Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

David Eddings ve Eşi hakkında korkunç şeyler okumuştum kitapları araştırırken. 70’lerde eşi ve kendisi evlatlık edindikleri 4 yaşındaki bir çocuğa şiddet uyguladıkları için hapis yatmışlar bir süre. Çocuğu dövüp bodrum katında başka hayvanların da olduğu bir köpek kafesine saatlerce kilitliyorlarmış. Polis eve baskın yaptığında çocuğu döverken yakalamışlar hatta. Akademi’deki işinden kovulup taşınmak zorunda kalmışlar tüm bu olaylardan sonra. Kasiyerlik falan yapıyor kitap yazmadan önce. Tabi internet öncesi böyle bir bilgiye ulaşmak zor olduğu için söyleşilerde akademiyi niye bıraktığı sorulduğunda şakayla “kasiyerlikte daha fazla para vardı” falan diyor.

Bu sizi kitapları okumaktan alıkoymasın zira eşi de kendisi de ölü durumda ve tüm malvarlıklarından gelen paralar bir okula bağışlanıyor.

12 Beğeni


Son zamanlarda okuduğum en kötü eser desem abartmış olmam. Kötü oluşu anlatmak istediği distopik bir kurgudan kaynaklanmıyor. Aslında genel anlamda toplumu gökdelen ile özdeşleştirmeye çalışmış. Ama olayları o kadar nedensiz ve temelsiz şekilde ele almış ki. Bu da romanın okuyucu nezdinde saçmasapan hale getirmiş. Paldır küldür nedensiz ve temelsiz komşular arasında kavgalar başlıyor. Ultra abartılı şekilde hareketler. Anlatılmak istenen sosyal bir olgu ve davranışlar olabilir ama roman abartılı şekilde saçmalıklarla dolu. Anlam veremedim. Kitabı bitirmek için okudum. Çok daraldım çok…

9 Beğeni

Reddit’te bu konuyla ilgili bir başlık buldum ve anladığım kadarıyla gerçekten de masum durmuyorlar. Yine de referans verilen gazetelere erişemediğim için bu konuyu araştırmam gerekiyor.

Aynı başlıkta bir yorumda ise Marion Zimmer Bradley’nin pedefili olan kocasına yardım ettiğiyle ilgili bir şey de okudum. Avalon’un Sisleri ve Atlantis’in Çöküşü adlı serinin yazarı kendisi. Bu serileri de okumak istiyordum ama okumama gerek kalmadı artık.

Bu yazarlarla ilgili gerçeklerin İngilizcesi benden daha iyi birisi tarafından araştırılıp portalda haber şeklinde sunulması çok iyi olur.

3 Beğeni

:slight_smile:

16 Beğeni

Aslında okuyorum değil, az önce bitirdim. Bu yüzden okudum diyelim. DoğuBatı’nın yeni kitaplarından sayılır. O yüzden fark etmemiş, gözüne ilişmemiş birileri olabilir diye ufak bir inceleme yapmak istedim. Antropolojiye ufaktan ilgisi olanlara kesinlikle tavsiye ederim.

Kitabın yazarlarının da kitabın önsözünde söyledikleri gibi Kültürel Antropoloji - Temel Kavramlar, antropolojiye yeni başlayanlar veya alanın yeni öğrencileri ya da ilgisi olanlar için giriş mahiyetinde bir kitap. Yazarların kitabı kaleme alma amacı daha çok derslerde kullanılması içinmiş. Kitabın bölümlerini de buna göre ayarlamışlar; direkt olarak antropoloji nedir, ana dalları ve alt dalları nelerdir gibi sorularla temelden alarak ilerliyor. Alanın içindeki diğer temel kavramlar da kısa başlıklar ya da kısa cümleler hâlinde okuyucuya veriliyor.

Kitabın başında antropolojinin dört ana dalından (Biyolojik Antropoloji, Kültürel Antropoloji, Dilbilimsel Antropoloji, Arkeoloji) bahsediliyor ve bu ana dalların alt dallarında da antropologların diğer toplumsal alan araştırmalarında ne gibi incelemelerde bulundukları ve böylece daha başka ortaya çıkan antropoloji dalları ele alınıyor.

