KARANLIK ORMAN
Sürükleyici ve epik bir kitaptı. Yaşanan birçok olay tahmin edilebilir olsa da, bir o kadar da sürprizlerle doluydu. Karakterleri bu sefer daha çok beğendim. En büyük eleştirim ilk yarısı yavaşken, finalinin çok paldır küldür olması.
KARANLIK ORMAN
Sürükleyici ve epik bir kitaptı. Yaşanan birçok olay tahmin edilebilir olsa da, bir o kadar da sürprizlerle doluydu. Karakterleri bu sefer daha çok beğendim. En büyük eleştirim ilk yarısı yavaşken, finalinin çok paldır küldür olması.
Roger Garaudy - Yobazlıklar bitti.

‘Yobazlık, dini ve siyasi bir inancı, o inancın tarihinin önceki bir döneminde bürünebildiği kültürel veya kurumsal şekliyle özdeşleştirmektir. Dolayısıyla da kendisinin mutlak bir hakikate sahip olduğuna ve onu herkese zorla kabul ettirmek gerektiğine inanmaktadır.’’ diyor Roger Garaudy kitabında ve devam ediyor: ‘’ yobazlığa karşı verilecek mücadele, kendi yobazlıklarımızdan hareketle yürütülemez.‘’
Kitap Batı ve Doğu’ nun(genelde islam dünyası) içinde bulunduğu yobazlık sarmalını sıkmadan ama açık açık anlatıyor. Okurken aynı zamanda seksenlerin sonu ve doksanların başındaki siyaseti de az çok anlayabiliyorsunuz(konuyla ilgilenenler o günlerin siyasi ortamına göz atabilirler). Yazar Fransız olduğu için o dönemin Fransa’ sındaki siyasete de dokunduruyor. Kitap Batı’ nın ve Doğu’ nun yobazlıklarını sebep ve sonuçlarıyla inceledikten sonra da bu soruna çözümler önererek bitiyor.
Bir iki ufak konuya katılmasam da hak vererek okuduğum ve okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap oldu. Kitapta eleştirilen pek çok konunun hala düzelmemiş olması da ayrıca üzücü.
Konu olarak aşina olduğumuz bir konu aslında. Bir kıyamet senaryosu. Fakat oldukça farklı işlenmiş bu kıyamet. Göç etmeye, büyümeye, topluluk ve aidiyet duygusuna, çocuklara oldukça farklı bakış açıları getirmiş yazar.
Bu noktalarda iyi olsa da, kitap içinde her bölümde en az birkaç kere yaşanan ve sizi, “Ne oluyor şimdi?” moduna sokan bir olay var. Kitap sonuna kadar da bu olay devam ediyor ve o kısımlar okumayı zorlaştırıyor. Ve aynı şekilde bu kıyamet senaryosunda insanların başına ne geldiği ve bunun neden geldiğinden bahsedilmiyor olması. Ne oldu da biz insanlık bu hale düştük dedirtti. Sembolizm var falan denilecek olursa da, ben öyle bir sembolizm kuramadım. Güzel bir kitap ama alın özellikle okuyun diyemem.
2084 - Boualem Sansal
Adının 1984e benzediğini fark etmişsinizdir ve doğru düşünüyorsunuz, gerçekten yazar 1984ten esinlenmiş. Kurguda da bir mekan üstünde tarih olarak geçiyor bu şekilde anlıyorsunuz. Kitabı henüz bitirmedim yarılardayım ama her şekilde çok hoşuma gidiyor. Distopya okurken bu kadar kapılıp girmezdim birkaç ay önce bu türde Cesur Yeni Dünya’yı yarım bırakmıştım. 2084ün dünyası daha karanlık: baskıyı herkes fark ediyor ve bunu gönüllü istiyorlar. Din üzerine kurulu mekanizma var, din doğru olmadığı için sürece nasıl despotluğa yol açabildiği hikayesi bu. Sonu iyi biteceğe benzemiyor ama bilemiyorum.
DEMİR ÖKÇE
Jack London’un bir başka muhteşem eseri olan Demir Ökçe’yi okudum. Aslında bitireli 2 gün falan oldu ama şimdi vakit ayırabildim
Kitabın konusu yaklaşık 2600 yılında bulunan 700 yıl öncesine ait Avis Everhard adındaki kadına ait olan Everhard Elyazmalarının bulunmasıyla başlıyor ve biz aslında kitap sonuna kadar bu elyazmasını okumuş oluyoruz. Elyazmaları bizi M.S 19…'lü yılların başlarına götürüyor ve Proleterler ile Oligarşi arasında başlayan sıkıntıların giderek büyüyerek kanlı bir savaşa dönüşmesini anlatıyor.
1 adet gönderi şu konuya taşındı: Kitaplar Hakkında Danışma Başlığı: Şu Kitabı Okudunuz mu?
Dilbilimine giriş için okunabilecek güzel bir kitap. Kitabı okumadan önce bu alanla ilgili hiçbir şey bilmeye gerek yok, yazar hemen hemen her şeyi açıklıyor. Hayvanlar arasında iletişimin nasıl sağlandığı, ilk dilin oluşumu, dil aileleri, soyağaçları, yazının tarihi, dillerin geleceği vb. birçok konu kitap boyunca ele alıyor.
Yazarın bazı bölümlerde ayarını kaçırıp okuyucuyu aşırı ayrıntıya boğması dışında kitabı genel olarak beğendim.

