Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Ben onu Bilimkurgu konusunda, o da beni Fantastik konusunda motive ediyor. :smiley: Beğenir beğenmez bir şey diyemiyorum. Çünkü ben de Fantastik kitaplara eh diyorum yeri geldiğinde.

8 Beğeni

Biz de benzer yorumları Malazan’ı okuduktan sonra yapacağız :slight_smile: Bu muymuş Malazan :slight_smile:

@isos81 @SJack

10 Beğeni

@isos81 Bende Vakıf serisine bu kitapla başlasaydım böyle tepki verirdim herhalde. Türkçe ismini nasıl çevirdiler bilmiyorum ama ingilizce olarak Prelude The Foundation kitabından başlasaydınız bambaşka düşünürdünüz bence.

Bu gece bu bunu okuyucam inşallah.

5 Beğeni

Keşke evrene girişi Çelik Mağaralar ile yapsaydınız. Umarım devamı sizi daha çok heyecanlandırır.

1 Beğeni

Genelde yazım sırası tavsiye ediliyor. Ben de bu kitaptan başladım ama beğendim kitabı. Prelude the foundation kitabından başlamak Star Wars’a ikinci üçlemeyle başlamak gibi olur denildiği için bu şekilde planladık. Ayrıca o kitabın baskısı yok bildiğim kadarıyla. @Pyrewrath, Çelik Mağaralar da keza Vakıf serisinden sonra tavsiye ediliyor genel olarak. Yanlış hatırlamıyorsam Asimov da yazım sırasını tavsiye ediyordu. Ayrıca yine bu kitap için de baskısı olmaması sorununu söyleyebiliriz. :slight_smile:

Ben tesadüfen kronolojik olarak okumuş ve sonunda inanılmaz bir keyifle bitirmiştim seriyi. Hibrid okuma modellerine de baktım az önce ama aynı tadı alamayacağımı düşünüyorum. Asimov kronolojik olarak tavsiye ediyormuş The Complete Robot’tan başlayarak, aklıma gelmemişti ama Ben, Robot ile başlamak en güzeli olur. Spoiler vermeden açıklayamıyorum ama tüm olayların başlangıcından sonuna kadar okumak tercih edilesi geliyor bana.
Aşağıya bırakıyorum Asimov’un okuma sırası tavsiyesini.
The Author’s Note of Prelude to Foundation contains Asimov’s suggested reading order for his science fiction books:

The Complete Robot (1982) and/or I, Robot (1950)
Caves of Steel (1954)
The Naked Sun (1957)
The Robots of Dawn (1983)
Robots and Empire (1985)
The Currents of Space (1952)
The Stars, Like Dust (1951)
Pebble in the Sky (1950)
Prelude to Foundation (1988)
Note: Forward the Foundation (1993) was then unpublished, but would have followed Prelude.
Foundation (1951)
Foundation and Empire (1952)
Second Foundation (1953)
Foundation’s Edge (1982)
Foundation and Earth (1986)

6 Beğeni

Bu kronolojik sıranın en üstünde de End of Eternity (Sonsuzluğun Sonu, Monokl) tavsiye ediliyor, tabii yine tercih meselesi.

2 Beğeni

Asimov’un diğer kitaplarına nazaran oldukça ağır buluyorum onu. Okur bilim kurgu meraklısı değilse Asimov’dan soğutabilir de :slight_smile: Ama dediğiniz gibi tercih meselesi, eklenebilir en başa.

1 Beğeni

Tabii bu şekilde önerenleri de gördüm. Hatta olaylara hakim olunması bakımından öne çıkıyormuş. Lakin ben yine de yazım sırasına yakın, önerilen bir sıralamayı takip edeceğim ve külliyatı bitirdikten sonra yorumlayacağım. İlgili sıralama;

Etkinliğimiz özelinde ise baskısı olmadığı için diğer kitapların, Vakıf üç kitap şeklinde yapmıştık. Sadece bu üç kitap şeklinde de okunabiliyor nitekim. :slight_smile: Tavsiyeniz için teşekkür ederim.

