Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Benzer şeyleri söyledik zaten. Yukarı da yazımı okursan bende devam eden seri hakkında yorum yapılabileceğini ve tamamlanmış hikaye üzerinden yorum yapılması konusunda bir problem olmadığını söylemişim. Sorun şu ki, belirtilen eleştiri de sanki seri tamamlanmış ve onun üzerinden yorum yapılmış gibi olduğu için bu cevaplar verildi. Eğer yorum yapan arkadaş atıyorum şu kitapta ki tempo, ya da şu karakterin şu olayları, ya da kitabın veya yazarın şu yönleri hoşuma gitmedi vs gibi durumları belirterek bir cevap vermiş olsa ve seride ki bazı durumlar üzerinden bir eleştiri getirmiş olsa zaten bu cevaplar verilmemiş olacaktı.

Saygılar.

Ben buna katılıyorum. Evet sadece 1. kitabı okuyup eleştiri yapılabilir ancak sadece okuduğunuz kısımları eleştirebilirsiniz, 5 kitaplık bir serinin sadece 1. kitabını okuyup tüm seri hakkında yorum yapmayı doğru bulmuyorum.

3 Beğeni

Okuyucuların tamamının sıkıcı bulduğu şeklinde bir yorum yanlış olur. Sıkıcı bulan da vardır, bulmayan da. Pek çok kitapta veya seride okuyucuya sıkıcı gelen bölümler vardır. Bu, Buz ve Ateşin Şarkısı’na özel bir şey değil.

Demek istediğim şöyleydi esasen; Zaman Çarkı’nın ilk 3 kitabındaki Egwene, Nynaeve ve çetesinin bölümleri ziyadesiyle kötü. Hatta 3 liraya satılan genç dramalarında bile daha iyi kadın karakterler gördüm. Neyse ki yanlarında daha iyi karakterler vardı da bir derece çekilebiliyor bu bölümler. Tüm kitapları okuduğumu varsaysak bile geri dönüp baksam bu karakterlerin bu kitaplardaki kötü yazımı kendisini yok etmiyor. Yazar ileride geliştirip kullanmak için bir karakter koymuş ama o karakter bu kitaplarda fan fiction karakterleri yüzeyselliğinde maalesef. Ya da şimdi okuyan biri olarak bu karakterlerin 10. kitaptaki büyük olayları şu anda zerre ilgimi çekmiyor.

Anlatmak istediğim eleştiriler bu tarzdaydı. Umarım yeterli bir örnek olmuştur. Sizleri yanlış anlamış olabilirim tabi fakat @HamdemitAbi’in yorumu bana tüm seri hakkında o kadar ağır gelmemişti.

1 Beğeni

Herkes yorum yapmış bari ben de yapayım eksik kalmayayım :sweat_smile: . Yukarıda biri de söylemişti sanırım ben de söyleyeyim, Buz ve Ateşin Şarkısı serisinde fantastik ögeler her kitapta artarak devam eder. Şu ana kadar çıkmış olan kitaplarda yazar müthiş fantastik sahneler vermedi bize. Fakat son iki kitap özellikle de sıradaki kitap bunu bol bol verecek diye tahmin ediyor okurlar. Ben de böyle olacağını düşünüyorum. Yazım tarzı, karakterler, olaylar…Bunlar tamamen zevk meselesi zaten. Ben ilk kez 12 yaşında başlamıştım kitaplara. Daha dizisi olduğunu bile bilmiyordum. Okumak için küçük bir yaştı aslında. Ensest kavramıyla ilk kez o zaman karşılaşmıştım mesela. Ama o yaşıma rağmen ilk kitabı bayıla bayıla okuduğumu hatırlıyorum. Yani her zamanki gibi zevkler renkler meselesi.

