
Floransa Büyücüsü
Büyülü gerçeklik anlatımı çok sevdiğim bir anlatım türü. Bir de buna, yanına en çok yakışan, tarihi kurgu eklenince ortya muazzam bir potansiyel çıkıyor. Saramago, Marquez, İhsan Oktay Anar, İsabel Allende bu potansiyeli başarılı bir kinetiğe çevirebilen, ilk etapta akla gelen yazarlar; tıpkı Rushdie gibi. Salman Rushdie diğerlerinden farklı olarak, daha masalsı bir anlatıma sahip. Bir de Rushdie büyü olarak görünen örtüyü kaldırıp, aslında büyünün kafamızda olduğunu göstermeyi daha fazla seviyor. (yani diğer yazarlar birisinin uçup gitmesi son derece sıradanmış gibi anlatırlarken, Rushdie birkaç bölüm sonra aslında onun uçmadığını, bunun yanlış anlaşılmaların bir neticesi olduğunu açıklamayı seven bir yazar.)
Kitabımız 15. 16. Yüzyıllarda geçiyor. Zamana bakınca bile ne kadar renkli olabileceği zihnimizde canlanıyor; İstanbul fethedilmiş, Orta Çağ bitmiş, İtalya’da Rönesans’ın etkisi iyiden iyiye hissedilir olmuş ama bir yandan da din kavgaları devam etmekte, hala engizisyon mahkemeleri çok aktif, Amerika’nın keşfi; öte yanda Osmanlı görkemi, Babür İmparatorluğunun altın çağları, İran tarafında Şah İsmail ve Safevi Devleti… İşte kitabımız da tam bunlar arasında geçiyor ve masalsı bir yolculuk sunuyor bize. Bu yolculuğumuz sırasında kimlerle karşılaşmıyoruz ki? Kazıklı Voyvoda’dan tutun da Andrea Doria’ya, Yavuz Sultan Selim’den Şah İsmail’e, Ekber Şah’tan Medici’lere, Birbal’den Niccolo Machiavelli’ye kadar bir çok tarihi figürle bir araya geliyoruz. Özellikle Ekber Şah ve Birbal’in diyalogları küçük bir yer kaplamasına karşın, çok sevilesiydi. Kitaba adını veren Floransa Büyücüsü uzunca bir süre gizemini koruyor. Hikaye bambaşka yerlere gidiyor ve daha sonraları ona bağlanıyor, sonuna kadar da ilgi çekici şekilde sürüyor ve sonu da bence başarılı neticeleniyor.
Kitap yoğun anlatımlı ve çok katmanlı olduğu için, öyle hemen okunup bitirilebilecek bir kitap değil, ama fazla ara da vermemek lazım, yoksa yazarın labirentlerinde kaybolabilirsiniz. Ben çapraz okuma seven birisiyim, yine de ikinci bir kitap koyamadın yanına. Kitabın büyüsü buna engel oluyor ve merak ederken buluyorsunuz kendinizi. Akıcı ama yoğun ve katmanlı demiştik, katmanlar açıldıkça hikaye ortaya çıkıyor ve sonunda büyülü bir yolculuk ve güzel bir tat kalıyor.
Tarihi konular, olabildiğince iyi araştırılmış ve yansız şekilde sunulmuş. Tabii ki tarihi tutarsızlıklar ve hatalar var, zaten tarih kitabı değil, tarihi ‘kurgu’ kitabımız. Ama yine de yazar çok iyi bir araştırma sürecini geride bırakarak yazmış (kendisi de bunu ifade ediyor zaten). Kitabın dili çok temiz ve akıcıydı (kolay okunduğunu iddia etmiyorum ama o dilden kaynaklı değil, kitabın yoğunluğundan kaynaklı bir durum). Bazı yerlerde İhsan Oktay kitabı okuyor gibi hissettim. Çok keyifli bir yolculuk oldu. Bu türü sevenlere kesinlikle tavsiye ediyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim. 