3 Beğeni

Münir Özkul mu bu :thinking:

1 Beğeni

Müsaac Asicul :smiley:

2 Beğeni

Siz hele bir okuyun da, dilediğiniz yorumu yapın :slight_smile:

Bu arada bu muymuş diyen en az 4 arkadaşım var. Zevkler ve renkler…

Tövbe de! :slight_smile:

Okuma sırasına @Okuryorum karar verdi. Biz bir giriş yapalım da sonrasına bakarız diye düşündük. Diskdünya serisinde de böyle oldu. En olmayacak okuma sırasına göre başladık, başımıza geleceği biliyorduk ama bence doğru yaptık.

Teşekkürler, umarım devamını severim.

5 Beğeni

Çıkınca mutlaka okuyacağım. Tabi yukarıda yazdığım yorum sizin de tahmin ettiğiniz üzere tamamen espri amaçlıydı.

Biliyorum tabi, farkındayım. Hele bir okuyun da kısmını da “Umarım çıkar da bir an önce okursunuz” maksadı ile yazdım.

Ama yine de beklentileri arşa taşımamak lazım, zira gerçekten tanıdığım 3 4 kişi var seriyi sevmeyen ya da işte karakterler ile bağlantı kuramadığını söyleyen ki onlar da fantastik ve bk konusunda çok iyiler. O yüzden zevkler ve renkler yazdım, belki gerçekten de bu muymuş dersiniz :slight_smile:

1 Beğeni

ALGERNON’A ÇİÇEKLER (DANIEL KEYES)

KONUSU

Çok düşük bir IQ ile doğan Charlie, bilim adamlarının, zeka seviyesini artıracak deneysel ameliyatı gerçekleştirmeleri için kusursuz bir adaydır. Bu deney Algernon adındaki laboratuvar faresinde test edilmiş ve büyük bir başarı elde edilmiştir.

Ameliyattan sonra, Charlie’nin durumu günlüğüne yazdığı raporlarla takip edilmeye başlanır. İlk yazdığı raporlara çocuksu bir dil ve imla hataları hakimdir. Ve sonra ameliyat etkisini göstermeye başlar. Charlie artık, insanların kendisiyle dalga geçemeyeceğini ve bir sürü arkadaş edineceğini, aşık olduğu kadına açılabileceğini düşünür.

DÜŞÜNCELERİM

Normalde burayı içimi dökmek için kullanıyorum ama bu sefer gerek kalmadı. Okuyun, biraz da siz ağlayın.

26 Beğeni

Çok beğendiğim ve bende iz bırakan kitaplardan birisidir. Çevremdekilere de okumaları için tavsiyelerde bulunsam da yeterli ilgiyi görmüyor maalesef.

2 Beğeni

Çok şahane gerçekten…

1 Beğeni

Zaman Çarkı 4 ve Kızıl Kraliçe bitti. Zaman Çarkının ilk 500 sayfası benim için serideki en geçmek bilmeyen bölüm oldu. “Kızıl Kraliçe” yi ise her zaman ki hızı ve akıcılığı ile kısa sürede bitirdim.

Sıradaki kitabım ;
Şirkette, Charles Dickens İki Şehrin Hikayesi,
Evde İngiliz Edebiyatı 101.

14 Beğeni

Bir akademisyen meslektaşını öldürerek San Quentin Hapishanesi’ne düşen eski bir profesör, burada yaşam boyu hapis cezasını çekerken maruz kaldığı korkunç işkenceden kaçmak için zihinsel taktikler geliştirir. Acı çeken bedenini terk ederek, tarihin farklı dönemlerinde, farklı coğrafyalarda geçen önceki yaşamlarına geri döndüğü yolculuklara çıkar.

Jack London’ın korkunç San Quentin’de beş yılını geçiren arkadaşı Ed Morrell’dan esinlenerek yazdığı Yıldız Gezgini’nin anlatıcısının her bir geçmiş yaşam deneyimi, bağımsız birer öykü olarak da okunabilir. London bu en özgün yapıtında, astral seyehat ve yeniden doğuş çevirimi üzerine kafa yorar. Ancak insanlık durumunun bu dirayetli gözlemcisini asıl derdi, ABD’nin gaddar ve çürümüş hapishane sistemini gözler önüne sermektir.

Kitabın tanıtımı aklıma Ahmet Ümit - Patasana’yı getirdi. Bakalım okurken de aynı hissi verecek mi.