2 Beğeni

Kent Clifford D. Simak
Konusunu çok merak ettiğim için bazı kitapları bekletip sırasını öne aldım. 8 hikayeden oluşuyor. Hikayelerin arasında belirli bir süre var ama hepsi birbirinin devamı sayılır. Firar isimli hikaye Avatar filmini anımsattı. Kitabı okurken yavaş yavaş insanlığın yerini başkalarına bıraktığını görüyoruz. Yazar insanlığa dair bazı eleştirilerde getiriyor. Hikayelerin hepsinden keyif aldım. Özellikle robot Jenkins’i çok sevdiğimi söyleyebilirim.

11 Beğeni

Zaman Çarkı Kışın Yüreği bitti.

Genel olarak yine fena değildi ama Domon Bayle,Egeanin ve eril a’damın 5 kitapdır adının bir kere bile geçmemesi ve bu kitapta ortaya çıkması çüş dedirtti.ASOIAF serisi kadar bir süre yoktular hani bana bu baya absürt geldi.Loial’de de buna banzer bir şey söz konusu.Karakter 3 veya 4 kitapta yok 9 kitap içerisinden.

Bir öneri isteyeceğim birde en başta ilk 3 kitapta not tutuyordum aslında ama sonra bıraktım.Şimdi daha mantıklı gibi görünüyor.Siz not tuttunuz mu seriyi okurken,nasıl bir yol izlediniz ?

2 Beğeni

Mülksüzler okuyorum ama nedense kendimi veremedim bir türlü ya :pensive:

2 Beğeni

Ben de başlayacaktım ayın başında sonra alıp geri bıraktım. Aslında çok da merak ediyorum. Neden böyle oldu :((

1 Beğeni

O Muydu - Stefan Zweig

Bilimkurgu ve fantastiğe ara vermek için araya sıkıltırdığım öykülerden biriydi. Tek seferde okunabilecek hikayeleri hep sevmişimdir.
“O Muydu?” Zweig’ın klasikleşmiş öykü tasarımında bir öykü.

Öykü hakkında daha doğrusu içeriği konusunda ne söylesem sürprizbozanla karşılaşırsınız. Söyleyebileceğim şey ise öykünün benim için 3/5 olduğu. Okunur, çevirisinde sorun yok, fabl tadında biraz sa gize içeren bir öykü.

8 Beğeni

Bende çok merak ederek almıştım ama akmadı hiç, acaba bir şeyleri kaçırdım mı okurken, anlamadım mı acaba? :frowning:

2 Beğeni

Incal’i okumuş bulunmaktayım.Öncelikle bu eseri okumak o kadar zor ki(benim için), eseri ikinci defa okumuş olmama rağmen hâla tam olarak anlayabilmiș değilim. Hikayemiz dümdüz bir adam olan John Difool adlı R sınıfı bir ajanın, eline Incal adlı bir nesnenin geçmesiyle tüm evrenin kaderini bile belirleyebilecek bir adama dönüşmesini anlatıyor.Benim için kitabın okunmasını zorlaştıran en büyük etmenlerin ilki kitabın bir sürü karakter ve farklı galaktik ırk barındırması.İkincisi ise mistisizm gibi benim hiçbir bilgimin olmadığı konuların işlenmesi.Tüm bunlar bir süre sonra ben ne okuyorum arkadaş hissi verdiriyor. Ama tüm bunlara rağmen John ve arkadaşları Metabaron, İtkafa, Animah, Deepo gibi orijinal karakterlerin macerasını okumak keyif veriyor.Bu eserde en çok beğendiğim şey ise kitabın sonu.Öyle ilginç bir şekilde bitiyor ki resmen oha diyorsunuz .Ayrıca çizimleri de mükemmel ötesi.Bilimkurgu ve hafiften LOTR esintisi taşıyan bu kitabı türü sevenlere tavsiye ediyorum.