Elektrikli Düşler - Philip Kindred Dick
PKD sevgimi beni tanıyan neredeyse herkes bilir o sebeple okuduğum bir kitabını beğenmemem için ya öykünün çok zor anlaşılır olması ya da çeviride sıkıntı yaşamam gerekir. Genel olarak yazarı severek okurum. Ancak bazı öyküleri var ki bunları okurken/okuduktan sonra kısa bir süre için bile olsa dünyaya farklı bir gözle bakabiliyorum.
Her ne kadar romanlarıyla daha ünlü olsa da PKD aslında kısa öykü yazmayı daha çok seviyor. Öyle ki toplamda beş ciltlik bir “Toplu Öyküler” serisi mevcut. Genel bilgiye boğup asıl kitaba gelene kadar sizi sıkmak istemiyorum ancak bu kitapta bulunan öyküler aslında bu toplu öyküler kitaplarında mevcutlar. Bunu açıklamam gerekiyordu bu sebeple.
Kitap aslında “PKD’s Electric Dreams” adında bir mini dizi için yararlanılan kısa öykülerin toplandığı bir derleme. Her öyküden önce o öyküyü ekrana taşıyan yönetmen/yazar kim ise onun yorumlarını okuyoruz; hikayenin ona ne ifade ettiğini nasıl ve neleri değiştirdiğini en çok da Philip K Dick’in O’nun için ne ifade ettiğini okuyoruz. Bu açıdan çok sevmiştim kitabı çünkü; bazen kitap uyarlamalarında öyküleri öyle değiştiriyorlar ki öyküyü de yazarın eserini de tanınmaz hale getirebiliyorlar.
Dizi bir nevi Black Mirror sayılabilir ancak fikirlerinin PKD fikirleri olduğunu görebileceğiniz kadar da öykülere sadık kalınmış. Ben hem diziyi hem de kitabı oldukça sevdim. Alfa’dan kitabın çevirisini Berna Kılınçer yapmış. Geçenlerde de Yüksek Şatodaki Adam kitabını Dost Körpe’nin eski berbat çevirisine editörlüğüyle level atlatmış kişi bu. Daha önceki editörlüklerini sevmesem de ben genel olarak çok büyük hatalar görmedim; malum imla ve dilbilgisinden ziyade anlam tutarlılığı ve cümleyi tek seferde anlayabilmeye bakıyorum ben çeviride.
Sonuçlandıracak olursak hem diziyi hem de kitabı kesinlikle öneriyorum. Dizi şu an Amazon Prime’da mevcut. Benim size okuma önerim şu şekilde; Diziden bir bölüm izleyin, kitaptaki öyküyü okuyun sonra öyküyle ilgili yazar/yönetmen yorumunu okuyun. Güzel oluyor 
Dostoyevski’den Netoçka Nezvanova okuyorum 
Benim de sevdiğim Dostoyevski romanlarından. (Gerçi sevmediğim Dostoyevski romanı da yok.
) Yazılması yarım kalan ama okuyunca tam olmasa da yine de hikayenin son bulduğu yer de çok da yarım kalmış bir his vermiyor.
Ben tam barışamadım Dostoyevski bey ile kronolojik okuma yapıyorum bir diyorum vay be bir diyorum bu ne be? Umarım tüm kitaplar bitince ben de geriye dönüp vay be ne güzel kitaplardı derim 

