot.org/

1 Beğeni

Kitaba göre mi bilgi veriyor bu site bilginiz var mı? 3. kitaptaki bir olay, mekan veya karakter için girip baktığımızda 8. kitaptan da bilgi veriyor mu?

Ben okurken burayı takip ettim. Her kitabın her bölümünün kısa bir özeti ve o bölümde olan olayların (foreshadowing) bilgisi var. Mesela tamamen atıyorum şöyle diyor:

Burada işte Rand’ın güce sahip olduğunun ilk belirtisini görüyoruz (Normalde ilk okumada bunu fark etmek mümkün değil).

Biraz inceleyin, sürpriz bozanla karşılaşmazsınız, merak etmeyin.

İlk kitabın ilk bölümü şöyle, örnek olarak atayım:

Summary

Rand POV Tam and Rand al’Thor travel with Bela, their shaggy brown mare, down the Quarry Road from their farm in the Westwood to Emond’s Field. This area is called the Two Rivers. The Sand Hills are to the west and beyond them, the Mountains of Mist. They are delivering apple brandy to the Winespring Inn for the Bel Tine festival. Rand is unusually tall and fair with light hair and eyes1 because his mother was an outlander.2 Rand feels like he is being watched and sees a dark horseman.3 When Tam turns to look, the horseman is gone. In Emond’s Field, they encounter several townsfolk: Cenn Buie, the thatcher, Wit Congar, Bran al’Vere, Nynaeve al’Meara, Daise Congar, Mat Cauthon and Egwene al’Vere. Emond’s Field is a small village with neat, thatched-roof houses. Mistress al’Donel is upset that the storks have not returned. Mat tells Rand that he also saw the dark horseman three days ago. He was so scared he thought the horseman might be Aginor or Ishamael or even the Dark One. Neither Dav nor Elam Dowtry saw him. They also learn that there is a gleeman4 who arrived in the middle of the night from Baerlon and fireworks. Rand and Egwene are close to being betrothed.

Notes

  1. He looks like an Aiel man.
  2. We will learn much more about Rand’s true heritage in (TSR,Ch34) and (LoC,Ch16).
  3. The dark horseman is a Myrddraal.
  4. The gleeman is Thom Merrilin.
4 Beğeni

Diğer kitapları okumadan eleştiri yapılmaz demiyorum zaten ama seri olan kitapların tamamını okumadan yapılan bazı eleştiriler yersiz oluyor. Konu ve işleyişle ilgili tamamını okumadan net bir şey söylenemez. Konu nereye bağlanacak ya da ilk kitapta öğrendiğinizi düşündüğünüz konular ne kadar doğru bilmek imkansız oluyor. Brandon Sanderson da genel olarak kitaplarında bir çok önemli noktayı sonraki kitaplara saklıyor ve doğru kabul ettiğiniz bilgilerin daha sonra ne kadar yanlış olduğunu kitaptaki kahramanlarla birlikte görüyorsunuz.

Tabi tüm bunlar Sissoylu mükemmel bir eser ve eleştirilemez demek değil. Beğenen de olur beğenmeyen de. Yazarın özellikle Fırtınaışığı Arşivi serisi diğerlerinden biraz ayrılıyor. Epik fantastik kurguya giriyor. Ben ilk o seriden Kralların Yolu’nu okumuştum. Daha sonra diğer kitaplarını da okudum. Belki ilk Sissoylu ile başlasam farklı durumlar olabilirdi. En iyi eserlerini okuduktan sonra hayran olup diğer eserlerindeki kusurları görmekte zorlanıyor da olabilirim.

2 Beğeni

Bu kitap için fazlasıyla heyecanlandım, yorumunuzdan sonra iyice arttı beklentim :slight_smile: umarım eksik parça yayınları hakkını verir kitabın. Ayrıca bence gayet iyi bir inceleme olmuş, zaten kitabın konusuna ya da içeriğine çok fazla girmek okuyacaklar için iyi olmuyor, merak duygusu korunmalı :slight_smile: Elinize sağlık.