15 Beğeni

Alejandro Zambra’dan Eve Dönmenin Yolları adlı kitabı okudum. Bu kitabı pandemiden önce, bir akşam Kadıköy’de gezerken ismine vurulup almıştım. Eve Dönmenin Yolları. Yani çok naif değil mi? Alır almaz okurum diyordum ama kitabı kitaplığa koyduğum gibi unutmam bir olmuş. Dün sabah işe giderken yanıma ne alsam diye bakınırken gözüme çarptı, alıp çantaya attım. Bir gidiş-dönüş süresince de okuyup bitirdim.

İsmiyle müsemma oldukça yalın, içten bir hikayesi var kitabın. Bir çocuğun anılarında Pinochet dönemine, Şili için zor zamanlara gidiyoruz. Yazar Şili’nin siyasi geçmişi üzerinde çocukluğun saflığını, ilk aşkları, hayal kırıklıklarını anlatıyor. Yazarın o kadar duru bir anlatımı var ki cümleleri okumuyor içiyorsunuz resmen.

Bu kitabı okurken bir yandan da aklımdan çıkmayan ve isimlerinin çağrışımı dolayısıyla önermek istediğim bir kitap daha var. Ursula K. Le Guin’den Hep Yuvaya Dönmek. Ursula şöyle bir şey diyordu, yabancı bir ülkede ölmekten korkarken verdiğin anılar beni kurtardı. Tam olarak böyle değil ama buna yakın bir iz bırakmış bende. Neyse işte Eve Dönmenin Yolları’nı okurken bu sözü hatırlayıp durdum. Evden uzaklaştığımızda ve dönecek yolumuz da olmadığında içimizde bir yerde yine de bir yol varmış gibi. Anılarımız eve dönüşün en kestirme yolu gibi. Bu kitabı okurken bunu çok duru bir şekilde hissettim. Herkese tavsiye.

12 Beğeni

Kitabı ilk olarak burada yani forumda görmüştüm. İsmi ilgimi çekti ve hemen ilk siparişimde sepete ekledim. Aldığıma pişman olmadım kesinlikle, şimdiye kadar 150 sayfa civarı okudum ve oldukça iyi ilerliyor. Yazar hakkında hiçbir bilgim yoktu, sanırım iki tane kitabı var sadece. Bu kitap da ilk romanıymış. Kesinlikle ilk romana göre oldukça yeterli bir anlatım oldu benim için. Uzun zamandır odaklanma sorunu çekiyordum, bu kitap ilaç gibi geldi diyebilirim. Konusuna pek değinmek istemiyorum, yanlışlıkla spoiler veririm korkusu var. :sweat_smile: Kısaca, sürükleyici bir anlatımı ve merak ettiren bir konusu var. Muhtemelen bugün bitireceğim kitabı. Sonunun da etkileyici olduğuna dair yorumlar var, bakalım neler olacak.

17 Beğeni

SAINTE-HERMINE ŞÖVALYESİ - ALEXANDRE DUMAS
Özgün Adı: Le Chevalier De Sainte-Hermine
Çeviren: Haldun Bayrı


Kitap Napoleon Bonaparte’nin eşinin kıyafetlerine ve aksesuarlarına harcanmış ve zamanla birikmiş büyük bir borçla başlıyor ve 100lü sayfalara kadar Sainte-Hermine Şövalyesiyle hiç karşılaşmıyoruz.

Kitapta çok fazla özel isim, aile ismi, yer isimleriyle karşılaştım. Gerçekten bolca isim cümbüşü var. Yer yer bu isimlerden dolayı kitabı takip etmek zorlaşıyor çünkü dikkatim dağılıyor “bu kimdi şimdi” diye.

Çoğunlukla Fransa iç savaşından çeşitli sahneler anlatılıyor ve “sırma nakışlı gökmavisi Türk terlikleri” ya da “İzmir halısı” gibi tasvirler var.

Şövalyemizle ancak 100lü sayfalardan sonra karşılaşmaya başlarken kendisinin hayat hikayesini de yavaş yavaş okumaya başlıyoruz. Huzurlu ve mutlu bir hayat isterken kendisini bunun tam tersi bir durumun içinde bulmaya başlıyor.

