Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)


Londralı beyefendi Phileas Fogg, üyesi olduğu Reform-Kulüp’ te gazetesini okurken seksen günde dünyayı dolaşmanın mümkün olduğunu öğrenir. Bu olağanüstü yolculuk 19. yüzyılda sanayi devrimiyle gelen tren ve buharlı gemi gibi toplu taşıma araçlarının yanı sıra 1869 yılında açılan Süveyş Kanalı sayesinde yapılabilmektedir.

Kulüp arkadaşlarıyla bu yolculuğu seksen gün içinde tamamlayacağına dair bahse tutuşan Fogg, aynı gün uşağı Passepartout’ yla birlikte Londra’ dan ayrılır. Bu meydan okumayla başlayan bin bir türlü maceraya, bir polis soruşturmasıyla, bir de aşk hikayesi eklenir. Yayımlandığı 1872 yılından beri popülaritesinden hiçbir şey yitirmeyen Seksen Günde Dünya Gezisi yazarın en sevilen yapıtlarından biridir. Verne’ in ulaşım olanaklarının gelişmesiyle “küçülen” dünyasına, artık elektronik çağa adım atmış ve geleneksel medyanın yerini yeni medyaya bırakmasıyla bir “küresel köy” e dönüştüğünden dem vurulan günümüz dünyasından bakmak da ayrı bir macera olsa gerektir.

20 Beğeni

Dur hocam, daha yeni başladık :slight_smile:

1 Beğeni

KUM - HUGH HOWEY

Özgün Adı: Sand

Çeviren: Cihan Karamancı

Bu kitaptan malesef pek umduğumu bulamadım. Yazarın önceki kitapları benim hoşuma gitmişti haliyle bu kitabı biraz daha yüksek bir beklentiyle okumaya başlamıştım fakat beklentimi karşılamadı.

Kitabımızda her yer uçsuz bucaksız kum. Sürekli rüzgar estiği ve kumu sürükleyip taşıdığı için bütün yerleşim yerleri zamanla kumun altında kalmış ve kum dalgıçları, talancılar diye meslekler türemiş. Su çok zor bulunuyor ve çok değerli. Kum dalgıçları, kumun metrelerce altına özel kıyafetlerle dalarak yerleşim yerlerini tespit edip biraz da bir nevi kaçakçılık yaparak paralarını kazanmaya çalışıyorlar ve hikaye genellikle Connor, Rob, Palmer, Vic kardeşler çevresinde gelişiyor.

Başlarda akılda canlandırması zor bir çevre olduğu için kitaba giriş yapmakta zorlandım. Alışınca “ee iyi güzelmiş” dedim fakat ortalarında “ee hadi artık…” demeye başladım. Kitap kötü değil, fikir güzel fakat Wool serisinin gazıyla aceleye getirilmiş bir kitap hissiyatı verdi.

12 Beğeni

Abi zaten fantastik sevmiyorum diyorum ama LOTR, harry potter serilerini hem okudum, hem izledim, Yerdeniz Serisini gayet sevmiştim, Amber Yıllıkları’nı okurken eğlenmiştim, Game Of Thrones’un tamamını izledim, Yürüyen Şato ve Sisler İçindeki Lut en sevdiğim kitaplar arasında yerini almıştı, Neil Gaiman’lardan da keyif alıştım… Şimdi de Diskdünya’yı keyifle okuyorum. Sanırım ben fantastik kurgu seviyorum. :frowning:

11 Beğeni

Doğru yolu bulacağından hiç şüphem yoktu :slight_smile: Aramıza yeni bir nefer kazandırmanın haklı gururunu yaşıyorum. Artık dönülmez bir yola girdiğine göre, istediğin zaman tavsiyede bulunabilirim :slight_smile:

2 Beğeni

images (3)

Elric serisi en sevdiğim fantastik seri olmasa da Elric en sevdiğim fantatik kahraman. Kızıl gözlü beyaz kurdun melankolisini ve her yere yıkım götürüşünü seviyorum. Hele kılıcı Fırtınayaratan’la bütünleşip düşmanlarını kesip biçtiği sahnelerde şiir okuyormuş gibi tat alıyorum.