4 Beğeni

Teşekkürler :slight_smile:

Normalde kitap iki ayrı perspektiften ilerliyor. Ben ilk okumaya başlayınca, daha kitabın başlarında şok olmuştum. Dedim bu ne müthiş bir konu. Sonra yazar ters köşe yaptı ve bütün kitap beklentiler ve tahminlerimin gerçekleşmemesi şeklinde ilerledi :slight_smile: İşin ilginci, mesela diyelim bir süre a perspektifini daha çok severek okuduysam, b yi pek sevmedim. B yi sevmeye başlayınca da a dan soğudum. Sinüs dalgası derken de bunu kast ettim aslında. Umarım anlatabilmişimdir.

Kitapta çok büyük plot twistler yoktu belki ama “hah tamam, şimdi şöyle ilerler heralde” dediğim şeyler genelde olmadı. Bu konuda okuduğum gayet orijinal kitaplardan biriydi. Dediğim gibi, sonu da çok iyiydi. Rahatlıkla 8.5/10 verdim kitaba ama Türkçe okusam daha fazla zevk alırdım diye düşünüyorum :slight_smile:

3 Beğeni

Kitabın son düzlüğüne (3.bölüm) girmişken kitap hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.
İlk olarak birinci kitabı (On İki) bitirdikten sonra ikinciye ( On Üç Yıl Sonra) geçip geçmeme konusunda karasız kalmışsanız eğer ben geçmenizi öneririm. Yazar birinci kitaptaki akıcılığı burda da korumuş. Okurken sıkılmazsınız ve kendinizi kitabın akıcılığına kaptırırsınız, en azından bende öyle oldu. Kitabın konusu (kabaca) Çar 1. Aleksandr’ın ailesini / soyunu kapsayan bir lanet ve bunun sonucunda yaşanmakta olan olaylar.
Bu kitapta Aleksey’in ailesini daha fazla tanıma imkanı buluyoruz. Belki gelecek kitaplarda Dimitriy babasının yerini alabilir veya ortak olarak çalışabilirler. Bunu dışında Tamara’ya ne olacağını da çok merak ediyorum. . Sayfalar ilerledikçe tabii ki yeni karakterlerlerle karşılaşıyoruz. Benim en çok ilgimi çekenlerden birisi ve sonuna üzülüp üzülmemekte kararsız kaldığım karekter Kyoşa oldu.
Kitapta bir karekter var ki “tam öldü” diyorum ölmüyor ve bu Aleksey değil. Sonuç olarak adam hep kazanıyor/ hiç ölmüyor.

Kitabı bitirdim. Kitabın sonu ile ilgili görüşüm: Üzücü ama tatmin edici bir sondu. Tamara için üzüldüm. Dimitriy keşke mektup yazmaya devam etseydi. Düşük bir ihtimal ama gelecek kitaplarda çocuklarını görebilir.

10 Beğeni

Bugün Timothy Snyder - Tiranlık Üzerine kitabına başladım.

100 sayfalık kısa bir siyasi araştırma kitabı. Snyder aslında 2016 Seçimleri sonrası Amerikasını temel alsa da, bizim gibi pratikte otokrasi ile yönetilen oligarşik her ülke için geçerli önermeler sunuyor. Öyle ki çok ironik bir şekilde açılışı bu şekilde yapıyor.

Tarihin tekerrür etmeyeceğini fakat geleceğimize yön vereceğini söyleyen Snyder, demokrasi ile yönetilen ülkelerin 20.yy’da faşizme ve komünizme yenik düşmesini hatırlatarak bizi 20 ders ile uyarıyor. Bu dersler kısa paragraflarla özetleniyor ve sonraki 1-2 sayfa boyunca bu derslere neden uymamız gerektiği ve uymazsak ne yaşanabileceği tarihten verilen örnekler ile destekleniyor.

Keşke gençler bu tip kitaplara karşı daha ilgili olabilseler.

13 Beğeni

Ray Bradbury’den Sonbahar Ülkesini okuyorum şu an. 83. sayfada kalmışım. Tam istediğimi bulamadım ama fena da gitmiyor. Kitap kısa öykülerden oluşuyor ve ben şu an 3. öyküyü okuyorum. Umarım kitabın geri kalanındaki öyküler daha iyidir, zira ben Ray Bradbury’den daha fazlasını bekliyorum :slight_smile:

5 Beğeni

Teşekkürler hocam. Zaman Çarkı okurken çok lazım oluyor böyle rehberler. Eskiden Fandom’a bakıyordum fakat her girdiğimde spoiler yiyordum. Sizin gönderdiğiniz siteyi inceledim ve spoiler yemedim hala :smiley:

3 Beğeni

Birinci kitap koca okyanus içinde göl gibi kalıyor ileride.9.kitaba geçtim yani artık unutuyorum bazı karakterleri falan böyle bu kimdi he oydu falan,hangi karakterleri önemli olup olmadığınıda kavrayamıyorsun tam.Benlik bir problemde olabilir tabiki bu.Son dönemlerde inanılmaz unutkanım.İlk kitaplarda not alıyordum ama not almayı abartınca sıkıldım ,asıl buralarda not almam lazımdı ama üşeniyorum.

