Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Uzun zamandır düzenli olarak kitap okuyamıyordum. 3-5 saatte okunup bitirilecek türden ince kitaplar okuyordum. Kitaplığın karşısına geçip hangi kitabı okusam diye bakınıp sonrasında “boş ver, sonra okurum” diye vazgeçip soluğu laptopun yanında alıyordum. 2020’nin sonuna doğru bir karar aldım. Artık kitaplarla karşılıklı bakışmamızı sona erdirip okuma aşamasına geçecektim. İki haftalık bir gecikmeyle kararımı uygulamaya başladım.
İlk olarak Funda Özlem Şeran - Phobos kitabına başladım. Oldukça ince bir kitaptı. Ne yazık ki beklediğim gibi çıkmadı. Dolayısıyla yarım bırakmak zorunda kaldım.
Şu anda Olcay Gökmen - Uzay Lordları’nı okuyorum. Bugün kaldığım yerden devam ettim. 200 sayfa okumuşum. Kitabın bitmesine 230 sayfa kalmış.

7 Beğeni

image

Işık Tanrısı - Roger Zelazny

@Lezek’in tavsiyesi ile biraz geç de olsa Işık Tanrısı’nı okudum. Onun orijinal hikayelere merakını bildiğim için bu kitabın da benzer şekilde farklı bir özelliği olduğundan emindim, öyle de oldu. Ben şu ana kadar çok fazla olmasa da okuduğum tüm Post-Apocalyptic ¶ kitapları sevdiğim için, PA bilim kurgu olan Işık Tanrısı’nı da çok sevdim. Ama baştan uyarayım, biraz zor bir kitap (nedenlerine aşağıda değineceğim).

Aşağıda sürpriz bozana aldıklarım bana göre sürpriz bozan değil, hatta kitaba başlamadan önce okunursa okuma zevkine faydası da olur düşüncesindeyim. Yine de “Kitapta anlatılan her şeyi kendim çözeceğim, yardıma ihtiyacım yok.” diyen olabilir diye düşünerek gizledim.

Dünya’nın yok oluşundan çağlar sonra, uzak bir gezegende yeni bir koloni oluşturuluyor. Buraya varan ilk insanlar teknolojinin yardımıyla bilimi tekellerine alıyor. Reenkarnasyon yöntemini de geliştirerek (vücut değiştirme) kendilerini ölümsüz kılıyor ve Hint panteonunun bir benzerini geliştirerek gezegene hükmediyorlar. İnsanlar özellikle cahil bırakılıyor (tanıdık geldi mi?) ve baskıcı bir sistem kullanılarak halk yönetiliyor. Teknolojide çok ileride oldukları için de halk bunları sihir zannederek bu sözde-Tanrılara tapınmaya başlıyor. Her baskıcı sistemde olduğu gibi düzene karşı çıkan birisi çıkıyor ve aralarındaki savaş başlıyor.

Kitap toplamda 7 bölüm. İlk bölüm aslında kronolojik olarak son bölüm. Sonraki 5 bölüm ve 7. bölümün ilk kısmı ilk bölüme bağlanıyor. 7. bölümün sonu ise kitabın da kronolojik olarak son kısmı. Hani filmlerde bir iki dakika bir şeyler anlatılır da sonra “7 gün önce” diye yazı çıkar ya, bu kitap da tam olarak öyle. Tabi bunları açık bir şekilde anlatmıyor Zelazny, o yüzden ciddi kafa karışıklıklarına yol açıyor. Okurken aklınızda olursa bence kitaba daha rahat hakim olursunuz.

Yukarıda neden zor dediğime gelecek olursak, Zelazny bu kitapta Hint mitolojisini kullanmış. Benim konuyla ilgili bilgim çok az olduğu için bir ara okumaya ara verip Hint Panteon’unu araştırmıştım. Okumak isteyenlerin benim gibi bilgisi azsa okumadan önce Hint mitolojisini biraz olsun okumaları çok faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca yine temposu görece düşük bir kitap. Daha aksiyon temelli bir kitap arayan varsa bu kitap öyle bir kitap değil. Leibowitz için Bir İlahi’ye benzettim okurken, onu sevenler bu kitabı da sevecektir diye düşünüyorum ama bu kitap bir tık daha zor Leibowitz’e göre.

