Bugün Narnia serisine başladım. Ve güzel bir seri. İlk kitabını bitirdim ve ikinci kitabına başladım. Kitap çok akıcı ve çok beğendim.
10/10
Kitap, 4 çocuğun Narnia adlı bir ülkeye yaptığı yolculuk ve oradaki maceralarını konu alıyor. Kitabın sonu çok güzeldi.
İçinde tekinsiz kurmaca diye sınıflandırılan öykülerden oluşan bir kitap. Ben hiç bu tarzda bir kitap okumadığım için bir ilk olacak düşüncesiyle heyecanla başladım.
İçindeki hikayeler beni çok yordu. Bazı yerleri tekrar tekrar okuduğum oldu. Korku desen değil, gerilim desen değil tam olarak bir yere de oturtamadım. Arada güzel hikayeler yok değil ama geneli bana hiç hitap etmedi. Bazı öyküler yersiz uzatılmış, ayrıntıya boğulmuş.
Aslında Lovecraft ve Poe denemek istediğim yazarlardı ama bu kitaptan sonra en azından bir süre bu türden uzak durmaya karar verdim, önyargı oluştu. Belki de sadece bana hitap etmiyordur. 2/5
Tudorların Karanlık Tarihi nasıl sizce? Mümkünse içinden birkaç sayfa paylaşabilir misiniz?
Benim listemde de var bu kitap ama tarihsel açıdan ne kadar doğrudur emin olamadım. Yani bu konuda olumsuz yorumlar gördüğümü hatırlıyorum ama Tudorlara merakım olduğu için okumak istiyorum.
Kitabı okurken “Ne güzel masalsı bir dünya; çok sevimli ve macera dolu.” mu dediniz, yoksa “Çocuklar büyülü acımasız bir dünyada bir başlarına kaldılar şimdi hayatın sillesini yiyecek, kendileri de bu dünyaya ayak uydurmak zorunda kalacaklar.” mı dediniz?
Belirttiğiniz gibi okuması kolay değil çünkü tuhaf kurgu, hem de çok…
Ancak China Mieville gibi masalsı anlatıma alışınca nispeten daha rahat okunuyor.
En çok hangi hikayeyi beğendiğinizi çok merak ettim? İlk hikayeye hayran kalmıştım, Lovecraft’ımsı olarak tanımlayabileceğim en yakın hikaye olarak bana hitap etmişti.
Arkadi & Boris Strugatski - Tanrı Olmak Zor İş kitabını okudum.
Strugatski Kardeşlerin okuduğum ilk kitabıydı. Kitap insanlığın 9 kıtadan oluşan başka bir gezegende, tıpkı kendisine benzeyen ama henüz ortaçağ devrinde olan başka bir insan ırkı bulması ve buraya “gözlemciler” yollamasını konu alıyor. Bu gözlemcilerden biri olan Anton yani Dom Rumata’nın gözlemcilik yaptığı Arkanar Krallığında sanat ve sanatçılık büyük oranda yasak. Eğer devletin çıkarına değilse kişinin okuma yazma bilmesi de yasak. Bu şartlar altında Dom Rumata’nın dünyadan gelmiş ve bu krallıkta bir asilzade hayatı yaşayan biri olarak ülkedeki değişmelere ve birtakım olaylara şahit olması üzerine kurulu hikaye. Çok fazla spoiler vermeden anlatmaya çalıştım ama kitabın konusu hakkında bunları bilmeniz yeterli olacaktır.
Kitapla ilgili görüşlerimi söylemeden önce kitap hakkındaki eleştirilere değinmek istiyorum. Çoğu kişi kitabın üslubunun anlaşılması zor olduğunu, yazarların hikayeyi sürekli felsefik değerlendirmeler ile böldüğünü ve kitabı okumanın zor olduğunu söylemiş. Evet çoğu kitapta karşımıza çıkmayan ve felsefe dolu bir anlatımı var kitabın fakat kitabı okumanın zor olduğunu düşünmüyorum. Yazarların bu kadar ilgi çekici bir konuyu bu kadar ağır işleyip, konuyu iyi kullanamadıklarını da duymuştum. Buna kesinlikle karşıyım, yazarlar ele aldıkları konuyu gayet iyi anlatmışlar ve vermek istedikleri mesajı da net bir şekilde vermişler. Kitapla ilgili katıldığım tek eleştiri kısa olması. Yazarların okuması zevkli bir dünya kurguladıklarını düşünüyorum, bir 300 sayfa daha uzun bile olsa sıkılmadan okurdum şahsen.
