Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

Az önce alınacak kitaplar listeme eklemiştim.

Az önce 3. Kısım bitti. 4 gündür okuyorum. Aslında cilt olması nedeniyle gözümü korkutmuştu. Okuyamam sanmıştım. Ancak evrenin içine dalınca bu endişeler uçup gitti :slight_smile: Douglas Adams’ı öncelikle Doctor Who ve Dirk Gently’den dolayı çok severdim. Şimdi daha da çok sever oldum. Bunu bitirip hemen Kuşkucu Somon kitabını da okuyup filmini izleyeceğim.

19 Beğeni

Adsız2

RICARDO REIS’İN ÖLDÜĞÜ YIL - JOSE SARAMAGO

Kitabı 4-5 gün gecikmeli bitirdim :smiley: Kitabı okurken çok keyif aldım. Jose Saramago, Fernando Pessoa karakterlerinden biri olan Ricardo Reis’e yeniden hayat vermiş. Fernando Pessoa’nın öldüğünü öğrenen Ricardo Reis 16 yıl sonra Portekiz’e geri dönüyor. Ricardo Reis’in hayatının çok kısa ama dolu dolu olan kısmına dahil oluyoruz. Bu süre zarfında sık sık Fernando Pessoa ziyarete geliyor ve sohbetlerini okumak çok keyifliydi. Tabii bir yandan Ricardo Reis’in hayatını okurken bir yandan Avrupa’da faşizm rüzgarları esiyor. Almanya’da Hitler, Portekiz’de Salazar, İspanya’da Franco, İtalya’da Mussolini iktidara gelmeye başlıyor ve yazar bu yaşanan olayları, karışıklıkları, kaosu kendi yorumuyla güzel bir şekilde bize aktarıyor.

25 Beğeni

Raymond E. Feist - İmparatorluk Üçlemesi - 1. Kitap İmparatorluğun Kızı

imparatorlugun-kizi

Raymond E. Feist’ın Janny Wurts ile birlikte kaleme aldığı üçlemenin birinci kitabı bitmek üzere.

Tsuranuanni İmparatorluğu’ndaki Acoma Klanı, rakiplerinin ihanetine uğrayarak ailenin reisini ve varisini kaybeder. Böylece bir manastırda eğitim görmekte olan Mara -ailenin hayata kalan yegane üyesi- yeni Acome Leydisi olarak toprakların başına geçmek zorunda kalır. Henüz toy bir genç kız olan Mara, zekasını ve danışmanlarını kullanarak acımasız Konsey Oyunu’nda Acoma’yı ayakta tutmak ve ailesinin intikamını almak zorundadır.

Kitap, Gediksavaşları serisinin ilk iki kitabı ile aynı zaman aralığında geçiyor, fakat diğer serilerin aksine sadece Tsuranuanni ile sınırlı. Janny Wurts’un kitaba katkısı entrika ve özellikle de Mara’nın karakteri üzerinde açıkça belli oluyor. Feist her zamanki gibi iyi bir öykücü ve anlatımı sıkmıyor, tempo orta karar ilerliyor.
Serinin ilk kitabı maalesef artık uçuk fiyatlar dışında bulunmuyor. Ben de internet üzerinde bulunabilen bir kaynak üzerinden çok göze batan çeviri hatalarını düzeltmeye çalışarak daha okunaklı bir versiyon oluşturdum. Dileyenler özel mesaj atarsa pdfini yollayabilirim.

14 Beğeni

Sadece Tsuranni içindeki entrikalara mı odaklanmış yoksa Midkemia ile olan gedik savaşları anlatılıyor mu?
Fantastiklik dozu diğer kitaplara kıyasla ne durumda?

İlk kitap sadece Acoma etrafında dönen entrikaları anlatıyor. Diğer iki kitapta da Tsurani etrafında dönecek tüm olay diye biliyorum, yalnız Pug bir noktada dahil olabilir çünkü hangi kitapta olduğunu anımsayamasam da Mara’dan bahsediyor kısacık da olsa.
Kitapta fantastik öğe olarak sadece bir yüce -seriye aşina olanlara tanıdık bir isim- tarafından yapılan tek bir büyü var sadece.

2 Beğeni

GÖZLERİNİN ARDINDA - SARAH PINBOROUGH

Arka kapak yazısıyla sıradan bir ihanet kitabı olduğunu düşünerek ertelediğim bir kitaptı. Netflix dizisinin geleceğini ve fragmanını gördüm. Doğrusu, fragmandan konu ile ilgili hiçbir şey anlayamadım. Fakat eli bıçaklı bir kadının psikopatça hareketlerini görünce, benim tarzım diyerek aldım kitabı raftan.

