Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

MELANKOLİ İÇİN İLAÇ (A MEDICINE FOR MELANCHOLY AND OTHER STORIES)

Hem canım öykü derlemesi çekiyordu hem de Ray Bradbury’i denemek istiyordum, bir taşla iki kuş vurayım dedim. 300 sayfalık bu kitapta 31 tane öykü var, çoğu 8-9 sayfa, birkaç tanesi de 20 sayfa üzeri. Gerçekçi kurgu, korku, bilim kurgu, komedi… her tarzdan öykü var.

Tabi 30 öykü okuyunca insan ister istemez bir desen görüyor. İnsanın içindeki kötülük yapma dürtüsü, çocukların ciddiye alınmaması, gülümsemenin önemi ve değişim gibi temalar birkaç farklı öyküde işleniyor. Üç sayfada bir “burn” ve “fire” görünce fark ettim, hemen her öyküsünde de ateş ve su motiflerini kullanmış. Ateş genelde kötü, istenmeyen değişimi gösterirken; su ise iyileşmeyi, değişimi kabul etmeyi gösteriyor. Bunun farkına varınca Bradbury’nin kalemini daha çok takdir etmeye başladım.

5-8 sayfalık öyküler fazla dikkat çekici olmasa da, daha uzun öykülerini beğendim.

The Wonderful Ice-Cream Suit: 5 fakir genç dünyanın en güzel takım elbisesine ortak olur. Sırayla haftanın birer günü giyerek talihlerinin döneceğine inanırlar. Filmi de çekilmiş bir komedi.

Pillar of Fire: Yüzyıllar önce ölmüş bir adam tabutunda uyanır ve kendisini dünyanın son mezarlığının içinde bulur. Dünya, insanların cinayet işlemediği, yalan söylemediği ve hatta hiçbir şeyden korkmadığı bir ütopyaya dönüşmüştür. Fakat yaşayan ölümüz, bu ütopyayı pek sevmeyecektir…

Hail and Farewell: Vücudu 12 yaşından sonra büyümeyen Willie, çocuk olmayı kendi mesleği haline getirir.

Dark They Were, and Golden-Eyed: Mars’a yerleşmeye giden bir aile, birkaç gün sonra Dünya’da küresel nükleer felaket yaşandığı haberini alır. Artık geri dönüş yoktur, ve Mars onları yavaş yavaş değiştirmeye başlar…

Kitabın çevirisi sanırım yok, ama içindeki bazı öyküler “Resimli Adam” ve “Mars Yıllıkları” kitaplarında mevcut.

20 Beğeni

Şuan Toz öncesi Ölüm Dalgaları’nı okuyorum. Klâsik Agatha kitabı. Soruşturma yapılıyor şuan. Şimdi sorum şu içinde şöyle çatır çatır soruşturma olan bir kitap var mı? Zola Dreyfus davası var böyle bildiğim. Buna benzer önerebileceğiniz kitap var mı? Şeytanın Avukatı gibi bir avukat, Harvey Dent gibi bir savcı olsun. Umarım anlatabilmişimdir.

4 Beğeni

Brandon Senderson - Sissoylu Son İmparatorluk’u bitirdim. Aşağıda en sık tekrar edeceğim kelime sanırım “malesef” olacak…

Forumda serinin kendi başlığında da yazdığım üzere, kitaba başlamadan önce sağda solda seriye yapılan uçsuz bucaksız övgüleri, Sanderson’un zekasına düzülen methiyeleri, karekterlere yapılan iltifatları okuyup ardından ortalama üstü bir fantastik hikaye ile karşılaşmak beni malesef hayal kırıklığına uğrattı. Belki 17-18 yaşında okusaydım daha çok sevebilirdim.