Kitapta yapılan her şeyin bilimsel bir temeli olduğu söyleniyor ama anlatılanlar daha çok fantastik ögelere benziyordu benim gözümde çünkü pek fazla bilimsel açıklama yoktu kitapta. Ayrıca gidilen gezegende bulunan ve şekil değiştirebilen “demonlar” da yine fantastik yaratıklara benziyordu. Bu kitabı bilim kurgu soslu post apocalyptic bir fantastik olarak sınıflandırmak daha doğru geldi bana.

Kitapta en çok Taraka ile Sam’in ortak deneyimlerini sevdim. Birbirlerinden etkilenmeleri ve iyi ve kötüyü birbirlerine aktarmaları bana göre bu kitaptaki en iyi deneyimlerden biriydi. Onun haricinde ivmecilik doktrinini de yazarın güzel işlediğini düşünüyorum.

Kitaba notum 8.5/10. İncelememi kitaptaki en sevdiğim sözle bitirmek istiyorum müsadenizle:

Eğer görmek istemezsen, bir ayna bile seni sana gösteremez.

29 Beğeni

images (1) (2)

Cennet Çayırı

Steinbeck okumayı özlemişim gerçekten. En son Bitmeyen Kavga’yı okumuş, beğenmemiştim; Cennet Çayırı ile tekrar barışmış oldum üstatla. O kadar sevdim ki kitabı, iyi ki okumuşum dediğim, hatta en sevdiğim kitaplar arasına girdi. Kitapta 12 adet birbiriyle bağlantılı hikaye mevcut. Her hikaye Cennet Çayırı denilen bir arazide geçiyor. Kimisi ütopik fikirlerle, kimisi hayatın koşuşturmasından bunalarak, kimisi de yeni macera amacıyla gelmiş bu yere. Her bir hikayeyi ayrı ayrı çok sevdim. Bütün karakterleri özenle oluşturmuş Steinbeck. Okurken keşke ben de böyle bir yerde yaşasam diye düşünmeden edemedim. Kitabın dili sade ve hafif mizahi yazılmış. Her okura hitap ediyor. Herkese tavsiye ediyorum.

images (1) (1)

Paris Ve Londra’da Beş Parasız

Yine çok sevdiğim bir yazardan, çok beğendiğim bir kitabı daha bitirmiş oldum. Son okuduğum üç yazarın - Hesse, Orwell ve Steinbeck - aynı dönemlerin isimleri olmasıyla da, bu dönemin ne kadar kaliteli olduğunu tekrar anlamış oldum. İki savaş arasında, dünyanın belkide çıldırdığı zamanlarda yaşamış ve bu olaylardan ciddi etkilenmiş; bu sayede edebiyatta üst düzey bir olgunluğa ermiş isimler bunlar. Çok keyifli bir süreç oldu benim için.

Kitaba gelirsek, kitap adından da anlaşıldığı üzere iki büyük şehirde berduş olarak, aç kalarak, yatacak yer, yiyecek ekmek arayarak hayatta kalmanın zorluklarını anlatıyor bize. Otobiyografik kurgusal bir düzeyde başlayıp; bu insanların sorunlarının nasıl çözülebileceği fikirleriyle sonlanan bir kitap. George Orwell kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı kitap, insanı ciddi şekilde düşündürüyor ve sorgulatıyor. Tabii Orwell’ın o müthiş muzip anlatımı da göz kamaştırıyor. Özellikle Paris ayağını çok beğendim. Diğer kitaplarından çok daha akıcı buldum bu eseri. Gerek hikayesi gerekse anlatımıyla bayıldım diyebilirim. Tüm edebiyat severlere tavsiye ettiğim bir diğer kitap oldu.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

24 Beğeni

Yükselen Dünya’nın Savaşlarının 3.ve son kitabına geçmiş bulunmaktayım.Muhteşem, tek kelimeyle yani.Lıcıa abla teliflerini başka bir yayınevi alsa da,bütün külliyatını bassa.

11 Beğeni

İthaki BKK içerisinde okuduğum ikinci kitaptı bu -Cesur Yeni Dünya’nın ardından. Oldukça zor bir okuma olduğunu hatırlıyorum.

Kahramangiller’den bunun hakkında kısa bir inceleme okumuştum daha sonrasında, sizinkine benzer şeyler söylüyor.