Patronuyla ilişki yaşayan bir kadının, aynı zamanda patronunun eşiyle de arkadaş olması ile başlıyor ve evli çiftteki tuhaflıklar ile ilerliyor. Bazı paranormal olaylar ile birlikte bir gizem çözülmeye çalışılıyor.

Konu ile ilgili daha fazla araştırmaya girmemenizi öneririm. Çünkü öğreneceğiniz her yeni bilgi heyecanı kaçırabilir.

Kitabın ortalarına doğru biraz tekdüzelik hakimdi. Fakat olayların açığa çıkmasını merak ettiğim için okumayı sürdürdüm. İyi ki de sürdürdüm, çünkü kitabın sonu inanılmaz şok ediciydi. Hem de üst üste birkaç kez şok yaşadım. Son 10 sayfa gerçekten güzeldi.

Bu sona gelene kadar olan sıkıcılığa da son sayfalarda hak verdim. Çünkü puzzle parçaları başka nasıl birleştirilebilirdi, daha heyecanlı nasıl yazılabilirdi, bilemiyorum.

Genel olarak beğendim. Beklentimi karşıladığını söyleyebilirim.

Dizinin nasıl olacağını tahmin edemiyorum. İzlediğimde onun da karşılaştırmalı yorumunu yapmak isterim.

Fragmanı izlemek isteyenler için de buraya ekliyorum:

12 Beğeni

THE DARKNESS THAT COMES BEFORE (THE PRINCE OF NOTHING #1)

KONUSU

İlk Kıyamet’in üzerinden 2000 yıl geçti ve insanların düşünceleri kaçınılmaz olarak daha dünyevi meselelere yöneldi…

Deneyimli bir büyücü tarihi düşmanını arıyor. Askeri bir deha İmparatoru için dünyayı fethetmeyi planlıyor, ama kendi taht hayallerinden ödün vermeden. Bin Tapınak’ın ruhani lideri toprağı kafirlerden arındırmak için yeni bir kutsal savaş başlatıyor. Sürülmüş bir barbar şefi onu rezil eden adama karşı intikam arıyor. Ve bu dünyaya eşi benzeri görülmemiş bir adam adım atıyor; kadın erkek, imparator köle demeden herkesi kendi gizemli amaçları için kullanacak.

Fakat dünya felaketle yüzleştiğinde insanların, hatta büyük insanların, kaderinin önemi olmayabilir. Taht oyunlarının ve din savaşlarının gölgesinde antik bir kötülük yeniden uyanıyor. 2000 yıl sonra Na-Tanrı dönüyor. İkinci Kıyamet yaklaşıyor, ama unutulmuş düşmanlara karşı duvar öremezsiniz…

DÜŞÜNCELERİM

Seri hakkında önceden bildiklerim grimdark türünün hem çok beğenilen hem de çok tartışılan bir eseri olduğu yönündeydi. Savaşlar, taht oyunları, casuslar ve barbarlar derken Buz ve Ateşin Şarkısı, Kadim Kanunlar, Traitor Son Cycle gibi eserlerin denginde bir kitapla karşılaştım.

POV sayısı bazı serilerde gördüğüm kadar aşırı değil, ve karakterlerin iç sesleri de oldukça farklı olduğu için isimler birbirine karışmadı. Çoğu karakteri beğendim, ana karakter özellikle gizemli ve merak uyandırıcıydı. Kitapla ilgili en büyük şikayetim kadın karakterlerin POVlarının pek de hoş olmayan türlerden cinsellikle dolu olması. Genelde erkek karakterler arasında çatışma çıkarmak için kullanılmışlar. Beni ana hikayeden koparan bu dramların devam kitaplarında ilginç bir yere bağlanmasını umuyorum.

Dünyası ise oldukça büyük, ama yazar ufak dozlarda tanıttığı için takip etmesi kolaydı. Çoğu grimdark eserin aksine low fantasy değil, büyücüler ve insandışı varlıklar büyük bir rol oynuyor. Bir kutsal savaşı konu alması nedeniyle bazı noktalarda Haçlı Seferleri ile bağlantı kurmak mümkün, ama gözünüze batacak kadar değil.

Sonuç olarak ilk paragrafta bahsettiğim serileri sevdiyseniz The Prince of Nothing’e de şans vermelisiniz. Umarım bir gün çevirisini görürüz.