Kitabın ana teması ve hikaye başlangıcı malesef “klişe” kelimesinin sözlük anlamı gibi. Yine kast sistemi temelli bir toplum. Yine en altta ezilen, sömürülen, öldürülen işçi/köle sınıfı. Yine bu en alt sınıftan çıkıp en üstteki soylu zümreye ve sisteme baş kaldırıp düzeni kökünden yıkmaya çalışan karizmatik, lider ruhlu, iyi kalpli bir kahraman ve güçlerinin farkında olmayan seçilmiş bir kişi. Soylu ve köle sınıfı arasında alevlenen aşk bile var.

resim

Kitap hakkında gözüme batan noktalardan en büyüğü yazarın dilinin ve anlatımın çok basit oluşu. 10-11 yaşındaki bir çocuk bile hikayeyi rahatlıkla okuyup anlayabilir. Zaten 7’den 70’e bu kadar goygoyunun yapılmasındaki en büyük neden de sanırım bu. Malesef ben bu kadar “Ali ata bak.” ayarındaki basit ve yüzelsel dili ve anlatımı beğenmiyorum. Ayrıca kitap baya kalın ve hacimli olmasına rağmen, o çok övülen büyü sistemini, herkesin adını duyunca korkudan küçük dilini yuttuğu sorgucuları, dövüş tekniklerini vs. işlerken görebileceğimiz kısımlar malesef koca kitapta sadece iki veya üç sekanstan ibaret. Geri kalan kısmında her şey fazla detaylandırılmak suretiyle, tekdüze şekilde anlatılıyor. Malesef ancak son 100 sayfada tatmin edici bir aksiyona şahit oluyoruz.

Anlatımı basitleştiren en büyük unsurlardan biri, hikayenin tamamen karekterlerin günlüklerini okuyormuşuz gibi dümdüz ve tek boyutlu şekilde anlatılması. Karekterler ses getirecek ve yankı uyandıracak çok büyük olaylara karışmasına rağmen, bu olayların genel atmosfer ve karşı taraf üzerindeki herhangi bir etki kırıntısını dahi malesef bilemiyoruz. Ana karekterler ne gördüyse o…

Bundan da sıkıntılı olan kısmı, bu tür kitaplarda en nefret ettiğim şeylerden biri olan “Deus Ex Machina” denen muhabbetin (Bu kitapta kendisi “Sazed” adlı karekter olur.) malesef bolca bulunması. Karekter çok kötü bir durumda iken olabilecek en ideal ve en yararlı olasılıklar zincir halkaları gibi arka arkaya dizliyor, karektere en lazımlı şeyler bir anda elinin altında beliriveriyor ve karekterimiz bir anda o kurtulması nerdeyse imkansız olan durumdan kurtuluveriyor.

Sanderson’ın iyi düşündüğü, okurken “vaaayyy” dedirten kısımlarıda var elbet ama hepsi spoiler teşkil edebileceğinden buraya yazmayacağım, belki sonra kendi konusunda yazarım.

“Brandon Sanderson çok iyi bir evren yaratmış, büyü sistemini ve atmosferi ilmek ilmek dokumuş” gibi basmakalıp cümleleri kurup kitabın goygoyunu yaparken bunları da bir zahmet göz önünde bulundurmak gerekli.

Bu kitap iyi kötü bir sona bağlandı, ikinci kitabı okurmuyum bilmiyorum…

19 Beğeni

600 sayfadan oluşan Children of Time, Adrian Tchaikovsky’nin ilk BK romanı. Evrim-temelli bir space opera olarak tanımlanabilir. Bundan önce 10 kitaptan oluşan Shadows of the Apt isimli fantastik seriyi yazmış. Bu kitabı çok önerildiği için konusunu dahi bilmeden okumaya başladım ve araya tatilin girmesi sebebiyle hedeflediğimden daha geç bitirdim. Yine de, parça parça olmasına rağmen, çok güzel bir okuma oldu.

Goodreads’te kitap konusu şöyle özetlenmiş: Yıldızlar arasındaki bir hayatta kalma mücadelesi. Hayatta kalan son insanlar Dünya’daki yıkımdan kaçıp yeni bir yuva bulduklarında, çaresizlikleri, o dünyanın tehlikelerinin üstesinden gelebilecek mi?