1 Beğeni

Kesinlikle okumalısın. Gerçekten güzel.

3 Beğeni

KÜÇÜK ZACHES NAMIDİĞER ZINNOBER – E.T.A. HOFFMANN
Özgün Adı: Klein Zaches, genannt Zinnober
Çeviren: Bilge Uğurlar, Türkis Noyan


Kitap, fiziksel kusurlara sahip Zinnober’in bir peri tarafından merhamet edilip dış görünüşünün değiştirilmesi fakat dış güzelliğinin içe yansımaması sonucu başına gelen olayları anlatan bir masal aslında fakat kitabın diğer bir karakteri olan Balthasar’ın ne yaptığına, duygu ve düşüncelerine çok daha fazla yer verilmiş gibi geldi bana.

Kitapta dış güzelliğinden dolayı başarı basamaklarını tırmanan Zinnober’in etrafında işlerin yavaş yavaş çığırından çıkmaya başlamasını okuyoruz. Masaldaki bir diğer karakterimiz Balthasar’ın Candida’ya olan aşkından ötürü sürekli methiyeler dizmesi yer yer bana artık baygınlık verse bile hikâyenin tümüne baktığımızda dış güzelliğe aldanan, Zinnober’i baş tacı yapan insanların birden tersi bir durumda kendisine nasıl sırt çevirdiğini de görüyoruz. Benzer bir ders Zinnober için de geçerli.

Kitabın ortalarına doğru neredeyse bu masalı bir tiyatro oyunuymuşçasına hayal etmeye -hikayedeki insanların abartılı davranışlarından ve diyaloglarından dolayı- başlamıştım. Yazarın ön sayfada verilen bilgilerinde kendisinin zamanında tiyatro ve opera eserleri ile haşır neşir olduğunu okuyunca bu düşüncemi normal karşıladım.

Kitapta bolca dipnot ve her bölümün başında o bölümü sanki özetleyen, italik şekilde yazılmış, kısa kısa olay başlıkları mevcut. Bölümlerle alakalı ne olacağı bilinmek istenmiyorsa bence bu bölüm altı başlıkları okunmamalı; bir tanesini okurken karakterlerden birinin başına ne geleceği ile alakalı bir sürpriz bozan okumuş olduğum için sonradan bu başlıkları okumamaya başladım.

14 Beğeni

Varlam Şalamov’un Kolıma Öyküleri kitabını okuyorum. Dram dolu gerçek hayattan kesitlerin yer aldığı çok etkileyici bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tabi daha bitmedi.

7 Beğeni

Yolunu bir kere kaybetmiş insan artık her sesin ardından gider. Güneş doğup ortalık ışıyınca bir de ne görsün uzaklarda garip kılıklı kişiler, atları tozu dumana katarak geliyor. İşte o zaman: “ Ya haydut ve eşkıya ise?” diye bir şüphe takılır kafasına. Başlar kaçmaya.

-Kitabın üçte birine gelmiş bulunmaktayım. An itibariyle bu kitabı herkese tavsiye edebilecek kadar okuduğumu düşünüyorum. Kitabı Marco Polo’yu, Moğolları ve o dönemde yaşanan koşulları merak eden, seyehatnamelere bayılan herkese şiddetle öneriyorum. Bu bir inceleme yazısı değil sadece kitabın bir kısmını okudum ancak yine de dayanamayarak burada paylaşma ihtiyacı hissettim sağlıcakla kalın.

16 Beğeni

Çocukluğun Sonu: Bir Arthur C. Clarke Başyapıtı

Zaten biliyorsunuzdur ama ben ne olur ne olmaz değinmiş olayım: İthaki’nin Bilimkurgu Klasikleri Serisi’nin içerisinde gerçekten çok güzel kitaplar var. İnsanın göl kenarındaki bir dağ evine kaçıp, geceleri semadaki yıldızlar ve ay ışığına eşlik eden cırcır böcekleri ile birlikte art arda hepsini okuyası geliyor.

