Yani, yaşlı adamın savaşının devam kitaplarının kapakları yenilenmeyecek mi? Resmi olaral vazgeçtiler mi yoksa ne zaman yapılacağı meçhul mü?
Bu harika kitap bana çok şey öğretti. Bilgi, savaşlar, insanlara nasıl davranılacağı. Bir insanın nasıl değiştiğini gördüm. Bir kişinin isterse değişebileceğini öğrendim. Bu kitaptan sonra aşk romanlarını seviyorum. Waterloo savaşı öğretti. Rahibeleri öğrendim. Ne kadar uzun olursa olsun, çok farklıydı. Bazı yerlerde çok kötüydüm. Bazı yerlerde heyecanla okudum… Bu kitapla öğrendim ki bazen bazılarının kalbini kırıyorum belki. Okumanızı tavsiye ederim. Aslında ilk başta herkes sıkıcı olduğunu söylüyor. Ama ben öyle düşünmüyorum. Ama bunlar zevkle okuduğum kısımlardı. Yazarın birbirine ait olmayan kişileri de içine aldığı bir kitaptı. Ama sonra onları birleştirin. Aslında, ilk başta birbirlerini tanımıyorlar. Sonra hepsini bir konuda bir şehre getiriyor. Zengin bir insana ne olursa olsun, fakir bir kişi, bir hırsız ya da hapsolmuş bir kişi anında çok zengin olur. Herhangi bir servete aldırış etmez. Onu arıyorlar. Onun adına başka birini arıyorlar. Ama gideceğini söylüyor. Ama gerçek hayatta hiç kimse bu fedakarlığı yapmaz. Servetini bırakmaz. Dürüst olmak gerekirse, gider miydin? Ben gitmem Ama hayatının geri kalanında polis onu arıyor. Bazı bölümlerde o kadar çok güzel cümle var ki… Kendime bu kitabı okumamın iyi olduğunu söylüyorum. Bazen bir kitap veya eser okur ve “Keşke okumamış olsaydım” dersiniz. Benim de böyle kitaplarım var. Ama bu kitabı okuduğumda ben öyle hissetmedim. Klasikleri seviyorsanız, bu kitabı okumanızı tavsiye ederim, klassikleri sevmiyorsanız, bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Resmi olarak vazgeçtiklerini duymadım, belki yeni baskı yaparlarsa yenilenebilir. Yani yapılıp yapılmayacağı meçhul şu an.
Zaman çarkı 3. Kitap bitti
İş yoğunluğundan dolayı ortalama 30-40 sayfa okuyarak biraz geçte olsa bitirdim 21 günde. Kitaba gelirsek, ilk iki kitaptan daha çok zevk aldım bu kitaptan, belki karakterlerin artık oturmaya başladığından olabilir. Şimdiye kadar seriden memnunum bakalım inşallah 4. Kitaptan sonrada bu memnuniyet devam eder.
Sırada : Hasan Söylemez ’ in Hayata Yolculuk Kitabı var.
Serinin ilk kitabını çok büyük heyecan ve keyifle okumuştum, artık ikinci kitaba geçmenin zamanı geldi diye düşündüm.
Bu arada dizinin ilk sezonu sanırım serinin ilk iki kitabını (Son Dilek ve Kader Kılıcı) kapsıyormuş, diziyi izlemeyi çok istediğim fakat spoiler yemek istemediğim için ikinci kitaptan sonra diziye başlamak istiyorum. Seriyi okuyanlar daha iyi bilir, yanlış bir bilgiyse düzeltirseniz sevinirim. 
Margaret rogerson- Sorcery of Thorns u okuyorum. Dili tahmin ettiğimden daha formal çıktı. İlk 25 sayfasından önce yavaş yavş okudum daha sonra kitabın diline alıştım. Kitap gayet güzel gidiyor. Goodreadsa baktığımda ise seri değil, tek kitap olarak gözüküyor.
Konusuna gelirsek; eski dönemlerde bekçi olarak adlandırılan bir organizasyon var. Bu bekçiler kütüphanelerde sihirli kitapları (çoğu kötücül fakat nadir ve ne zaman ihtiyaç duyulacağını bilmedikleri için) korumakla yükümlü. Hem kitapları insanlardan korurken aynı zamanda insanlarıda kitaplardan koruyorlar. Elizabeth adlı kızımızda burada çırak ve bir gün tehlikeli bir kitabın ellerinden kaçmasıyla başı belaya giriyor. Genel konusu böyle sihir, büyü, macera, eski dönem seviyorsanız tavsiye ederim.
Not: Sanırım kitap ephesus tarafından dilimize çevrilecek.

Ben şu an serinin 6. kitabını okuyorum. Dizi ise dediğiniz gibi ilk 2 kitabı baz alarak ilerlemişti ilk sezon boyunca. Yalnız dizi -her uyarlamada olduğu gibi- kitaba %100 bağlı kalmamış. Değiştirilen, eklenen, çıkarılan yerler var.