Kitapla ilgili görüş ve deneyimlerimi aktaracak olursam da;
Kitabın ilk 50 sayfası biraz ağır ve sakin başladı, bölümler ilerledikçe konu tam da anlatılmak istenen yere geldi. Sonlarına doğru ise iyice can alıcı noktalara değindi. Kitap geçtiği dönem ve bulunduğu ortam gereği bilimkurgu ögelerinin yanısıra fantastik ögeler de taşıyor. Krallıklar, krallıkların birbirlerine yolladıkları casuslar, kılıç ustaları, haydutlar, tüccarlar, sınır çatışmaları,farklı askeri sınıflar, krallık entrikaları bolca mevcut kitapta. Kahramanımız Don Rumata’nın da bir dünyalı olarak bunlara ayak uydurmasını okumak oldukça zevkliydi.
Sonuç olarak kitabı beğendim. Kitabın üslubunu sorun etmeyip baştan sona sabırla okuyacak her okura da tavsiye ederim.
Strugatskilerin her kitabında bu eleştiriler var, ki eleştirenlerin görüşlerini de anlıyorum. Farklı şekilde de işlenebileceği hep söyleniyor ama bence o zaman Strugatskiler sıradan bilim kurgu yazarlarına dönüşürlerdi (çok başarılı konular seçmelerine rağmen). Yani kendi tarzları var adamların ve ben de bu tarzı seviyorum. Yine kitapları daha uzun olabilirdi eleştirisine de katılmaktayım ama bir yandan da nr gerekiyorsa o kadarını yazmışlar şeklinde düşünüyorum. Ülkemizde en fazla yüklenilen yazarlar arasında Strugatski kardeşler ama benim fikrim, kesinlikle haksızlığa uğruyorlar. Biraz emek istiyor felsefeleri ve kitapları ama gayet de değiyor buna. Ben kendi adıma çok seviyorum bu kardeşleri. Güzel bir yorumlama olmuş, elinize sağlık.
Toplu Öyküler serisinde sıra ikinci kitapta. Doğrusu ilk kitap kadar akıp giden, kendini elden bıraktırmayan bir derleme olduğunu söylemek zor. Bunda bu cilt içinde PKD’nin kariyerindeki ilk dört yıl içinde yazmış olduğu 27 öykünün olması büyük bir etken oluşturuyor.
İleriki yıllarda yazacağı daha müthiş mükemmel eserler için bir kedi gibi yatacağı aynı yeri, sürekli eşeledigini görebiliyoruz öykülerde. Öykülerin çoğunun benzerlikler, bağlantılar taşıması da yayımlanan öykülerin az gelir getirmesi ve bu yüzden sıfırdan dünyalar yaratıp ortaya yeni öyküler koymakla zaman kaybedileceğine, benzer yerleri eşeleyip seri öyküler çıkarmak yani geçim derdinden kaynaklanıyor.
Ve kariyerinin ilk zamanlarına ait öyküler olduğu için olaya yedirmek istediği felsefeler, fikirler ve duygular yemeğin içinde bazen şansızlık eseri öbek halinde duran tuz kütlesi gibi duruyor. İnsan, bu ağza gelen ani tuz kalıplarını hissedebiliyor öykülerde.
Yine de tepetaklak bakış açısı, ileride sık sık yapacağı ters köşelerin ortaya çıktığı ve potansiyelleri hâlâ içinde duran bu yüzden de bitince insanı derin düşüncelere daldıran öyküler var içerisinde. Hatta bir öykü filme bile uyarlanmış kitap ile aynı isimli. Kader Ajanları
İlk derleme kadar beni etkilemese de ondan bir veya iki puan aşağıda diyebilirim. Yeni başlayanlar ürkmesin diye ilk cildin bu kitap olmadığını bile düşündüm sonradan xd
Teşekkür ederim yorumunuz için. İlk kitabım olmasına rağmen Strugatski kardeşleri çok beğendim. Okuması ve anlaması, emek ve sabır isteyen yazarlar bence. Ama tam anlamıyla anlayanların büyük zevk alacağını düşünüyorum eserlerinden. Haksızlığa uğradıkları konusunda da sonuna kadar katılıyorum.