Bu birbirinden güzel kitapların bulunduğu serideki eserler arasında, bilimkurgunun büyük üçlüsünden birisi olarak anılan Sir Arthur C. Clarke’ın Çocukluğun Sonu (Childhood’s End) kitabı da yer alıyor. Bu yazıda sizlerle ütopya ve distopyanın iç içe geçtiği bilimkurgu romanı Çocukluğun Sonu üzerine biraz laflayacak ve büyük ustanın bize bu kitapla ne gibi bir mesaj vermek istediği üzerine sohbet edeceğim.

Arthur C. Clarke, 2011: A Space Odyssey setindeyken çekilmiş bir kare.
Arthur C. Clarke, 2011: A Space Odyssey setindeyken çekilmiş bir kare. Geçmiş gelecek, nostalji, bilimkurgu yanyana…

Bir Büyük Üstat: Arthur C. Clarke

Çocukluğun Sonu üzerine konuşmaya başlamadan önce Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiş, Hugo ve Nebula Ödüllü yazarımızdan bahsetmemek ayıp olacaktır. 1917 doğumlu Clarke, çağının çok ilerisinde eserler bırakmış ve günümüzde dahi bilimkurguya yön vermiş yazarlar arasında sayılan bir isimdir. Isaac Asimov ve Robert Heinlein ile bilimkurgunun büyük üçlüsü arasında adının anılması bunun en büyük kanıtıdır.

Clarke’ın Çocukluğun Sonu dahil çok sayıda önemli bilimkurgu eseri olmasına rağmen, onun isminin tüm dünyada bilinir olmasını sağlayan çalışmasının 2001: A Space Odyssey olduğunu söyleyebiliriz.

Hatırlayacağınız gibi Clarke’ın 1951’de yayınlanan “Sentinel” isimli kısa öyküsü, 2001: A Space Odyssey adıyla sinema tarihinin en kült yönetmenlerinden olan Stanley Kubrick tarafından 1968 yılında sinemaya uyarlanmış, dört Oscar adaylığı kapmış ve görsel efekt dalında ödülü kazanmıştı. 2001: A Space Odyssey, özellikle unutulmaz sanat tasarımı ve bilimkurgunun teknoloji ayağını çok iyi öngören esrarengiz atmosferiyle günümüzde dahi eşi benzeri olmayan bir film olarak anılıyor.

Çocukluğun Sonu tahmin ettiğinizden farklı ilerleyen bir bilimkurgu romanı.

Çocukluğun Sonu tahmin ettiğinizden farklı ilerleyen bir bilimkurgu romanı. Arthur C. Clarke yine akıl dolu bir esere imza atmış.

Çocukluğun Sonu Üzerine Konuşmaya Başlayabiliriz

Sir Arthur C. Clarke’ın Çocukluğun Sonu romanını okurken, kitabın bilimkurgu tarihindeki konumunu göz önünde bulundurmayı bir an olsun aklımdan çıkartmadım. Hikayesi, karakterleri ve kurgusuyla bilimkurgunun insanlara ne gibi ufuklar açabileceğinin canlı bir ispatı adeta Çocukluğun Sonu. Her bilimkurgu hayranının mutlaka okuması gereken bir eser.

Çocukluğun Sonu’nun temellerini ilk olarak 1950 yılında Guardian Angel isimli bir öyküyle atan Clarke, 1952 yılında öyküsünü romana çevirdi ve 1953 yılında da yayımladı.

Çocukluğun Sonu üç kısımdan oluşan bir roman. İnsanlığın evrende yalnız olup olmadığına dair asırlardır sorduğu soruya aldığı beklenmedik yanıt ile okuyucuyu daha kitabın en başında müthiş bir ikilemde bırakmayı başarmış Clarke. İnsanlığın kendi küçük sorunlarının önemsizliği ile uğraşırken devasa bir problemin çıkagelip her şeyi anlamsız bıraktığı bölüm gerçekten mükemmel anlatılmış. Orayı okurken ne kadar etkilendiğimi anlatamam. Zaten son derece akıcı bir dille yazılmış olan romanın dünyasına girmekte hiç zorlanmıyorsunuz.