Öncelikle BK konusunda çok tecrübem yok, o yüzden “benzeri yazılmamış” ya da “daha iyisini okumadım” gibi ağdalı cümleler kullanmayacağım. Okurken bazen zorlanmama rağmen kendi zevklerime göre çok keyif aldığım, yer yer heyecanlandığım yer yer de “vay be” dediğim bir kitap oldu CoT. Hem karakter gelişimlerini hem de güzel kurgulanmış bir plot’u okumak gerçekten keyifliydi. İngilizce BK okumak bir tık zor oldu, en azından anlamadığım bazı yerler oldu. Bunlar için de aşağıdaki özeti takip ettim ve çok faydasını gördüm (İngilizce okurken en büyük problemim, bir şeyi anlatılmadığı için mi anlamadığımı yoksa anlatıldı ama benim mi anlamadığımı fark edememem :grin:)

Kitabın sonu benim için çok tatmin ediciydi, merak ediyordum yazar altından nasıl kalkacak diye. Başka türlü bitse büyük ihtimalle memnun olmazdım. Sonu hem çok güzeldi hem de hiç beklemediğim şekilde oldu. Bunu başarmak (yani beklenmedik ama güzel şekilde bitirmek) pek de kolay değil.

Bu inceleme işini zaten pek beceremiyorum, spoiler’a girmeden de başka ne anlatılır bilemedim. Acaba bu işin bir tekniği var mıdır? Çok güzel incelemeler okuyorum burada, acaba onlar nasıl bir yol izliyor :thinking: Aslında bundan güzel bir konu çıkar gibi görünüyor, en iyisi mi onu açayım :slight_smile:

Kitapla ilgili herhangi bir sorunuz olursa yanıt vermeye çalışırım. Sıradaki kitabım ise uzun süredir beklettiğim, okumak için sabırsızlandığım şu kitap:

image

23 Beğeni

Puslu Kıtalar Atlası bitti. Bu kitabı sakin kafa ile tekrar okumaya karar verdim iş yoğunluğunda çok düz bir psikoloji ile okuduğum için net yorum yapamayacağım :confused:
Sırada ki kitabım ;
0000000611332-1

Ahmet Haldun Terzioğlu takip ettiğim nadir Türk yazarlardan. Çoğu kitabını okudum, fantastiğe bir süre ara vermek için kütüphanemde kalan bir iki kitabını bitirmeye karar verdim. Bu arada geçenlerde öğrendiğim bir detay, kendisinin kitaplarının şimdiye kadar 5 milyondan fazla bir satış rakamına ulaştığıydı.Maşallah :slight_smile:

14 Beğeni

Sissoyluyu genelde yeni başlayanlara öneriyorum. Dili basit, karakterleri düz, aksiyonu bol, konusu tanıdık ama bolca plot twist var… Benim de okuduğum ilk seriydi ve 4 sene sonra aklımda sadece plot twistleri kalmış. :smiley:

Dediğiniz son 100 sayfa olayı okuduğum tüm Sanderson kitaplarında var. Başı sıkıcı geçer, finalde patlar.

Sonraki kitaplarda Luthadel’in dışı da hikayeye dahil oluyor. Sazed meselesi ise diğer kitaplarda açıklanıyor diyeyim.

6 Beğeni

Sissoylu ilk üçlemenin sadece ilkini okuduğunuzdan bazı konularda bence boş yere eleştiriyorsunuz. Öykü 2 kitap daha devam ediyor ve farklı yerlere geliyor. Ayrıca kitap, film,… gibi şeylerde basit anlatım veya başka nedenlerle hemen belli bir yaş grubuna indirmeyi de doğru bulmuyorum. Örneğin Hobbit kitabı her ne kadar çocuklara masal olacak şekilde yazılsa da her yaştan kişi tarafından okunan ve sevilen bir eser.

Arkadaşın belirttiği gibi plot twistler var ve şu an bildiğinizi düşündüğünüz çoğu konuda aslında bir şey bilmediğinizi yavaş yavaş öğreniyorsunuz. Zaten Sissoylu, Elantris, Savaşkıran, Fırtınaışığı Arşivi ve bir kaç eseri daha yazarın oluşturduğu büyük bir evrenin parçaları konumunda. Tüm bu serileri takip etmeyecekseniz bazı konularda karanlıkta kalıp kitapla ilgili bazı yanlışlara düşmeniz de olası.

Bence bu ilk üçlemeyi bitirmeyi bir deneyin. İlginizi çekerse diğer serileri de okuyup (ki en komplike olanı Fırtınaışığı Arşividir.) Cosmere evrenine adım atarsınız. Ama sizi cezbedemez ise de bu kitaplar size göre değil demektir. Herkesin aynı şeyi beğenmesi beklenemez sonuçta.

3 Beğeni

Ben aslında bu “seriyi oku, sonra konuş” durumundan genel itibarı ile rahatsızım.