Genel olarak kitaptan memnunum. İsim bolluğuna ve hacim olarak kalın olmasına rağmen kitap akıcı bir şekilde ilerliyor. Fransa tarihini okumaktan hoşlanan kişilerin bu kitabı okurken keyif alacağını tahmin ediyorum.

17 Beğeni

Sonunda oluyor mu? 5 ay sonra elime okumak için bir kitap mı alıyorum?

18 Beğeni

Bir sayfa okudum ikinci sayfayı çevirdim akşam akşam kapıdan polis aldı. Kitap okurken dikkatli olun arkadaşlar. :smiley:

5 Beğeni

image

Toplam 42 (sayı doğrudur umarım) kitaptan oluşan Diskdünya serisinin ilk kitabı olan Büyünün Rengi’ni dün bitirdim. Kitap kulübünde sürpriz bozan içerecek şekilde yorumladığım için burada genel hatlarıyla değinmek istiyorum.

Diskdünya, yaşlı ve devasa bir kaplumbağa olan A’tuin in üstünde yer alan disk şeklindeki bir dünyada geçen olayları anlatıyor. Başarısızlıkta bile başarısız olan kahramanımız Rincewind ile her olayda iyi bir yan görmeyi başarabilen ve Pollyanna’nın kuzeni olma ihtimali yüksek olan İkiçicek’in hikayesine giriş yaptık. Tabi bir de gizemli sandık var, onu unutmamak lazım yoksa bizi ısırabilir :slight_smile:

Bir büyücü olan Rincewind’in en önemli özelliği hiçbir büyü yapamaması. Bu da tabi bizi komik ve eğlenceli olaylara götürüyor. Başta biraz info dump ve Ara ara tekrarlar olsa da, çevirinin de güzelliği sayesinde çok rahat okunur bir kitap çıkmış ortaya. Hayatımda okuduğum en iyi serilerden birisi demek için çok erken ama okurken keyif aldığım serilerden birisi olduğu da kesin. Ne olacağını zaman gösterecek :slight_smile:

16 Beğeni

resim

Scott Lynch - Locke Lamora’nın Yalanları’nı bitirmek üzereyim. Forumda bu kitabı okumamı öneren arkadaşlara tekrar teşekkür ederim. Bu sene okuduğum en iyi kitaplardan biriydi kesinlikle. Spoiler vermeden şöyle bir bahsedicem.

Hikaye, yetim çocukları hırsızlık yapmaları için yetiştiren bir Hırsızbaşı’nın, tam bir başbelası olan Locke Lamora isimli hırsız çocuğu başından def etmek için şehirin tapınak rahibine satması ile başlıyor. Locke Lamora’nın da içinde bulunduğu Centilmen Piçler adını taşıyan hırsız loncasının, farklı stillerde icra ettiği soygunları ve lonca üyelerinin başlarına gelen olayları konu alıyor. Yazar Locke Lamora’nın çocukluk ve yetişkinlik hikayelerini zaman sırasına göre vermeyerek anlatımı tekdüzelikten kurtarıp ilgi çekici bir hale getirmiş.

Lamora’nın çocukluğunda geçen erken dönem hikayeleri okuğumuz bu kısımlar, karekterlerin arka planlarını içerip karekter gelişimini ve kişilik özelliklerinin temelini pekiştirirken, hikayeye yerli yerinde yedirildikleri için hikayeden kopmanıza neden olacak basit flashbackler yapılıyormuş etkisini kesinlikle yaratmıyor ki zaten flashback de değiller. Öte yandan hikayenin Locke Lamora’nın yetişkinliğinde geçen kısımları da A noktasından B noktasına direkt olarak gitmeyebiliyor. Yetişkinlik kısımının da kendi içinde farklı zaman dilimlerine atlayan bir kurgusu olabiliyor. Kısacası hikaye rayda giden tren gibi önceden belirlenen yolda dümdüz gitmemesine rağmen “Ne oldu? Şimdi bunlar hangi yılda? Bu olaylar ne zaman oluyor?” sorularla okuyucunun kafasını bulandırmıyor, herşey oldukça anlaşılabilir durumda. Ayrıca karekterler bana oldukça doğal ve samimi geldi. Olaylar karşısında beklenmedik eğrelti ergen tavırlar sergileyip beni kendilerinden soğutmadılar fakat birkaç yerde verilen tepkilerin eksikliği ve duygunun yeterince yoğun olmaması dikkatimi çekti.

