An itibariyle bitti ama muhtemelen zamanla birkaç kez daha okurum.

“Bir düşün içinde bir düş mü/Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?” düşler diyarının yaratıcısına sorarsanız öyle. Peki nerede biter delilik, nerede başlar hakikat? Yanılsama olamaz mı başa çıkamadığımız tüm bu korkular?
Anlaşılan Lovecraft da hayatındaki travmalarla ve onların yanında getirdiği korkularla baş etmek için kendi savunmasını, onları soyut bir ülkenin kurgusal objeleri olarak düşünmekte bulmuştu. Ama “iyi bir düşçü asla uyanmaz”. O yüzden gecenin karanlığında basit eşyaların gölgeleri bile insan dışı şeylerin varlığına dönüşmeye başladı, okuyup etkilendiği şeyler sayfalarda kalmadı. Gölgelerin kolları veya dokunaçları iyice uzadı, düşlerde geçirdiği zaman da iyice artınca gerçekliği ve düşleri ayıramaz oldu ve bizim bugün Lovecraft romanları ve öyküleri diye okuduğumuz kurgusal her şeyi aslında var olduklarına inanarak yazdı, diye düşünüyorum.
Bu yüzden de vermek istediği gerilim ve korku sentetik değil, akla hücum eden doğal bir hâl aldı. Yani okuduğumuz her şey korkuyla kapana kısılmış bir yüreğin sözleri. Bunun da yaratıcı yanını tetiklediğini düşünüyorum. Ve böylece göz göre göre tükenen bir yaşam ileride ün yapacak insanlara ilham kaynağına dönüştü.
Ve şahsi düşüncem onu böyle önemli biri yapan anlatımı değil, çünkü kendini çok fazla tekrar eden resmedişler var. Sürüklenme işlemini bazen hikaye bazen siz yapmak durumunda kalıyorsunuz. Onu bu kadar önemli yapan sanırım daha önce gidilmemiş, gidilse de dönünce hikayesi anlatılmamış karanlıklarda fener yakıp orada gördüğü anormal yaşam unsurlarını bize aktarmış olması.
Nedendir bilmiyorum Alfa içindekiler diye bir bölüm hazırlamamış. Okuyacak olanlar için içindekiler şöyle;
Delilik Dağlarında
Charles Dexter Vakası
Bilinmeyen Kadath’a Düş Yolculuğu
İki Novella
1- Innsmouth Üzerindeki Gölge
2- Zamanın Uçurumunda
Ferenc Molnár - Pál Sokağı Çocukları
Pál Sokağı Çocukları ve Kırmızı Gömlekliler adlı iki çocuk grubunun Arsa adı verilen bir top sahası için verdikleri mücadeleyi anlatıyor kitap. Her ne kadar yazar, kitabın isminden dolayı Pál Sokağı Çocukları’nın tarafını tutsa da yine de Kırmızı Gömlekliler grubunda olan çocukları kötü bir şekilde tanıtmaz bize. Her iki gruptaki çocuklar da hata yapsalar da özünde iyi birer çocukturlar. Yazar bu yönüyle pedagojik açıdan mükemmel bir kitap yazmış.
Çocuk kitabı diye okumamazlık etmemek lazım. Gerek çocuklar için gerekse de yetişkinler için kolayca okunacak ve okuyucusunu kolayca etkisi altına alacak bir başyapıt. Kitabın özellikle ergenlik çağındaki erkeklere okutulmasını tavsiye ederim.
Dirk Gently’nin Holistik Dedektiflik Bürosu
Douglas Adams’ın en az Otostopçunun Galaksi Rehberi kadar absürt ancak onun kadar espirili olmayan, yine de gayet eğlenceli bir diğer serisinin ilk kitabı. Kitabımız özünde bir bilim kurgu kitabı ama ortalarına kadar bunu belli etmiyor. İlk 50 60 sayfası biraz anlaşılmaz ve sıkıcı ilerliyor ama sonrasında olaylar yerine oturuyor ve çok akıcı, ilgi çekici şekilde devam ediyor. Bu yüzden baştan pes etmeyin, çünkü sonunda bence değiyor. Tabii İngiliz mizahı olduğu için yine anlamadığımız yerler ve göndermeler yok değil ama ona da yapılacak bir şey yok malesef.
Her ne kadar özünde bilim kurgu olsa da, kitapta fantastik ve doğaüstü olaylar da bulunduğunu ve temanın da dedektiflik hikayesi olduğunu söylemeliyim. Bazen ne olduğunu anlamak kolay, bazen de oldukça zor ve yine tüyolar olduğu kadar, süprizler de oldukça fazla. Özellikle sonu biraz karışık, anlamak için iki defa okudum o kısımları, bazen anlamak cidden zor oluyor Adams’ın kafasını.
