Okuma listemde iyi bir teşvik olacak okumam için
Kitabın arkasında yazarın sonsözü yer alıyor, ama böyle bir bilgi yer almıyordu. Kitapta yer alan ekmeğin fiyatını bile o döneme uygun olsun diye narh defterlerinden araştırmış, kitabı adeta nakış gibi işlemiş. Koskoca tarihçiler bile kitabı tarihi olarak değil de edebi olarak eleştirebiliyorlar ancak. Dediğiniz gibi ebced hesabı kullanılmış olabilir, eğer kullanılmışsa kitabın gözümdeki değeri artar. Kullanılmamışsa da o kadar da önemli bir şey değil, çünkü ebcedin kullanılmasını gerektiren bir konusu yok.

Yıllar önce Momodan sonra bu yazarın diğer kitaplarına neden devam etmemişim bilmiyorum. Geç olsun güç olmasın diyelim, kitabın içerisinde 8 harika öykü var. Hiyakelerin her biri birbirinden farklı ama bir nokta da birbirlerine bağlı bir evin odaları gibi hissettirdi bana.En çok şu hikayeyi sevdim diyemiyorum çünkü hepsini ayrı bir keyif verdi. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir yazar.
Şuan yeni baskısını yapan bir yayın evi yok sanırım. İleride pegasus yapar herhalde yazarın diğer iki kitabını orada çünkü.

Bu kitaba poker face olarak yani ifadesiz bir yüzle başladım, başladığım gibi de bitti. 
Kitap maalesef klişelerle dolu. Tabi hedef okuyucu kitlesi nedir, kitaplar ne zaman yazılmış onu bilmiyorum, dolayısı ile hedef kitle içinde değilsem beğenmemem normal ve bu, kitapların hepten kötü olduğu değil, bana hitap etmediği anlamına geliyor.
20 sene önce okusam beğenir miydim? Bir ihtimal. Sonraki kitaplara şans verip vermeyeceğimden de emin değilim. Belki diğer kitaplar çok daha iyi, çok değişiyor filan gibi yorumlar okursam olabilir ama şimdilik öyle bir niyetim yok. Kadim eşyalar ve satirler ufak da olsa bir şeyler vaat ediyor ama dediğim gibi, önce bir iki olumlu yorum okumam lazım.
Sonuç olarak, bu kitap çok daha iyi yazılabilirdi. Tamamen aynı öykü, daha farklı bir anlatımla 7 hatta 8 puana ulaşabilir. Mesela Ende’nin Momo kitabı da görece çocuk kitabı ama anlatımı ve alt mesajları o kadar güzeldi ki çok severek okumuştum. Bu kitapta ise bunlar eksikti maalesef. Dolayısıyla bu haliyle 6 bile etmiyor ne yazık ki. O yüzden kitaba puanım 5.
Tabi hedef okuyucu kitlesi nedir, kitaplar ne zaman yazılmış onu bilmiyorum, dolayısı ile hedef kitle içinde değilsem beğenmemem normal

