Lev Grossman - Büyücüler Serisi
Puan 7/10
Serinin Konusu
Quentin adlı gencimiz zeki, çalışkan ancak hayatın çarkları arasında rahat edemeyen, kısmen bunalımlı bir karakterdir. Günlerden bir gün buna buna derler ki -tabi gizemli bir şekilde- sende büyü gücü var gel bizim okulumuzda oku. Bu da gider okur, bir de ne görür meğerse büyücüler aslında her yerde varmış ama normal insanlara belli etmiyorlarmış. Devamında arkadaşlar edinir, büyür, sevişir, bol bol içer sonra mezun olur. Ancak ve ancak büyü öğrenmek bile Quentin’in içindeki boşluğu doldurmaya yetmez.
İkinci kitapta birisi çıkar Quentin ve arkadaşlarına der ki bir düğme buldum bu düğme sizi Fillory’e (Narnia çakması) götürüyor. Bunlar atlarlar giderler Fillory’e. Ama bir bakarlar Fillory çocukken kitaplarda okudukları masal diyarı değil, acımasızlık düzeyi basbayağı gerçek dünyadaki kadar. Belirli önemli badireler atlattıktan sonra Quentin ve arkadaşları Fillory’nin kralları olurlar.
Üçüncü kitapta belirli olaylar yaşanır, Quentin Fillory’nin büyülü yapısına daha yakından şahit olur derken tekrar gerçek dünyaya gelir, Fillory’e geri dönmenin yollarını arar, geri de dönüp yarım kalan işini halleder fakat bu sefer bunu zorla dünyaya geri gönderirler. Gerçek dünyada Quentin kayıplarını geri getirmek için büyünün derinliklerine dalar. Derken Fillory’nin yok olacağını öğrenir ve gidip orayı kurtatır. Sonunda her şey tatlıya bağlanır.
Seri Hakkındaki Düşüncelerim
Grossman serinin fantastik kurgu temelini Harry Potter ve Narnia Günlükleri’nden araklamış. Bu durum beni diğer iki seriyi okumadığım için rahatsız etmedi ama okuyan arkadaşlara “e basbaya çalmış bu” dedirtebilir.
Kitabın edebi dilinde, akıcılığında ve olay örgüsünde sorun yok hatta iyi bile sayılabilir. Çok dikket etmesem de çevirisinde de sorun görmedim.
Seri hakkındaki öznel görüşlerime gelirsek, ben bu seriyi sevdim. Neden sevdim? Çünkü yazarın olaylara yaklaşımı sadece fantastiklikle sınırlı değil; en temelde ana karakterin güzel bir yere ulaşma çabası var, onun üstüne yan karakterlerin kendi anlam arayışları var, onun üstünde karakterlerin hem gerçek dünyada hem Fillory’de bir yere ait olamama hisler var. Bunların hepsi göz önünde bulundurulduğunda seri okuyucunun karşısına Narnia ve Hp çakması olarak değil, kendine özgü güçlü bir alt metine sahip, okuyucunun belirli şey üzerinde düşünmesini sağlayan kaliteli bir eser olarak ortaya çıkıyor.
Tavsiye eder miyim?
Evet herkese -özellikle farklı tatlar tatmak isteyenlere- ve beklentisini çok yüksek tutmayacaklara tavsiye ederim.
Muhtemelen seriyi tam anlamıyla açıklayamadım, sorularınızla birkaç şey daha ekleyebilirim.