Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Kitaplarımı yeni yerine taşırken yazarların isimlerine göre alfabetik sıraya dizdim ve ilk sıradan başlayıp okumadığım kitapları bitirmeye niyetlendim. Bu serüvenin ilk kitabı ise Allana Knight’ın Hayalet İzler kitabı.

2 Beğeni

Eğer Lovecraft eserlerini okumuş olursak kitaptan daha çok zevk alır mıyız?

1 Beğeni

Çapraz okuma metoduna geçtim. Böylelikle hem okuma sürekliliğimi sağlıyorum hem de verimli okuyorum. Bu metotta bir Türk, bir yabancı ve bir de akademik eser okuyarak ilerliyorum. Şu anda
*Sabahattin Ali’den Sırça Köşk,
*Agatha Christie’den Cinayet Randevusu,
*Necdet Hayta’dan 1911’den Günümüze Ege Adaları Sorunu eserini okuyorum.

7 Beğeni

Pek okumayı etkileyeceğini düşünmüyorum. Kitapta zaten aslında Lovecraft ırkçı bir yazar olduğu için eleştirilmiş.

1 Beğeni

Dearly - Margaret Atwood

Bütün şiirler gecikmiştir aslında. Harfler pas tutmuş, dizeler aşınmıştır. Ve bütün şiirler, ister şairin kendisi ister bir başkası için doğmuş olsun, bir gün onunla kavuşacak okuru için var olur aslında. Sonbahar rüzgarına direnen incecik ama esnek saplı bir yaprak misali. Ve bütün tanrı-yazarlar haykırır aslında: Kurgu olsun! Işığın zamanı geçti artık. Lobotomize tanrıların aptal gülümsemelerinin dünyasında, ihtiyaç olan tek şey var: Karanlık.

Atwood kariyerinin en hareketli dönemlerine ve hayatının en kederli anlarına ev sahipliği yapmış 2010’ların sonlarında kaleme aldığı şiirlerini bir araya getiriyor Dearly’de. Kaybedeceği eşi için tuttuğu ön-yası mürekkebe bularken söz bunayan bir kediden açılıyor bazen. Geçmişe bakarken, bir kaybın yanı başında, zaman eleğinden tozlar dökülüyor üstümüze. Işıltılı tozlar göz yuvalarımızda birikiyor anbean, dolunaya bakıp gözlerimizi kapatmışız gibi -kalıcı bir ışık yarası bu. Kayıp kızkardeşleri için de yazıyor Atwood bir yandan, geriye yalnızca boş bir sandalye bırakan, sevdiği adamların kızıl öfkesine bulanan, ruhu bir kuşa dönen, kaybolan, kaybedilen, korkak sevgilileri tarafından boynu koparılan, boyları kısaltılan, lotus ayaklı-ipek kefenli-her daim tartışmalı tüm kadınlar için. Kassandra kehanetlerden vazgeçiyor Atwood’un dizelerinde, Pandora’nın kutusu açılıyor, bir yanda cinsiyet zamirlerinin konuşulduğu bir çeviri konferansında gelecek zaman tedavülden kaldırılırken, bir yandan da kurt adamlar ve zombiler küçük plastik suratlı robotların doğduğu bir dünyada kendilerine yeni bir kader yaratıyor. Uzaylılar iniyor kelimelerden üslere, plastiklerden ibaret sahillerimize korkuyla bakıyorlar.

Uçları kıvrılmış pasaport sayfalarında tozlanan bir geçmişten getirdiği mirasın gölgesinde yetişen böğürtlenler misali var oluyor Atwood şiirlerinde. Anılar, zaman, kaybedilenler, değişmeyenler sahne alıyor bu içsel yolculukta. Buzulsuz, likensiz, yosunsuz bir çağın büyüyemeyen çocuklarını kanatları altına alıyor Atwood. Bir martini ısmarlıyor okuruna, postapokaliptik bir dünyada, bir barda. Kederli bir kız grubu sahnede, Moira’lar. Kaderin ağlarını örmeyi çoktan bırakmışlar, yıldızpatılar sararken dört bir yanı.