Planın içindeki plan, hilenin içindeki hile ve Dune içindeki Dune.
İlk kitabın fantastik çekiciliği, serinin beşinci kitabında yeniden ortaya çıkıyor. Belki komik olacak ama kitabı en net ifade edecek cümle, Dune’da kartlar yeniden dağıtılıyor olabilir. Hakimiyeti ele geçirmek isteyen birçok güç odağı görüyoruz kitabın başında. Her güç odağı bir katman olarak hikayeye derinlik katıyor iyice. Ve her sayfada düğümün biraz daha çözülüp olayların nasıl sonuçlanacağını merak ede ede kitabı bitiriyorsunuz.
Bu kadar fazla güç unsuru olunca haliyle kitapta hayatta kalma mücadelesi verilen anlar çoğalıyor. Ve o anların aktarımı film sahnesi gibi geçti benim gözümden hep ve etkilendim doğrusu. Hele Miles Teg karakteri. Sanırım çoğu kişinin Dune serisinde en sevdiğim üç karakter listesini baştan düşünmesine sebep olacak bir karakter.
Sadece kitabın başlarında bahsettiğim katmanlar insanı biraz yoruyor ve kitaba girmek biraz güç hale geliyor, en azından bana olan buydu. Beşinci kitaba kadar geldiyseniz o kadarına da göz yumarsınız zaten.
Yazarı tarafından iptal edildi. Silinmesini istemiyor, böyle kalsın. Kapladığı yer için özür diliyorum.
Demian
Hermann Hesse yine bir kendini arama hikayesi ile bizlerle. Ben Hesse okumayı çok seviyorum, okurken her paragrafta düşüncelere dalıyorum. Herkesin seveceği bir yazar değil ama herkesin anlayabileceği bir felsefeye sahip. Kitap, tıpkı diğer kitaplarında olduğu gibi, önceleri normal bir hikaye ile başlıyor, devamında alabildiğine mistik öğelerle, olağan üstü bir anlatıma kavuşuyor. Demian biraz Bozkırkurdu’nu, biraz Knulp’ı anımsattı bana. Ana karakterimiz Emil Sinclair’ın onlu yaşlarıyla başlıyoruz ve yavaş yavaş büyürken karakterimizin değişimini takip ediyoruz. Gençliğine geldiğinde ise mistisizm ve doğu felsefesiyle harmanlanmış, kendini bulma öyküsüyle karşılaşıyoruz. Tabii bu yolculukta, yaşanan değişimde baş rol Demian isimli arkadaşı. Özellikle çocukluk döneminde yaşananlar çok sempatikti ve yüzümde gülümsemeyle takip ettim olayları.
Gerek genel mesajıyla, gerek kurgusuyla, gerekse edebi dili ve lezzetiyle ben çok sevdim bu eseri. Tabii son dönem bilim kurgu ağırlıklı okuma yaptığım için bu tarz okumaları özlemişim, onun da etkisi oldu bu kadar sevmemde.
Özellikle Hesse’yi daha önce okumuş ve sevmiş olanlara tavsiye ederim.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Vâkıf Ve Imparatorluk
Daha yeni 30 dakkika önce bitirdim. Her açıdan ilk kitaptan daha iyiydi. Sadece kitabın sonu ile ilgili bir şey aklıma takıldı o da,
Bayta salak mısın? Niye önce Katır’ı öldürüp sonra ruhbilimci’den 2. Vâkıf’ın yerini öğrenmiyorsun? Umarım Spoiler ile ilgili olarak inşallah ben bir yeri kaçırıp yanlış anlamamışımdîr.
Bu arada @JrThoth kardeşimiz uyarmıştı ben yine uyarayım kesinlikle kitabın arka kapak yazısını OKUMAYIN.
Dune serisine başlayacaktım bu yorum aklıma gelince Üç Cisim Problemi’ne başladım.
Üç Cisim, Dune’u bile solladı.
Umarım beğenirsiniz.