ÜÇ BAŞLI KERBEROS
Kara Çınar serisinin 5.kitabını okudum. Kitap oldukça akıcı, okurken sıkılmıyorsunuz. Beğendiğimi söyleyebilirim. Distopya evreninde geçiyor ama fantastikle biraz harmanlanmış. Distopya tarzı hoşuma gitti ama keşke fantastik kısımlar hiç olmasaymış diye düşündüm. Konusu ise Terry ismindeki bir adamın bir müzayede de satın aldığı Kerberos şişesi ile başlıyor. Terry ve arkadaşı Bobby ile kuzeni Viola’nın o tozu kullanarak bulundukları dünyadan ayrılıp kendilerini bir anda biraz fantastiklikle süslü topraklarda buluyorlar ve daha sonra o diyarda kısacık bulunmalarından sonra karakterlerimizi bir distopyanın içinde buluyoruz.
Babalar ve Oğullar - İvan Sergeyeviç Turgenyev
Evrende kapladığı daracık yerin ve var olmadığı sonsuzlukların kıyısında, eskilerin savurduğu tozla gözlerini yanarken yenilerin yıkıcı marşıyla kulakları çınlayan Turgenyev var orada. Bozkırın ortasında yapayalnız. İzliyor olanı biteni, taraf tutmakta kararsız, odağını bir o yana bir bu yana çevirirken harfleri fırça darbelerine dönüştürüyor. Kahverengiler, sarılar ve yeşillerden müteşekkil bir arka plana parlak kırmızı noktalar saçıyor, kan damlaları misâli. Rusya’dan doğup eğri büğrü sokaklarından küf kokuları yükselen tüm dünya ülkelerinin beş yılda bir yanmaları gelenek haline gelmiş balık hafızalı kolektif bilinçlerine, yazar cüretkarlığıyla coşup taşan bir tarihçilik yapıyor. Babaları oğullarla, eskiyi yeniyle, muhafazakârı liberalle yüzleştiriyor. “Karakterlerimin arasında insana en yakın olanı” diye nitelendirdiği Bazárov’a tüm kalbiyle hayat verirken, severken korktuğu, alay ederken saygı duyduğu bir antikahraman yaratıyor. Irving Howe’un deyimiyle bir “tereddüt siyasetçisi” olan Turgenyev, yeni günün şafağında susmak yerine bildiğini haykırmayı tercih ediyor ve kurmaca ile gerçeklik arasındaki sınırları silikleştirip nihilizmi dünyaya doğuruyor. Atılacak taşlardan ürkse de odağını gerçek bir sanatçı olmakta sabitleyip üçkağıtla kazanmak yerine onuruyla hatırlanmayı tercih ediyor, Pável Petróvich gibi. Turgenyev, kendi ikilemlerini örtülü bir bilinç akışı misali karakterlerine pay ederek magnum opusunu yaratıyor. Her tarafın istediği ve anladığı kadarını göreceği çift yüzlü bir Janus o. Puşkin’i kolları arasında sıkı sıkıya tutarken devrimin rüzgarında geleceğe yol alan yapayalnız bir kahraman.
Çeviriye dair not:
Babalar ve Oğullar yolculuğuma İletişim Yayınları’nın Leyla Soykut çevirisi ile başladım. Her çeviri bittiği anda eskimeye başlar." sözü bu noktada benim penceremde geçerliliğini kanıtlayan bir söz oldu ve Soykut’un çevirinin doğası gereği eskiyen dile yer yer yenik düştüğünü hissettim. Üstüne bir de araya çevirinin dikenli tellerinden "haddinden fazla yerelleştirme"ler girince yolculuğuma Doğan Kitap’ın Günay Çetao Kızılırmak çevirisi ile devam etme kararı aldım. Çağdaş, romanın ruhuna uygun ve berrak bir dil kullanan, yerelleştirmelere de kurban gitmeyen çeviri benim okur penceremden seyrettiğim manzarayı daha güzel kıldı. Ancak yolcuğuma İletişim Yayınları’nın Klasikler serisinin en sevdiğim özelliklerinden olan özenle seçilmiş önsöz ve sonsözlerinden mahrum olmamak adına her iki kitapla da devam ettiğimi söyleyeyim. Çeviri seçimi size kalmış, elbette bu iki çevirinin yanında Ayşe Hacıhasanoğlu (Can Yayınları), Ergin Altay (İş Bankası Kültür Yayınları) ve Uğur Büke (Koridor Yayınları) çevirilerini de listenizde bulundurarak kararınızı kendi "okur parmak izi"nize uyumlu olan yönünde vermenizi tavsiye ederim.
Uzun zaman ittire kaktıra okuduğum Galileo Galilei’nin İki Büyük Dünya Sistemi kitabını 450. sayfada bıraktım.
Güneş merkezli evren modelini karşısındaki zırcahile anlatamaya çalışan bir karakter, zaten bahsettiğimiz zırcahil, bir de tarafsız moderatörlük yapan karakterimiz var. Papalığa karşı yazılmış bir kitap. Bilmiyorum belki o zamanlar yaşasam çok çekici gelirdi de Galileo o zamanlar düşüncelerini sirayet ettirebilmek için uzunda uzun yazmış sanırım. İlla meraklısı varsa okuyabilir. Ben sıkıldım.
Zamanına göre okusaydım okumaya devam ederdim ve puanım 7,5/10 olurdu. Ama artık kitabın içindeki her şeyi adımız soyadımız gibi biliyoruz. Devam etmeye pek gereksinim duymuyorum. Belki ileride boş zamanım olursa bitirebilirim.
Taşınma, tez, çeşitli ösym sınavları derken okumayı aksatmamaya çalışarak baya bir uzak kaldım bu başlıktan. Kitaplar arası biraz zaman olduğu için teker teker yazmak yerine topluca yazmam gerekir diye düşündüm.
Müthiş bir çizgi roman serisinin son cildini okumanın üzüntüsünü yaşıyorum. Seri baştan sona beni merak içinde bırakan, konusuyla bağlayan, değindiği noktalar itibariyle düşünmeye ve son cildin adı da olan "nedenler ve nasıllar"la kendimi sorgulamaya sürükleyen bir seri oldu. Tabi bu seri biterken tamamen tatmin olmuş bir şekilde okumayı sonlandırırken, “keşke bu böyle olmasaydı” dediğim yerler de oldu ama spoiler’a gireceği için bunlardan bahsetmek istemiyorum. Ama daha defalarca tekrar okuyacağım bir seriye kavuştuğum için mutluyum. Tekrar okumak için sabırsızlanıyorum.