9 Beğeni

Son Cüret
Rivayet ederler ki cehennem de yazarlara özgü ayrı bir bölüm varmış. Devasa kazanlar sıra sıra sıralanmış fokur fokur kaynıyor. Her kazanın başında bir zebani ara sıra yukarı çıkmaya çalışan birini, elindeki kızgın dirgenle içeriye kazana sokarmış. Cehennemi gezen kişi bunun ne anlama geldiğini sormuş kendini gezdiren ev sahibine. Zebani, burası demiş ABD’li yazarlar kazanı sık sık çıkmaya çalışanlar olur. Biz içeriye tıkarız. Ötedeki kazanı göstermiş burası Alman yazarlar kazanı, burası Fransız yazarlar kazanı. Bir zaman yürüdükten sonra kendi halinde kaynayan bir kazan görmüşler ama başında kimse yokmuş. Gezginin hayretine gitmiş. Neden bu kazanın başında kimse yok deyince zebani “Bu Türk yazarların kazanı burada biri yükselmeye çalışınca diğerleri onu aşağı çekiyorlar. O yüzden kimsenin başında durmasına gerek yok demiş.
Hikaye bu ama gerçek payı yok mu? Orhan Pamuk onlarca yıldır dağıtılan Nobel ödülünü alan ilk Türk yazar ama onun hakkında demediğimizi bırakmadık. Yaşar Kemal ile aday oldu olacak diyerek koca ustayla neredeyse dalga geçtik. Yılmaz Özdil’in durumu da böyle. Adam yazıyor ve yazdıklarını iyi bir şekilde pazarlıyor, yüksek satış rakamlarına ulaşıyor. Tabii bu Adamın bir tarzı var ve hedef kitlesine uygun bu tarzda yazmaya devam ediyor. Nispeten iri puntolu, kısa paragraflardan oluşan ve okumayı kolaylaştıran bol boşluklu sayfalar sayesinde kolay okunuyor. Birde kimden söz edildiği konusunda fikir versin diye posta pulu havasında resimler bile eklenmiş sayfalara.
Son Cüret’e gelirsek, her ülkenin tarihinde unutulmaması gerek olaylar ve unutulmaması gereken kahramanlar vardır. Bunların kimi ait olduğu yerde milletin kalbinde yerini bulmuştur. Kimisi ise yine aynı tarihin tozlu sayfaları arasında kalmıştır. Kitap neredeyse baştan sona bir Kurtuluş Savaşı kronolojisi şeklinde yazılmış. Ama tozlu sayfalar arasında kalan bazı kahramanlarımızı tekrar bizlerin gözünün önüne getiriyor. Ama içerisinde unutulmaya yüz tutmuş kahramanlar kadar kendi çıkarlarını düşünen hainlerde var. Çoğunu bir şekilde tanıyoruz ama içlerinde ilk defa adını duyduklarımda vardı. Üstelik bizlerin unuttuğu gerçeklerden de söz ediyor. Bunun en güzel örneği de, esirlerimiz. İstiklal savaşında kaç esir verdiğimizi kaçının çocuk kaçının kadın olduğunu söylüyor. Son Cüret’e bu açıdan bakınca çok yerinde bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
Yazarın ve dolayısıyla Son Cüret’e yapılan eleştirilerin biri de yazdıklarında bir kaynak belirtilmemesiydi. Bu iddia sahiplerinin yanıldıklarını düşünüyorum. Çünkü kitabın sonunda dolu dolu yedi sayfadan oluşan “yararlandığım kaynaklar” diye bir bölüm hazırlamış. Hatta, “sizinde okumanızda fayda gördüğüm” diye güzel bir notta düşülmüş.
Sonuç olarak, Son Cüret iyi bir kitap, rahat okunuyor. Bu forumun üyeleri okuma konusunda iyi oldukları için kendilerine hafif gelebilir. Ben bir tekrar havasında bile olsa Son Cüret okunmalıdır diyorum.
son-curet-4627

10 Beğeni

image
Kitabı bitirdim. Güzel kitaptı.
9/10
Ama kitapın sonu çok karışıktı. Ama okurken her şeyi anladım. Kitabın sonu beni şaşırttı.
Ama yine de kitabı beğendim.
Herkese keyifli okumalar dilerim. :slightly_smiling_face:

8 Beğeni

Her iki başlığa yazmak yerine birine yazayım dedim.