Spoiler konusunda çok hassas biriyseniz 2. kitap bittikten sonra izleyebilirsiniz diziyi. Ama benim görüşüme göre dizide okuma zevkini kaçıracak büyüklükte bir olay yer almıyor. Kitap serisinde ilerledikçe ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız diye düşünüyorum, keyifli okumalar 
Çok teşekkür ederim detaylı açıklamanız için, öyleyse ikinci kitaptan sonra diziye başlayabilirim. 
Yine bir Gaiman kitabıyla karşınızdayım. Ancak bu kez bir öykü derlemesiyle. Kirilgan şeyler tam sayıyı bilmemekle birlikte 20 küsür öyküden oluşuyor. Daha sonrasında ayrı ayrı da yayınlanacak Partilerde Kızlarla Nasıl Konusulur", " Vadinin hükümdarı", “Bayan Finchin Kayboluşu” gibi öyküleri de bünyesinde bulunduruyor.
Ben öykü derlemelerini her zaman sevmişimdir, hangi kitabı okursam okuyayım ara verdiğimde ya da kitaptan biraz olsun uzaklaşmak istediğimde bu derlemelerden bir öykü okuyup beynime bir nefes aldırıyorum.
Kitapta çok fazla öykü var. Su an baskısını bulmak biraz zor bir kitap ama görürseniz mutlaka alıp koyun kitaplığınıza. Pişman olmazsınız. Özellikle Gaiman seviyorsanız mutlaka okumalısınız zira Gaiman’ın Örneğin Mezarlık kitabı buradaki “koltuğa ekim geçtiğinde” öyküsünden öykünülmüş.
En sevdiğim öykü ise “Ötekiler” oldu. Şu an çoğu yerde öyküyü bulabilirsiniz, Google’a Gaiman Ötekiler yazarak bile ulasabilmwk mümkün. Hem öyküyü okuyarak kitabı alıp almama kararınızı da kolaylaştırmış olursunuz.

Dün başladım ve bugün bitirdim. Çok güzel kitapdı. Beğendim. Akıcı kitapdı. Sayfası da çok azdı. Ama adamın bahtsız olması beni çox üzdü. Herkese tavsiye ediyorum. 

Okuyorum değil de okumaya çalışıyorum demek daha doğru olur.
Yeşilin Kızı Anne
Konusu : Anne, yetimhaneden çıkıp Prince Edward Adası’nın uzak bir köşesindeki Green Gables’a geldiğinde, onu bekleyen Matthew ve Marilla Cuthbert’ın aslında bir erkek çocuğu görmeyi umduklarından habersizdir. Gerçek bir yuvaya kavuşmanın hayalleriyle âdeta uçarak geldiği bu evde istenmediğini, geri gönderilebileceğini öğrenince derin bir umutsuzluğa kapılır. Ancak biraz tuhaf ve inatçı olsa da tertemiz, sevgi dolu kalbi sayesinde sadece Cuthbertlar’ı değil, tüm kasabayı etkilemeyi başaracaktır.
Yorumum : Yeşilin Kızı Anne bize hayal kurmayı öğretiyor. Anne’nin ağzından çıkan her kelime hayallerle dolaşıyor, Anne bitirene kadar hayal dünyasından kopamıyoruz
İlk başlarda çok konuşan ve etrafıyla pek iyi anlaşamayan bu kızın, gittikçe kendini ve etrafındaki kişilerle ilişkilerini geliştirmesini okuyoruz. Bunlar olurken Anne’nin büyümesine de şahit oluyoruz. Güzel bir kitaptı. Kitabı okurken eski, güzel bir masal dinlemiş gibi oldum. Şu sıcakta Kanada soğuğu çok iyi geldi
Okumanızı öneriyorum.
Çok mu ağır? Bende okumayı dusunuyordum da.
Kaç kitapdı? Bir yoksa seri halinde?
OYUNLARIN OYUNCUSU (KÜLTÜR / CULTURE #2)
KONUSU
Kültür - insanların ve makinelerin simbiyotik yaşadığı bir toplum - birçok büyük Oyuncu yetiştirdi. En iyilerinden birisi de Jernau Morat Gurgeh: her türlü masa, bilgisayar ve strateji oyununun ustası. Başarıdan sıkılan Gurgeh, zalim ve inanılmaz zengin Azad İmparatorluğu’na gidip meşhur oyunlarını denemeye karar verir. O kadar karışık, o kadar gerçekçi bir oyun ki kazananı imparator oluyor.
DÜŞÜNCELERİM
Phlebas’ı Hatırla’yı okumadım. Birçok yerde, Kültür’e bu kitapla başlanılmasının tavsiye edildiğini gördüm, ben de öyle yaptım. Zaten her kitabı ayrı bir hikayeymiş.