Unutamayacağım, tekrar okuyacağım bir kitap oldu.
Arkadaşlığı, cesareti, birlik olmayı, savaşı, liderliği, çocuk vicdanını, çocuk merhametini anlatan harika bir kitaptı.
Herkes kendinden ve çevresinden bir şeyler bulabilir bu kitapta.
Nemecsek’in ölümü çok dokunaklıydı.
Boka’nın elçiler ile savaş kurallarını konuştuğu yeri ve savaş sonrası düşmanların birbirlerine olan saygılarını gösterdiği yeri okurken çok keyif aldım.
Dünyanın bütün çocukları Pál Sokağı’ndandır!
Şu kitabı görüyorum hep ama kapağı o kadar kötü geliyor ki gözüme sürekli erteliyorum. Bir de ithakinin kitap kapaklarını ödüllerle, referanslarla reklam panosuna çevirmesine aşırı gıcık oluyorum.
İthaki’yi, kapağı, ödülleri hepsini bir kenara bırakırsak kitabın kendisi ve üçleme bir başyapıt.
Ben de üçüncü kitabın çevirisi için uzun süre beklemiş ve yakın zamanda okumuştum, gerçekten okunması gereken kitaplar arasında olduğunu düşünüyorum.
Anna Burns - Sütçü
Kitabın başında romana hemen hızlı bir giriş yapıyorsunuz. Konu 1970 yıllardaki İrlanda’da geçiyor. O dönemde yaşanan zorluklar, aşırı dedikoducu insanlar içinde sisteme aldırmayan bir kızımızın hayatını anlatıyor. Şu an için 75. sayfadayım, anlatım tarzının gerçekten zorlayıcı olduğunu söylemeliyim.
Karakterlerin hiçbirinin gerçek ismi yok genellikle takma adları ile anılıyor(belki-erkek arkadaş, ortanca-kız kardeş vb.). Kesinlikle hızlı okunacak bir kitap değil, araya başka bir kitap alıp ara vereceğimiz bir kitap. Sayfalarca paragraf başı olmayan cümleler biraz bünyenizi sarsabilir. 
Şu ana kadar ki tek sorun hikayedeki kızın ablasının eşine kayınbirader diye hitap etmesi olarak gözüme takıldı.
Bakalım ilerleyen günlerde daha detaylı olarak yazarım.
Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar - Stefan Zweig
Zweig biyografi serisinin bu üçüncü kitabı benim serideki en beğendiğim kitap oldu. Aslında bunu pek beklemiyordum. Karakter seçimleri Üç Büyük Usta’da çok iyiydi. Bu kitap ondan daha iyi bana göre. Bir de Kendileriyle Savaşanlar’da biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Zweig’ın şu “hiç onun kadar böyle olmamıştır, şöyle hissetmemiştir” kalıbına sinir oluyorum. Bu kitapta da yine var. Çevirmen farklı olmasına rağmen yine cümle kalıbı aynı. Demek ki Zweig kaynaklıymış durum.
Casanova’dan dolayı insan şüpheye düşse de onun bölümü inanılmaz güzeldi. Ayrıca kitap bitince de Casanova’nın olmasını yadırgamadım. Stendhal’inki ise başta pek merak uyandırmasa da gittikçe ilginçleşen bir hayat hikayesi. Özellikle onun “ben-ci” yaklaşımını çok dikkate değer buldum. Yani Stendhal’in kafasının çalışma biçimindeki ve hayata bakışındaki o farklı tavır beni etkiledi. Kendisine, içine dönük değer yargılarıyla özel bir sanatçı Stendhal.
Tolstoy bölümü kitabın kalbi. Okuması biraz zordu ilk bölümlerini açıkçası. Biraz sündürülmüş ve fazla tahminde bulunulmuş. Başlarda resmen sıkıldım ama özellikle bir gününün anlatıldığı bölüm ve sonrası muazzamdı. Çok beğendim.
Üçlemeyi tamamlamaktan mutluyum. Okuma hızını biraz düşüren, yoğun bir seri ancak tavsiye ederim.

Okuma etkinliği kapsamında başladığım Dune serisinde 3.kitaptayım nihayet. Severek okusam da ilk 2 kitabın temposunu yakalayamadım malesef Dune Çocukları’nda. Sürekli bi felsefe, sürekli bi bilmişlik
. İkizlerin yetişkin tavırlarını canlandıramıyorum hayalimde belki ondan tam adapte olamadım. Alia bambaşka, Jessica bambaşka. Bakalım nereye varacak bu kitap.

Bildik hikaye, bildik olaylar ama enteresan bir son. Bir çırpıda bitebilecek anlaşılması kolay bir kitaptı. Bu tarz kitapları seviyorsanız tavsiye ederim. Filmini daha önce izlediğimden okurken hep film sahneleri canlandı gözümde. Benzer yönler olsa da ikisinin birbiriyle çok da alakası yokmuş bunu söyleyebilirim.
Yazarı tarafından iptal edildi. Silinmesini istemiyor, böyle kalsın. Kapladığı yer için özür diliyorum.
Sadece 4. kitabı bekle, tüm duaların kabul olacak. Umarım dayanabilirsin xd
Valla ben 5. kitabı’ da bitirdim fakat hala o beklenen noktaya gelemedi seri. 3.kitap ile beraber, serinin gücü aşağıya doğru gidiyor gibi geliyor bana. Sürekli kendini tekrar eden felsefi terimler, sürekli aynı döngü etrafında dönen olaylar falan. Bir türlü o beklenen zıplamayı yapamıyormuş hissiyatı uyardı bende. Hatta 3 kitapta seri tamamlasaymış, daha iyi olurmuş diye de düşünmeden edemiyorum. Son kitap kaldı. Son kitapta da göreceğimiz son ile beraber, ilk 3 kitapta yarattığı etkiyi yakalayamayacak diye düşünüyorum.