İlk hikayeyi ben de beğendim (Cümbüşçü)
Bunun dışında Alacakaranlığın Kayıp Sanatı ve
Dr. Thoss’un Dertleri’ni de beğendim. Bunlar belki de en az ‘tuhaf’ olanlardı.
China Mieville ilk kez duydum. Başlangıç için önerdiğiniz kitabı varsa alıp deneyebilirim.
Forumda China Mieville ne zamandır önerildiğini görmemiştim, en sevdiğim yazarlar arasında.
Arkadaşın başka önerisi olur belki ama ben Perdido Sokağı İstasyonu üçlemesi ile başlamıştım, yazarın hayal gücü beni etkilemişti. Bazı kitapların çevirisinde sorunlar var ama onları da M. İhsan Tatari tekrar gözden geçiriyor. En son Elçilik Kenti kitabını hazırlamıştı tekrardan.
Heinlein okuma etkinliğimizde son kitabımızı da bu ay okumuş oldum. Bu yazarı bir türlü okuma sırama alamamıştım ve sevgili @ElijahBaley sağolsun, bu etkinlik sayesinde önemli bir yazar eksikliğimi gidermiş oldum, kendisine çok teşekkür ederim. Kitap oldukça bilinen bir eser ve 60’lı 70’li yıllarda fazlaca akıma ilham kaynağı olmuş. Benim okumam biraz uzun sürdü, sene sonu olması ve biraz da dinler tarihi araştırmasıyla zaman geçirdiğim için. Türü açısından tanım gerekirse; bol miktarda mistisizm ve bilimsel fantazi sosuna batırılmış bilim kurgu diyebilirim. Felsefi açıdan anarşizm, agnostisizm ve mistisizm kitabımızda fazlaca yoğun. Ayrıca çok daha farklı bir kitap beklediğimi söylemem lazım. Beni şaşırttı bu kitap, biraz daha sorgulayıcı bir Ford Prefect bekliyordum ama Michael Smith karakterini buldum. Tıpkı diğer kitaplarında olduğu gibi Heinlein bu defa da Jubal Harshaw karakteri aracılığıyla bize bilgi ve fikirlerini sunuyor. Bu kitap BKK içerisinde çıkan diğer iki kitabına nazaran, anlatmak istediğini daha doğrudan söyleyen bir kitap. Yıldız Gemisi Askerleri’ne ve Ay Zalim Bir Sevgilidir’e göre biraz daha akıcı, açık ve anlaşılır; ancak uzunluğundan da dolayı (ki orjinalde 60.000 kelime daha uzunmuş Gaiman’ın dediğine göre) biraz da sıkıcı ve yorucu olduğunu düşünüyorum.
Kitaptaki tüm düşüncelere katıldığımı ve mistisizmini paylaştığımı söyleyemem ancak katıldığım görüşler de oldu. Mars’ta herhangi bir yaşam olmadığını (en azından şimdilik) biliyoruz ama kitabın da zaten bilimsel tutarlılık gibi bir derdi yok. Kitapla ilgili en büyük eleştirim ise kadınlara yaklaşımı. Malesef o görüşleri desteklemem mümkün değil. Bir de ilk yarısı çok başarılı giderken, ikinci yarıdan sonra evrildiği hal ‘acaba’ dedirtti. Başka şekilde de seyredebilirdi sanki ama sanırım yazar fikirlerini ifade etmek için böylesini daha uygun bulmuş.
Kısaca güzel bir okuma oldu ama ben YGA ve AZBS kitaplarını daha fazla sevdim.
Tanrının Dokuz Milyar Adı
Kitap ismi olarak sanırım en ilgi çekici isimlerden. Arthur C. Clarke’ın bu eseri 13 adet hikayeden oluşuyor. Hikayelerin bazıları açıkçası sıkıcı. Özellikle Clarke tarzını sevmeyenler için. Clarke biliyorsunuz aksiyon dozu yüksek kitaplarıyla tanınmıyor. Daha ziyade olayları yavaş yavaş işlemeyi seven bir yazar. Bence çoğu zaman bilim kurguya en gerçekçi yaklaşan isim kendisi. Clarke’ın hikayeleri genelde roman taslağı şeklinde, ki romanlarını da genelde hikayelerini geliştirip dizayn ederek ortaya çıkartıyor. Örneğin bu kitabın son hikayesi Uzak Dünyanın Şarkıları’nı, daha sonra uzun versiyonunu yazarak roman haline getirmiş. Yine diğer kitaplarına esin kaynağı olan hikayeleri de görüyoruz burada. Ben en fazla Karanlığın Duvarı, Dünyanın Bütün Zamanı, Tanrının Dokuz Milyar Adı ve Uzak Dünyanın Şarkıları hikayelerini beğendim. Bilim kurgu ve Clarke sevenlere kitabı tavsiye ederim. Umarım yakın zamanda bu tarz eserlerin de tekrar baskılarını görebiliriz.