23 Beğeni

images (3)

Jaguar Kitap’tan okuduğum 3. kitap olan Felaketzedeler Evi’ni de çok beğendim. Jaguar nasıl yapıyorsa yapıyor nerede güzel bir kitap var buluyor, çok güzel bir şekilde çevirip titiz bir editöryal süreç ve nefis kapaklarla yayımlıyor. Ayakta alkışlıyorum Jaguar’ı. :slight_smile: Kitaba gelirsem, konusundan bahsetmeden şunu demek istiyorum: Karamsarlık, sefalet ve yıkımla dolu bu kitap.Okuyanın içinde bir anlamsızlık hissi, yenilmişlik duygusu bırakıyor. Buna rağmen okunmalı. Sağlam bir metin. Oldukça akıcı ve ilgiyi sürekli ayakta tutan da bir yapısı var.

Laputa Kitap yavaş yavaş, küçük küçük ama çok önemli kitaplar yayımlıyor. Bugüne kadar çeşitli öykü derlemelerinde öykülerini okuduğum E.F. Benson’un 5 öyküsünü içeren bu kitabı da merakla okudum. İçindeki öyküler korkuseverler için çok çekici olmasına rağmen çeviri ve redaksiyon da epey bir sıkıntı olmasından dolayı kitaptan alınan zevk baltalanıyor maalesef.

21 Beğeni

Etkinlik kitaplarından birisi ve askeri bilim kurgu türünde olan Ender’in Oyunu’nu bu kadar seveceğimi düşünmüyordum. Başından sonuna bir çırpıda okunan, harika bir kitap.

Konusu aslında görece basit. Böcek denilen Dünya dışı varlıklar saldırıda bulunmuş, bu saldırı büyük kayıplar verilse de atlatılmış ve yeni bir saldırıda komuta etmesi için genç beyinler aranmakta. Bu süreçte de gerek fiziksel gerek de psikolojik olarak bireyler sınırlarının ötesinde zorlanıyor. Zaten kitabın güçlü yanı da bu psikolojik savaş.

Kitabın adını başta yadırgadım ama kitabı okuyunca anladım ki çok isabetli bir seçim olmuş. Bunun haricinde kitap içerisindeki oyunları başta zihnimde canlandırmada sorun yaşadım ama filmi olduğu için açıp bir iki sahne izledim. Sonrasında çok daha güzel oturdu kafamda. Şimdi de tüm filmi izlemeyi düşünüyorum.

Ender’in psikolojisini birebir hissettiren, onla empati kurulmasını sağlayan, baştan sona heyecan seviyesi bir an olsun düşmeyen ve sonu mükemmel olan çok güzel bir kitap. Uzun zamandır sonu bu kadar güzel bir kitap okumamıştım. Notum 9 hatta 9.5/10. Bilim kurgu severlere kesinlikle tavsiye ediyorum.

30 Beğeni

Yeni bitirdim. Açıkçası 7 kitaplık serüvende en az beğendiğim kitap olmuş olabilir. Hatta benim bilmediğim bir tür ara kitap mı diye düşündüm. Hikaye ilerliyor elbette ama zorlama şekilde ilerlediğini düşünüyorum. Karakterlerimizin anlamsız hareketler yapması, faydasız kızgınlıkları serinin genel akışında ki karakter gelişimine ters düşüyor. Kaos Lordu’ndan sonra bu biraz heyecanımı düşürdü.

12 Beğeni


BİTTİ.:tornado:

Gözüne, hile içine hile içine hile kaçmış bir çöl gezegeni Arrakis’ten Fremen fanatiği olarak çıktım. Kum yürüyüşlerinin ustası olmak hiç kolay olmadı. Vahşi Yaradanların dikkâtini çekmemek için adımlarımı Usûl’ünce ayarlamak gayet zordu. Kumların titreşmesi, uzaklardan gelen fısıltının artması bilinçaltımdan gelen “korku katilidir aklın” telkinleri ile karşılık buldu. Baharatın kokusuna alıştıkça söylediğim
When the night has come
and the land is dark
And the moon is the only light well see
When I want be affraid
No I wont be affraid
Staaanndd byy meee… sözler yeterli oldu, o başka. :smiley:
Karakterlerin hepsini adeta Bene Gesserit eğitimi almışcasına incelerken Hawatçı olduğumu inkâr edemem. En çok onu sevdim.
Şimdi on gümleyicilik yoldan gelse ikinci Ay’ın mavi ışığında ufukta kaybolan iki kumsüvarisi olsak misal… ah.