Biri çıkıp “Ya 11. metal falan dediler, kitabın sonunda onu yaktı geçmişini gördü falan, neydi o şimdi? Açıklama da yapmamış, doğru düzgün bir yere bile bağlamamış” diye bir eleştiri yapsaydı dediğiniz doğru olurdu. “Boş yere eleştiriyorsun, diğer kitaplarını okursan öğrenirsin” diyebilirdiniz fakat ben böyle bir eleştiride bulunmadım.

Bir yazarın bir kitap yazıp eleştiren olursa “Ama durun, daha 2. kitabı yazmadım. Bi yazayım bakın o zaman ne oluyor” demesi ne kadar ucuz bir numara olacak ise “Son İmparatorluk” kitabının anlatımını eleştirmeden önce Cosmere everinin tüm kitaplarını okumak zorunda olmak da o kadar ucuz olurdu.

Sonuçta bu kitabın hikayesi belli bir amaç uğruna başlıyor, o amaca ulaşılıyor ve hikaye bitiyor. Bitmekten kastım yarım kalan bir durumun olmaması. Yüzük Kardeşliği’ni okuyup Yüzüklerin Efendisi’nin geneli hakkında yorum yapmak gibi değil Son İmparatorluk’un durumu. Hikaye 23. 45. veya 97. kitapta çok daha farklı yerlere gidebilir fakat bu ilk kitabın niteliğini hiç bir zaman değiştirmez. Son İmparatorluk kitabı hep tek boyutlu ve olabildiğince basit bir anlatımı olan, klişe ana temalı bir kitap olarak kalacak.

Öte yandan pamuk prenses ve yedi cüceleri de her yaştan kişi okuyup seviyor ama bu durum, masalın herkes tarafından okunması için basit bir dille yazıldığı gerçeğini değiştirmiyor.

5 Beğeni

Zaman Çarkı 2. kitap Büyük Av kitabını okuyorum. Çok az kaldı bitirmeme yaklaşık 40 sayfa filan kaldı, ilk kitabın aksine bu kitabı daha çok sevdim. Birinci kitapta o kadar çok bilgi veriyor ki, bir süreden sonra algılayamıyordum. Neyden bahsediyorlardı, bu neydi diye. Mesela, Mashadar ile Manetheren’i sürekli karıştırıyordum. Bunun gibi bir çok örnek verebilirim. Şimdiye kadar okuduğum eserlerde, hiç bu denli fazla isim ve karakter olduğunu görmemiştim. Çareyi arkadaşımın önerisinde buldum. Not alarak okuyordum, bir bölüm bitirince hemen not defterine yazıyordum. Şu anki kitapta da aynı şekilde ilerliyorum. Yavaştan taşlar yerine oturmaya başladı sanıyordum ama iyice karıştı. A gurubunun yolu farklı, B gurubunun yolu farklı C gurubnun amaçları farklı şeklinde ilerlemesi beni çok mutlu ediyor. işten güçten fırsat buldukça sıkılmadan okuyorum. Acaba ne olacak sonraki sayfalarda diye merak etmek çok güzel bir şey. Bu duyguyu 1. kitapta da yaşıyordum ama bu kadar yoğun değildi. Dünyanın gözü kitabında sevmediğim bir karaktere, daha az olumsuz baktığımı gözlemledim. Belki ileride tekrar fikirlerim değişebilir bilemiyorum ama karakter gelişimi ve değişimi benim oldukça hoşuma gitti.

Dünyanın gözü 10/6,5 - Büyük Av 10/8,5

4 Beğeni

WoT okuyanlara şunu şiddetle tavsiye ediyorum.

http://www.encyclopaedia-wot.org/

1 Beğeni

Kitaba göre mi bilgi veriyor bu site bilginiz var mı? 3. kitaptaki bir olay, mekan veya karakter için girip baktığımızda 8. kitaptan da bilgi veriyor mu?

Ben okurken burayı takip ettim. Her kitabın her bölümünün kısa bir özeti ve o bölümde olan olayların (foreshadowing) bilgisi var. Mesela tamamen atıyorum şöyle diyor:

Burada işte Rand’ın güce sahip olduğunun ilk belirtisini görüyoruz (Normalde ilk okumada bunu fark etmek mümkün değil).