Gaiman’ın Amerikan Tanrıları’na esin kaynağı olmuş. İlerde sakin kafayla tekrar okumayı düşündüğüm kitaplardan biri.
Bu kitap için söylenmiş sözlerden biriyle bitireyim:
“İlk okuyuşunuzda şaşırırsınız, ikincisinde anlarsınız, üçüncüsünde zevk alırsınız.”

6 Beğeni

Beni bu kitap kadar zorlayan başka bir kitaba denk gelmedim. Eserin kendisi zaten zorken çevirisi hiç akıcı değildi, cümleler çok havada kalıyordu. Tek yarım bıraktığım kitap sanırım ama yorumunuzu okuyunca tekrar bir okuyasım geldi. Bir ara yine gözden geçireceğim.

Ben de sizin gibi yarım bırakmıştım ama ilk önce bu kitabı okuduktan sonra kitap daha anlaşılır oldu. :slightly_smiling_face:

5 Beğeni

George Orwell’ın bu kitabı okuduklarım arasında en beğendiğim kitabı olmuştu :slight_smile:

2 Beğeni

Bu da okuma sıramdaydı, o zaman dediğiniz gibi ilk bunu sonra da Işık Tanrısı’nı okuyayım.

1 Beğeni

Hocam, Paris ve Londra’da Bel Parasız’ın üzerine bir de Jack London’ın Uçurum İnsanları adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

2 Beğeni

Listeme ekledim, teşekkür ederim hocam. Paris Ve Londra’da Beş Parasız’da da London’a ve Amerika’daki berduşluğa değiniyor Orwell.

@J.S ben de sanırım en çok bu kitabını sevdim, bir de Saramago sever olarak sana Steinbeck’in Ay Batarken kitabını önerecektim ne zamandır, hazır Steinbeck okumuşken önereyim onu da. :slight_smile: Steinbeck’in kendi tarzından farklı bir eseri ve Saramago havadı vermişti bana okuduğumda.

2 Beğeni

Sonra bir bakayım ona. Sonraki alışverişimde listeme alabilirim :slightly_smiling_face:

1 Beğeni

Çok aşırı zorlanmadım ama biraz da benim okuyuş tarzımla alakalı. Alt metinleri, felsefesini okurken anlamak gibi bir derdim yok, o yüzden bazen kafam karışsa da tahammül edilemeyecek seviyeye çıkmadıkça devam ediyorum okumaya.

Eğer ön araştırma yapılmadıysa ve Hint mitolojisine de hakim değilseniz ikinci okuma ilkinden daha çok tat verir diye düşünüyorum, hatta kitabı okurken “bu kitap ikinci okumada kesin daha leziz olur” diye düşünmüştüm. @BiblofilYouTube’ın Goodreads yorumunu okudum, o da böyle düşünüyor.

Çeviriyle ilgili hiç problem yaşamadım, Üç Cisim’in aksine düşük cümleye de pek denk gelmedim.

Öncesinde biraz mitoloji okumakta fayda var. Dediğim gibi ben kitaba ara verip yarım saat kadar Hint mitolojisi okuyunca her şey daha sağlam ilerledi.

6 Beğeni

Ben de yarım yamalak bilgimle okumuştum ama okurken ufak ufak araştırıp not tutmuştum. Hemen ardından da Hint mitolojisi hakkında bir kitap (Mit ve Mitya - Doğu Batı Yayınları) okudum.
Sonuç olarak pantheonu o kadar çok beğendim ki hala bu konuda kitaplar alıyorum.
Işık Tanrısı da çok müthiş bir kurguydu benim için. Mitoloji, fantastik ve bilim kurguyu bir arada okumak çok hoşuma gitmişti. Hala en sevdiğim kitaplar arasındadır. :slightly_smiling_face:

2 Beğeni

Ben o panteonu hiç bilmiyordum okurken, sadece kulak dolgunluğu vardı. Dediğim gibi, yarım saatlik bir okuma bile okuma zevkini (en azından benim için) katladı.

Mitolojiden ziyade kurguyu ve anlatmaya çalıştığı şeyi daha çok sevdim aslında.

Başka bir gezegende koloni kurabilecek teknolojik seviyeye gelmesine rağmen gücü elinde bulunduran azınlığın, çoğunluğa uyguladığı yönetim şeklinin şu anda da birçok örneği var. Yani uzaya da gitsek, insan özünü değiştiremiyor. Ayrıca her baskıcı rejimde birisi çıkıp örgütleniyor. Sanırım bu kurguyu seviyorum, yani ezilen kısımdan bir kahraman çıkma olgusunu seviyorum.