27 Beğeni

Dune okuyorum ve çok susuyorum. Bir yerlere su depolamak lazım gibi geliyor bana bu aralar. :sweat_smile:

9 Beğeni

Pastoralya - George Saunders (Çeviri: Niran Elçi)

Hayat insanı gerçekten garip yerlere sürükleyebiliyor. Hikâyeler de öyle. Saunders’ın Pastoralya’sının ev sahipliği yaptığı hikâyeler, kurmacanın çarpık doğasının sınırlarında at koştururken bu garip, kaleydoskopik sürüklenme hissi zihninizi ele geçiriyor. Saunders, kitaba ismini veren Pastoralya’sında edebi türlerin ve zaman-mekanın ayarlarıyla oynayarak bize gerçekliğin doğasını, gösteri toplumunu ve distopik olasılıkları sorgulatan bir melez-kurgu sunarken çikolatalı gazozlarımızı yudumluyor ve devlet babanın kirli çamaşırlarını karıştırıyoruz. Winky hikâyesinde eski Roma klasiklerine meraklı bir "kişisel gelişim uzmanı"ndan hayatlarımızın içlerine sıçılan birer yulaf kasesi olduğu metaforu olduğunu öğrenip büyük çaresizliklerimizle yüzleşirken; Deniz Meşesi’ni okurken prototipleri altüst edip, Amerikan rüyasını mezardan kalkan fakir cesetlerle yerle bir ediyor, Joysticks striptiz kulübünde erkek bedenlerini metalaştıran bir "yeni normal"in prizmasından süzülüp kendimizi bir kurgusal çarpıntı içinde kaybediyoruz. Firpo’nun Bu Dünyadan Göçüşü’nde çocukluk travmaları mantraya dönüşürken, Berberin Mutsuzluğu’nda sıradanlığın çarkında sıkışıp kaldığından bihaber anti kahramanımızın trajik hayatından bir güldürü bildirgesi çıkarıyor; Şelale hikâyesinde gündelik kahramanlıklar izinde dünyanın ya da kasabanın ya da kasaba-dünyanın sonundaki uçuruma kulaç atıyoruz. Saunders tüm bu hikâyelerde bizi Amerikan gotiğinden doğup preapokaloptik dünyamızda emekleyen çarpık gerçeküstü sıradanlıklarımızla yüzleştirirken ritmi yitirmiyor, tekrara düşmüyor ve o kendine özgü mesafeli tavrı sayesinde didaktikliğe kurban gitmeyen bir objektifliğin kollarında göğe yükseliyor. Saunders, ağzınızdaki naneli şekerin iğrençliği ile sizi yüzleştirirken radyodan cızırtılı bir Patti Smith şarkısı yükseliyor. Günahlar işleniyor. İsa’lar öldüğüyle kalıyor.

16 Beğeni

Cihaz hangi model hocam sorabilir miym

1 Beğeni

517Rfn367eL.AC_SY400

YETENEKLİLER DÜNYASI - PHILIP K. DICK

İlk hikayeleri çok güzel olmasına rağmen yazarın üslubunun sürekli tekrarından mıdır yoksa konuların birbirine yakınlığından mı bilmem son öykülerde çok sıkıldığım bir kitap. Diğer Philip K. Dick öykü kitaplarında da aynısını yaşamıştım. Öykülerin arasına kitap sokuşturularak rahatça okunabilir. Sıkılmadan.

15 Beğeni


Sheridan Le Fanu - Carmilla

Düşüncelerim

Carmilla vampir edebiyatının ilk kitaplarında birisi. Dracula başta olmak üzere diğer vampir kitaplarına yol gösteren, esin kaynağı olan bir kitap. Kitapta bazı olaylardan fazla detaylı bahsedilmiyor. Hatta sonu da biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. Fakat bu durumu kitap türünün ilk örneklerinden olduğu için fazla sorun etmedim.

16 Beğeni

large_f48687cf5b52b1ea1e1ce4a58f3ae207

Karamazov Qardaşları/(Karamazov Kardeşler) - Fyodor Dostoyevski

Şu anda okuduğum bir kitap ama doğrusunu söylemek gerekirse çok fazla şey anladığım söylenemez. Anlamamamın sebebini de yaşım ve kitapta çok fazla Rusca kelimelerin olmasıyla alakalandırıyorum.Ama babam filmini izlediği için bana hep anlatıyor anlamadığım yerlerini. Bu yüzden kitaba devam etmek istiyorum. Belki babamı da bu vesileyle yıllar sonra yeniden kitap okumaya ikna edebilirim. :nerd_face:

large_7949257

Qara Qəhvə/(Acı Kahve)- Agatha Christie

Açıkcası çok beğendim. Kitap dedektif tarzında ve okurken insanı hiç yormuyor. Yazar öyle güzel, ayrıntıyla anlatmış ki, her şeyi okuyup bitirdikten sonra bir daha okumak duygusu yaratıyor insanda. İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu bu yılda.