Temel alanlar hakkında bilgi verildikten sonra da antropolojinin ilk çalışma alanlarından olan kültür kavramı irdeleniyor. Ardından kültür karşısında ırk kavramı inceleniyor. Burada da 19. yüzyılın sonlarından bugüne değin tartışılan, ikinci dünya savaşına doğru aşırı ideolojik zihniyetlere neden olan biyolojik/bilimsel ırkçılık konusuna değinip bu görüşe karşıt olan fikirler veriliyor. Kültür ve ırk kavramlarını da dil ve kültür ilişkisine dair görüşlerin yer aldığı bir bölüm takip ediyor. Daha sonra da din, mit ve ritüel gibi kavramlar açıklanıp antropoloji biliminin başlangıcından beri bunlara dair ortaya konan bakış açıları ve bilgiler veriliyor.

Bunlardan sonra kültürel antropolojinin başlıca araştırmaları olan konulara geliniyor. Alanın araştırmalardaki yapıtaşları olan cinsiyet, aile, akrabalık ilişkileri, evlilik, arkadaşlık gibi toplumsal olgulardan bahsedilerek birkaç farklı toplum örneklerinden karşılaştırmalar yapılıyor.

Kitabın ortalarında siyasal antropoloji, iktisadî/ekonomik antropoloji başlıklarıyla yine antropoloji biliminin başlangıcından bu yana bu konularla ilgili çeşitli görüşlerin yer aldığı uzunca birer bölüm var. O bölümün ardından küreselleşmenin sömürgeci anlayışla nasıl şekillendiğinin antropolojik açıdan incelenmesi, alanın çalışanlarının konuya dair görüşleri bulunuyor.

Son olarak, antropolojinin bilim, sağlık gibi alanlarla ilişkisi anlatılıyor ve bu bölümü takiben kültürel antropoloji teorilerinin 19. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar nasıl değiştiğinden bahsediliyor ve alanın başlangıcından beri alanı etkilemiş ünlü antropologlar ve onların kuramları verilip karşılaştırılıyor.

Kitabın sonuna ayrıca bir ek bölüm konulmuş; Bir etnografın nasıl çalışmalar yaptığı, bir etnografın neler yapması gerektiği, bir etnografik alan araştırmasının nasıl okunması, ne gibi sorular sorulması gerektiği gibi on sayfalık bir bilgilendirme -ya da tavsiye- metni. Şimdilik antropolojiye olan bu ilgimle bu son bölüm benim çok hoşuma gitti.

Kitabın çevirisi gayet iyi. DoğuBatı’nın akademik kitapları genellikle kaliteli ve sağlam olmuştur zaten. Zorlayıcı bir dili de yoktu. Sadece bir veya iki yerde yanlış harf basımı olmuş, o kadar. Engel olmuyor onlar da. Küçük notlar alarak okudum ve belli başlı konuları bilsem de bazı yerlerdeki eksiklerimi doldurmam açısından yararlı bir okuma oldu. Yine dediğim gibi, kitap ders kitabı olarak tasarlandığı için her bölümün sonunda bölüme dair okunabilecek yazar ve kitap tavsiyeleri bulunuyor. Bu da kitaba güzel bir artı katıyor.

Faydalı bir yazı olduysa ne mutlu bana. İyi okumalar dilerim :raising_hand_man:.

17 Beğeni

Arthur Schopenhauer - Haklı Çıkma Sanatı - Eristik Diyalektik bitti.

Önemli olan bir tartışma sonunda hakikati ortaya çıkarmak mı yoksa haklı olmak/çıkmak mı?
Tartıştığınız kişiyi alt etmek istiyor ya da bunu yapmak isteyenleri fark etmek istiyorsanız okunmalı.

13 Beğeni

Kitap_2019080612533412

Uzun zaman oldu böyle savaşa doyduğum kitap okuyalı. Tam 100 sayfa kesintisiz savaş var 300 sayfa kitapta. Kitap savaşı güzel hazırlayıp veriyor. Bundan önce okuduğum Dikenlerin Kralında savaş tadını bu kadar yoğun güzel alamamıştım.