Ben fantastik soslu bilim kurgu okurken bir şekilde kendimi daha rahat, daha konforlu hissediyorum. Ayrıca Clarke’ın dediği de doğru (ki bu kitapta şahit olduk):

Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.

2 Beğeni

2001: BİR UZAY DESTANI

KONUSU

Gizemli bir monolit, Ay’ın yüzeyinde gömülü halde bulunduğunda, bilim insanları büyük bir şaşkınlıkla bu monolitin en azından 3 milyon yıllık olduğunu keşfederler. Daha da hayret verici olan, ortaya çıkarıldıktan sonra monolitin Satürn’e doğru güçlü bir sinyal göndermesidir. Bu sinyalin kaynağını öğrenmek için Discovery yola çıkar. Discovery’nin tayfası en iyinin iyisidir ve yanlarında, onlara destek olması için bilinç sahibi süper bilgisayar HAL 9000 de vardır. Fakat Hal’ın programlaması insan zihnine biraz fazla benzemekte ve Discovery’nin her bir parçasının kontrolünü elinde bulundurmaktadır. Monolitin peşinden gitmek istiyorlarsa, bu psikotik bilgisayarla başa çıkmak zorundadırlar.

Arthur C. Clarke’ın Stanley Kubrick ile beraber geliştirdiği, filmle aynı zamanda yazılan bu klasik roman, uzay keşfiyle insan evrimini, yapay zekâyla insanın evrendeki yerinin sorgulamasını bir araya getirdiği kurgusuyla, bilimkurgu yazınında bir dönüm noktası niteliği taşıyor.

DÜŞÜNCELERİM

Açık açık söylüyorum, hayal kırıklığı. Öncelikle kitap bana inanılmaz kopuk geldi. Bitirince araştırdım ki, Clarke önceden yazdığı iki üç kısa öyküyü kırpıp kesip yapıştırarak yeni bir kitap yazmış. Elimdeki 250 sayfalık versiyonu şöyle tarif edeyim:

50 sayfa: Encounter in the Dawn öyküsü.

20 sayfa: The Sentinel öyküsü.

100 sayfa: Uzay istasyonu ve uzay gemisinin içi nasıl görünüyor, astronotlar nasıl yemek yiyor, nasıl duş alıyor ve güneş sistemimizi tanıyalım… Bu kısımlar kitabın çıktığı zamana göre oldukça akıllıca, fakat 2021’de okuyan ben sanki bana dört işlemin nasıl yapıldığı anlatılıyormuş gibi hissettim.

50 sayfa: Neydi bunun amacı dedirten bir robot isyanı hikayesi. Ana konuyla bağlantısı vardır herhalde dedim ama hayır. Yolculuk buraya kadar inanılmaz sıkıcıydı biraz aksiyon ve gerilim eklensin diye yazılmış.

Son 30 sayfa: Çocukluğun Sonu finalinin bir değişiği, ama yarısı kadar epik değil.

Yani işin aslı bu sadece 100 sayfalık bir hikaye. Keşke filmini izleseydim dediğim bir kitap oldu.

21 Beğeni

Hocam dikkatiniz için teşekkür ederim.

Şöyle demiştim:

İlk okumamda 3 yıldız verdiğim bu kitap muhtemelen bir sonrakinde 4 ve üçüncüde 5 yıldız alacaktır zira tek okumayla anlaşılacak bir kitap değil. Hint mitolojisi ve budizme hakim olmayan benim gibiler için sudan çıkmış balığa dönmek an meselesi. Öncesinde Siddharta’yı okumanız öneriliyor ki bu doğru ama ben onu okuduğumda da pek anlamamıştım. Konuya hakimiyet çok önemli. Bir yerden sonra reenkarnasyonlara zaman kaymalarına kayıtsız kalıyor ve anlamadan okumaya başlıyorsunuz.

3 Beğeni

İyi bir değerlendirme olmuş. Bu kitabı uzun zaman önce bende okumuştum ama hem okumakta zorlanmıştım hem de anlamakta zorlanmıştım. Bir daha okumalıyım dediğim kitaplardan biri

Yazarı tarafından iptal edildi. Silinmesini istemiyor, böyle kalsın. Kapladığı yer için özür diliyorum.

10 Beğeni

Lütfen filmini de izleyin. Ne düşüneceğinizi çok merak ediyorum.