Diğer kitap Yerdeniz serisinin 4. kitabı olan “Tehanu”. Kalemini çok beğendiğim Ursula K. Le Guin ablanın güzel bir kitabı daha. Seriyi tek cilt olan Metis baskısından okuyorum. Okurken, tek cilt olmasından dolayı kalın bir kitapla uğraşmanın sıkıntısı haricinde herhangi bir sorun yaşamadım. Yine akıcı, yine güzel bir öykü anlatıyor bize Ursula Hanım.

Diğer bir kitap ise araştırma-söyleşi türünde bir kitap olan “Dersim’in Kayıp Kızlar”. Romanlar arasına dinlenme amaçlı aldığım bir kitaptı bu. Merak ettiğim bir konu üzerine tanıkların dillerinden aktarılmış bir çok hayat hikayesine şahit oluyorsunuz. Tabi acılar, ayrılıklar ve dönemin içinde bulunduğu durumdan en çok etkilenen masum küçük çocukların başından geçenler. İlgisi olanın beğeneceği, böyle tarz kitapları beğenmeyenlerinde görmezden gelmesi gereken bir araştırma kitabı.
Son olarak Stephen King’in meşhur kitabı “İt” kitabı. 1212 sayfalık dev gibi görünen ama okuyunca nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir kitap. Elbette bitirmesi uzun sürdü ama bunun sebebi kalın bir kitap olması değil, okurken aşırı gerilmemdi. İlk defa bir kitapta gerilerek, hatta kitabın kapağında bulunan palyaçonun o korkunç yüzünü görmek istemediğimden kitabı ters indirerek bulundurdum odamda. O derece gerildim yani
Yeni çekilen iki filmi de izlediğimden hikayeye hakimdim ama kitabı bambaşka bir şeymiş. Filmde izlerken bir saniye bile gerilmeyen ben, kitabı okurken, evde de tek olduğumdan, sık sık arkayı, yanı, sağı solu kontrol ederken buldum kendimi. Yine harika bir iş başarmış King abi. Tebrik ederim


Maksim Gorki - Ayaktakımı Arasında
İşsizliği, çaresizliği ve Çarlık zamanı Rus halkının durumunu başarılı bir şekilde anlatan bir oyun kaleme almış Gorki. Kitap, okuduğum en iyi oyun olmasa da okuduğum en iyi Rus oyunu oldu.
Stuart Turton/Evelyn Hardcastle’ın Yedi Ölümü
Beklemediğim kadar iyi bir kitaptı.
Tam bir gizem kitabı ve bu gizem katlanarak kitabın sonuna kadar devam ediyor. Böyle iyi düşünülüp planlanmış ve merak unsurunu sonuna kadar zorlamış bir kurguya yakışabilecek en iyi sonu yazmış Turton.
Romanın ana konusu çözülmesi gereken bir cinayet olsa da hiçbir polisiye kitaba benzemiyor. Cinayeti çözmeye çalışan baş karakter dedektif ya da polis değil. Ve bu harika konu-kurgu-olay örgüsünün yanında yazar dil ve anlatımın çekiciliğinden hiç ödün vermemiş. Her cümle, her ifade, her konuşma kendi başına başarılı bir anlatıma sahip.
Her şeyiyle harika bir kitap okumuş oldum. Bu, yazarın ilk kitabıymış ve bu yıl bir kitabı daha çıkmış. Umarım kısa zamanda o da basılır.

Uzuuun bir aradan sonra okuduğum ilk kitap. Okuma grubunun bir parçası olarak seçmiştik. Oraya detaylı yazdım, buraya da kısaca değineyim. Benim için baştan sona tekdüze giden, beni hiç heyecanlandırmayan ve “bu muymuş Vakıf” dedirten bir kitap oldu. Dilerim diğer kitapları daha iyidir. Kitaba notum 6/10.