26 Beğeni

1Q84’ün 3. kitabınıda okuyarak romanı bitiriyorum. Biraz son kitaptan birazda genel bir değerlendirme yapıp 1Q84 defterini -çok şükür- kapatıyorum.

Son kitapta diğer kitaplar gibi malum paralel temayı takip ediyor. Ek olarak hikayeye iki ana karakterin yanı sıra bir önceki kitapta tanıştığımız kısmen daha olay odaklı bir karakterin bakış açısı daha ekleniyor (İyi ki de ekleniyor yoksa cidden cinnet geçirecektim) Sonunda cevaplanmayan yerler kalmasına karşın iyi kötü bir yere bağlanıyor.

Genel duruma bakarsak ilk kitaptan bahsettiğim yazıda belirttiğim gibi oldukça ilginç karakterleri ve merak uyandırıcı unsurları ile ilginç şekilde başlayıp ağda gibi sündürülen bir hikayeyle karşılaşmak beni oldukça bunalttı. Kitabın sonlarına doğru artık “O kadar 1000 sayfayı okudum bari 250 sayfasını daha okuyayım da bitsin” diye okuyup bitirdim. Tüm bu durum odaklı karakter psikolojisi ilk 200-300 sayfa rahatsız etmese de bunun macun gibi 1250 sayfaya kadar sündürülmesi bir noktadan sonra hikayenin geri kalına olan merakınızı dahi yitirmenize neden oluyor.

Hikayede baştan sona süregiden bir “Nedir bu?, Acaba ne olacak?” durumu var ve haliyle okuyan kişi hikayenin anlamlı şekilde ilerlemesi için bu soruların bir cevap bulmasını beklerken, bahsettiğim gibi kitabın %90’ının oldukça temposuz, ağır ve ağda gibi sündürüle sündürüle ilerlemesi, okurken insanın sinirlerini oldukça geriyor.

Bunlar yetmezmiş gibi hepi topu kitapta 2 sayfa yer eden bir karakterin kıyafetinin kokusundan tutun meme ucunun sert mi yumuşak mı olduğuna kadar bunaltıcı derecede fazla detaya girmesi ve kitap boyunca çok rahat 10 defadan fazla tekrar eden kısımların çokluğu eklenince malesef Murakami’ye özel bir ilginiz yoksa okumak eziyete dönüşebiliyor.

Çok farazi bir örnek verirsem bir bölüm 20 sayfadan meydana geliyor ise bunun 16-17 sayfasında karakterin çocukluk anılarını, ilişkilerini, düşündüklerini, endişelerini, hislerini, japon toplumunun çarpıklıklarını vs. okurken kalan son 3-4 sayfada lütfedip bir yere gidip bir şeyler yapıp hikayeyi devam ettirebiliyorlar ki bazı bölümlerde bu bile olmuyor. Kendi açımdan oldukça sinir bozucu bir durum. Sanki 1000 küsür sayfa hiç bunları okumamışız gibi 1100’üncü sayfada dahi 50. defa aynı karakterin aynı çocukluk anılarına dönmek veya pencereden bakarken birşey hissetti mi hissetmedi mi? Ailesini affetti mi affetmedi mi? Karşısındakine cinsel istek duydu mu duymadı mı? muhabbetine maruz kalmak “Yeter artık yaa…” dedirtiyor. Öyle ki ana karakterin babasının kablolu tv tahsildarı olduğu, çocukken matematiğe çok yatkın olduğu, judoyu çok iyi yaptığı vs. kitap boyunda ben diyim 20 siz diyin 30 defa tekrar ediyor, 1000 küsürüncü sayfada dahi buna maruz kalmak bıkkınlık veriyor.

Kim ne düşünür bilmiyorum ama kesinlikle rafine bir iş değil. 300 taş çatlasın 400 sayfada okuyucuya rahatlıkla aktarılabilecek unsurlar don lasitği gibi 1250 sayfaya sündürülmüş. Özellikle yarısından sonra oldukça bunaltıcı bir okuma oldu.

İyi ki okumuşum dediğim bir kitap kesinlikle olmadı, okumasaymışım da kendi adıma hiç bir şey kaybetmezmişim.

24 Beğeni

Yazarı tarafından iptal edildi. Silinmesini istemiyor, böyle kalsın. Kapladığı yer için özür diliyorum.

16 Beğeni