Blacksad 1 ve 2 (ÇR)
YKY baskısında 2 ciltte toplam 4 hikaye mevcut. Goodreads’te göre Amarillo adında 5. bir hikaye daha var ancak sanırım basılmamış. Hikayeler birbirinden bağımsız olduğundan seriyi eksik bırakma gibi bir durumu yok.
Çizimler enfes ancak hikayeleri kısa ve biraz yüzeysel buldum. Bundan dolayı da derinleşemiyor, vay canına dedirtmiyor.
Hikayenin kahramanı Blacksad ve kendisi bir kedi dedektif Hikayelerin geçtiği evrende tüm karakterler insan vücutlu hayvanlardan oluşuyor. Genel olarak “eh” veya 3.5/5 olarak puanlayabileceğim bir ÇR.
Özlemişim Asimov’dan Robot Öyküleri okumayı.
İçinde birbirinden güzel öyküler var. Tek öykü hariç (memuniyet garantilidir) diğer öykülerini daha önce okumamıştım. Bu yönüyle kitabı bir çırpıda bitirdim. Dr. Susan Calvin’i de takrar görmek harika oldu. Asimov bu karaktere resmen aşık olmuş.
Kısa, sade ve akıcı bir bilimkurgu öyküsü okumaknisterseniz Asimov en doğru adrestir.
Ah be, Asimov öykü ve romanlarını İthaki (veya başka bir yayınevi) bassa süper ötesi bir şey olur. Tüm eserlerini kitaplığımda görmeyi istediğim iki yazardan biridir (diğeri PKD).
Ben bir umut İthaki basar diye bekliyor ve eskileri toplamıyorum ama görünen o ki bu umut boşa çıkabilir. Bakalım duruma göre ben de toplamaya başlayabilirim.
@SJack çok haklısınız, aslında ben de bu dediğinizin farkındayım. Bakalım artık, İthaki’ye göre hareket edeceğim.
Henüz 100. sayfadayım. Bu kitaptaki en sevdiğim şey Victor Hugo’ nun Guernsey Adası’ na sürgün yollanıp, orayı çok beğendikten sonra cezası bitsede 15 yılını orda geçirmesi ve din, toplum, doğa üçlemesindeki üçüncü kitabı olan Deniz İşçilerini oradan esinlenerek yazması ve Guernsey Adası’ na ithaf etmesi oldu
Çelik Mağaralar Robot serisinin ilk kitabıydı sanırım. Ben Ölü Gezegen adlı baskısını okumuştum o da çok güzeldir. Bilimkurgu ve Polisiyeyi harika bir şekilde işlemişti Asimov.
Aklıma direkt Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın yazdığı bir yazıdan dolayı Bodruma sürgün edilmesi ve dönmeyip yazılarında sürekli Bodrumu anlatmaya başlaması geldi. Hatta Bodrumu o kadar çok sevmiş ki mahlas olarak Halikarnas Balıkçısı’nı kullanmaya başlamış. Bilmiyorsanız Bodrum’un eski adı Halikarnas.
Şu ana kadar en çok beğendiğim cilt oldu diyebilirim.
Rüya Lordu’nun sonu melankolik yağmurlara sebep olan aşk acıları, aşklarının gerçekten değerli olduğuna kendini inandırmak için hepsinin hakkını verdiğine emin olacak kadar uzun süre kendini acılara hapsetmesi ve bu uzun süreli acılar yüzünden bazı konularda duyarsız bir ahlak anlayışı oluşturan kişiliği; kardeşi Hezeyan’nın diğer kayıp kardeşleri Yıkım’ı aramaya çıkmaları ile yeniden şekillenir.
Yıkımın peşinden giden herkes yara alır. Ve bu yeni yarası Rüya Lordu’nun değişmesine sebep olur. Aşk acıları yüzünden yağmurlar yağdırıp, iyiliğini gözeten kişileri görmezden gelip, ben burda acı çekiyorun yaa diye kendini sosyal izolasyona sokan Lordumuz, kardeşleri Yıkım’ın eski karakterinizi yıkalım yerine yenisini koyalım desturu ile bize hem yıkımın sadece moloz üretmek değil, yeni bir inşa için zemin hazırlamak olduğunu da gösterip kardeşinin değişmesine vesile olur.
Daha duyarlı ve daha umursar bir hal ile yeniden kendi alemine dönen Lordumuz görünüşte aynı olsa da o kadar değişmiştir ki düşlemin kapıları onu tanıyamaz.
Ben Amca’nın da dediği gibi veya demediği “Büyük yaralar, büyük değişimler getirir.”
Kitabın konusu: Bir bilgisiyar dahisinin dinleri derinden sarsacağı hatta yok edeceğini öne süren nereden geldik nereye gidiyoruz sorusunun cevabını bulması ve gelişen olaylar zinciri…
Daha önceden de kitabın yarısındayken bu başlık altına yorum yazmıştım. Yazarın yazış şeklini sevmediğimi, beni pek tatmin edemediğini sonunda bu soruya iyi bir cevap alabilirsem Dan Brown’a bir kez daha şans verebilceğimden bahsetmiştim.
Kitabı nihayetinde bitirip bu iki soruya cevap aldığımda ne yalan söyleyeyim beni hiç etkilemedi çünkü bildiğim şeylerdi. Ve dünyadaki büyük çoğunluğun da bildiğini düşünüyorum. Diyeceklerim bu kadar zaten bu kitapta Dan Brown’un en zayıf eseriymiş. Bunu öğrendikten sonra bir şans daha vermeye karar verdim Da Vinci şifresi ile. Herkese iyi akşamlar.