9 Beğeni

Çok okumak isteyip bütçeden dolayı okuyamadığım bir seri. Umarım bir gün bize de okumak nasip olur. :disappointed_relieved:

1 Beğeni

Zamanın Çocukları

Uzun zamandır heyecanla beklediğim bu mükemmel kitabı, fazla bekletmeden okumak istedim. Okuduğum en iyi bilim kurgu kitapları listeme tepelerden giriş yaptı. Kitabın çevirisi çok akıcıydı, anlatım bozuklukları yoktu ve birkaç (özel isimlerde ağırlıkla) harf ya da ek hatası hariç, genel olarak başarılı bir editörlük ve redaksiyonu vardı. Baskı kalitesi ortalamaydı, bükerek okumanızı önermem kapak kırılmaya biraz müsait.

Kitabımız evrim tabanında gelişen bir bilim kurgu kitabı. Tür olarak uzay operası diyebiliriz. Bilimsel dayanakları oldukça güzel işlenmiş, benzerleri arasında inandırıcılık ve tutarlılık olarak bence baya öne çıkıyor. Evrimsel yaklaşım insan türünü 6 7 milyon yıl öncelere dayandırır. Homo Erectus’un ortaya çıkışı ise yaklaşık 2 milyon yıl öncesindedir. Ve son olarak Sapiens’in yaklaşık 200 bin yıl önce ortaya çıktığı düşünülüyor. Bu 200 bin yıllık süreçte insan evrimi daha önceki milyonlarca yıla nazaran oldukça hızlı ve gelişmiş. İşte bazı bilim insanları bu durumda bir çeşit virüsün rol aldığını iddia ediyor. Kitabımızın da evrimsel olarak dayanaklarından birisi işte bu. Ayrıca basit canlıların evrimsel gelişimi sınırlı olmasına rağmen, bazı avantajlarla dolu, bu da bir diğer noktamız. Bir başka nokta ise, bakteriler vs gibi bazı alt türlerde, konjugasyon ile gen aktarımı ve kalıtımsal aktarım basitlikleri ve bir alt nesile gen aktarımı kolaylığı (yani tür basitleştikçe bu tarz durumların da imkanlılığı). Bu bilimsel temellerde gelişiyor kitap desek yanlış olmaz, tabii bir de Non Ultra Natura (doğadan daha büyük yok) noktamız var; yani doğanın da her zaman bir planı vardır ve işler her zaman bizim istediğimiz gibi gitmez. Tabii kitapta kafa karışıklığı yaratacak noktalarda çevirmen ve yayıma hazırlayan notlarıyla müdehalelerde bulunmuş, gayet güzel açıklamalar getirmiş, yani ağır bilimsel bilgilerle kitabın okunurluğu azalmamış, yanlış anlaşılmasın bu söylediklerim. Sadece bilimsel dayanaklarını açıklamak için bahsettim bunlardan.

Az gelişmiş canlıların evrimini de irdeleyen, uzay yolculukları ve zaman kapsülleri içeren, böylesine detaylı ve kaliteli bir kitap okudum mu, bilmiyorum. Çok akıcı ve ilgi çekici bir kitap olduğunu söylemem lazım.

Kitap arka planda harika bir cinsiyet ayrımı, toplum yapısı, insanın doğası eleştirileri işliyor (ama özellikle de cinsiyetçiliği çok başarılı bir şekilde işliyor, son dönemin neredeyse klişesi haline gelen ‘cinsiyetsiz toplum’ şeklinde değil bu arada). Tabii teolojik konulara da bolca eleştiri getiriyor, orta çağ göndermelerini çok farklı koşullar altında yapıyor gerçekten. Ayrıca bambaşka bir iletişim türü işleniyor ve de bambaşka bir inanç türü. Yani yazarın hayal gücüne hayran olmamak elde değil. Kitabın sonu beni tatmin etti, ikinci kitabı varmış ama kitap kendi içerisinde başlayıp bitiyor. Diğer kitap ilerde çıkarsa okurum tabii.

Kısaca çok sevdiğim bir kitap oldu, tüm bilim kurgu severlere şiddetle tavsiye ediyorum, ben çok keyif alarak okudum. Herkese keyifli okumalar dilerim.