Serinin dördüncü kitabı için bir şeyler karaladım. Bilgi amaçlı.

2 Beğeni

Bu kitap bildiğimiz Psycho yani Sapık romanı değil mi?

1 Beğeni

Evet, o kitap. :slightly_smiling_face:

1 Beğeni

Bleach’ in 9. cildi bitti.

Macera devam ediyor. İçigo ve arkadaşları Rukia’ yı kurtarmak için Soul Society’ e girdiler. İşler kızışıyor. 10’ a yan gözle bakıyoruz. :smiley:

3 Beğeni

Sapık romanının 1962 tarihli ilk baskılarından biri. Bir diğeri de yine 1962 yılında basılan Üç Maymunlar Yayınlarının Sapık kitabıdır. Hangi aylarda çıktıklarını bilmediğim için 1. kimdir yorum yapamıyorum. Diğer kitap aşağıda eklidir.

3 Beğeni

23-18-25-images
Kronik Kitap’ın ciltli ve şahane baskısıyla bu kitabı okuduğum için seviniyorum. Fahir Armaoğlu alanındaki en başarılı isimlerden, keza 19. Siyasi Tarihi kitabı da bana göre alanında türkçe olarak basılmış en anlaşılır ve güvenilir kitaplardan bir tanesi. Kitap isminden de anlaşılacağı üzere 19.yüzyıl siyasi tarihini anlatıyor. Fazla tarih-araştırma inceleme kitapları okumamış olsanız bile tarih merakınız varsa okuyabileceğiniz bir eser.

18 Beğeni

Sıra geldi son kitaba, artık işler nasıl sonlanacak bir an önce öğrenmek istiyorum. Bir önceki kitap bana göre daha iyiydi ama bu kitap Witcher evreni hakkında kafama takılan bir çok olay hakkında ufak bir bilgi verdi.

Aşağıda çok ağır spoiler bulunmakta. Sadece 6. kitap değil 7. kitaba da dair olabilir bunlar. Dikkatli okuyunuz!!

Her zaman Duny ve Pavetta olayını merak ediyordum, Duny’nin kim olduğunu biliyordum ama Pavetta’nın ölümü kafamda bir soru işaretiydi. Sanırım son kitapta Duny’nin kimliği ile Pavetta’nın ölümü açıklanacak. Duny gerçekten Ciri’nin kızı olduğunu nasıl bilmiyor anlamıyorum ya da ben yanlış biliyorum.

Sedna çukurunun işleyişini, ortaya çıkışını da çok merak ediyorum ama araştırmak istemiyorum. Muhtemelen ağır spoiler yiyeceğim. Bu da son kitapta açıklığa kavuşacak sanırım.

Son kitap bütün sorularıma cevap olacak, beni tekrar Witcher 3 oynamaya yönlendirecek gibi duruyor. Özellikle Blood and Wine DLC’si. Bu DLC’nin hiç bu kadar göndermeyle dolu olacağını düşünmemiştim. Meğer oyun dünyasının en efsanevi DLC’siymiş ama ben cahillikten bilmiyormuşum.

Kitap, takıntısı olan bende ufak delirmelere sebep oldu. Başlangıçta verilen detay sonlarda netleşiyor. Kitap sonuna doğru zaman akışının farklı olduğunu fark ediyorsun. Duraksayıp olayları gözümde sıraladım, çok dikkatli okunması gereken bir seri olduğunu fark ettim. Hep gizli bir detay barındırıyor kitaplar, ya önceki ya da sonraki olayları daha da derinleştiriyor.

Kitabın sonlarında Ciri’nin buz pateni yaparak peşindekileri öldürmesini okumak çok keyifliydi. Özellikle de Reince’nin ölümü çok iyiydi. O yaşadıkları korkuyu, dehşeti hissettiğimde ufak bir mutluluk oluştu bende.

Vahşi Av konusunun üstün körü işlenmesi biraz hayal kırıklığı oldu, tam keyiflenir gibi oluyorum konu kapanıyor. Son kitapta umarım Vahşi Av’a da yer vardır.