Roman, evrende yalnız olmadığı gerçeği ile yüzleşen insanlığın değişimini ve içinde bulunduğu yeni duruma ne kadar çabuk adapte olabileceğini (ya da olamadığını) sorgulayıp, Hükümdarların varlığının kökenine inerek devam ediyor ve işte tam da bu noktada insanoğlunun en temel duygularının ve içgüdülerinin (hayatta kalma ve varlığını sorgulama) yüzeye çıktığı vurucu bir finalle noktalanıyor. Kitabı bitirdiğinizde aklınızda sayısız soru belireceğine emin olabilirsiniz.

Çocukluğun Sonu tahmin ettiğinizden farklı ilerleyen bir bilimkurgu romanı.

Çocukluğun Sonu aynı isimle diziye de uyarlanmış ama pek de olumlu karşılanmamıştı.

Bir Referans Kitabı Olarak Çocukluğun Sonu

Çocukluğun Sonu’nu okuduktan sonra günümüzde karşımıza çıkan birçok bilimkurgu eserinin 1953 tarihli bu romandan esinlenmiş olduğunu fark ettiğinizde ise ister istemez şaşıracaksınız. Yakaladığınız bu benzerlikler daha da ilginizi çekecek ve bilimkurgu türündeki eserlerin aslında bilimsel ve teknolojik ilerlemede görmeye alıştığımız gibi, kendinden önceki çalışmalardan beslendiğini fark etmenizle birlikte zirve yapacak. Isaac Asimov’un eserlerini okuduktan sonra Star Wars’u daha iyi anladığınızı düşünmeye başlamanız gibi bir durumdan bahsediyorum… Keza, Frank Herbert’ın Dune’u için de aynı şeyi söyleyebiliriz pekâlâ… Hepsi birbirinden farklı ama aslında hiçbiri diğerinden bağımsız düşünülemez…

Çocukluğun Sonu’nun bir dizi uyarlaması olduğunu ama eleştirilerin pek de matah olmadığını da eklemekte fayda var.

Bu noktada İthaki’nin de hakkını teslim edip, çok iyi bir çeviriye imza atmış olduğunun altını çizmek gerekiyor. Çevirmen Ekin Odabaşı ve dizi editörü Alican Saygı Ortanca gayet temiz bir iş çıkartmışlar. Tebrik etmek lazım.

Toparlarsam, bilimkurgu edebiyatından hoşlanan herkesin ilgisini çekeceğini düşündüğüm Çocukluğun Sonu, usta işi kurgusu, sade ve akıcı dili, uzaylı kavramına dair açtığı yenilikçi kapılar; insanoğlunun davranışsal kalıpları ve geleceği üzerine yaptığı tespitlerle son derece önemli bir eser. Sir Arthur C. Clarke gibi bir ustanın en iyi kitapları arasında gösterilmesi de cabası.

Bilimkurgu güneşinin battığı ufuklara yelken açtığımız başka bir kitap incelemesinde görüşebilmek dileğimle…

Altını Çizdiklerim

Yazıyı bitirmeden kitaptan altını çizdiğim yerlerin bir bölümünü de sizinle paylaşmak istiyorum:

  1. Pieter her zamanki gibi duraksayıp, termostata kınayan bir bakış attı. Herkesin bildiği üzere Genel Sekreter’in odası derin dondurucudan farksızdı.
  2. Bildiğim kadarıyla kimse Zeus’un ya da Thor’un varlığını çürütmedi, fakat günümüzde ikisinin de pek müridi kalmadı. Wainwright’lar, inançlarının kökenini bilmemizden korkuyor. Ne kadar zamandır insanlığı izlemekte olduğumuzu merak ediyorlar. Muhammet’in Hicret’ine tanıklık ettik mi? Veya Musa’nın İbranilere on emri sunmasına? İnandıkları hikayelerin asılsız tüm yönlerine vakıf mıyız?
  3. Dünya üzerinde göklerde ışıldayan gümüş rengi gemilerin görülemediği çok az sayıda şehir bulunsa da, bir zaman sonra güneş, ay ya da bulutlar kadar kanıksanır olmuşlardı.
  4. Bireylerde olduğu gibi, uluslar da, altından kalkamayacakları bir güçlükle karşılaşınca şevklerini yitirebiliyordu.
  5. Batılılar, tembelliğe kaçmadıkça aheste yaşamanın bir günah olmadığını yeniden hatırlamıştı.
  6. Hükümdarların muhtemelen çağlar öncesi keşfettiği sırları açığa çıkarmak için ömür boyu çabalamak anlamsız geliyordu.
  7. Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuz dek tatmin sağlayamaz.
  8. Jan babasını hiç sarhoş görmemişti, ancak içinden bir his tam aksine hiç ayık görmediğini söylüyordu.
  9. İşte bu yüzden, insanlık kendi gezegenine hapsolmuştu. Yüz sene öncesine göre çok daha renkli fakat bir o kadar da küçük bir gezegendi Dünya. Hükümdarlar savaş, açlık ve hastalıkları ortadan kaldırdıklarında, maceracı ruha da bir son vermişlerdi.
  10. Olaya ilkel bir dini göreni izleyen antropologlar gibi mi yaklaşıyordu acaba?
  11. Tarih öncesi çağlardan beri kadınlar zaman zaman -kimi durumlarda planlı bir şekilde- bayılırdı ve erkekler her seferinde tam olması gerektiği gibi tepki verirdi.
  12. Kişi yeterince istediği sürece bilim ve teknolojinin dünya üzerinde konforlu bir yaşam alanı sunamayacağı yer kalmamıştı.
  13. Toplumu oluşturan bireylerin davranışları, ayrı ayrı ele alındığında öngörülemez. Ancak yeterli sayıda temel birim incelenirse, sigorta şirketlerinin çok önceden keşfettiği üzere belli başlı kurallar şekillenmeye başlar.
  14. Yetenek bahşedebiliriz, ama ortaya bir deha çıkar mı, bilemeyiz.
  15. İşin sonu nereye varacaktı? Tabii ki son aşama, izleyiciye izleyici olduklarını unutturmak, onları aksiyona dahil etmekti.
  16. Ama içinde bulunduğumuz modern dünyada önemli olan bir ideal sahibi olmak. O ideali elde etmek geri planda kalıyor.
  17. Bu zihnin henüz doğmamış olması önemli değildi, çünkü Zaman, sandığınızdan çok daha garip işler.
  18. Medeniye bitmişti, insanlığın zamanın başlangıcından beri sürdürdüğü mücadele sona ermişti. Birkaç gün içinde insanlık geleceğini yitirmişti, çünkü bir ırkın çocukları elinden alınırsa bütün tutkuları yok olur, hayatta kalma istekleri tükenirdi.
  19. Anladı ki, modern bir şehirde ya da binada kaybolmuş bir mağara adamı kadar çaresizdi.
  20. Jan yavaş yavaş fark etti ki, kanatlı bir ırkın psikolojisi, Dünya canlılarından tamamen farklıydı.
  21. Hükümdarların asıl gezegeni burası değildi. Çok daha küçük bir yerde evrilmişler, sonra da burayı ele geçirmişlerdi. Sırf atmosferini değil, yer çekimini bile kendilerine göre ayarlamışlardı.

Çocukluğun Sonu hakkındaki düşüncelerimi okuduktan sonra bilimkurguya doyamadığınızı hissediyorsanız 4. Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Kısa Öykü Yarışması’ndan birincilik ödülüyle dönen öyküm Zeplin’i okuyabilir, George Orwell’in muhteşem distopyası 1984’e dair düşüncelerime göz atabilir, edebiyattan biraz uzaklaşıp müthiş bir uzay draması olan Battlestar Galactica’yla tanışabilir ya da kendinizi video oyun dünyasına ve harikulade bir rol yapma oyunu olan Mass Effect 2’nin kollarına bırakabilirsiniz.

Blog: Çocukluğun Sonu: Bir Sir Arthur C. Clarke Başyapıtı - Düşlerden Gerçeğe
Medium: Çocukluğun Sonu: Bir Arthur C. Clarke Başyapıtı | by Ufuk Yasin Yurtbil (Düşlerden Gerçeğe) | Medium

34 Beğeni

Güzel inceleme olmuş. Elinize sağlık. Eklediğiniz kitap kapağı da çok hoşuma gitti. Bilimkurgu eserlere bu tarzda kapakların daha çok yakıştığını düşünüyorum.

3 Beğeni