Bu kitapta Elric’in uzun bir romanı ve bir çizgi roman senaryosu yer alıyor. İkisinin konusu da rüyalarla ilgili. Ki aslında Elric serisinde rüyaların yeri çok önemli. Ayrıca Moorcock’ın Fantazi Suretleri denemesinin üçüncüsü, Neil Gaiman’ın Moorcock ve Elric hakkındaki kısa bir hikayesi ile Kont Aubec isimli kahramanın roman serisinin bir taslağı yer alıyor. Kitabın çevirisinde yer yer sıkıntılar göze batıyor ve kitap bir sürü yazım yanlışı barındırıyor. Buna rağmen zevkle okudum. Moorcock’ın dilini çok seviyorum. İki üç cümleyle bir dünya inşa eden yazarlardan. Daha önce de belirtmiştim. Tıpkı Robert E. Howard gibi. Seride son bir kitabım kaldı. Onu biraz bekleteceğim. Çünkü Elric’e veda etmek istemiyorum.

14 Beğeni

Ben de sizin gibi Moorcock ve Robert Howard’ın dilini çok akıcı-şiirsel buluyor ve çok seviyorum. Elric serisinin ilk kitabı elimde olmamasına rağmen merakıma yenik düştüm ve ikinci kitabı yaklaşık 200 sayfa okudum. İki yazar da müthiş yazıyor.

3 Beğeni

İthaki umarım ilk kitabı en kısa sürede basar. Böylelikle Elric daha çok kişiye ulaşır. Dahası keşke Moorcock’ın diğer kahramanlarının serileri de basılsa.

2 Beğeni

Kesinlikle katılıyorum. Örneğin Hawkmoon Destanı da tekrar basılsa ne güzel olur.

2 Beğeni

Diablo Legacy Of Blood’a başladım. İlk chapter’ı okudum. Hikaye Diablo 1’in bitiminden birkaç hafta sonra başlıyor. Warrior, Fighter ve Mage olan üç karakter, Diablo’yu kesmeye giderken arkamızda bırakmış olabileceğimiz ufak tefek hazineleri toplamak için arkamızdan mağralara iniyorlar ve Main Chamber’da Bartuc’un zırhını buluyorlar. Olaylar ne tarafa gidecek merak ediyorum. İnşllah aksiyon dozu düşmeden ilerler.

13 Beğeni

Kitabın ismini daha önce çok duymuştum bu yüzden de şans vermeli diye düşünüp almıştım. Okunacak kitaplardan dolayı kendisine sıra gelene kadar biraz zaman geçti ama nihayet okunmak üzere kapağı açıldı. Tek çocuk olarak kitaptaki 4 kardeşin birbirleriyle olan ilişkilerine fazlasıyla özendim. Bir anne ve 4 kızın kendi başlarına ayakta durma hikayesini anlatıyor. Aile sıcaklığının içime sicim sicim işlediğini hissettim. Çok fazla bir şey söyleyemiyorum çünkü daha 60. Sayfadayım ama bitirir bitirmez düşüncelerimi sizlerle paylaşmayı çok isterim. :blush:

2 Beğeni

ÖLÜMKUŞU ÖYKÜLERİ (HARLAN ELLISON)

Harlan Ellison’un yazdığı 1700 küsur öyküden 19’unu içeriyor. Bu öyküler paranormal, korku, birazcık bilim kurgu ve çoğunlukla da weird türünden. Önsözünde genel bir temadan bahsetse de birçok öyküyü bu temayla bağdaştırmak zorlama olur. 5-6 öyküsü hariç beğenmedim, biraz gelişigüzel seçilmişler sanki. Anlatım tarzı bana aşırı tuhaf geldi; belki stilim değil, belki de doğru ruh halinde değildim. Buna rağmen beğendiğim öyküleri gerçekten hoşuma gitti ve kalemini de istediğinde konuşturabiliyor. En meşhur birkaç öyküsü burada yokmuş, onları da tekil olarak bulup okuyacağım.