19 Beğeni

Antropoloji alanına dair okumalarıma İsmail Gezgin’in Homo Narrans’ı ile devam ettim. İsmail Gezgin alana epey hâkim bir yazar. Bunun haricinde kitaplığımda Sanatın Mitolojisi adlı bir kitabı daha var; okumak nasip olmadı henüz ne yazık ki. Bunlar haricinde yine bu alanda yazdığı birkaç kitabı daha var. Kitap bir ay önce piyasaya sürülmüş. Böylelikle kitaptan haberdar olmayan, alana ilgililer için umarım tanıtıcı, faydalı bir yazı olur.

Açıkça söylemem gerekirse -belki de ben haberdar değilimdir ama- Türkiye’de bu alana dair pek sağlam çalışmalar yok. Varsa da genelde hep aynı şeyleri farklı yorumlamalarla dile getirenlerin yaptığı çalışmalar var. Bu yüzden insan ister istemez bu tür alanlara dair ülkemizde yapılan çalışmalara pek sıcak bakamıyor. Ben de bu kitabı tereddütle almıştım. Fakat kaygım gereksizmiş. Yer yer aklımda yeni düşünceler filizlendiren çok iyi tespitlerde bulunan yazar, bazı bölümlerde birkaç tekrara düşmüş. Yine de benim için gayet doyurucu bir çalışmaydı. Sürekli yabancı dilden çevirilerle okuduğumuz bu tür çalışmaları bir de bizim dilimizde okumak çok güzeldi; yazarın dili de ne ağır ne de çok sadeydi. Derdini gayet anlaşılır bir üslup ile anlatmıştı. Ayrıca yine dediğim gibi -her ne kadar bu türe dair çok okuma yapmaya çalışsam da belki de benim fazla eser bilmememden kaynaklı bir durumdur- yazarın düşünceleri ve tespitleri ufuk açıcı ve özgündü. Ülkede böyle çalışmalar görmek sevindirici.

Kitabın en çok beğendiğim kısmı, konuya daha iyi bakış açısı sağlayabilmek adına ve ileriki bölümlerde hâkim fikir üzerine bağlantılar kurabilmek için yazarın kendi düşünceleriyle tespitlerde bulunduğu giriş mahiyetinde olan ilk bölümü. Zira yazar, insanın doğadaki zincirini kırıp kendini ondan ayıran (ölümü bilen) bir varlık hâline gelerek bunu dilde ve mitlerinde nasıl gösterdiğini ve bunu yaparken metaforik anlatıdan nasıl yararlandığını dile getirerek doğa-insan-ölüm kavramları açısından çok açıklayıcı ve doyurucu bir şekilde tespitlerde bulunuyor.

Yazar, hâkim düşünceyi vermesinin ardından 'hikâyenin arkeolojisi’ne geçiyor. İnsan bu öyküyü neden yaratmıştır ve neden bu şekilde kurgulamıştır, insanın doğadan kendini koparmasıyla birlikte düşünce dünyasında ne gibi fikirler doğmuştur ve bu buhranda ortaya çıkan kimliksel ve ontolojik arayışları dilde ve dolayısıyla mitlerde nasıl ele almıştır, gibi sorulara cevap veriyor. Daha sonra, çeşitli mitosları ele alarak cinsiyetin, toplumsal rollerin ve insanın dünyayı anlamlandırma ve algılama biçimlerini inceliyor.

Kitabın metinlerinde hiçbir hatayla karşılaşmadım. Redingot’tan -sanıyorum- ilk defa aldığım bir kitap oldu kendisi. Gayet temiz bir kitaptı. Yalnızca, yazarın düşünceyi aldığı veya esinlendiği kitaplar sayfalarda belirtilmemiş. Sayfaların altında sürekli kaynak kitap ibareleri görmeye alışkın olunca bir eksiklik gibi geldi bana. Kitabın sonunda kaynakça niyetine ‘Kitap Önerileri’ diye bir bölüm ayrılmış ve orası da sanıyorum ki kaynakça olan kısım. Çünkü kitaplar sırasıyla kaynakça yazım teknikleriyle yazılmış.

Oldukça not alarak okuduğum bir kitap oldu. O yüzden bayağı yararlı bir okumaydı. İlgililere kesinlikle tavsiye ederim :raising_hand_man:.

17 Beğeni