Kitap Otostopçu kadar komik değil ama yine de ara sıra yüzünüzde gülümseme meydana getiriyor. Bir iki yerde de kahkaha artırmayı başarıyor (Douglas Adams’ın hastası olmamak elde değil). Kitaptaki bütün karakterleri ayrı ayrı sevdim, kitabı da - bir Otostopçu olmasa da - oldukça beğendim.
Biliyorsunuz Douglas Adams sevenler ve ‘henüz’ sevmeyenler olarak sınıflandırılır okurlar. Bu kitabı da tüm sevenlere önerirken, henüz sevmeyenlere de gelecek için tavsiye ediyorum. 
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yazarı tarafından iptal edildi. Silinmesini istemiyor, böyle kalsın. Kapladığı yer için özür diliyorum.

Yıla Ursula ile başlamak gibi keyifli bir tercih yaparak Yerdeniz serisinin 3. kitabı olan En Uzak Sahil’i okudum. Seviyeyi her kitapta bir tık yükselten serinin bu kitabında; Yerdeniz’in kuzeyinde, güneyinde ve batısında büyücülerin büyülü sözleri ve isimleri unutmasına, halkların garip davranışlar sergilemesine neden olan bir kötülük yayılmakta. Bu olaylar hakkında büyücülerin görüşünü almak üzere bilgeler adası Roke’a gelen Enlad’lı prens Arren ile bir şeylerin ters gittiğinin farkında olan Çevik Atmaca birlikte güneye doğru yola çıkarlar. Gittikleri yerlerde hep bu kötülüğün izlerine rastlarlar ve buldukları ipuçları onları bunun kaynağına götürür.
Ursula benim en sevdiğim yazar olma yolundaki birinciliğini epey sağlama almış durumda. Her okuduğum kitabından sonra bir kitabı daha bittiği için üzülüyorum.

Güzel bir fantastik eserdi.Birinci şahıs anlatıma başta ısınamasamda Fitz okuması zevkli bir karakter olduğu için alıştım.Diğer karakterlerde gayet güzeldi,Chade,Burrich,Verity,Patience vs.olay örgüsü fena değildi ama ilk kitap olduğu çok hissediliyor çoğu önemli olay neredeyse hiç anlatılmadı.Evren hakkında ufak tefek bilgiler edindik.geri kalan kitapları okumak için sabırsızlanıyorum.
Ayrıca geleceteki Fitz’i görmemiz hakkında ne düşüneceğimi bilemiyorum.İyi mi kötü mü ?Birde bu kitap sanki tek kitapmış hikaye sona ermiş gibi bitti Sonsözde oda ilginç 
4/5
Verity, Patience, Regal gibi isimleri çevirmemelerine sevindim.
Devam serisinin çevirisi hakkında bir bilgi var mı?
Bekledikleri satış miktarına ulaşırlarsa basacaklarmış.
Bu satarsa o da gelecek tarzı bir şey söylemişlerdi.
BÜTÜN İSİMLER - JOSE SARAMAGO
Kitap başlarda çok ağır bir şekilde ilerliyor ama bir yerden sonra kendinizi merak içinde kitabı elinizden bırakamayacak bir şekilde buluyorsunuz. Konusu; Nüfus Kayıt Merkez Arşivinde çalışan Don Jose’ nin ünlü kişilerle ilgili gazetelerden koparttığı kupürlerin arasına meçhul bir kadının fişinin karışmasıyla beraber kendisini saplantılı, paranoyak bir şekilde bir bilinmezin peşinde koşarken buluyor.
Davetsiz Sesler - Lori Schmiller kitabını okuyorum şu an daha başındayım gerçi bakalım iyi gidiyor konusu ilgi çekici.
Publius Flavius Vegetius Renatus - Roma Savaş Sanatı
“Bir ordu nasıl kurulur?”, “Nasıl savaşılır?” vb. askeri alandaki birçok soruya cevap veren teknik olarak yazılmış güzel bir kitap. Antik dönemlerde geçen, savaşla ilgili bir kitap veya fantasitik bir kitap yazmak isteyenlerin bu kitabı okumasını tavsiye ederim. Sun Tzu’nun Savaş Sanatı gibi herkese hitap eden bir kitap olmadığı için bu kitabı, Roma’ya veya savaşlara yeterince ilgi duymayanların okumasını pek önermiyorum.