Favorilerim:

The Whimper of the Whipped Dogs: Kitty Genovese cinayetinden esinlenmiş ve şehir hayatını eleştiren bir korku öyküsü.

Pretty Maggie Moneyeyes: Ruhu bir slot makinesinde esir kalan bir kadının öyküsü.

Adrift Just Off the Islets of Langerhans: Kendi vücudu içinde ruhunu bulmaya çalışan ölümsüz bir insanın öyküsü.

Deathbird: Son insanı, tanrıyı ve şeytanı içeren post-apokaliptik bir öykü.

22 Beğeni

1700 öykü yazmakta ne bileyim :laughing:
:scream: :scream: :scream:

pc_210

Çin edebiyatına bu harika kitapla giriş yapmış oldum. Yaşamak, adından da anlaşılacağı üzere yaşamayı anlatıyor. Acısıyla tatlısıyla demek isterdim ama bu daha çok acısıyla anlatıyor. Buna rağmen yazar öyle güzel anlatıyor ki kitapta yaşanan acılara rağmen size aynı zamanda umut da aşılıyor. Fuqui’nin başına gelenler trajıkomik bir seviyeye varıyor. Bu ne bahtsızlık diyorsunuz okurken ve hikaye bitmeden kitabı bırakamıyorsunuz. Yazarın dili çok akıcı ve sade. Kitabı okuyalı 10 gün oldu ve etkisi hala sürüyor bende. Herkese tavsiye ediyorum bu kitabı.

20 Beğeni

Daha ve Zargana’yı okuyup çok beğenince Hakan Günday okumaya ara vermeden devam etmeliyim diye düşünmüştüm. Ta ki Piç’i okuyana kadar… Aslında okumaya çalışana kadar. Çünkü kitap, bir hafta falan elimde süründü, birçok kez devam etmek isteyip başlamamla bırakmam bir oldu. Artık bitirip başka kitaba geçmeliyim diye zorladım kendimi. Yalnızca kitabın sonunu ve kitaptaki bazı cümleleri beğendim. Onun dışında umduğumu bulamadım. Bir şekilde bana hitap etmedi ve hayal kırıklığı oldu benim için. Neyse, henüz yazarın nirvanasını okumadım. :sweat_smile:

6 Beğeni

Ben de çok sıkılmıştım okurken, ama yazarın başka bir kitapta öyküsünü okuduğumda bir şans daha vermeye karar verdim. Yorumunuzu görünce aklıma geldi, beğenilen bir kitabını alayım önümüzdeki ay, umarım Gökdelen gibi olmaz.

images

Umberto Eco Gülün Adı ile favori yazarlarım arasına gireli yıllar oluyor. Favori yazarlarımdan biri olmasına rağmen yazarın başka bir kitabını okuyamadım bugüne kadar. Hep bir erteleme, nasılsa okuyacağım ha bugün ha yarın ne farkeder diye diye yıllar geçmiş. Bu kitabıyla yazara tekrar dönüş yaptım. Gerçi kitap bir söyleşi kitabı ve Eco’dan çok Jean-Claude Carriére konuşuyor. Ama ne konuşma! Kitaplardan sinemaya tarihten yazarlara yok yok bu söyleşilerde. Çeviriyi de çok beğendim.

14 Beğeni

Tavsiye üzerine alıp okumaya başladığım Susan Wise Bauer’in Antik Dünya kitabı bitti.

Yorum bekleyen arkadaşlar için bir iki şey yazmak istiyorum. Kitabın benim için ilk etapta artı olarak düşündüğüm sonrada eksiye dönen özelliği konuları ülke ülke yada bölge gölge gitmesinden ziyade tarihe göre gitmesi. Mesela MÖ 2000 de 5 sayfa Mezopotamya anlatırken, “aynı anda Hindistan dolayları” diyerek konuyu bölüp Hindistan taraflarındaki medeniyetleri anlatmaya başlaması gibi. Bu bazen bir artı iken bazen eksi oluyor çünkü Mısır’ı bildiğiniz sekiz dokuz parçada okudum buda konu bütünlüğünü bozdu. Diğer medeniyetlerde de öyle bazen aynı bölüm içerisinde aynı döneme denk geldiği için 3-4 medeniyeti anlamak zorunda kaldım.(Yazar Medeniyet anlatımını iki paragraf arası boşluk bırakarak ayırmış). Diğer bir konu, kitap fena detaylı ve bu detaylar bayağı bir detay ve okuyucu olarak beni boğdu.