50 Beğeni

MEZBAHA 5 (KURT VONNEGUT JR.)

KONUSU

Kurt Vonnegut, Batman’deki Joker’in iyi kalpli ikizi gibi. Beyne şerbet dökerken, kalbe kezzap saçıyor! Tüm zamanların en büyük savaş karşıtı romanlarından Mezbaha 5’te, Dresden bombardımanı merkezinde bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.
Billy Pilgrim beceriksiz bir zaman gezgini; nereye gideceğini kontrol edemiyor ve seyahatleri eğlenceli falan geçmiyor. Hayatının hangi kısmında kendini oynayacağını önceden bilemediğinden, sürekli sahne korkusu çektiğini söylüyor. Billy Pilgrim bir savaş esiri. Güzel ve yaşanabilir bir kentin mahvına tanık oldu. Tanıdığı biri, başkasına ait bir demliği aldığı için vuruldu Dresden’de. Bir diğeri, şahsi düşmanlarını savaştan sonra kiralık katillere öldürteceği tehdidini sahiden savurdu.
Unutmayın: Hepsi yaşandı bunların. Aşağı yukarı. En azından savaş kısımları gerçek.İnsanlığın merkezine yapılan bu zaman yolculuğu, hayatın anlamını arayan fakat bulmaya korkan herkes için benzersiz bir rehber.

DÜŞÜNCELERİM

Vonnegut’un okuduğum ikinci eseri ve Kedi Beşiği’nden daha çok beğendim. Yine kara mizahını kullanarak, özellikle savaş, Amerika, Hristiyanlık ve kader üzerine konuşmuş. İşin asıl ilginç yanı ise kitapta Billy Pilgrim’in başına gelen olayları Vonnegut’un bizzat yaşamış olması. En karanlık sahnelerde bile gülümsetebilen bu kitaba ayrı bir ciddiyet katıyor. Vietnam Savaşı yıllarında yayınlandığını göz önünde bulundurursak Amerikan okullarında okutulmasına şaşırmamak gerek.

Basit ve kısa cümleler kullanmayı sevdiği için okuması çok rahat bir yazar. Herkese öneririm.

22 Beğeni

Bu kitabı çok merak etmeye başladım.

@M3rett0 April böyle kapak basmayı kimden öğrendi diye şok oluyordum tam şokum kursağımda kaldı. -_-

3 Beğeni

Sonunda beklediğim kitap değerlendirmesi :hugs:

Anlatımda sıkıntı yoksa hemen alıyorum, ingilizce okumaya başlamıştım ama çok zorlanıyorum, benim ingilizcenin yanında 6.45 duayen kalır :joy:

3 Beğeni

Size okumalarınızı bildiğim için kesinlikle tavsiye ediyorum. Anlatımda hiçbir sorun yok, gayet güzel ve akıcı kitabın dili.

Okuma tarzlarından yola çıkarak @alper, @Bay_Karamsar, @ElijahBaley, @Gelu, @Leingrad ve @Anita da çok sevecektir, eminim. Sizlere de tavsiyem olsun. :slight_smile: @Howl kesinlikle merak etmeye değer bir kitap, ben çok keyif aldım. Tabii @SJack zaten okuyacaktır önünde sonunda, sonuçta bilim kurgucu kendisi, onu belirtmedim. :slight_smile:

10 Beğeni

Eksik Parça Yaynlarının Yeşim Şehri kitabının yaklaşık 100 sayfasını okudum, o kitapta da yazım yanlışı, anlatım bozukluğu benim gözüme çarpmadı. Anlatım çok akıcı, dili sadeydi. Demek ki bu işe gereken özeni gösteriyorlar. Tebrik etmek gerekiyor.

3 Beğeni

İthaki Bilimkurgu Klasiklerinin en yeni üyelerinden biri olan Ben, Efsane’yi okudum.
Filmini sevmiştim. Kitabını daha çok sevdim. Serideki (Su Adama, Zaman Makinesi, Ben, Robot ve Maymunlar Gezegeni) birkaç kitap gibi Ben, Efsane de bir çırpıda okunacak bir eser.