Kitabın yazarının askeri alanda bir kariyeri yok. Kendisi kendi döneminden önce yazılmış kitapları derleyerek bu kitabı yazmış. O yüzden kitapta kusurlu olan ve yeterince anlatılmayan kısımlar var. Kitabın eksik yönlerini gidermek için Ksenephon’un Anabasis - On Binlerin’in Dönüşü adlı kitabını da okumanızı şiddetle öneririm.
Bu kitabı okuduktan sonraki ilk düşüncem, zamanda yolculuk yapıp bir generalin bedeninde uyanacak olursam eğer başarılı bir şekilde savaş yönetebileceğim oldu.

Bir yıldır özellikle son dönem önemli öykü kitaplarını okumaya çalışıyorum. Melisa Kesmez ve Mahir Ünsal Eriş’i ön plana çıkarmıştım. Bu listeye Ömür İklim Demir’i de eklemek yerinde olacak. Yeni çıkan romanı Kum Tefrikaları’nı da yakın zamanda okumak istiyorum.
Sissoylu, Son İmparatorluk - Brandon Sanderson
Uzun zamandır kitaplığımda duruyordu, son zamanlarda çok yorum karşıma çıktığı için okuyayım dedim. Şu an 200. sayfaya yeni geldim. Ve soruyorum, bu muydu yani bu kadar tantana ve övgünün sebebi? Fantastik edebiyatın prensi, yaşayan en iyi fantastik yazarı, çok özgün vs. vs.
Kitap sanki Rpg oyunu gibi başladı, kitabın başlangıcı rpg oyunların ilk 2-3 saatindeki sinematikleri izlemekten farksız. Güçlerinin farkında olmayan bir ana karakter ve tesadüf eseri karşılaştığı bir akıl hocası ona güçlerini kullanmasını öğretiyor. Bunun neresi özgün?
Gelelim övüle övüle bitirilemeyen “özgün büyü sistemine”, arkadaşlar hiç mi rpg, mmorpg oynamadınız? Büyü sisteminin neresi özgün allah aşkına, aktif ve pasif skiller var karakter potion kullanır gibi skill kullanıyor. Sokağa çıkmadan pasif skillerini kullanıyor ve bu skill uzun süre ona avantaj sağlıyor. Bunlar masa üstü rol yapma oyunlarından tutun, mmorpglere kadar neredeyse her oyunda olan şeyler.
Yazar kitabı evet çok güzel kurgulamış yarattığı evrene diyecek sözüm yok ama edebi olarak derinlik neredeyse sıfır, kitap son derece akıcı okunuyor ama edebi keyif alamadım hiç.
Fantastik edebiyata yeni başlayacaklar keyif alabilir belki ancak 2-3 kaliteli seri bitirmiş kişiler için çok basit kalacaktır bu kitap. Kitabı bitirmeden yorum yapmam ne kadar doğru olur diye düşündüm ama eleştirdiğim kısımlar ilerleyen sayfalarda değişebilecek şeyler değil. Yine de kitap bitince fikirlerim değişirse yorumda belirtirim.
Serinin en çarpıcı cildi. Birbiri ile bir bağı yokmuş gibi durup küvetin içini dolduran tüm o Sandman hikâyeleri, birilerinin küvetin giderini açması sonucu mutlak sonlarına doğru çekilmeye başlıyor. Ve su azaldıkça giderdeki minik anafor daha da hızlanıyor. Ciltte bu akıcılıkla sizi sürüklüyor.
Rastgele ailelerin evlerinden, rastgele alınmış aile albümlerinin fotoğrafları gibi birbiriyle hiçbir bağı olmayan tüm o hikâyeleri, ezelden beri aynı şiirin mısraları gibi bir bütün haline getirip güzel bir finalle de bitirdi Neil.
Ve Sandman-9 'un da sonsuzlardan biri olduğunu öğrendik bu arada. Çünkü sonsuz sayfa olmaktan bir sayfa eksik sadece.
Düşler diyarı artık merhametli ellerde değil, bu belki de daha iyi oldu belki de olmadı. Siz yine de düşlemdeyken dikkatli olun.
Büyü sisteminin özgünleştiği evrelere ilerde denk gelirsiniz diye düşünüyorum. Ama öyle ahım şahım bambaşka bir şey de beklememekte yarar var tabii.
Diğer düşüncelerinize katılıyorum. Ben de bir hevesle başlayıp hayal kırıklığıyla kapatmıştım arka kapağı.
Bence büyü sistemi zekice kurgulanmıştı. Dünyası da yaratıcı sayılabilir ama şu sözünüze kesinlikle katılıyorum:
Goodreads puanı kitaba göre aşırı yüksek bence.
YA akıbeti sanırım bu ya. Ben de cidden şaşırmıştım bu nasıl bu kadar puan almış diye.