Herkese keyifli okumalar ve mutlu, sağlıklı yıllar dilerim.
Yara kitabı Perdido Sokağı’nın ikinci kitabı. Aslında üçleme devam kitapları gibi değil, farklı konular işleniyor ama yine de göndermeler olduğu için sırayla okunsa daha iyi bence. Kral Fare yanlış hatırlamıyorsam yazarın ilk kitabı. Kronolojik olarak okumayı severseniz ondan başlayabilirsiniz. Elçilik Kentinin yeni baskısıysa o da olabilir ama bana biraz ağır gelmişti. Kraken’i daha okumadım.
Uzaylılar dünyanın beş bölgesini ziyaret etmiş ve giderken geriye “atıklarını” bırakmışlardır. Bu atıklar, tüm dünyada bir gizem yaratır ve endüstri ve bilim çevrelerinin de odak noktası haline gelir. Atıkların bulunduğu yerler “bölge” olarak adlandırılarak karantina altına alınır ve bu bölgeler çevrelerindeki şehirleri ekonomik ve sosyal açıdan etkilemeye başlar.
Redrick Schuhart, bölgeden uzaylı atıklarını kaçırıp satan bir “stalker” yani bir iz sürücüdür. Çoğu insan gibi, hayatı yasak “bölge” tarafından şekillendirilen Red ve bilim insanı arkadaşı Kiril’in bir “zamazingo” elde etmek amacıyla buraya yaptıkları yolculuk ise beklenmedik olaylara sebep olur… Tarkovski’nin Stalker ismiyle beyaz perdeye uyarladığı felsefi hikâye de işte burada başlar.
Uzaylıların dünyaya yaptığı bu ziyaret bir piknikten mi ibarettir? Yoksa arkasında insan aklının alamayacağı bir gizem mi yatmaktadır?
DÜŞÜNCELERİM
Uzaylıların dünyaya bıraktığı çöpleri eşeleyen insanları anlatan bir hikaye. Resmi yetkililer bunu robotları kullanarak yapıyor. Stalkerlar ise ordu tarafından vurulmayı, tuhaf sıvılara batıp sakat kalmayı ve görünmez varlıklar tarafından öldürülmeyi göze alıyor. Peki neden?
“Bazen kendi kendime soruyorum, ne diye koşuşturup duruyoruz? Para kazanmak için mi? Ama bütün yaptığımız para kazanmak için koşuşmaksa parayı ne yapacağız ki?”
Alışık olduğumuz “Uzaylıları anlayabilir miyiz?” ve “Evrenin geri kalanı için insan önemli midir?” gibi soruların sorulduğu 3. bölüm ve ana karakterimizin vicdan muhasebesi yaptığı 4. bölüm en beğendiklerim oldu.
Konusuna bakıp Çernobil sonrasında yazılmıştır diyebilirsiniz ama değil. İçine çeken bir atmosferi var. Keşke daha uzun olsaydı dediğim kitaplardan oldu.
Kraken daha az masalımsı ve daha çok tuhaf kurguya meylediyor, o yüzden Kraken’ı seviyorum. Elimdekileri bitirabilirsem, tekrar okumak isterim (elimdeki kitapları bitirip, başka kitap almazsam, kısaca Amazon hunharca indirim yapmazsa )
Bu kardeşlerin yazdığı her şeyi ilginç, özgün ve güzel bulduğum halde hiçbir kitaplarını tatmin olmuş halde kapatamadım. Problem hikayeyi aktarma usulleri diyorum ama benden başka şikayetçi de yok sanki. Ben herkesin aksine bu kitap niye bitmiyor oluyorum ://
@Okuryorum Yaban Diyarlarda Yabancı’nın eski basım kapağı da tablo gibi be. Keşke basımı hâlâ olsa. :((