Diğer kitaplarını almayı düşünmüyorum, çünkü yukarıda anlattıklarıma ek olarak diğer kitaplarının bildiğim ve araştırdığım kadarı ile kitap kapağı ile içerik uyuşmuyor. Mesela yazar “Orta Çağ” kitabını 1130 da bitirmiş, “Rönesans” ı da 1453’te bitirmiş. Benim bildiğim (yanılıyorsam düzeltin lütfen) orta çağ’ın bitişi 1453 İstanbul’un Fethi, Rönesans ın Başlangıcı da 16yy. diye hatırlıyorum.

Yeni Kitap olarak iş yerin de Zaman Çarkı 4. kitabına, evde de Philippa Gregory den Kızıl Kraliçe ile devam etmeye başladım.

12 Beğeni


Malum haftada olduğumuzdan dolayı, dün gece boyu bu kitabı okudum. Öncelikle belirteyim ki korku/gerilim türünde okuduğum ilk kitaptı.

Kitabı 2020 şartlarına göre değerlendirirsem tahmin edilebilir ve klişe olan birçok bölümü olduğunu söylerdim. Ama kitabı yazıldığı zamana göre değerlendirmek gerek. Zaten okurken de kendimi o dönemde yaşıyormuş gibi hayal ettim. Yanılmıyorsam korku türünü etkileyici kılan da budur. Kitap hem kısa olmasından hem de sürükleyici olmasından dolayı tek oturuşta bitirilebiliyor. Okurken eski dilde birçok kelimeyle karşılaşsam ve bunları bilmediğim için okumam bölünse de bu benim cahilliğimdir efenim :smiley: .
Okurken korkmuyorsunuz veya gerilmiyorsunuz da fakat o dönemki insanların korkularını ve çekincelerini okumak etkileyici oluyor.
Kitabı diğer korku kitaplarıyla kıyaslamayı çok isterdim ama dediğim gibi bu kitap korkuya giriş kitabı oldu benim için.

Sonuç olarak korkuya 10 kat yabancı biri olarak bu kitaptan zevk aldığımı söyleyebilirim. Korkuyla alakanız olmasa da tavsiye ederim.
İlerleyen günlerde de yine İthakinin Karanlık Kitaplık serisinden başka kitaplar okumayı düşünüyorum.

20 Beğeni

Sandman 9 - Merhametliler’i okuyorum. Öncelikle önsözde kocaman bir spoiler var. Yani cildin sonunu söylüyor… Önsözü okurken sonunu öğrendikten sonra önsözü okumaya devam ettim. Cildin başını da söylüyordu. :smiley: Bu hevesimi baltalamadı tabii ki ama bilemiyorum. Çok mutsuzum. Sebebi sonunu öğrenmiş olmak değil. Zaten Sandman olaya dayalı bir seri değil. (Ama bu cildin sonu oldukça büyük bir olay…) Her cümlesiyle sizi düşünmeye sevk ediyor. Aynı zamanda şiir gibi akıyor. Sebebini bilmiyorum. Yine de mutsuz mutsuz okuyacağım ve aşırı zevk alacağım biliyorum. (Ki yüzde 70’ini okudum.)

Bu ciltte de yine her yerden mitolojik karakter var. Burada Morpheus daha bir konuşkan ve bu cilt geçmişle daha bağlantılı. Hatta geçmişteki bir olay üstünden gidiyor. Geçmişten gelen süpriz bir karakter var benim için. Bu da bana daha zevk verdi.

Üzülmeyeyim de ne yapayım şimdi?

11 Beğeni