Ek olarak bu kitabı okurken dizi hakkında çok umutlandım. Bu sahneleri televizyonda görmek istiyorum. Eğer seriye birebir uyarlarsa dizi gerçekten efsane olacak.

12 Beğeni

Tolkien - Silmarillion okuyorum. Çok fazla özel isim var , dikkatli okunması gerekiyor. Keyifli bir kitap.

13 Beğeni

Okuma Etkinliği - Dune etkinliğine katılarak Dune’u okudum. Öncelikle yazacaklarım sadece bu kitap için geçerlidir. Serinin diğer kitaplarında cevabı vardır belki bilemiyorum. Bu kitaptan anladığım yada anlamadığım kadarıyla yorumlayacağım ve kitabın keşke şöyle yapsa dediğim yerlerden bahsedeceğim.

Kitabın ismiyle başlayacak olursak Dune kelimesi sadece iki yerde geçiyor hatırladığım kadarıyla. Kitaba Arrakis yerine Dune isminin vermesinin sebebini bulamadım. İlginç bir tercih gibi geldi bana.

Kitabın ilk kısmındaki karakteri ve olayları okuyucuya anlatış biçimini pek sevmedim. İki kişinin bildiği şeyi sırf okuyucuya aktarabilmek için soru sorarak tekrarlatması sıkıcı olmaya başlamıştı.

Kitabı okurken hep acaba diyerek okudum. Acaba Harkonnen planı olmayacak mı acaba Bene Geseritlerin gen planı yanlış mı çıkacak acaba Paul Lisanül Gayb değil mi vs vs. Böyle okurken çok keyif verdi. Yani sonu başından belli bir kitap çıktı karşıma. Fakat böyle hiç bir sürpriz olmaması hep bir beklenti içinde olduğum için beklediğimi bulamadım. Son sayfalarında bile Feyd-Rautha dan bile bir şey bekledim. Kuisatz Haderah’ın Feyd olmasını Lisanül Gayb’ın Paul olmasını bilr bekledim ama olmadı. Dediğim gibi başında anlatılan olaylar tek tek aynı şekilde oldu. Farklı hiçbir şey olmadı.

İkinci kısımdan sonraki Paul’un karakter gelişimi çok iyiydi. Keşke arada Harkonnenlerin ne yaptığını anlatsaydı. Paul’un karakteri gelişirken Feydi sadece bir arena olayı ile karakterine birşeyler eklemeye çalışmış. Bu da kitabın sonundaki dövüşte etkiledi tabi. Ana hikayeyi yapmış, yan görevleri yapmış, para verip premium özelleri açmış Paul ile sadece arena dövüşü yapmış Feyd’in karşılaşması…:sweat_smile:

Hikaye açısından bu eksikliklerini görsem de bana hissettirdiği duygular çok güzeldi. Suyun ne denli önemli olduğunu, bir damla su kaybetmemek için özel aletler geliştirmek, ölülerin bile suyunu almak. Kitapta baharat günümüzde petrol için yapılanları vs düşününce gerçekten çok başarılı bir eser.

En sevdiğim söz şu oldu:
Peygamberler çoğunlukla öldürülür.

9/10

19 Beğeni

Dune ismi verilmesi bence kitaptaki her şeyin çölle alakalı olmasından kaynaklanıyor. Okuduğum zaman hep kendimi çölün ortasında zann ediyordum, o yüzden daha güzel isim konulamazdı derim. :slight_smile:

1 Beğeni

İsim çok güzel ona katılıyorum. Benimki sadece merak. :blush:

Arrakis fremenlerin dışındakilerin Dune’a verdikleri isim. Gezegenin yerlileri olan fremenler ise gezegene Dune diyorlar. Bu bilgiden yola çıkarsak, kitabımız da Paul’ün Muad’dib oluşunu ve özünde fremenlere katılması ve önderleri/peygamberleri olması konusu üzerine geliştiği için Dune olması çok daha uygun gibi göründü bana. :slight_smile:

4 Beğeni

Sıradaki çapraz okuma eserlerim.

9 Beğeni