Yazarın anlatımı çok akıcı. Kahramanımız Robert Neville ile öyle samimi oluyoruz ki sanki o salgının ortasında biz tek başımıza kalmışız gibi yaşıyoruz. Filmi ile farklılıklar olsa da gerçekten çok güzel bir öyküydü. Bilimkurguya başlamak isteyenlere rahatlıkla tavsiye edeceğim okuması kolay kitaplardan biri oldu.

Son olarak İthaki’nin kitaba ait son okuması olmamış gibi. Harf hataları kelime yanlışları vs vardı çoğu yerde.

36 Beğeni

Sanıyorum İthaki’de son okuma falan yapılmıyor. Yoksa bu kadar çok kitapta bu kadar çok yazım yanlışı vs olmaz. Tamam elbette bir iki hata gözden kaçabilir, ancak İthaki’ninki bir iki hatayı fazla fazla aşıyor.

1 Beğeni

Kitap filminden çok mu farklı dersiniz? Film de mesela son olarak 2 alternatif var.Kitapta nasıl bitiyor açıkçası merak ettim. :slight_smile:

Evet çok farklı. Kitapta tek bir son var. Okumadıysanız sonunu söylemesem daha iyi olur.:slight_smile:

3 Beğeni

Sokratesin Savunması: Kitabı okurken açıkcası son bölümlerde duygulandım. MÖ yazılmış bir eser. Sokratesin ölümünden binlerce yıl geçmiş ve bu kitabı yazan ve okuyan insanlarda toprağın altında.
Kitap genel olarak dört bölümden oluşuyor. İlkine giriş diye biliriz. İkincisi Sokratesin Savunması üçüncüsü zindandan kaçma hakkında Sokratese teklif ve son olarakta Sokrates ‘in ölmeden önce ruhlar hakkında ve Dünya neye benziyor konularını incelemesi. Son bölümleri hayranlıkla okudum. Sokrates taa o zamanlar yaşamdan öncede hayat vardı ve ölümden sonra da hayat var düşüncesine sahipmişti. Bu konular hakkında konuşmasına hayran kaldım. Ve iyi insanlar göğe kötü insanlar da yerin dibine girip cezalandırılacağı dediğinde tekrar hayran kaldım kalmamak zaten zor dediğim gibi çok eski zamanlarda bunları düşünüp ve doğrusunu bulmak çok büyük bir zekiliktir. Dünya hakkındaki düşünceleride doğruydu bunda da tekrar tekrar hayran kaldım.
Son olarak kitapta bazen anlamadığım yerler oldu buda büyük ihtimalle günlerimin yoğun geçtiğinden ve gece zamanında okuduğumdan kaynaklı. Size tavsiyem kafanız boşken okuyun.

İncelememde Sokratesin ölümünden filan bahsettim ama bunu bu kitabı okumayan insanlarında bileceğini düşünüyorum çünkü Felsefe dersinde bu filozofların hayatları bahsediliyor. Düşüncelerinden bahsettim ve bununda pek bir kusuru olacağını düşünmüyorum çünkü bu bir roman değil felsefe kitabı. Felsefeyle uğraşanlarda Sokratesin düşüncelerini biliyordur. Kitabı okuyacak kişilerinde az çok felsefe bilgisini olacağını düşündüğümden dolayı bir mahsusu olmayacağını düşündüm.

15 Beğeni

image

Leo Perutz - Leonardo’nun Yahuda’sı

Leonardo Da Vinci, Son Akşam Yemeği’ni çizmekte zorluk çeker, çünkü Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda İskariot’u çizerken kendisine model olacak birisini bulamamıştır. Bu yüzden de yana yakıla Milano sokaklarında uygun kişiyi aramaktadır. Bu kitapta da Da Vinci’nin aradığı kişiyi bulma süreci anlatılmaktadır.

Normalde bu tarz tarihi kurguları çok başarılı bulmam, ama yazar bu işi çok iyi başarmış. Da Vinci’nin Yahuda’sını bulmasıyla ilgili rivayetlerle bu kitapta anlatılan versiyon birbiriyle çelişiyor, fakat bu kitapta anlatılan versiyon çok daha iyi.

Leo Perutz favori yazarlarım arasına girdi, diğer kitaplarını da en kısa zaman içinde okumayı planlıyorum.

27 Beğeni