Biraz inceleyin, sürpriz bozanla karşılaşmazsınız, merak etmeyin.

İlk kitabın ilk bölümü şöyle, örnek olarak atayım:

Summary

Rand POV Tam and Rand al’Thor travel with Bela, their shaggy brown mare, down the Quarry Road from their farm in the Westwood to Emond’s Field. This area is called the Two Rivers. The Sand Hills are to the west and beyond them, the Mountains of Mist. They are delivering apple brandy to the Winespring Inn for the Bel Tine festival. Rand is unusually tall and fair with light hair and eyes1 because his mother was an outlander.2 Rand feels like he is being watched and sees a dark horseman.3 When Tam turns to look, the horseman is gone. In Emond’s Field, they encounter several townsfolk: Cenn Buie, the thatcher, Wit Congar, Bran al’Vere, Nynaeve al’Meara, Daise Congar, Mat Cauthon and Egwene al’Vere. Emond’s Field is a small village with neat, thatched-roof houses. Mistress al’Donel is upset that the storks have not returned. Mat tells Rand that he also saw the dark horseman three days ago. He was so scared he thought the horseman might be Aginor or Ishamael or even the Dark One. Neither Dav nor Elam Dowtry saw him. They also learn that there is a gleeman4 who arrived in the middle of the night from Baerlon and fireworks. Rand and Egwene are close to being betrothed.

Notes

  1. He looks like an Aiel man.
  2. We will learn much more about Rand’s true heritage in (TSR,Ch34) and (LoC,Ch16).
  3. The dark horseman is a Myrddraal.
  4. The gleeman is Thom Merrilin.
4 Beğeni

Diğer kitapları okumadan eleştiri yapılmaz demiyorum zaten ama seri olan kitapların tamamını okumadan yapılan bazı eleştiriler yersiz oluyor. Konu ve işleyişle ilgili tamamını okumadan net bir şey söylenemez. Konu nereye bağlanacak ya da ilk kitapta öğrendiğinizi düşündüğünüz konular ne kadar doğru bilmek imkansız oluyor. Brandon Sanderson da genel olarak kitaplarında bir çok önemli noktayı sonraki kitaplara saklıyor ve doğru kabul ettiğiniz bilgilerin daha sonra ne kadar yanlış olduğunu kitaptaki kahramanlarla birlikte görüyorsunuz.

Tabi tüm bunlar Sissoylu mükemmel bir eser ve eleştirilemez demek değil. Beğenen de olur beğenmeyen de. Yazarın özellikle Fırtınaışığı Arşivi serisi diğerlerinden biraz ayrılıyor. Epik fantastik kurguya giriyor. Ben ilk o seriden Kralların Yolu’nu okumuştum. Daha sonra diğer kitaplarını da okudum. Belki ilk Sissoylu ile başlasam farklı durumlar olabilirdi. En iyi eserlerini okuduktan sonra hayran olup diğer eserlerindeki kusurları görmekte zorlanıyor da olabilirim.

2 Beğeni

Bu kitap için fazlasıyla heyecanlandım, yorumunuzdan sonra iyice arttı beklentim :slight_smile: umarım eksik parça yayınları hakkını verir kitabın. Ayrıca bence gayet iyi bir inceleme olmuş, zaten kitabın konusuna ya da içeriğine çok fazla girmek okuyacaklar için iyi olmuyor, merak duygusu korunmalı :slight_smile: Elinize sağlık.

4 Beğeni

Teşekkürler :slight_smile:

Normalde kitap iki ayrı perspektiften ilerliyor. Ben ilk okumaya başlayınca, daha kitabın başlarında şok olmuştum. Dedim bu ne müthiş bir konu. Sonra yazar ters köşe yaptı ve bütün kitap beklentiler ve tahminlerimin gerçekleşmemesi şeklinde ilerledi :slight_smile: İşin ilginci, mesela diyelim bir süre a perspektifini daha çok severek okuduysam, b yi pek sevmedim. B yi sevmeye başlayınca da a dan soğudum. Sinüs dalgası derken de bunu kast ettim aslında. Umarım anlatabilmişimdir.