Kültür, gördüğüm en gelişmiş medeniyetlerden biri. 200 km uzunluğunda uzay araçları, başka galaksilere seyahat edebilme, hastalıktan ve yaşlılıktan kurtulmuş insanlık, suçun neredeyse olmaması… Yani tam anlamıyla bir ütopya. Böyle bir toplumda yetişen Gurgeh, bize daha tanıdık gelen Azad İmparatorluğu’na gidince haliyle kültür şoku yaşıyor. Ama bu yeni medeniyetle haşır neşir oldukça kendisini ve Kültür’ü de başka bir açıdan görmeye başlıyor.
Okuması kolay bir kitaptı. Birçok kısaltma ve özel isim geçiyor ama ilk geçtiğinde anlamasanız bile sonradan açıklanıyor veya bağlamdan çıkartıyorsunuz.
Evrenin diğer kitaplarıyla devam edeceğim. Sanırım bu da yakın zamanda çevrilir.
9 kitaplık bir seri.
Anladım. Teşekkürler. 
Aslında değil çok keyifli bir kitap ama tabii ilk 150 sayfayı atlatabilirseniz.
Umberto Eco bu konuyla alakalı şöyle demiş: “…yayınevindeki arkadaşlar çok zorlayıcı ve usanç verici buldukları ilk yüz sayfayı kısaltmamı öğütlediler. hiç kuşkunuz olmasın, reddettim; çünkü, diye öne sürüyordum, bir insan manastıra girip orada yedi gün yaşamak istiyorsa, onun ritmini kabul etmek zorundadır. bunu başaramazsa, kitabın bütününü okumayı da hiçbir zaman başaramayacaktır. bu nedenle, ilk yüz sayfasının bir kefaret ve başlangıç işlevi vardır; her kim bundan hoşlanmazsa kendi bilir, tepenin eteklerinde kalır…”
@yates232 kitap ağır denilebilir aslında ama aynı zamanda çok da akıcı. Tezat gibi dursa da bu durum, aslında tezat değil. Yani bilgi içeriği olarak dolu dolu bir orta çağ kitabı, ki zaten Eco da müthiş bilgili bir orta çağ uzmanı, aynı zamanda çağın en önde gelen entelektüellerinden. Böyle bir ismin kitaplarını okumak lazım. Manastırlar, tarikatlar, kilise ve imparator çekişmesi, savaşlar vs gerçekten bir dolu bilgi var. Aynı zamanda akıcı çünkü fazlaca polisiye temeli mevcut. Bir müddet sonra (yaklaşık 100 150 sayfa sonra) kendinizi olayların içerisinde buluyorsunuz ve kopamıyorsunuz. Ben henüz foucault sarkacını okumadım ama onda çok daha fazla bilgi olduğunu biliyorum, Eco da bilgiyle kurguyu çok iyi harmanlayan bir yazar, sırf bunun için dahi okunur bütün eserleri.
Bu yaz okuduğum -bilimkurgu olmamasına rağmen, en iyi kitaptı; BİTTİ. 

Polonya’nın işgal edildiği dönemde bir akıl hastanesinde geçen hikayesiyle, Lem’i çok sevdim. Çok.
Yalın bir dille anlatılmış, kitabın sonlarına doğru heyecanınızı gizleyemeyeceğiniz, güçlü tasvirleriyle aklınızı başınızdan alacak -ki böylelikle kitabın atmosferinde sırıtmayacağınız, en kötü ihtimalle 9/10 verebileceğinizi düşündüğüm bir kitap…
Felsefi diyaloglarıyla akıl hastası(!) “Sekulowski”ye duyduğum hayranlık delilik noktasında. (Kitabı okumayı düşünenler bu ismi unutmasın.
)
Tadında bırakılmış tıp terimleri ve biyolojinin gölgesi düşmüş pasajlar bilime ilgisi olan herkesi cezbedecektir diye düşünüyorum.
Hastanenin koridorlarında fazlaca bir merakla dolaştığım sırada talihsiz bir aşk macerasından sonra yaşadığı dünyadan kaçmak isteyen, aynaların içinde bir yaşam olduğuna inandığı için zamanının büyük çoğunluğunu banyoda geçiren, ismini öğrenemediğim o kız, dikkatimi en çok çeken hasta oldu. Uzun süre düşündüğüm için aklımdan kolay kolay çıkacağını sanmıyorum.
Lem’in mizahi yönünü ise ilk olarak “kel kafalılar” üzerine yaptığı benzetmelerle keşfetmek ilginç oldu.
“Kel kafası ayçiçeği gibi aynaya vurmuştu.” şeklinde gülümseten teşbihlerine birkaç yerde daha rastlayınca, sempatimi gözlem yeteneğine mi yoksa kendini tiye alan insanların özgüvenine mi borçlu olduğumu anlamak için görsellerden S. Lem’i taradım. Kelmiş. 
İlk kitabıyla cennete düşünce, ikinci kitabına başladım: Yıldız Güncesi. 
Herkese keyifli okumalar…