Hikayenin geçtiği ortam için, “Pirate Town” denilen, eski oyuncuların Monkey Island’dan da aşina olacağı bir korsan kasabasının fantastik dokunuşlar ile süslenmiş ve 18.yy İtalyasının Neoklasik mimari üslubuna benzer yapılar ile genişletilmiş hali olan hayli orijinal bir coğrafya diyebiliriz. Olayların gerçekleştiği Camorr şehri, birbirine köprü ve geçitlerle bağlı ortalama bir semt boyutundaki birçok farklı adadan meydana geliyor. Haliyle kuzey köprüsünden geçip bir ada-semtin güneyine, oranın batı geçidinden geçip diğer ada-semtin doğusuna çıkıyorsunuz. Bundan dolayı adaların konumlarını kafanızda canlandırmak zor olabiliyor ve kitabın içeriğine bir harita eklenmemiş olmasının eksikliği hissediliyor.

Yılların, günün saatlerinin, rüzgar yönlerinin vs. kendi özel isimlerinin olması, kendine özgü inançların, dini önderlerin ve ritüellerin bulunması, hikayenin geçtiği tarihten önce o coğrafyada yaşamış olan kadim uygarlıklara yapılan göndermeler, büyüler, fantastik canlılar ve simya ile ilgili öğeler ile işin “fantastik evren” kısmı da gayet iyi kotarılmış. Bu kitapta evrenin geneline ve arka planına dair fazla açıklayıcı bilgiler yok, daha olay odaklı bir ilk kitap. Zaten olay akışı hiç durmuyor, sürekli bir aksiyon ile süregidiyor. Belki serinin devam kitaplarında evrenin arka planı daha fazla detaylandırılıp açıklanıyordur, bilemiyorum henüz 2. ve 3. kitabı okumadım…

Yazarın dilinin yetişkinlere göre olduğunu belirtmekte de fayda var. Hertürlü küfür, argo ve bel altı espiriler kitabın başından sonuna kadar bol bol mevcut, ki böyle olması da lazım… Yazarın sözde toplumun en alt sınıfında bulunan, en kötü şartlarda, en pis işleri yaparak yaşayan karekterlere, “Kitabı her yaştan insan alıp okusun” diye tamamen duygusal kaygılar ile tek bir argo kelime dahi kullandırmadığı zaman, seri ne kadar “epik” olursa olsun karekterler ilkokul seviyesindeki yapmacık 23 Nisan piyesi karekterlerinden bir adım öteye gidemiyor malesef.

Eğer bilindik kralların, şövalyelerin, şatolardaki prenseslerin cirit attığı epik fantastik kitapların haricinde farklı bir fantastik hikaye okumak istiyorsanız bu kitabı çok ertelememenizi tavsiye ederim.

24 Beğeni

PKD Toplu Öyküler Cilt 1 gördüğüm en harika ciltli baskı olabilir. Alfa bu işi biliyor valla. Kutu gibi sapasağlam bir kitap yapmışlar. Beyaz kağıda basılmış olmasını da ayrıca çok sevdim.

PKD’nin bilim kurguyu tanımladığı kısa yazı ve Roger Zelazny tarafından yazılan önsöz ile birlikte İstikrar isimli ilk hikayeyi okudum. Başlangıç için gayet güzeldi.

5 Beğeni