Kitapta çok büyük plot twistler yoktu belki ama “hah tamam, şimdi şöyle ilerler heralde” dediğim şeyler genelde olmadı. Bu konuda okuduğum gayet orijinal kitaplardan biriydi. Dediğim gibi, sonu da çok iyiydi. Rahatlıkla 8.5/10 verdim kitaba ama Türkçe okusam daha fazla zevk alırdım diye düşünüyorum :slight_smile:

3 Beğeni

Kitabın son düzlüğüne (3.bölüm) girmişken kitap hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.
İlk olarak birinci kitabı (On İki) bitirdikten sonra ikinciye ( On Üç Yıl Sonra) geçip geçmeme konusunda karasız kalmışsanız eğer ben geçmenizi öneririm. Yazar birinci kitaptaki akıcılığı burda da korumuş. Okurken sıkılmazsınız ve kendinizi kitabın akıcılığına kaptırırsınız, en azından bende öyle oldu. Kitabın konusu (kabaca) Çar 1. Aleksandr’ın ailesini / soyunu kapsayan bir lanet ve bunun sonucunda yaşanmakta olan olaylar.
Bu kitapta Aleksey’in ailesini daha fazla tanıma imkanı buluyoruz. Belki gelecek kitaplarda Dimitriy babasının yerini alabilir veya ortak olarak çalışabilirler. Bunu dışında Tamara’ya ne olacağını da çok merak ediyorum. . Sayfalar ilerledikçe tabii ki yeni karakterlerlerle karşılaşıyoruz. Benim en çok ilgimi çekenlerden birisi ve sonuna üzülüp üzülmemekte kararsız kaldığım karekter Kyoşa oldu.
Kitapta bir karekter var ki “tam öldü” diyorum ölmüyor ve bu Aleksey değil. Sonuç olarak adam hep kazanıyor/ hiç ölmüyor.

Kitabı bitirdim. Kitabın sonu ile ilgili görüşüm: Üzücü ama tatmin edici bir sondu. Tamara için üzüldüm. Dimitriy keşke mektup yazmaya devam etseydi. Düşük bir ihtimal ama gelecek kitaplarda çocuklarını görebilir.

10 Beğeni

Bugün Timothy Snyder - Tiranlık Üzerine kitabına başladım.

100 sayfalık kısa bir siyasi araştırma kitabı. Snyder aslında 2016 Seçimleri sonrası Amerikasını temel alsa da, bizim gibi pratikte otokrasi ile yönetilen oligarşik her ülke için geçerli önermeler sunuyor. Öyle ki çok ironik bir şekilde açılışı bu şekilde yapıyor.

Tarihin tekerrür etmeyeceğini fakat geleceğimize yön vereceğini söyleyen Snyder, demokrasi ile yönetilen ülkelerin 20.yy’da faşizme ve komünizme yenik düşmesini hatırlatarak bizi 20 ders ile uyarıyor. Bu dersler kısa paragraflarla özetleniyor ve sonraki 1-2 sayfa boyunca bu derslere neden uymamız gerektiği ve uymazsak ne yaşanabileceği tarihten verilen örnekler ile destekleniyor.

Keşke gençler bu tip kitaplara karşı daha ilgili olabilseler.

13 Beğeni

Ray Bradbury’den Sonbahar Ülkesini okuyorum şu an. 83. sayfada kalmışım. Tam istediğimi bulamadım ama fena da gitmiyor. Kitap kısa öykülerden oluşuyor ve ben şu an 3. öyküyü okuyorum. Umarım kitabın geri kalanındaki öyküler daha iyidir, zira ben Ray Bradbury’den daha fazlasını bekliyorum :slight_smile:

5 Beğeni

Teşekkürler hocam. Zaman Çarkı okurken çok lazım oluyor böyle rehberler. Eskiden Fandom’a bakıyordum fakat her girdiğimde spoiler yiyordum. Sizin gönderdiğiniz siteyi inceledim ve spoiler yemedim hala :smiley:

3 Beğeni

Birinci kitap koca okyanus içinde göl gibi kalıyor ileride.9.kitaba geçtim yani artık unutuyorum bazı karakterleri falan böyle bu kimdi he oydu falan,hangi karakterleri önemli olup olmadığınıda kavrayamıyorsun tam.Benlik bir problemde olabilir tabiki bu.Son dönemlerde inanılmaz unutkanım.İlk kitaplarda not alıyordum ama not almayı abartınca sıkıldım ,asıl buralarda not almam lazımdı ama üşeniyorum.

1 Beğeni