Çoğu kişi en çok Da Vinci’yi över ama benim için Melekler ve Şeytanlar bir başkadır. Sırf kitap bitmesin diye kendimi zorlayıp okumayı bırakırdım ki aldığım haz birkaç gece daha sürsün. Şiddetle tavsiye ederim.
Japonyanın kendisi zaten başlı başına gerilim ve gizem yaratmaya yetiyor bence. Kitabın ortalarını geçtim ve gerçekten güzel kurgulanmış ve kendisini okutturmayı başaran bir eser. Yazarın anlatım dilini beğendim. Karakterlerin başına gelenler ve bağlantılar şu ana kadar oldukça iyi gidiyor. İçerisinde sadece polisiye ve gerilim barındırmıyor. Dram olarak ta çok iyi konular işliyor. Japonyanın o ütopik Dünyasını çok iyi hissedebiliyorsunuz. Bu tarz eserleri okumayı sevenlere, eğer farklılık arıyorlarsa kesinlikle tavsiye ederim. Kitabı henüz bitirmemiş olsam bile, sonundan kesinlikle pişman olmayacağıma eminim ve okuyanların da aynısını hissedeceğini düşünüyorum.
Kitai İmparatorluğu’nun, eski düşmanı Tagur Krallığı’yla yaptığı son savaşta her iki taraftan kırk bin asker ölür. Yıllar sonra Kitai generali Shen Gao’nun oğlu Shen Tai, ölen babası için yas tutmak ve onun anısını onurlandırmak için imparatorluğun bu uzak sınırındaki savaş meydanına gider ve iki yıl boyunca hayaletleri huzura kavuşturmak için cesetleri gömer. Emeğini ve atalarına saygısını ödüllendirmek için, Tagur Kralı’na gelin giden Beyaz Yeşim Prensesi ona tehlikeli bir hediye verir: iki yüz elli Sardia atı.
Bir Sardia atı çok büyük bir ödüldür. Beş Sardia atı, bir adamı diğerlerinden üstün kılar, rütbesinin yükselmesine, başkalarının kıskançlığına sebep olur. İki yüz elli at ise akla hayale gelmeyecek, bir imparatoru bile şaşırtabilecek bir ödüldür. Shen Tai’nin hayatına son verip bu ödülü ondan çalmak isteyebilecek sayısız insan vardır. Fakat Shen Tai’yi bir anda imparatorluğun en önemli adamı yapan bu ödülün onun hayatını kurtaran bir şartı da vardır: Atları bizzat kendisi almak zorundadır.
DÜŞÜNCELERİM
Lions of Al-Rassan(LoAR) favorilerimden biri olmuştu, ben de GGK’ya dönmek için can atıyordum. Birkaç kitabı arasında kalıp, değişiklik olsun diye Tang dönemi Çin’inden esinlenmiş bu kitabı seçtim.
Kitabı bitirdikten sonra araştırdığım kadarıyla tarihte yaşananlara çoğunlukla sadık kalmış. Hayaletleri ve şamanizmi hikayeden çıkarıp, karakterlerin adlarını tarihteki adlarıyla değiştirirseniz tarihsel kurgu sayılabilecek bir kitap. Tabi ki bu büyük olaylar ana karakterimizin ve ailesinin hikayesi için arka planı oluşturuyor. Arka planla kıyaslayınca kahramanımızın yaşadıkları bazılarına durgun gelebilir, ama beni memnun etti.
Sanırım en büyük sorunum karakterleriydi. Kitap 600 sayfa olsa da birçoğunu yeterince tanıyamamış gibi hissettim. Belki de o dönemin Çin atmosferini hissettirmeye odaklanarak, ki çok güzel becermiş, karakterleri istemeden ikinci plana atmış.
Kısacası LoAR kadar büyülemese de gayet güzel bir kitaptı. Türkçe çevirisini Pegasus basmış.
Fandorin yeni görev yeri olan Japonya’ya Leviathan adlı büyük bir gemiyle gitmektedir. Bu yolculuğun başlayacağı sıralarda ise Fransa’da bir Lord evindeki tüm çalışanlarıyla birlikte öldürülür. Lord ölmeden hemen önce suçludan önemli sayılabilecek bir ipucu koparmıştır. Bu sayede olaylar Leviathan’a taşınır ve burada nihayete erer.
İlk etapta Fandorin kitapta yokmuş gibi olsa da sonradan olaylara artarak dahil olmuş ve becerilerilerini konuşturmuştur. Gayet keyifli ve sürükleyici bir okumaydı.
Benim gibi ekonomiye yeni giriş yapan biriyseniz ve bu konuda okur yazarlığınızı arttırmak istiyorsanız rahatlıkla faydasını göreceğiniz bir kitap olmuş sanıyorum. Genel terimleri, işleyişleri rahatlıkla öğrenebilirsiniz. Yine de bilmediğim terimler karşıma çıktığı oldu ama google yardımıyla onu da hallettim. Şimdi de Yatırım 101’i okuyorum.
Serinin ilk kitabı olduğu için daha çok karakter ve dünya tanıtımına ayrılmış bu kitap. O yüzden fazla olay yoktu. Şimdilik sadece İpek ve Barak adlı karakterleri sevdim, diğer karakterler için nötrüm. Umarım diğer kitaplarda başta ana karakter olmak üzere diğerleri hakkındaki görüşlerim de olumlu yönde değişir. Bunun dışında okuması kolay ve akıcı bir kitaptı. Benim gibi fantastik türünde fazla kitap okumuş kişilere büyük ihtimalle çerezlik bir kitap olarak gözükecekir, ama bu türe ilk defa başlayacaklar için güzel bir başlangıç kitabı olacaktır.